Bir İnsanlık Dramı Gulca
 Bundan 15 yıl önce, 5 Şubat 1997 Çarşamba mübarek Kandil gecesi. Bir evde oturmuş, Kuran-ı Kerim okuyordu, ismini bile bilmediğimiz, varlığını bile unuttuğumuz kanı bir, canı bir, soyu bir analarımız, teyzelerimiz, kardeşlerimiz. Kim miydi onlar? Altay ve Tanrı dağlarının eteklerinde, Asya’nın tam ortasında, güneşin doğduğu, yalnız onların bundan yoksun olduğu kimseler. Kürşad’ın soyu, Osman Batur’un yiğit anası, Pers kralı Kir’in kafasını alan Tomris ana, Atsız Ata’nın Gökçen kızı. Bir ortaçağ Uygur el yazmasında da yazıldığı gibi “Uygurların Ülkesi” anlamına gelen, “Uygur Έli” Doğu Türkistan’daki özümüz.

Kandil Gecesi olması münasebetiyle, bir evde toplanarak Kuran-ı kerim okumakta olan bir grup Doğu Türkistanlı soydaşımız, kendilerine güvenlik güçleri adını veren canilerin, “Kızıl Çin” katillerinin ani baskınına uğradılar. Soydaşlarımız yaka-paça alınarak dövülerek polis merkezine götürüldüler.
Bu insanlık dışı olaya tepkilerini göstermek isteyen soydaşlarımız, polis merkezinin önünde, bu insanların ( kadınların, çocukların) suçsuz olduğunu dile getirmek istemişlerdi ve onların serbest bırakılmalarını talep etmişlerdi. Bunun üzerine Kızıl Çin’in “güvenlik katilleri” nezarette tutulan üç hanımı demir çubuklarla vurup öldürerek, saçlarından sürükleyip, cansız bedenlerini yakınlarının önüne atması ile başlayan olaylar, kısa sürede büyüyerek bir halk ayaklanmasına dönüşmüştür. Ramazan ayında çıkan bu olayların hızla yayılması ile halk tek vücut, tek yumruk olarak hareket etmiş ve Gulca ilinin merkez ve ilçelerine kadar yayılmıştır. Çin Halk Cumhuriyeti hükümeti olaydan sonra bölgeye çok sayıda asker sevk etmiş ve bu ayaklanmayı çok kanlı bir şekilde bastırmıştır.
Onlarca Uygur Türkleri kaçmaya çalışırken, “Katil Çin” katilleri soydaşlarımızın üzerine tazyikli su sıktı ve soydaşlarımız bu tazyikli suyun etkisiyle donarak can verdiler. Faşist Çin hükümet güçleri Gulca vilayetinde olağanüstü hal ilan etti. Çin polisi bütün gece kentteki tüm evleri tek tek arayarak yaralılara yardım eden aileleri sokaklarda kurşuna dizdi. 4 Şubat gecesini takip eden iki hafta boyunca Çin polisi yüzlerce Uygur Türkünü acımasızca katletti. Tanklarla ve roketlerle saldırıldı evlere. Talan edilmiş ve sokakta yatmak zorunda bırakılmış sayısız kadın ve çocuklarımız şiddetli soğuk nedeniyle donarak şehit oldu. Bütün bu yaşanan insanlık dışı uygulamalardan sonra Çin hükumeti, Gulca ve civarındaki bütün doktorlara bir genelge göndererek, ayaklanma sırasında yaralananların tedavilerini yasaklamış, tedavi edenlerin ağır cezalandırılacağını duyurmuştur. Katliamdan sağ kurtulmayı başaranlar aldıkları yaraların tedavi edilmemesi yüzünden sakat kaldı, gazi oldu. Katliamı izleyen günlerde Uygur soydaşlarımız, Doğu Türkistan’ın çeşitli bölgelerinde düzenlenen eylem ve gösterilerle Gulca halkına destek verdiler. Gulca vilayetinin pek çok yerinde silahsız Uygur gençleri tam teçhizatlı Çin ordusuna karşı direnmeye ve meşru müdafaa haklarını kullanmaya çalışsalar da katliamın önüne geçemediler. Çin askerleri “cansız Türk” ten bile korktukları için öldürdükleri Uygur Türklerinin cesetlerine dahi işkence yapmayı sürdürdüler. Bitmek tükenmek bilmeyen bir kinle Uygur Türklerine saldıran Çin güvenlik güçleri, o yıl içinde düzenlenen operasyonlarda yaklaşık 100.000 Uygur Türkünü esir aldılar. Gulca olaylarında esir alınan 1000′den fazla Türk yargılamaya dahi gerek duyulmadan 9 Aralık 1997 günü toplu halde idam edildi. Geriye kalanlar ise Çin’in soğuk zindanlarında ölüme terk edildiler.
Bir hafta içerisinde yüzlerce gencin ölümü ve binlercesinin de tutuklanması ile sonuçlanan 1997 tarihindeki Gulca’daki kanlı katliamdan bu güne kadar Çin hükümetinin Doğu Türkistan’da yaşayan Uygur Türklerini keyfi tutuklamaları ve idamları hız kesmemiştir. Çin hükumetinin “100 günlük Sert Vuruş ve Büyük Temizlik Harekâtı” adı altında yürüttüğü çeşitli operasyonlar, binlerce gencin idamına ve on binlercesinin ise hapse atılmasıyla devam eden devlet terörüne dönüşmüştür.
4 Şubat olaylarından sonra Çin hükümeti asılsız ve sıradan bahanelerle, gerekçe bile göstermeden bir tutuklama kampanyası başlatmış olup, gece baskınları ile evlerden Doğu Türkistanlı gençleri topladılar ve meçhul akıbete doğru götürdüler. Yakınlarını görmek için cezaevine giden insanlara ise yetkililerden verilen cevap şu oldu. ” Cezaevinden kaçmaya çalışırken vuruldu”.
4 Şubat 1997 Gulca katliamının üzerinden 16 yıl geçmiş ve 17. yılına girmiştir. Dünya insan hakları ihlallerinden bahsede dursun, Doğu Türkistan da tam bir insanlık suçu işlenmektedir. İnsanların en temel hakkı olan yaşama hakkı her gün, her dakika Doğu Türkistanlı soydaşlarımızın elinden alınmakta, her an ölümle burun buruna yaşamaktadırlar. Dünya İnsan Hakları Örgütleri ve uluslararası Af Örgütü tarafından insan hakları ihlalleri yönü ile “sabıkalı” ilan edilen Çin, dünyanın gözünü boyamayı, tarihteki sinsi, entrikacı ve ikiyüzlülük maharetini kullanarak sürdürmekte ve başarabilmektedir.
İnadına gülümseyen soysuz bir küfrün karanlığına ve inadına direnen çocukları vardır yaralı ve yorgun kıta Asya’nın, umudu vardır her gülüşünde Uygur balasının umudu vardır hürriyete Doğu Türkistan’ın.
Son olarak, Müslüman-Türk oldukları için ölümlerle büyüyen çocukların sesidir Doğu Türkistan, Gülüşünde de kan ağlayan memlekettir Doğu Türkistan. 16 sene önce gerçekleşen “Gulca” katliamını unutmadık. Allah bütün şehidlerimize rahmet etsin. Mekanları Cennet, ruhları şad, geride kalanlar Kürşad olsun.

İlgar Gurbanlı



Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner211