Bundan dört sene önce, Olay Gazetesi'nin 25 Eylül 2012 târihli nüshasında yazdığım yazıya şu cümlelerle başlamışım: "O'nu, vefât ettiği gün -23 Eylül 2012'de- Büyük Câmi'de kıldığımız öğle namazını müteakip, Samsun Kıranköy Mezarlığı'nda ebedî yolculuğuna uğurladık. Otuz yıla varan dostluğumuz, sayısız hâtıralarla doludur."

Sayısız hâtıralar!..Onların içinde ne muhabbetler, ne sıkıntılar, ne çatışmalar, ne istişâreler yok ki!..
Otuz yıl nasıl su gibi akıp gitti ise, bu dört yıl da, öyle su gibi aktı gitti!..Yalnız şu var ki, O, gülüşleri, sitemli bakışları, üzüntülü hâlleri ve daha nice tavırları ve şiirleriyle hep aramızda oldu!..

En sıkıntılı anlarında bile, elinden geldiğince memleketin durumunu düşünür, hâl çâreleri arar, istişâreyi severdi. Bu sebeple; onun, dâimâ düşünceli, dâimâ bir şeylerle meşgûl olmaya çalışan mâsûm duruşunu arıyorum.

Taşhan'daki odasında, gazeteci-şâir-yazar Ali Kayıkçı'yla dostluğun verdiği muhabbetle yardımlaşması yanında, hemen hemen her sıkışık zamanında, telefonla beni arar: "Hoca, nerelerdesin?" der, ve bunun üzerine, ben de anlardım ki, Kemâlî Ağabey'in dertleşecek, kafa kafaya vererek iş hâlledecek birine ihtiyacı vardır, kalkar giderdim.

Taşhan, târihî vasfı yanında, O'nun, bütün zamanını geçirdiği, dostlarıyla buluştuğu bir mekândı.
Bir şiiri üzerinde düşünürken veya bir mevzû hakkında fikir yürütürken, kendisine, "Bu; şöyle, şöyle, şöyle olmalı...Böyle, böyle olursa, olmaz!.." dediğim zamanlarda, biraz sağa doğru eğik şapkasının altından beni göz ucuyla süzer, "Eh..sen, öyle diyorsan, öyle olsun!.." der, asla tartışmaya girmezdi.

Âşık Kemâlî Bülbül, zor bir hayat yaşadı. Fakat, şunu hemen ifade etmeliyim ki, hiçbir zaman, O'nun, bundan şikâyetçi olduğunu görmedim; bunu, kimseye hissettirmedi. Kendisi hakkında yazılan her müspet şeye -bir cümle bile olsa- fazlasıyla sevinir, ondan mes'ut olur; keyiflenirdi. Fakat, hakkındaki menfî sözlere ise, - kim ne derse desin- hiç aldırmazdı. Hak bildiği yolda yürürdü!..

Kafası, bütün zor şartlarına rağmen, hep, memleketin mes'eleliryle meşgûldü. Mücâdele adamıydı. Zorluktan kaçmazdı. Dînî ve millî hassasiyeti yüksekti ve bunlardan kat'iyyen tâviz vermezdi.

Âşık Kemalî Bülbül'ün 50. San'at Yılı münâsebetiyle 06 Mayıs 1997 târihinde yaptığım konuşmamdan - ki, bu konuşmam, Çağrı Dergisi'nin 45. sayısında da yayınlandı- bir bölüm naklederek O'nu anmak istiyorum:

"Bence, esas takdir edilecek bir başka husus daha var ki, o da, Âşık Kemâlî Bülbül'ün şiire başlama dönemidir. İsterseniz bu döneme bir göz atalım:

Âşık Kemâlî Bülbül, 1928 yılında Samsun'un Kavak ilçesinin Kozansıkı köyünde doğar. 1939 depreminde babasını ve birçok yakınını kaybeder. Bu sırada Kemâlî Bülbül onbir yaşındadır. İlkokulu

bitirir ve Samsun'a gelir. Tahsiline devam imkânı yoktur. Samsun'da "Ali Baba Gazetesi'nde muhabirlik yapmaya başlar.

Muhterem misafirler; işte bu noktada durup bir tespit yapmamız gerekiyor. Nedir bu tespit? O zamanki Samsun, ne bugünkü Sasun'dur; o zamanki Türkiye, ne bugünkü Türkiye'dir. Samsun, 1924 yılında il olmuş takriben yirmi yıllık bir vilâyettir. Nüfusu 30-35 bin var veya yoktur. Yâni, bir kasaba görünümündedir. Dolayısiyle, tıpkı Kemâlî Bülbül gibi, yaşamaya başladığı şehrin de hiçbir imkânı yoktur. Kavak ilçesinin Kozansıkı köyünden gelen, ilkokul mezunu çocuk denecek yaşta birisi muhabirliğe başlamaktadır.

Sâdece bu kadar mı? Hayır!..Âşık Kemâlî Bülbül, şiir de yazmaktadır. O kadar ki, henüz onsekiz yaşında iken, bu şiirleri , 1946 yılında "Kırık Sesler" adı altında kitap hâline getirecektir. Evet; tahsil ilkokul, yaşı onsekiz ve imkânları sıfır denecek durumda bulunan bu genç insanın maksadı neydi? Bunu çok iyi düşünmek ve ders almak lâzımdır. Bu târih, yâni 1946 yılı, O'nun kitap neşrettiği yıldır. Demek ki, Âşık Kemâlî Bülbül, şiir yaşı olarak elli değil, ellinin çok üstündedir.

Âşık Kemâlî Bülbül'ün bu dönemine ait "Kırık Sesler" adlı kitabından "Hülya" adlı şiirini sunuyorum:

Mehtapsız gecenin hülyalarında
Tefekkür iline daldım da geçtim
Kalbimi korkutan rüyâlarında
Feryadı teselli buldum da geçtim.
Derdimin dermanı bu kadar zor mu?
Düşünerek kaldım bitmiyor âhım,
Etrafımı saran alevsiz kor mu?
Istıraptan kurtar beni, Allah'ım!.."

Kemâlî Bülbül, dâvâsı olan bir âşıkımızdı. Allahü teâlâya ve Peygamber Efendimiz'e olan bağlılığı, şüphesiz ki, en öndeydi. Türk milletine âşıktı; ve O, Azerbaycan'dan Kerkük'e, Üsküp'ten Türkistan'a, Kıbrıs'a, Kırım'a...şiirleriyle uzanan bir kavi bilek'ti.

"Aslım Topraktan" başlıklı şiirinden bir bölümle sunarak, O'nu, tekrar rahmetle analım:

"Bana alkış tutup mağrur etmeyin;
Aslım topraktandır, toprak olacak...
Ölünce ölümü umur etmeyin;
Aslım topraktandır, toprak olacak...
Çekilen Besmele asıl sermayem
Anama babama evlâtlık payem
İnsanlığa hizmet gayretim gayem
Aslım topraktandır, toprak olacak...
Cenâb-ı Allah'ın emriyle geldim
O'nun varlığıyla düştüm yüceldim
Eskiden genç idi, şimdi kocaldım
Aslım topraktandır, toprak olacak...
(...) ÂŞIK KEMÂLÎ'yim, Samsun'dur ilim
Kavak'ta büyüdüm ilde değilim
Doğduğum köyedir kabre meyilim
Aslım topraktandır, toprak olacak..."

İnanmış adam!.. Rabb'im, kabrini cennet bahçesi eylesin!.. Nûr içinde yat!..
 
 
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner211