Toplu Sözleşme Görüşmeleri Başladı

Kamu görevlilerinin 2018-2019 yıllarına ilişkin mali ve sosyal haklarını belirlemek üzere yürütülecek 4. Dönem Toplu Sözleşme Görüşmeleri başladı.  

Toplu Sözleşme Görüşmeleri Başladı
01 Ağustos 2017 Salı 15:26

Toplantıda Kamu Görevlileri Sendikaları Heyet Başkanı, Memur-Sen Genel Başkanı Ali Yalçın ve 11 hizmet kolunun tümünde yetkili olan Memur-Sen'e bağlı sendikaların genel başkanları ile diğer konfederasyonların temsilcileri hazır bulundu.

Memur-Sen ve Memur-Sen Konfederasyonuna bağlı 11 yetkili sendika tekliflerini Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı heyetine teslim etti.

Toplantıda konuşan Kamu Görevlileri Sendikaları Heyet Başkanı, Memur-Sen Genel Başkanı Ali Yalçın, "Bugün, kamu görevlilerini, emeklilerini ve ailelerini somut ifadeyle 20 milyon insanımızı, vatandaşımızı ilgilendiren 4. Dönem Toplu Sözleşme Görüşmelerine başlıyoruz. 4. Dönem Toplu Sözleşme Görüşmelerinin süreciyle, sonucuyla hayırlı olmasını temenni ediyorum. Birlikte yürüteceğimiz bu sürecin sonunda verilecek kararlar ve varılacak uzlaşma; kamu görevlilerinin sorunlarını çözmeli, beklentilerini ve taleplerini karşılamalı, motivasyonunu artırmalı, milletine hizmet etme iradesini ödüllendirmeli ve vatandaşı olduğu devletine, Türkiye’ye olan güvenini yükseltmeli" dedi.


Konuşmasında, Çalışma ve Sosyal Güvenlik bakanı Jülide Sarıeroğlu'na başarılar dileyen Yalçın, "Sendikal zemini, sendikalı olmanın değerini, sendikacı olmanın zorluğunu bilen sayın bakanın kamu işveren heyetine başkanlık etmesini 4. Dönem Toplu Sözleşmesinde masadan olumlu sonuçlar çıkmasına katkı sağlayacağına inanıyorum" diye konuştu.

"Kamu işvereni, mali disiplin ve bütçe imkanları kavramlarını kalkan olarak kullanma taktiğinden artık vazgeçmelidir" diyen Yalçın, sözlerini şu şekilde sürdürdü: 

"Bu kavramlar, toplu pazarlığın ruhuna, emeğe değer verilmesi duruşuna uygun değildir. Toplu pazarlık süreçleriyle ilgili olarak bugünden geriye doğru bir inceleme yaptığımızda, Kamu İşvereninin, hükümetin, siyasi iradenin toplu sözleşme öncesinde ve sürecinde sıklıkla başvurduğu iki kavramı görüyoruz. Mali disiplin ve bütçe imkanları toplu sözleme süreci yaklaştığında maliye ve ekonominin başındaki bakanlar ve ilgili kurumların üst düzey bürokratları, iki kavramı can simidi gibi kullanıyorlar. Mali disipline zarar vermeyecek, bütçe imkanlarını zorlamayacak bir anlayışla kamu görevlilerinin maaş ve ücretlerinde artış yapacağız. Bu iki kavramın kamu görevlilerinde ve kamuoyunda oluşturduğu sıcaklığı gidermek için de 'enflasyona ezdirmeme' sosunu bu iki kavramın üzerine bocalıyorlar. Özel sektöre teşvik verirken, vergi yükü hafifletilirken, hatta vergi borçları affedilirken bozulmayan mali disiplin biz daha masaya oturmadan her nasılsa bozulma riskiyle karşı karşıya kalıyor. Vergi cezaları uzlaşmayla indirime tabi tutulurken, ihracat yapan firmalara KDV iadesi yapılırken gündeme gelmeyen 'bütçe imkanları' biz tekliflerimizi açıklar açıklamaz masanın ortasına konuluyor. Sermayenin karlılığını artırmak için alacağından vazgeçen, gelirlerinin düşmesini sorun etmeyen irade, kamu görevlilerinin emeğinin karşılığını hesaplarken, hesap makinesinin bir tarafına mali disiplin diğer tarafına da bütçe imkanları tuşunu eklemeyi tercih ediyor. Kamu görevlilerinin emeğinin karşılığının belirleneceği toplu sözleşme; mali disiplini bozmanın değil adil paylaşım noktası oluşturmanın aracıdır. Toplu sözleşme; bütçe imkanlarını zorlamanın değil kamu maliyesinin kaynaklarını hakça paylaşmanın aparatıdır. Bu çerçevede, kamu işvereninden ve dolayısıyla hükümetten beklentimiz, mali disiplin ve bütçe imkanları kavramlarını tekliflerimize, kamu görevlilerinin haklı beklentilerine karşı kalkan olarak kullanma alışkanlığını terk etmesidir. Bu iki kavramın toplu sözleşme sürecinde üreteceği sonuç, toplu sözleşme masasının kapsamının kavram olarak emek, özne olarak 20 milyon insan olduğunu görmemektir."

Toplu sözleşme sonucunda varılacak kararın, maaş bordrolarına yansıyacak rakamları değil emeğinin karşılığını alma noktasında talebi bulunan insanları etkileyeceğini ifade eden Yalçın, "Bu masadaki herkes, toplu sözleşmenin gündeminin rakamlar, oranlar ya da tutarlar değil haklar ve insanlar olduğunu idrak ederek pazarlık sürecine katkı ve katılım sağlamalı. Toplu sözleşme ya da toplu pazarlık masasında, pazarlığın ya da sözleşmenin konusunu eşya ya da bir hizmet oluşturmuyor. Doğrudan, insan ve onun hakları oluşturuyor. İnsanın emeğine değer biçiyoruz. İnsanın haklarına ilişkin hükümler oluşturuyoruz. Altına imza atacağımız ya da itiraz ederek Kamu Görevlileri Hakem Kurulu’na taşıyacağımız hükümler görünürde katsayılar, oranlar, tutarlar gibi görünse de gerçekte insan onuru ile, insanın saygınlığı, alınteri ve emeğiyle daha keskin bir söyleyişle doğrudan insanla ilgili hükümler. Akıtılan ter de ile karşılığında maaş  ya da ücret olarak ödenen bedel de, insana ait. Bu bakımdan, bu masa aynı zamanda insan haklarına, insan onuruna mevcut dönemdeki bakışımızı da yansıtacak. Bu masada şu veya bu sıfatla bulunan herkes aynı zamanda insan hakları aktivisti kapsamlı sorumluluğunu süreç boyunca yansıtmış olacak. Bu toplu sözleşme sonucunda varılacak karar, maaş bordrolarına yansıyacak rakamları değil emeğinin karşılığını alma noktasında talebi bulunan insanları etkileyecek. Ben, bu masada şu veya bu sıfatla bulunan herkesin toplu pazarlık sürecinin bütününde bu temel düstürla hareket edeceğine inanıyorum. Kamu Görevlileri Sendikaları Heyeti’ndeki arkadaşlarımızın, Kamu-Sen ve KESK temsilcilerinin, süreç boyunca kamu görevlilerinin haklarını artırmanın, insanca yaşama imkanlarını artırmanın, insan onuruna uyan çalışma şartlarını hüküm altına almanın gayreti içerisinde olacakları konusunda bir tavrı benimseyeceklerini düşünüyorum. Kamu İşveren Heyeti’ndeki siyasi ve bürokratik kanat temsilcilerinin de tekliflere hayır demeye şartlanmış olarak değil de masanın/pazarlığın hayırlı sonuçlar üretmesine odaklanmış olarak masaya geldiklerini umuyorum" dedi.


"Türkiye, şekilleri, içerikleri ve failleri farklı darbeleri, muhtıraları kapsayan bir asrı aşkın bir vesayet sürecini yaşadı" diyen Yalçın, sözlerini şu şekilde sürdürdü: 

"Çok uzak olmayan bir geçmişe kadar, kendi sınırlarına çekilmiş, sinmiş, üretmek, büyümek, gelişmek gibi kavramları sözlük dışına itmiş bir Türkiye’de yaşıyorduk. Terörün kol gezdiği, ihanetin ikamet bellediği, küresel tezgahların eksilmediği, müttefik görünümlü ülkelerin operasyon çektiği Türkiye, milletimizin topyekun iradesiyle Yeni Türkiye ve Büyük Türkiye hedeflerine odaklanmış ve büyük oranda da bunu başarmış Türkiye gerçeğine bıraktı. Bu gerçeği görmekten, idrak etmekten imtina edenler olduğu gibi bu gerçeğin gerektirdiği şekilde yeni bir dili, yeni bir anlayışı, yeni bir duruşu göstermekten çekinenler de var. Türkiye’nin eskiyi terk ettiğini, yeni ve büyük kavramlarını mecz ederek yeni bir rota benimsediği gerçeğini sözlerimizle, yazılarımızla deklare ediyoruz. Bu gerçeği artık, farklı kulvarlarda, farklı alanlarda somut bir vakıaya dönüştürmenin vaktidir. Korkularımızdan, vehimlerimizden, istikrar bulmuş bahanelerimizden kurtulmak için 4. Dönem Toplu Sözleşme Masası’nın başat kavramları arasında Yeni Türkiye ve Büyük Türkiye mutlaka ilk sıralarda yer almalıdır. Bu toplu sözleşme sürecinin, 'Yeni Türkiye' iddiasını somutlaştıracak yeni haklarla, 'Büyük Türkiye' iradesini yansıtacak zamlarla sonuçlanması noktasında, masanın her iki tarafındaki heyetlerin ortak sorumluluğu olarak görüyorum."


Konuşmasında, "Toplu sözleşmede yer verilen hükümleri, istendiğinde gereği yapılmayacak, keyfe tabi olarak uygulamaya koymaktan kaçınılacak ya da duruma/konjonktüre göre değişiklik yapılacak hükümler olarak gören her yaklaşım ve tutum, anayasal teminata sahip bir hakkın, Anayasayla belirlenmiş bir hukuki yükümlülüğün açıkça hedef alınması anlamına gelir" şeklinde uyarıda bulunan Yalçın, "Siyasi iktidarın iradesinin, emek tarafının iradesinin, emeğin ve değerinin yok sayılması, yok edilmesi anlamına gelir. Attığımız imzanın mürekkebi kurumadan gereklerini yapmak, medeniyetimizin ahde vefa anlayışının da gereğidir. Ne yazık ki, 3. Dönem Toplu Sözleşmesinde yer verilen ve tarafların ortak iradesini içeren bazı hükümlerin gereği; aynı zamanda bu masada temsilcisi bulunan kimi kurum ve kuruluşlar tarafından, bu masanın işveren tarafına yön veren siyasi irade tarafından yapılmamıştır. 3. Dönem Toplu Sözleşmesi’nde yer verilen ve kamuoyunun 'çalışma konuları' başlığı altında topladığı 3. Dönem Toplu Sözleşme hükümlerinin gereğinin yapılmamasına, ne hukuki, ne ahlaki ne de akli bir gerekçe bulunamaz.  Bu tespite inanıyorum ki; Kamu İşveren Heyeti’nin Başkanı ve temsilcileri de katılıyordur. Anılan çalışma konularından birkaçına ilişkin düzenleme yapılıp yürürlüğe konuldu. Fakat, 4/C’li ve kamuda işçi pozisyonunda çalışıp memur görevlerini yürüten personelin istihdama ilişkin statülerinin değiştirilmesine, Havacılık Tazminatına, Fiili Hizmet Zammına, sivil memurların hukuki durumuna, kadro derece sınırlamasına, işçilikte geçen sürelerin hizmetten sayılmasına yönelik olanlar başta olmak üzere 3. Dönem Toplu Sözleşmede atılan imzanın gereğinin yapılmadığı konular hala var. Üstelik bu konularla ilgili yapılan çalışma ve akıtılan ter de var. Aradan geçen iki yıla yakın zaman diliminde bu konuları karara bağlama ve kazanım olarak yürürlüğe koyma konusunda yetersizlik mi, yetkisizlik mi, isteksizlik mi var tartışması konunun magazin tarafını oluşturuyor. Bu yüzden bu çerçevede bir tartışmayı doğru ve gerekli bulmuyorum. Fakat, emeğin hakkının alınteri kurumadan verilmesi nasıl bizim değerler piramidimizin gereği ise imzanın gereğinin de mürekkebi kurumadan yapılması da aynı kapsamdadır. Bu vesileyle, 4. Dönem Toplu Sözleşme Görüşmelerinin başladığı bugünde Kamu İşveren Heyeti’nden özellikle Heyetin iradesine yön veren siyasi temsilci konumundaki Sayın Bakan’dan 3. Dönem Toplu Sözleşme Hükümlerinin tamamının 1 Ocak 2018 tarihine kadar ve ilgili hükümde belirtilen tarihten geçerli olmak üzere yürürlüğe gireceği konusunda bir beyan  bekliyoruz. Bu beyan, siyasi bir vaat olarak değil toplu sözleşme metninde siyasi iradeyi temsil eden imzaya sadakat olarak ortaya konmalıdır" dedi.

"15 Temmuz’da milletimiz ihanete had bildirme iradesini bütün cesaretiyle ortaya koymuştur. Fakat 15 Temmuz’dan bugüne ve geleceğe uzanan bir sorumluluk daha var" diyen Yalçın, sözlerini şu şekilde sürdürdü: 


"İhanet edene yargı önünde hesap sorulması ve ihanet örgütünün bütün mensuplarını kamudan ayıklanması. Kamu idaresi, kamu personel sistemi adı, sanı, hedefi ne olursa olsun terör örgütlerinin mensuplarından, ihanet sarmalından bütünüyle steril hale getirilmelidir. Fakat, bunu gerçekleştirmek için alınan kararlarda, yapılan işlemlerde hakkaniyetin, adaletin ve masumiyetin zarar görmesini engelleyecek adımları, kuralları, kurulları, komisyon ve hükümleri de devreye koymalıyız. Bu noktada, 15 Temmuz’dan bugüne 110 bine yakın kamu görevlisi terör örgütleriyle, milli güvenlik noktasında tehdit oluşturduğu kabul edilen yapı ve oluşumlarla ilgisi, ilişkisi, irtibat ya da iltisakı olduğu gerekçesiyle ihraç edildi. Bir bölümü yapılan değerlendirmeler, incelemeler sonucunda masum olduğu anlaşılmasına bağlı olarak yeniden kamu görevine döndürüldü. Otuz bine yakın kamu görevlisi halen açıkta, kamu görevinden uzaklaştırılmış olarak bekliyor. İhraç edilenler ve görevden uzaklaştırılanlar arasında bizzat bildiğimiz, tanıdığımız, kefil olmaktan geri durmayacağımız isimler, insanlar var. Bu masadaki herkes için bu durum geçerlidir sanırım. Masumları mağdur etmemek, hainleri görmezden gelmemek gerek. Görevden uzaklaştırma ve ihraç kararlarının alınmasına ilişkin ilk süreçten itibaren dile getirdiğimiz bir husus; masumiyet iddialarının etraflıca ve hukuki bir zeminde incelenmesi ve karara bağlanmasıdır. Bu amaçla, incelemeyi yapmak ve hukuki süreci işletmek açısından idari bir yapılanmanın oluşturulması gerektiğini dile getirdik. Yetkili makamlara buna ilişkin önerilerimizi, taleplerimizi ifade ettik. Bunların da etkisiyle kurulduğunu bildiğimiz OHAL İşlemleri İnceleme Komisyonu’nun varlığını önemsiyor ve doğru buluyoruz. Fakat, söz konusu Komisyonunun üyelerinin belirlenmesinde ve teşekkülünde azımsanmayacak bir eksiklik olduğuna da inanıyoruz. Biz, OHAL İşlemleri İnceleme Komisyonu’nda özellikle kamu personeline ilişkin başvuruların incelenmesi noktasında yetkili konfederasyon temsilcisinin hatta ilgisine göre başvuranın görev yaptığı kurumun dahil olduğu hizmet kolundaki yetkili sendikanın temsilcisinin bulunmasını, hem hızlı hem de doğru karar almak noktasında gerekli ve önemli olduğuna inanıyoruz. İlgili kamu görevlisine yönelik olarak yapılacak sosyal çevre incelemesi ve görevli olduğu dönemde yürüttüğü faaliyetler noktasında, konfederasyon ve sendika temsilcilerinin Komisyonun çalışma usullerine ve esasa ilişkin kararlarına büyük katkı vereceği kanaatindeyiz."

 "Tekliflerimiz etraflıca ve gerekçeleri de dinlenmek suretiyle incelendiğinde görülecektir ki; tekliflerimiz iki ana temayı içermektedir" diyen Yalçın, "Bir yönüyle sorunları çözmek diğer yönüyle de hakça bölüşmektir. Sorunları çözmeyi istemez misiniz? Hakça bölüşmeyi doğru bulmaz mısınız? Önemli olan bu sorulara vereceğiniz cevaplar. Aynı masadayız fakat farklı taraftayız. Aynı konulara bakıyoruz fakat farklı pencereler kullanıyoruz. Size göre sorun olmayan bize göre temel bir sorun. Sizin yeterli bulduğunuzu bizim yetersiz görmemizin nedenlerini öğrenseniz, dinleseniz belki de kararınızdan vazgeçeceksiniz. Belki de kararınızı değiştirmekten korktuğunuz için dinlemekten çekiniyorsunuz. Çünkü, adalet çağrısı bir şekilde ikna edicidir. Adalet teklifi, her türlü redde rağmen kendini bir şekilde inşa eder. Emek tarafının teklifleri, adaleti esas alıyor. Bizim tekliflerimize hakkaniyet temel teşkil ediyor. Kriz anlarında, kaos anlarında birbirimize hatırlattığımız bir ifade var; aynı gemideyiz. Bu durum sadece kriz anları, kaos süreçleri için geçerli değil. Sefere devam ederken, hızımızı artırırken, refaha ve huzura doğru yol alırken de aynı durumdayız. Yani aynı gemideyiz. Aynı gemide olma durumunu bedel ödeme noktasında hatırlatan irade, paylaşma ve bölüşme noktasında da,büyümeden pay olma, refahı adil paylaşma noktasında da aynı gemide olduğumuzu deklare etmeli ve bunun gereğini yerine getirmeli. Külfetten payımıza düşene hiç itiraz etmedik. Nimetten payımıza düşeni alma teklifimize niye itiraz ediliyor anlamakta ve anlamlandırmakta zorlanıyoruz" şeklinde konuştu.

 "1 Ağustos’ta başlayan 4. Dönem Toplu Sözleşme süreci, 31 Ağustos itibariyle yasal olarak sona ermek zorunda. Kaldı ki, bunun yaklaşık 9 günü 30 Ağustos tatili ve Kamu Görevlileri hakem Kurulu nedeniyle masa ve pazarlık dışı süreç olarak gerçekleşmek durumunda. Buna bağlı olarak 22 ya da 23 Ağustos itibariyle pazarlık sürecini tamamlamak, uzlaşmak ya da uzlaşmazlık tutanağı imzalamak durumundayız. Bu yüzden süreyi ve süreci iyi kullanmalıyız. Kamu İşveren Heyeti’nden özellikle Heyet Başkanı olarak Sayın Bakan’dan beklentimiz, hem genel görüşme hem de komisyon çalışmalarının gün sayısını maksimize etmek noktasında bir irade ortaya koymasıdır. Bu çerçevede, 22 ya da 23 gün sürecek pazarlık aşamasının hiçbir günü boş geçmemeli. Emek tarafının temsilcisi konundaki yetkili konfederasyon ve sendikalar toplu sözleşme tekliflerini, 24 Temmuz itibariyle DPB’ye iletti. Bir başka ifadeyle tekliflerimiz, neredeyse on gündür sizin bilginizde. Kapsamlı bir inceleme ve değerlendirme için kurumlara, siyasi makamlara aktarma ve değerlendirmelerini alma fırsatı buldunuz. Peki, emek tarafının değerlendireceği Kamu İşveren Heyeti teklifleri bize iletildi mi? Hayır. Ne zaman iletileceği konusunda da net bir bilgi yok.  Biz, Kamu İşveren Heyeti’nin de bize tekliflerini sunmasını bekliyoruz. Geçmiş döneme baktığımızda Kamu İşveren Heyeti’nin masaya tekliflerini sunma tarihi dahi pazarlık konusu yapılmak durumunda kalınmış. Toplu pazarlığın eşitler arası bir süreç olduğunu kabul ettiğinizi ispat ve deklare etmenin en kolay ve kesin yolu, 2018 ve 2019 yıllarına ilişkin toplu sözleşme tekliflerinizi hem geneli hem de hizmet kolları itibariyle mümkünse bu oturumda değilse yarın gerçekleştirmeyi doğru bulduğumuz ve teklif ettiğimiz oturumda masaya getirmenizdir. Teklif sunmaktan kaçınan bir duruşla pazarlık masasına gelmek, hatta bunu taktiğe dönüştürmek; 5 milyonu aşkın kamu görevlisi ve emeklisinin, aileleriyle birlikte 20 milyonluk bir insan kitlesinin beklentilerine, heyecanına duyarsız olmak, kamu görevlileri sendika ve konfederasyonlarının gayretlerine katkı sunmamaktır."


  Yalçın, sözlerini şu şekilde sonlandırdı: 

"Biz diyoruz ki; enflasyonu esas alan sistemden büyümeden ve refahtan pay aktaran bir sisteme geçelim. Biz inanıyoruz ki; Türkiye ekonomisi maaşların enflasyona yenilmesini değil refah payıyla güncellenmesini esas alacak güce sahiptir. Sözleşme masasının 20 milyon insanın hayatına etki edecek kararlar alacağı gerçeğini aklımızdan hiç çıkarmamalıyız. 4. Dönem Toplu Sözleşme Görüşmeleri; uzlaşma kültürümüzü ve hakça bölüşme hassasiyetimizi yansıtan bir toplu sözleşme metniyle sonuçlanmalıdır." 
 


Kaynak: Kaynak: İHA


İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.