Adeta Allah'a Karşı Savaş Açıldı...
 
İHH Basın toplantısında Başkan Bülent Yıldırım : '' Ace'den,Amerika'dan,Arakan'dan Kürdistan'a kadar yardim götürüyoruz.
Biz yardım yaparken Türk-Kürt veya etnik dinsel ayrım yapmıyoruz Kürt sorunu ile ilgili rapor hazırladık,hazırlıyoruz.
Bizler,birikimlerimiz üzerine insani diplomasi ve arabulucu olarak inisiyatif alıyoruz bölgedeki teşkilatlarımızla birlikte Irak,İran ve Azerbaycan kürtlerinin de görüşlerini alarak bu raporu hazırladık.İHH'da her etnik yapının temsil kabiliyeti var.İHH'da 150 den fazla dil kullanılır.1935 yılında Gönen'de dillerin yasaklanması ile ilgili gazete küpürünü okuyor,belgede Gürcüce,Arnavutlukca,Pomakca gibi dillerin nasıl yasaklandığı anlatılıyor.Kavimler ve renkler Allah'ın ayetleridir,üstünlük değil, Kemalist sistem dilleri yasaklayarak Allah'a adeta savai açmıştır.İslam Dünyası kaosa sürüklenmeye çalışılıyor.İslam Dünyası Türk,Kürt, Arap ve Fars ortaklığına muhtaçtır.Kısa sürede oyunu bozmak için Kürt ve Türk ittifakı oluşturmak zorundadır.

Yürütülen çözüm sürecine ilişkin aylardır Türkiye'nin farklı bölgelerinde toplantılar düzenleyen İHH İnsani Yardım Vakfı bölgelerdeki tüm taraflar ile istişareler gerçekleştirdi. Aylardır süren çalışmaların ardından İHH İnsani Yardım Vakfı, içerisinde Çözüm Sürecine ilişkin görüşlerin ve önerilerin olduğu bir metin hazırladı.Hazırlanan metin yaklaşık 15 ilden gelen İHH temsilcileri ile birlikte vakıf genel merkezinde kamuoyuna açıklandı.
İHH Genel Başkanı Bülent Yıldırım Kemalist sistemin sadece Kürtçeyi değil diğer dilleri de yasaklayarak Allah'a adeta savaş ilan ettiğini belirtti. Yıldırım, bölgede oyunların Türk ve Kürt ittifakı ile bozulabileceğini ifade etti.

İHH Yönetim Kurulu Üyesi Gülden Sönmez tarafından okunan metin:

HEPİMİZ, KENDİMİZ VE ÇOCUKLARIMIZ İÇİN BARIŞA MUHTACIZ

Son dönemlerde barışa/açılıma, çözüme yönelik başlayan görüşmeler ve süreçte diyalog sürecinin kesintiye uğramaması, daha fazla kan akmaması için, kardeşlik için, adalet için, savaşın sesini susturup barışın sesini yükseltmek için yürütülen gayretler övgüye ve desteğe layıktır. Ancak unutmamak gerekir ki; Kürt meselesinin çok derin ve maalesef kanlı, gözyaşıyla dolu uzun bir tarihi bulunmaktadır. Dolayısıyla çözümü de uzun ve titiz bir onarma sürecini zorunlu kılmaktadır. 

“Çözüm Süreci” adıyla başlayan yeni dönem, “Kürt sorununa çözüm” etiketi ile sunulamayacak kadar derinlikli değişim ve dönüşümleri gerektirmektedir. Zira bu sadece etnik boyuta indirgenemeyecek karmaşıklıkta, ekonomik, tarihi, kültürel, bölgesel ve siyasî boyutları iç içe geçmiş bir sorun olarak ortada durmaktadır.

Bu yönüyle, çözüm ararken konunun yukarıdaki kimi yönlerini ön plana çıkarmak çözümden ziyade, çözümsüzlüğe hizmet edecek ya da en azından istenen sonucu geciktirecektir. Bu açıdan sorunu, sadece “terör”, “ekonomik ihmal”, “Dış güçler”, “Kürt milliyetçiliği”, “Türk milliyetçiliği” vs. gibi kavramlara indirgeyerek sınırlı çapta çözüm arayışları toplum tarafından reddedilmektedir. 

Sorun, yılların ihmali sebebiyle milliyetçi bir söylemi güçlendirip belirli grupları ön plana çıkarmış olsa da, tüm Kürt halkının farklı düşünen kesimleriyle birlikte soruna taraf olduğu unutulmamalıdır. Aynı zamanda farklı etnik ve inanç grupları da bu sorunun tarafıdır. Şiddeti şantaj olarak kullanan kimi grupların tüm Kürt halkının sözcüsüymüş gibi hareket etmesi büyük tabloyu örtemeyeceği gibi, diğer tüm Kürt toplumsal kesimlerinin bunu kabul ettiği anlamına da gelmez. 
Siyaseten ciddi bir temsil tabanı bulunan PKK/BDP çizgisi tüm Kürt halkını temsil etmediği gibi, öte yandan hükümetin de yekvücut sanki tüm Türk kesimlerini temsil ediyormuş gibi düşünülmesi de yanıltıcıdır. PKK çizgisinin ideolojik talepleri ile Kürt halkının farklı kesimlerinin genel ihtiyaçları önemli oranda farklılık gösterebilmektedir.

Çözüme hareket noktası kazandıracak temel unsur, tüm yukarıdaki boyutları göz önünde bulundurarak, sorunun hukuki, ekonomik ve siyasi yönlerini önceleyen bir yaklaşım olarak görünmektedir. Bunun için de, Türkiye’de tek tipçi anlayışın ürünü olan ve sadece Kürt halkının değil Türkiye’deki tüm kesimlerin aynı şekilde mağdur olduğu darbe ürünü Anayasa başta olmak üzere bir dizi hukukî ve idarî yapının değişmesi zorunluluk arz etmektedir. Resmi ideolojinin mağdurları kadar geniş diğer bir kitle de, PKK tehditleriyle sindirilmiş ya da bıktırılmış halk kesimleridir. Bu kesimlerin kendilerini özgür ve güvende hissetmeleri de başarıda öncelik taşımaktadır.

Sorunun oluşmasına neden olan siyasi ve ekonomik ortam içinde çözüm aramak ya da oy korkusuyla oldukça kırılgan hale gelen doğal gidişi tersine çevirmek büyük bir vebaldir. Bu nedenle silahların susması bundan sonraki güven inşasında temel olacağı için ne pahasına olursa olsun devam etmelidir. Bu aşamada sorunun çözümünde bugüne kadar en cesur çıkışı ve politikayı ortaya koyan Ak Parti hükümeti kadar belki de daha fazla oranda şu an çözüme muhatap olarak aldığı tarafların sorumluluk bilinciyle hareket etmeleri zorunludur.

Reformların yapılması, sadece kültürel haklar verilmesi, anayasaya eşit yurttaşlıkla ilgili maddeler konulması gibi sınırlı düzenlemelerden daha çok, ülkede adalet merkezli ve insanların kimliğini ve inancını özgürce yaşadığı siyasi, kültürel, ekonomik yaşam kalitesini topyekun yükseltecek köklü düzenlemelerden geçmektedir. Hükümet Türkiye’deki bürokratik oligarşiyi, anayasayı ve tüm kurumları insana saygılı bir içeriğe dönüştürmenin yolunu ararken, diğer toplum kesimleri de farklı destek yöntemleriyle süreci kolaylaştıracaktır. Bu sorun tek başına hükümetin değil, yasama, yargı ve devletin tüm mekanizmalarının olduğu gibi tüm siyasi partilerin, STK’ların, üniversite, medrese, aydın, medya, cemaat ve tüm kanaat önderlerinin meselesidir.

Kürt halkının büyük oranda oy verdiği BDP siyasi bir aktör olarak hükümetten daha hassas davranmalı ve kışkırtıcı söylem ve eylemlerden kaçınmalıdır. Çözümde tek muhatap kendileri olmadığı için, bölgedeki sivil toplum temsilcileri ve kanaat önderlerinin sesi de duyulmalı ve bu sesler de politikaya yansıtılmalıdır

“Ayrılıkçılık”, “Federasyon”, “Üniter devlet”, “bölücülük” gibi yıllardır dillendirilen klişeleşmiş ifadelerle sorunun rakip tarafları haline gelmek Türkiye’de olmasını özlediğimiz sosyal barışı sağlamaktan uzaktır. Bu nedenle gerek hükümetin yapmaya çalıştığı gerekse soruna taraf diğer kesimlerin ortaya koyacağı yaklaşımları baştan mahkum etmek yanlış olacaktır. 
Bu toprakların binlerce yıllık İslami mirası, bugünkü sorunların çözümünde de temel rolü oynayacaktır. Tüm hukuki ve siyasi adımlarla birlikte İslam kardeşliği yeni dönemin temel harcı olacaktır. Bu çerçevede bölgede ideolojik ve manevi dejenerasyonun önüne geçilmesi problemlerin çözümüne olumlu katkı sağlayacaktır. Bizler İslam kavram ve değerlerinin egemen güçler tarafından politik bir araç olarak kullanılmasını değil gerçek anlamda alt yapısı oluşturularak hayata geçirilmesinin çözümü kolaylaştıracağını düşünüyoruz. Zira bölge halkı gibi inanıyoruz ki kavimler ve diller üstünlük ve aşağılanma sebebi değil, birbirimizi tanımak için yaratılmış ayetlerdir.

Türkiye’deki sivil toplum yapıları olarak bu tartışmalardaki yerimiz, inancımızın bize vermiş olduğu hakkaniyet ölçüleriyle çerçevelenmiştir. Dolayısıyla “Ulus içi-ulus ötesi” vb. yaklaşımlarla aranacak bir arada yaşama formülü yerine farklı inanç ve görüşleri de kapsayacak şekilde ortak payda bulunması sosyal barışta öne çıkarılması gereken en temel değerdir. 
Sorunun çözümünde karşılıklı ifadelere güvenme esas alınmalıyken, gizli gündem iddialarına karşı hassasiyet gösterilmesi gerekmektedir. Şu ana kadar yürütülen sürecin gizli kapaklı bir görünüm sergilediği yönündeki kaygılar Türkiye’deki farklı kesimlerin toplumsal desteğini etkileyecektir. Bu tür spekülasyonlar, süreci sabote etmeye çalışanların eline koz vermekte ve güvensizliği pekiştirmektedir. Bütün görüşmelerin karşılıklı güven ilkesi üzerinden hareketle gerekli ve normal olduğu algısı oluşturulmalı ve pekiştirilmelidir

Dünyada Kürt sorununa benzer sorunlar yaşayan ülkelerdeki çözüm yolları birebir uygulanamasa da, bu tecrübelerin incelenmesi gerektiğini düşünüyoruz. Bu çerçevede, İHH olarak dünyanın farklı bölgelerindeki çeşitli sorunlarda ve Filipinler/Moro’da yürüttüğümüz arabuluculuk deneyimlerimizin, ülkemizdeki sorunun çözümüne de önemli bir katkı sağlayacağını düşünüyor ve olumlu katkılar sunmaya hazır olduğumuzu ilan ediyoruz. 

Bu tespitler çerçevesinde aşağıdaki hususların toplumsal barış için dikkate alınmasını öneriyoruz:
1. Her ne yaşanırsa yaşansın, müzakere süreci mutlak surette devam ettirilmeli, masa terk edilmemelidir. Bu bağlamda silahların kullanılmasına fırsat verilmemelidir. 
2. Sorun ülkedeki tüm kesimler için travmaya dönüşmüştür. Psikolojik ayrışmayı derinleştiren bu durumun ortadan kaldırılması adına devlet, kısıtlanan, engellenen ve gasp edilen bütün hakları iade etmelidir. 
3. Vatandaşlığın tanımının yeniden yapıldığı, yerel yönetimlerin alabildiğine güçlendirildiği geleceğe yönelik iç barışı garanti altına alacak yeni bir sivil anayasa hazırlanmalıdır. Baskı, işkence, hukuk ihlalleri ve faili meçhullerin aydınlatılması konusunda hukuki ve siyasi “helalleşme” süreci başlatılmalıdır.
4. Kalıcı bir çözüm olana kadar en azından geçici çözümler ihmal edilmemelidir. Bu çerçevede bazı bölgelerin Kürtçe isimlerinin geri getirilmesi ve ırkçılığı karşılıklı olarak çağrıştıracak sloganların hiçbir şekilde kullanılmaması gibi güven verici adımlar hızla atılmalıdır. İlk adım olarak okullardaki “andımız” uygulamasına son verilerek başlanmalı ve dağlardaki “Ne mutlu Türküm” gibi yazılar silinmelidir.
5. Cumhuriyet tarihi boyunca başlangıçtan bu güne halka yönelik işlenmiş hukuksuz ve zalimane tüm uygulamaların telafisi amacıyla çalışmalar başlamalı lütuf mantığı ile değil zedelenen onurun onarılması amacıyla sistemin etnik temele dayalı kurucu paradigması, hak ve adalet ekseninde yeniden düzenlenmelidir.
6. Mahkemelerde ve yerel yönetimlerde kullanılmaya başlanan Kürtçe dili, bölge halkının beklentilerine uygun olarak farklı alanlarda da görünür kılınmalı, Kürtçenin kamusal kullanımı meşrulaştırılmalıdır. 
7. Ana dilde eğitim imkanı mevzuat olarak düzenlenmeli ve uygulamaya konulmalıdır.
8. Şiddete bulaşmamış kişilere koşulsuz af ilan edilmelidir.
9. Her bölge ve ilin koşulları farklı olduğu için çözümlerde de yerel ekonomik, sosyal ve siyasi farklılıklar gözetilmelidir.
10. Köye dönüş ve koruculukla ilgili daha önce atılmış olumlu adımlar geliştirilerek devam ettirilmelidir.
11. İslami temelde bütün etnik gruplar arasında kardeşlik ve iş birliği ruhu güçlendirilmeli, gönüllü ve eşit ortaklı birlik ve beraberliğin bölünme ve parçalanmadan daha yararlı ve hayırlı olduğu fikri anlatılmalı; bu bir eğitim politikası olarak öğretilmelidir. Bu yönde medreselerin durumu iyileştirilerek yasal statüleri güvenceye alınmalı tekke ve zaviyeler kanunu kaldırılmalıdır.
12. Doğu ile Batı bölgeleri arasında başlamış bulunan sivil diyaloglara devam edilmeli, tüm kesimler arasında birbirini anlama, dayanışma ve yardımlaşma kültürü geliştirilmelidir.
13. Süreci çözecek politika adalet ve kardeşlik hukuku üzerine inşa edilmelidir. Sürecin olumlu bir şekilde yürütülmesi için tüm imkan ve olanaklar kullanılmalıdır. Manevi bir ruha sahip olmak ve gençleri bu ruh ile yetiştirmek gerekir. Bu saatten sonra çatışmalarda ölen her insan için herkes kendisini sorumlu hissetmelidir. Bu nedenle tüm siyasilerin politik beklenti ve hesaplardan öte insan hayatını önceleyen bir sorumlukla hareket etmeleri gerekmektedir. 
14. İnsana, Allah’ın verdiği tüm hak ve özgürlükler koşulsuz olarak sağlanmalıdır. Sorunların çözümünde katılımcı taraflar kim olursa olsun İslami, dolayısıyla insani, adil ve özgür bir yaklaşım sergilenmelidir. 
15. Başkanlık sistemi veya diğer tüm öneriler çözüme katkı sağladığı ve kalıcı barışın sağlayabileceği düşünülen bütün siyasi ve idari alternatif modeller tartışılabilmelidir.
16. Sorunların çözümünde, karşılıklı gerilim yerine pozitif dil kullanımı, sabır ve ödüllendirme mekanizmaları hayata geçirilmelidir. Bu noktada ikna edici bir dil kullanılmalıdır.
17. Kim ki bu meselenin çözümüne katkıda bulunur ve kanı durdurup bir insanın hayatını kurtarırsa bütün insanlığının taktirini ve Allah’ın sevgisini kazanacağına inandığımız gibi bu süreci baltalamaya yönelik çalışma içerisinde olacak olan herkesin de tarih önünde toplum nezdinde ve Allah katında hesap vereceğine inanıyoruz. İHH olarak da kurulduğumuz günden bugüne Türk ve Kürt ittifakının Ortadoğu’daki bütün oyunları bozacağına inanarak bölgemizde kan ve gözyaşını durduracak her türlü olumlu çabanın içerisinde olmaktan onur duyarız. Hepimiz, kendimiz ve çocuklarımız için barışa muhtacız.


Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner211