28 Kasım 2014 Cuma

Samsun Simit'i Obez Oldu...

GÜN SAZAK (1932-1980)

30 Ağustos 2012, 00:32
GÜN SAZAK (1932-1980)

SİYASETİN NAMUSU GERÇEK DEVLET ADAMI

27 Mayıs tarihi, Türk siyasi hayatına iki önemli olayla geçti. 1960 27 Mayıs’ında meydana gelen askeri darbe sonrasında Başbakan Adnan Menderes idam edilirken, 1980 27 Mayıs’ında Türk siyasi tarihinin en meş’um cinayetlerinde biri yaşandı; MHP’li Gümrük ve Tekel Bakanı Gün Sazak, Ankara’daki evinin kapısında, terör örgütü Dev-Sol’un militanları tarafından kurşunlanarak şehit edildi.

Türkiye’nin köklü ailelerinden biri olan Sazak ailesine mensup olan Sazak’ın babası Emin Bey, tek parti diktatörlüğü döneminde Millî Şef İnönü ve onun partisi CHP’nin zulmüne karşı mücadele etmiş, çok partili siyasî hayata geçiş sırasında ise Demokrat Parti saflarında yer almış, ciddî bir siyaset adamıydı.

İlk, orta ve lise tahsilini Ankara Maarif Koleji’nde yapan Sazak, 1951-1959 yılları arasında ABD’deki Cafornia Polytechnic-Kurlek Koleji’nde süt sanayi ihtisası yaptı. Anadolu insanının bütün hasletlerini üzerinde taşıyan bir karakter örneği olan Sazak, yüksek öğrenim için gittiği Amerika’dan, ülkesine, kültürüne, toprağına bağlılığını yitirmeden döndü. 1951’de gittiği ve 8 yıl kaldığı Amerika’dan dönüşünde iş hayatına atılan Gün Sazak, ülkedeki siyasî gelişmeleri de yakından izliyordu.

Siyasete Atılışı

Gün Sazak’ın siyasete girişi hayli ilginçtir. 1970’de Siyasal Bilgiler Fakültesi amfisinde yapılan İnşaat Mühendisleri Odası seçimlerini, Dev-Genç militanlarının zorbalıkları ve hile ile Marksistler kazanmıştır. Üyelerin büyük çoğunluğu sağ görüşlü olmasına rağmen, seçimi sol bloğun alması, Sazak’ı etkiler. O günlerde bazı dostları vasıtasıyla MHP Genel Başkan Yardımcısı Dündar Taşer’le tanışan Sazak, yapılan kısa sohbetin ardından MHP’de siyaset yapmaya karar verir. Sazak’ın partiye girişi, milliyetçi-ülkücü camiada sevinçle karşılanır. Çalışmaları ve teşkilatlarla olan ilişkileri sayesinde 1971’deki 10. MHP Olağan Kurultayı’nda GİK üyeliğine seçilen Sazak, Dündar Taşer’in 12 Haziran 1972’de elim bir kaza sonucu vefat etmenin ardından Taşer’den boşalan MHP Genel Başkan Yardımcılığı görevine getirilir.

5 Haziran 1977 genel seçimlerinde Türkeş’in “Hangi yerden istersen seni oradan aday göstereyim” teklifini, “Eğer aday olacaksam ancak memleketim olan Eskişehir’den ve gönüldaşlarım layık görürlerse olurum(1)” kibarca reddeden Sazak, makam, mevki, ikbal, koltuk peşinde koşan bir siyaset adamı değildi. Seçim sürecinde gecesini gündüzüne katarak çalışan Sazak, milletvekili seçilemedi ama, kişiliği, şahsiyeti ve bir dava adamına yakışan gönül zenginliğiyle Eskişehirlilerin gönlünde taht kurdu.

Bakan Gün Sazak

Seçimlerin ardından kurulan ve 2. Milliyetçi Cephe olarak adlandırılan koalisyon hükümetinde MHP’ye 5 bakanlık ayrılır. Sazak, milletvekili olmamasına rağmen, MHP GİK’nun kararıyla o günlerin en netameli bakanlığı olan Gümrük ve Tekel Bakanlığı’na getirilir. Denetimsizlik sonucu her türlü kaçakçılığın serbestçe yapıldığı, rüşvet ve suistimalin alıp başını gittiği, sigara, çay ve hatta tuzun bile karaborsaya düştüğü bir dönemde Gümrük ve Tekel Bakanlığı görevini üstlenen Sazak’ın ilk işi Namık Kemal Zeybek’i müsteşarlığa, Esat Güçhan’ı Tekel Genel Müdürlüğü’ne, Nedim Yılmaz’ı da Çaykur Genel Müdürlüğü’ne getirmek oldu. Sazak, personelinde şu ölçüyü arıyordu: “Hırsız olmamak, liyakatli olmak ve parti teşkilatına değil bakanlık teşkilatına bağlı olmak.”

Dürüstlüğünden emin olduğu sembolik sayıda ülkücüyü, “gümrük kontrolörü” olarak göreve başlatan Sazak, bütün gümrük kapılarını sıkı bir denetim altına aldı. Partizanlıktan nefret eden Sazak, Kapıkule’nin de içinde bulunduğu Trakya Gümrükler Müdürlüğü’ne solcu ama liyakatli bir kişiyi atar. Müsteşar Zeybek’in “Gümrük ve Tekel Bakanlığında ülkücü-solcu çatışması yok, hırsız-dürüst kavgası vardır” şeklindeki sözleri bunun en çarpıcı ifadesidir. Sazak’ın göreve başlamasıyla birlikte TIR’ların giriş-çıkışının zorlaştırıldığı gümrüklerden beyanları esas kabul edilen “hacı”lar rahatlıkla geçerken, ilk kez ticarî plakalı otomobil ve minibüslerin hacca gidilmesine izin verilir(2).

Sazak’ın Mafya’yı Çökerten Mücadelesi

Sazak’ın Bakanlık görevine gelmesiyle birlikte, mafyaya karşı ciddî bir mücadele başlatıldı. Uluslar arası yer altı dünyasının Türkiye’deki uzantılarına büyük darbe indirildi. Ülkeyi kan gölüne çeviren silahların gümrük kapılarından geçişleri engellendi. Yer altı dünyası, sömürüye dayalı sermaye evreleri artık istedikleri at oynatamıyorlardı. Mafyanın beli 5 aylık kısa bir sürede bükülmüştü. Bu olumlu sonuç sebepsiz değildi; Sazak, göreve geldiği ilk günden itibaren bütün sınır kapılarını tek tek gezerek incelemelerde bulunuyordu.

Teftişleriyle ilgili bilgi verdiği MHP Başkanlık Divan’ındaki konuşmasına “ABD’nin gümrük kapıları bizim gibi olsa 3 ayda batar” diyerek başlayan Sazak, şöyle devam ediyordu:

“Kaçakçılık sisteminin tamamen devlet memurlarının himayesi altında olduğu ortaya çıkmıştır. Bu memurların arkasında ummadığınız insanlar var. Uğraşmamız gereken adamlar çok güçlü. Benim icraatlarım karşısında pek çok insanı size göndererek şefaatçi olmanızı isteyebilirler. Eğer partiden teşkilatlardan yahut milletvekillerinden müdahale göreceksem ben bu işe girmem.” Bu konuşmanın ardından Başkanlık Divanı, Sazak’ın icraatlarına hiçbir suretle karışılmayacağını bilakis sonuna kadar destekleneceği yönünde yazılı karar alıyordu(3).

Sazak’ın verdiği örnek mücadele kısa sürede sonuç vermiş, kaçakçı dükkanları kapanmaya, yabancı sigaralar piyasadan çekilmeye, yerli üretimin kalitesi artmaya başlamıştı. Uzakdoğu ile Batı arasındaki kavşak noktası olan Türkiye’deki bu gelişmeler, uluslar arası kaçakçılık şebekelerinin canına ot tıkamıştı. Sazak, gümrüklerden silah geçiremeyen bölücü ve komünist örgütlerin de hedefi haline gelmişti. Sazak’ın sıkı takibi sonunda gümrük kapılarında kaçakçıları rahatsız eden gelişmeler yaşanmaya başlamış, özellikle Bulgaristan girişinde kilometrece tır kuyrukları görülmeye başlanmıştı. Silah, sigara, uyuşturucu işçi kaçakçıları zor durumdaydılar. Üstelik, Tekel ve Çaykur’un üretimi, ilk beş ayda %30 artmış, çay, sigara ve tuz karaborsası kırılmıştı.

Egemen Güçler, Sazak’ın İcraatlarından Rahatsız

Sazak’ın uygulamaları karşısında köşeye sıkışan kaçakçılar hükümetin düşürülmesi için harekete geçmekte gecikmediler. Hemen bir fon oluşturarak AP’den CHP’ye 11 milletvekilinin transferini sağladılar ve Demirel hükümetini düşürdüler. Yakın tarihimize Güneş Motel Olayı olarak geçen bu olay, transferi yapan Bülent Ecevit tarafından da büyük bir hata olarak değerlendirildi. Hükümet değişikliğinin en bariz göstergesi, Bulgaristan’da bekleyen tırların Türkiye’ye girmeye başlamaları ve her bir tır için 600.000 TL. rüşvet ödemeleri oldu(4).

Bir devlet adamı olarak gösterdiği başarısı, siyasî hasımları tarafından bile takdirle karşılanan Sazak, bu süre zarfında Milliyetçi Hareket’in hukuken ve kalben ikinci adamı haline gelmişti. Komünist gruplar hariç, MHP’ye sıcak bakmayan liberaller ve sosyal demokratlar Sazak’tan övgüyle söz etmeye başladılar. Dürüstlüğü, cesareti, imanı, engin insan sevgisi, fikir haysiyetine bağlılığı, dirayeti ve herkese güven telkin eden karakteriyle Sazak, “ülkücü insan tipinin numunesi” gibiydi.

İpekçi Bile Sazak’ın Bakanlığını Takdir Ediyordu

1 Şubat 1979’da öldürülen Milliyet’in başyazarı Abdi İpekçi bile, Sazak’la ilgili olarak takdir dolu ifadeler kullanıyordu. İpekçi, Güneş Motel Olayı’ndan sonra kurulan Ecevit hükümetinin Gümrük ve Tekel Bakanı Tuncay Mataracı’yı yerden yere vururken, siyasi hasmı MHP’nin bakanı Sazak’ı, göklere çıkarıyordu. Mataracı’nın bakanlığa gelmesiyle birlikte kaçakçılığın hız kazandığını, rüşvetin, suistimalin ve yolsuzlukların zirveye çıktığını belirten İpekçi, Sazak döneminin icraatlarından övgüyle bahsediyordu. 12 Ekim 1978 tarihli Milliyet’te yayınlanan “Kaçakçılık” adlı makalesinde bu konuya değinen İpekçi, “Sazak’ın döneminde kaçakçılığın azaldığını, yeni hükümet döneminde ise her türlü kaçak malların yurda sokulduğunu görmekteyiz” diyerek Sezar’ın hakkını Sezar’a teslim ediyordu. 24 Ocak 1993’te katledilen Cumhuriyet yazarı Uğur Mumcu bile İpekçi’nin Sazak’a olanyaklaşımını şöyle değerlendiriyordu: “İpekçi kaçakçılık konusunda açıkça MHP’li Gün Sazak’ı desteklemektedir. Oysa siyasal görüşleri Gün Sazak’ınkiyle taban tabana zıttır. Fakat İpekçi Mataracı’nın kaçakçılık konusundaki tutumunu saptamış ve bu yüzden siyasal görüşüne katılmadığı Sazak’ı, desteklemeyi uygun görmüştür(5).”

12 Ocak 1978 tarihli Milliyet’te yayınlanan “Başarılı olmuş bakan” haberinin konusu Sazak’ın icraatlarıdır; tıpkı 28 Mayıs 1980 tarihli Hürriyet’in “Sazak, başkent siyasal çevrelerine göre, bakanlık görevlerinde başarılı oldu” ifadesinde olduğu gibi. 1978 bütçe müzakerelerinde CHP’nin sol kanadından İzmir Milletvekili Süleyman Genç’in, “Ben inceledim, cumhuriyet kurulduktan bu yana gümrüklerdeki soygunu fikri ve felsefesi benimle yüzde yüz ters olan Gün Sazak önlemiştir(6)” şeklindeki sözleri de Sazak’ın 5 ay gibi kısa bir sürede nasıl büyük bir başarının altına imza attığını ortaya koyuyordu.

Bir Kaçakçının Dilinden Sazak Destanı

Siyasi hasımları tarafından bile takdirle karşılanan Sazak hakkında, ondan sonraki CHP’li Gümrük ve Tekel Bakanı Mataracı’nın Yüce Divan’da yargılanması süresince ifadesine müracaat edilen kaçakçı Süleyman Necati Topuz’un 1981’de tutuklu bulunduğu Almanya’da Nürnberg Başkonsolosluğu vasıtasıyla alınan ifadesinde yer alan şu ifadeler de çarpıcıdır:

“Türkiye’de çok güçlü bir MAFYA teşkilatı vardır. Bu mafya teşkilatı Türk politik hayatında etkili bir rol oynamaktadır. Birçok politikacılar şahsî menfaat veya politik kariyer temin etmek için bu mafya teşkilatı ile işbirliği yapmaktadırlar. Ben UĞURLU ailesi ile birlikte ve onların hesabına kaçakçılık işlerinde çalışmakta iken, 1978 Şubat ayı ortalarında İstanbul’a gitmiştim. Son altı ayda Gün Sazak’in Gümrük ve Tekel Bakanı olması dolayısıyla Türk Mafyası istediği görevlileri istediği mevkilere getirmekte güçlük çekmekte idi. Bu sebepten kaçakçılık işleri bir hayli bozuktu. Birkaç namuslu kişinin Gün Sazak tarafından göreve getirilmesi dolayısıyla mafya ile çalışan diğer Gümrük Bakanlığı mensupları etkisiz hale gelmiştir(7).”

Aydınlık ve Cumhuriyet, Sazak’ı Hedef Gösteriyor

Hemen her gün onlarca kişinin katledildiği 12 Eylül 1980 öncesi dönemde birçok MHP’li ve ülkücü kuruluşların lider kadrolarını hedef gösteren iki gazete vardır: Aydınlık ve Cumhuriyet. Cumhuriyet tarihinin en başarılı Gümrük ve Tekel Bakanı Sazak da bu iki gazetenin kızıl teröre hedef gösterdiği kişiler kervanına katılır. Provokatör Aydınlık ve o dönemde “yerli pravda” olarak nitelendirilen Cumhuriyet, Sazak’la ilgili aleyhte kampanyalar düzenlemişlerdir. Aydınlık’ın 7 Nisan 1979 ve 9 Nisan 1979 tarihli nüshalarında Sazak hakkında temelsiz suçlamalar yapılmış, Cumhuriyet’in 12 Nisan 1979 tarihli nüshasında ise Uğur Mumcu, “Gün Sazak’ın yıkılması demek, liberal kapitalizmin yıkılması demektir” ifadeleri yer almıştır. O günün şartlarında “hedef gösterme” anlamına gelen bu ifadeler, Sazak’ın katledilmesine katkı sağlamıştır.

Sazak’ın Katli ve Yankıları

27 Mayıs 1980 Salı akşamı, evinin önünde Dursun Karataş’ın emriyle Dev-Sol militanlarının yaptığı hain saldırıyla katledilen Sazak’ın vefatı, ülke gündemine bomba gibi düştü. Hemen her gün bir mensubunu al bayrağa sarılı tabutlarla ve tekbir sesleriyle toprağa veren Milliyetçi Hareket camiası, MHP Genel Başkan Yardımcısı Gün Sazak’ın katledilmesiyle adeta yıkıldı. Üzülen ve şoka girenler sadece MHP’liler değildi. Türk milleti Sazak’a ağlıyordu. MHP’nin il, ilçe ve belde teşkilatlarında ya bayraklar yarıya indiriliyor ya da siyah bayrak çekiliyordu.

Böylesine kritik bir günde acilen toplanan MHP Başkanlık Divanı, “gerekirse sine-i millete döneriz” kararını kamuoyuna açıklıyordu. Başta Ankara ve İstanbul olmak üzere, Adana, Bursa, Antep, Trabzon, Konya, Kayseri, Maraş, Tokat, Çorum, Yozgat, Eskişehir, Elazığ, Erzurum, Sivas, Çankırı, Kütahya, Manisa, Amasya gibi illerde, Sazak’ın toprağa verileceği güne kadar binlerce ülkücünün katıldığı kitlesel gösteriler yapılıyordu. Büyük camilerde ruhuna Kur’an-ı Kerim okunuyor, okullarda boykotlar yapılıyor, forumlar düzenleniyor, kızıl terörü lanetleyen yüzbinlerce bildiri dağıtılıyordu.

Dev-Sol’un İhanet Dolu Bildirisi

Türkiye Sazak’a ağlarken, katliamı gerçekleştiren Dev-Sol, Sazak’ın niçin öldürüldüğünü yayınladığı bir bildiriyle kamuoyuna duyuyordu. “Halkımıza, Toprak ağası, sermayedar Faşist şef Gün Sazak cezalandırıldı” başlığıyla yayınlanan bildiride, Sazak’ın niçin katledildiği şöyle anlatılıyordu:

“Soracaksınız… Faşist şef Gün Sazak’ın cezalandırılması Türkiye emekçi halklarına ne kazandırmıştır diye… Öncelikle sorun tek tek insanların yok edilmesiyle devrime ulaşılması değildir elbette. Ama yüzlerce katliam ve işkencenin sorumlusu faşist Gün Sazak gibilerdir. Ve savaş küçükten büyüğe doğru bir gelişme izler. Ve savaş başlatılmadan hiçbir zaman gelişmez, büyümez. Biz faşizme karşı savaşta şiddet metodunun gerektiğine inanarak Gün Sazak’ı cezalandırdık(8).”

Sazak’ın öldürülme eylemi, 1980 sonrası Devrimci Sol duruşmaları sırasında da örgüt lideri Dursun Karataş tarafından sahiplenilmiş, “Haklıyız Kazanacağız” başlığıyla yayınlanan Devrimci-Sol savunmasında şu satırlar yer almıştır: “Gün Sazak faşist hareketin tepesinde yer alan biri olmak yanında, faşist hareketin döneme ilişkin taktiğinde önemli roller de üstlenmişti. Gün Sazak’ın faşist kadroların eğitiminde ve katliam planlamalarında nasıl bir aktif rol üstlendiği bugün MHP davasında ortaya çıkmıştır(9).”

Türkeş’in Tarihi Açıklaması

MHP lideri Alparslan Türkeş, Sazak’ın katledilmesinin ardından partisinin İstanbul il merkezinde yaptığı basın açıklamasında “Gün Sazak, Türk milletinin düşmanları, komünist ve bölücü cinayet çeteleri tarafından şehit edilmiştir” tespitini yaptıktan sonra, olaydan Başbakan Ecevit’i sorumlu tutmuş ve şu ifadeleri kullanmıştı:

“Yalan ve iftira savurmak, masum insanları cani olarak ilan edip, onları kamuoyunda hedef haline getirmek Ecevit’in inatla sürdürdüğü bir tutumdur. Ecevit ne zaman MHP hakkında, MHP’liler aleyhinde Türk Milliyetçileri ile ilgili olarak yalan ve iftiralar savurmuşsa, mutlaka ardından çok sayıda MHP’li ve Ülkücü şehit edilmiştir. Ecevit’in kışkırtmaları sonunda dün Ülküdaşımız Gün Sazak şehit edilmiştir. Ecevit öldürülen bütün MHP’li vatandaşlarımızın manevi katilidir.”

Katliamın Sorumlusu, Korg. Nihat Özer

CHP iktidarı Aralık 1978’de yaşanan Kahramanmaraş olaylarının ardından 19 ilde sıkıyönetim ilan etmişti. Ankara Sıkıyönetim Komutanlığı’na ise kamuoyunda “solcu asker” ve “ülkücü düşmanı” olarak tanınan Korg. Nihat Özer getirilmişti. Korg. Özer’in sıkıyönetim komutanlığı dönemi MHP ve ülkücü hareket mensuplarının en çok saldırıya uğradığı, mensuplarının işkencelerden geçirildiği, kuruluşlarının bombalandığı ve tarandığı bir dönem olarak tarihe geçti. Başta MHP genel merkezi olmak üzere Ülkücü kuruluşlara ait binalar, POLDER’li polisler tarafından defalarca bombalandı. Özer’in Sıkıyönetim Komutanı olduğu dönemde Sazak, sürekli tehdit alıyordu. Dönemin MHP yetkilileri Sazak’ın korunması ile ilgili defalarca müracaatta bulunmuşlardı. Bunca uğraşın ardından Sazak’a bir tek koruma tahsis edilmiş, bu görevli de daha sonra Korg. Özer’in talimatıyla geri çekilmişti. Sazak’ın Bakanlığı döneminde Tekel Genel Müdürü olan Esat Güçhan’ın, bu konuyla ilgili şu sözleri gerçeğin ifadesidir:

“Gün Bey’in koruması vardı fakat alınmıştı. Ben kendisini ziyarete gittiğimde hiçbir güvenlik görevlisi görmeyince rahatsız oldum. Bunu kendisine de ifade ettim. Gün Bey, bekçinin geri çekildiğini ancak müdahale etmememi istedi. Ben buna rağmen Ankara Valisi Vecdi Gönül’e gidip Gün Bey’in korumasının alındığını ve yerine kimsenin görevlendirilmediğini söyledim ve kendilerinden şahsî ilgilerini istirham ettim. Fakat o zaman sıkıyönetim var ve Ankara Sıkıyönetim Komutanı Korg. Nihat Özer, Vecdi Bey korumayı sıkıyönetim komutanının kaldırdığını, Vali olarak re’sen koruma veremeyeceğini, ancak partinin sıkıyönetim komutanına resmi yazı yazarak koruma isteyebileceğini söyledi. Bu durumu Gün Bey’e aktardım, ‘Allah’ın takdiri ne ise o olur; insanı bekçiler değil, Allah korur’ dedi.

Burada şu çok önemlidir; Ankara’nın o günkü ortamında sıkıyönetim komutanının şahsi emriyle koruma kaldırılmıştır. Ben şahsen bu dünyada da öbür dünyada da Gün Bey’in şahadetinden tamamen değil ama belli ölçüde sayın Ankara Sıkıyönetim Komutanı Korgeneral Nihat Özer’i manevi mesul tutarım(10).”

Sazak’ın Katilleri Avrupa’da

Sazak’ın katilleri bugün Avrupa’da serbestçe dolaşıyorlar. Katliamın emrini veren Dev-Sol lideri Karataş, elini kolunu sallaya sallaya cezaevinden firar edip yurtdışına çıkmış, Dev-Sol’un askeri kanat sorumlusu ve tetikçisi Cengiz Gül ise hala yakalanamamıştır. Katile öldürme talimatını veren Dev-Sol’un Ankara Bölge Başkanı “Selçuk” kod adlı Eyüp Eranıl da hala yakalanamamıştır. Sazak’ın ölüm emrinin planlandığı evin sahibi olan CHP Samsun Milletvekili Ahmet Altun’un kardeşi Cemal Kemal Altun da hesaba çekilemedi. Tetikçi Cengiz Gül’ün katliamın hemen ardından evine gittiği Altun, 1981’de gittiği Batı Berlin’de siyasi sığınma talebinde bulundu. “Abschiebehoft” denilen statüde gözetim altına alınan Altun, sığınma talebini karara bağlayacak olan Batı Berlin İdare Mahkemesi’nin 6. katından atlayarak 30 Ağustos 1983’te intihar etti. Alman istihbarat ajanı, Türk düşmanı Günter Wallroff’un “En Alttakiler” kitabını Altun’a ithaf edilmiş olması da hayli enteresandır.

Firari Suçlular Hakkında Dava Açılmadı

Sazak’ın cinayetinin üzerinden 10 ay geçtikten sonra 3 kişi tutuklanır. Bu kişiler polise verdikleri ifadede suçlarını itiraf ederler. Bunlar Ahmet Levent Babacan, Cem Öz ve Sadık Zafer Özcan’dır. Babacan, Cengiz Gül ile cinayet mahalline Sazak’ı vurmak için gitmiş silahını çekmiş, ancak yoldan o sırada geçen bir minibüs dolayısıyla silahını kullanamamış olan şahıstır. Cem Öz, Sazak’ın öldürülmesi eylemi ve sonrası Babacan’a yardım eder. Sadık Zafer Özcan da eylem öncesi ve sonrası yardımcı olur. Hepsi Dev-Sol üyesidir. Bu suçlardan dolayı Ankara Sıkıyönetim Komutanlığı 2 Numaralı Askerî Mahkemesi’nce 6 Nisan 1983’te sonuçlandırılan davada Babacan müebbet, Öz beş yıl ağır hapis, Özcan da altı yıl ağır hapis cezasına çarptırılmıştır. Askerî mahkemede görülen davalarda firarî sanıklar için dava açılmadığından bu cinayetin asıl suçluları hakkında takibat hâlâ başlatılmamıştır.

Sazak’ın öldürülmesi ile ilgili olarak, 18 yıl kaldığı Almanya’da, 8 yıl cezaevinde yatan ve uyuşturucu kaçakçısı olarak tutuklu bulunan Nafiz Obay, Cemal Kemal Altun’un şu çarpıcı açıklamasını nakleder: “Gazeteci Abdi İpekçi cinayeti ile Gün Sazak’ın öldürülmesi bir zincirin birbirine girmiş halkalarıdır. Her ikisi de uyuşturucu madde ve silah kaçakçılığı ile ilgilidir… Sazak, Bulgaristan trafiğine taş koymağa çalışıyordu.”

Katillerden çok onların arkasındaki güç önemli

Babasının katlinden 18 yıl sonra, 23-29 Mayıs 1998 tarihli Aksiyon Dergisi’ne açıklamalarda bulunan Süleyman Sazak, acıların kucağında büyüyen bir tecrübeyle, “Bizim ailede hem dedemin hem de babamın siyasete girişi kriz zamanlarına rastlar. Ancak artık krizlerin suni olarak yükseltildiğini düşünüyoruz ve birilerinin bizimle oynamasına müsaade etmeden kendi işimize bakmayı tercih ediyoruz” diyordu. Sebep-sonuç ilişkisi açısından incelediğinde Gün Sazak cinayetinin gerçekleştiği 27 Mayıs’ın “ihtilalin ertelendiği bir tarihte” tesadüf etmesinin hayli ilginç olduğunu belirten Sazak, katillerden çok, onların arkasındaki güçlerin önemli olduğunu belirttikten sonra şu önemli cümleyi kuruyor: “Babam 12 Eylül değil, 12 Eylül sonrası Milliyetçi Hareket’in dağıtılması için hedef seçilmiştir.” Katilin bilindiğini, yaşadığı Doğu Almanya’dan istendiğini, ancak iki kez ortadan kaybolduğunu belirten Sazak’ın “Katil adeta birilerince korunmaktadır” sözü de dikkat çekicidir.

Dev-Sol bilmecesi

Kurulduğu 1978’den 1994 yılına kadar Dev-Sol ismini kullanan örgüt, bu tarihte ismini değiştirerek DHKP-C adını almıştır. Lideri, yurt dışında uluslar arası servislerin piyonu olan Dursun Karataş’tır. 1989’da elini kolunu sallayarak cezaevinden kaçmıştır; örgütü yurt dışından yönetmektedir. Cezaevindeki militanları 1989’dan itibaren art arda kaçırılan Dev-Sol, 1990-1996 döneminde pek çok kanlı eylem yaptı. Devlette görev yapmış üst düzey pek çok asker, polis ve MİT’in tanınmış yöneticileri bu örgüt tarafından öldürüldü. Dev-Sol’un taşeron bir örgüt, tetikçilerinin ise çeşitli yabancı istihbarat servislerine çalışan birer piyon olduğu defalarca dile getirildi.

Gün Sazak ve Şehitler Haftası

Başarılı devlet adamlığının yanı sıra yanı sıra sergilediği aklıselim, itidal, hoşgörülü davranışlarıyla örnek bir kişilik olan Sazak’ın şehit edilmesi, milliyetçiler tarafından Türk milliyetçilik tarihinin en önemli olaylarından biri olarak değerlendirilir.

Taha Akyol’un “Milliyetçi Hareket’in en büyük şehididir” dediği Sazak’ın şehit edildiği

27 Mayıs gününü içine alan hafta, ülkücüler tarafından “Gün Sazak ve Şehitler Haftası” idrak edilir. Bu anlamdaki ilk organizasyon, 27 Mayıs 1985’te, Eskişehir’in Mihalıççık kasabasının Sazak köyündeki kabri başında gerçekleştirilmiştir.

Facebook Twitter Friend Feed RSS

Bu içeriğe yorum yapan ilk siz olun!

  • Ad Soyad:

  • Yorum:

  •  

    @name x

  • UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir.


    SPOR TOTO SÜPER LİG
    Tür seçiniz:
    SENDE YAZ
    Ziyaretçi Defteri
    Ziyaretçi Defteri

    Siz de yazmak istemez misiniz?

    Ziyaretçi Defteri
    ARŞİV

    banner70