[Fotoğraf: Reuters]

Yeni Flaman İttifakı (N-VA) partisinin davetlisi olarak Belçika’da bir konferans veren eski Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy ile ABD Başkanı Barack Obama ile arasında geçen ünlü bir konuşmaya yer vermek istiyorum. Obama, Normandia ziyaretinde Sarkozy’e, “Neden Türkiye’yi Avrupa Birliği’ne almıyorsunuz?” diye sormuş, Sarkozy ise Obama’ya cevap olarak “Değerli dostum Obama, bir tarafınızda Atlantik diğer tarafınızda Pasifik var. Kimse binlerce kilometreyi aşıp da topraklarınıza giremez. Kuzeyinizde de kutuplar var. Oradan da kimse gelemez. Tek sınırınız Meksika ve orayı da yüzlerce kilometre dikenli tellerle çevirdiniz. Şimdi Türkiye’yi neden almadığımızı anlıyor musun?” diye ifade etmiştir.[1]

Açıkca olmasa da, AB ülkeleri Türk’e ve Türkiye’ye karşı yapılmış hiçbir silahlı veya silahsız hareketi terör olarak tanımlamamaya özen göstermişlerdir. Oysaki onlara göre Terörün tanımı: herhangi bir Avrupalının sebep ne olursa olsun öldürülmesi ve öldürülmesine yardım ve yataklık etmektir. AB ülkelerine göre Türkiye’de 30.000’den fazla insanın öldürülmesi ve binlerce askerimizin şehit edilmiş olması ve bu vahşetin adı terör değildir.

Türkiye’nin binlerce insanın katledilmesinden ve şehit edilmesinden mesul bir bebek katilini idam etmek insanlık suçu sayılmaktadır. Fakat Almanya'nın başına yıllardır dert olan Baader-Meinhof terör örgütü liderleri 1972 yılında baskınla yakalanmış, dört yıl hapiste kalan terör örgütünün kadın elebaşı Ulrike Meinhof duruşmaya çıkacağı günün arefesinde hücresinde ölü bulunmuş, bir yıl erkek çetebaşı Andreas Baader ile üç teröristin de Ulrike gibi hücrelerinde kendilerini asarak öldükleri bildirilmiştir. Almanya bu 5 kişinin hapishanelerde, aynı zamanda, aynı cins silahlarla, aynı şekilde öldürmüş ve azılı teröristlerin intihar ettiklerini açıklamıştır. Almanların korkulu rüyası Baader-Meinhof terörizmi cezaevindeki topluca intihar (!) ile ebediyen ortadan kalktı. ‘’intihar ettiler’’ diyerek ilan etmesi insan hakları ile ilgili bir mesele olmamıştır. Ve yine Norveç’de 77 kişiyi katleden Anders Breivik 21 yıl hapis cezası ile adeta ödüllendirilmiştir. Ve yine Almanya’nın sözde terör örgütü ilan ettiği PKK’nın Suriye’deki silahlı kanadı olan PYD’nin Berlin’de ofis açması gözlerimizden kaçmamaktadır.

Malumunüz Türkiye AB ilişkileri ’bir yandan AB’nin, bir yandan Fransa’nın, diğer yandan da Güney Kıbrıs’ın koymuş olduğu bir takım “kıriterler/yaptırımlar/engeller”nedeniyle sürecin işlemesi ve hayata geçmesi de bir süreden beri fiilen askıya alınmış durumdaydı. Ancak Suriyeli mülteciler sorunu üzerinden yeniden AB Türkiye ilişkileri gündem kazanınca Türkiye’nin bu konuda AB özellikle Almanya tarafından Vizesiz serbest dolaşım vaadiyle adeta kandıralacağını,(!) bunun Türkiye’nin AB ile ilerleme konusunda bir dönüm olamayacağını, olayın tamamen çıkarlar ve menfaatler doğrultusunda geliştiğini dile getirmiştim.Bir yanda; Ankara'da 13 Mart'ta yaşanan terör saldırısından sadece iki gün sonra kurulan ve İstanbul'da bir bombalamanın emrini verdiği gerekçesiyle kırmızı bültenle aranan terör örgütünün Belçika'daki liderlerinden Remzi Kartal'ın basın toplantısı düzenlediği PKK terör örgütünün çadırına kayıtsız kalacaksın, hem de Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin Başbakanı Ahmet Davutoğlu'nun katılacağı Türkiye-AB Zirvesi sırasında.

Diğer yandan ise AB'nin Türkiye için vizesiz serbest dolaşım kararı ile ilgili önümüze koyduğu Terörle mücadele yasasının değiştirilmesi teklifi. Diğer yandan ise Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Tanju Bilgiç'in, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın terörle mücadele bağlamında AB’ye yönelik “Biz yolumuza gidiyoruz sen yoluna” sözleriyle ilgili, “Sayın Cumhurbaşkanı’nın ifadeleri çerçevesinde gerekli politika üretilir. Uygulamaya konulur”[2] diye 'düşük' bir açıklama ile Türk Dış Politikasının geldiği durum maalesef içler acısı ve çökmüş durumdadır. Anadoluda bir tabir vardır perşembenin gelişi Çarşambadan bellidir diye…

‘’Suriyeli Mülteciler Sorunu Üzerinden AB’nin, Denize Dönün ve Ölün Stratejisi’ adlı makalemde Türkiye’nin, AB ile olan ilişkileri konusunda; ‘’bir yandan AB’nin, bir yandan Fransa’nın, diğer yandan da Güney Kıbrıs’ın koymuş olduğu bir takım “ kıriterler/yaptırımlar/engeller”nedeniyle sürecin işlemesi ve hayata geçmesi de bir süreden beri fiilen askıya alınmış durumdaydı. Diğer bir konu olan “Terör örgütlerinin yarattığı istikrarsızlık ve güvensizlik ortamı” da Suriyeli mültecilerin Türkiye üzerinden AB’ne göçü tetikleyen unsurlar arasında olduğudur. O nedenle bölgedeki bütün terör örgütleriyle ayrım yapmadan ortak mücadelede bulunmamız gerekir ve bu durumu diplomatik olarak vurgulamamız gerekmektedir.’’[3] diye vurgu yapmıştım. Özellikle de “Suriyeli mülteciler” konusunda AB’nin Türkiye’ye olan ihtiyacı Alman Şarkiyat enstitüsü eski Başkanı ve Ortadoğu uzmanı Prof. Udo Steinbach’ın deyimiyle: “Türkiye, Avrupa’nın kabul edemeyeceği, başka bir dönemde de asla etmeyeceği bir pozisyondadır. Asla kabul etmeyeceği şeyler yapıyor. AB’nin Türkiye’ye olan ihtiyacının tek ve geçerli nedeni var oda mülteci krizi. Başka hiçbir nedeni yok. Denize düşen yılana sarılır diyorsunuz ya işte tam da öyle…Ama bu uzun vadeli bir strateji olmayacaktır.” Açıklaması aslında işin özünü bizlere net bir şekilde ifade etmekteydi. Tarihsel ve kültürel anlamda Yunan ve Roma kültürünün hakim olduğu Avrupa, Türkiye’yi hiçbir zaman bünyesine dahil etmeyecekti.

AB komisyon üyesi bir Avrupalı Diplomatın tanımıyla; Brüksel’de Suriyeli Göçmen Anlaşması’nın yapıldığı ve Davutoğlu’nun iyi bir hava yakaladığı günün akşamı Erdoğan’ın, Türkiye’de ekranlara çıkıp Avrupa’ya, ‘’anlaşmayı bozabilirim’’ anlamına gelen açıklamalarda bulunması ve TBMM’de milletvekillerinin dokunulmazlıkları ile ilgili yasa teklifi gündeme geldiğinde, Türk vatandaşlarının Avrupa’ya vizesiz serbest dolaşım hakkı için 72 ayrı kriteri sunmasına karşılık bir de Türkiye’nin ‘Terörle Mücadele’ yasasını değiştirmelerini istemesi AB’nin yıllarca beslediği ve desteklediği terörizm ve teröristlerden yana tavır takındığı çok açık değil midir ?

Bu durum karşısında Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Tanju Bilgiç'in, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın terörle mücadele bağlamında AB’ye yönelik “Biz yolumuza gidiyoruz sen yoluna” sözleriyle ilgili, “Sayın Cumhurbaşkanı’nın ifadeleri çerçevesinde gerekli politika üretilir. Uygulamaya konulur” [4] açıklaması ile başlayan ve Avrupa Birliği Komisyonu tarafından Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ve Dış İşleri Bakanlığı sözcüsünün yapmış olduğu açıklamaya istinaden, Schengen ülkelerine yapılacak seyahatlerde Türk vatandaşlarına vize muafiyeti verilmesiyle ilgili yapılan müzakerelerde, terörle mücadele kapsamında yaşanan tıkanmaya ilişkin "Ankara’nın Terörle Mücadele Yasası'nı değiştirmeyi reddetmesi süreci bitirmiyor"[5] açıklaması ise sürecin daha da kızışacağını ve sertleşeceğini göstermektedir.

Bunun üzerine Avrupa Birliği Bakanı Volkan Bozkır, yaptığı son açıklamada, "Vize serbestisi pahasına terör yasasını değiştiremeyiz. Biz son ana kadar bu çabalarımızı sürdüreceğiz. Sayın Cumhurbaşkanımızın başlattığı sürecin tehlikeye maruz kalmaması için bütün imkanları zorlayacağız. Cumhurbaşkanımızın direktifiyle Avrupa Parlamentosu ile vize konusundaki kararımızı vereceğiz" [6]diye konuştu. Bunun üzerine Türkiye’nin AB Bakanı Volkan Bozkır, Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ile AB Dış İlişkiler Yüksek Temsilcisi Federica Mogherini, Komisyon’un genişlemeden sorumlu üyesi Johannes Hahn’ın 4’lü siyasi diyalog toplantısı, Alman basınına göre, AP’nin tavrından sonra “ileri bir tarihe ertelendi”. Bild gazetesine göre De Maiziere “Erdoğan’ın kriterleri yerine getirmeye niyetli olmadığı aşikar. Kriterler yerine getirilmezse vize mecburiyeti kalkmaz” açıklamasının altında büyük olasılıkla ilk etapta Suriyeli Mülteciler Sorunu üzerinden yapılan anlaşma gereği AB’nin mülteciler için verdiği 3 milyar avro geri istenecektir.

Zira 25 OCAK 2016’da Türkiye’yi ziyaret eden AB Yüksek Temsilcisi Federica Mogherini, AB’nin Türkiye’ye Suriyeli sığınmacılar için vereceği 3 milyar euroluk anlaşma konusunda diplomatik ifadelerin dışına çıkarak “3 milyar euro, Türkiye’ye verilen cep harçlığı değil” [7] diyerek, paranın Suriyeli sığınmacılar için kullanılmasını bu sert mesajla dile getiren AB temsilcisi ayrıca yargı bağımsızlığı, Güneydoğu’daki operasyonlar, ifade özgürlüğü ile gösteri ve örgütlenme özgürlükleri konusunda da uyarıda bulunmuştu.

Ayrıca AB heyeti, Türkiye’nin “çözüm sürecine geri dönmesi” mesajı da vermişti. Şimdi tüm bu yaşananlar esasen belirli bir süreden beri gerek ‘Suriyeli mülteciler sorunu’ anlaşması, gerek ‘Geri kabul anlaşması’ gerekse de ‘vizesiz serbest dolaşım hakkı’ ile ilgili sürecin içinde gerçekleşen detaylardı ve sürekli bizlere bu işin devam edemeyeceğini, etse dahi Türkiye açısından değil de daha çok AB’nin çıkarları doğrultusunda ilerleyeceğini göstermekteydi.

[1] “Sarkozy’den Obama’ya: Türkiye’yi neden AB’ye almadığımızı anladın mı?”, http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/dunya/460095/Sarkozy_den_Obama_ya__Turkiye_yi_neden_AB_ye_alma digimizi_anladin_mi_.html , (Erişim Tarihi: 10.01.2016).

[2] http://www.gazetevatan.com/-gerekli-politika-uretilir–9430…/

[3] http://www.ulkucumedya.com/suriyeli-multeciler-sorunu-uzerinden-abnin-denize-donun-ve-olun-strate-12490yy.htm

[4] http://www.gazetevatan.com/-gerekli-politika-uretilir–9430…/

[5] http://t24.com.tr/haber/ab-komisyonu-turkiyenin-terorle-mucadele-yasasini-degistirmeyi-reddetmesi-sureci-bitirmiyor,340134

[6] http://t24.com.tr/haber/ab-komisyonu-turkiyenin-terorle-mucadele-yasasini-degistirmeyi-reddetmesi-sureci-bitirmiyor,340134

[7] http://www.sozcu.com.tr/2016/gundem/ab-temsilcisinden-3-milyar-euro-yorumu-1059346/

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner211