banner255

Gerçekler Gün Yüzüne Çıktı: ABD Belgelerinde Alparslan Türkeş

Türk Ocakları Samsun Şubesi, Alparslan Türkeş'in Vefâtının 20. Yılı münasebetiyle Türk Düşünce tarihinde iz bırakacak bir konferans düzenledi.

Gerçekler Gün Yüzüne Çıktı: ABD Belgelerinde Alparslan Türkeş
04 Nisan 2017 Salı 00:38

Türk Ocakları Samsun Şubesi tarafından Öğretmenevi salonunda gerçekleştirilen “ABD belgelerinde Alparslan Türkeş”  konulu konferans yakın tarihimizdeki gerçek diye Türk Milletine yutturulan yalanların ortaya çıkartılmasında da önemli olmuştur. Yakın tarihin aydınlatılmasında kullanılabilecek çok önemli Belgeler Doç.Dr. Mehmet Akif Okur tarafından tüm kamuoyuna daha öncede sunuldu.

Öğretmenevi Toplantı Salonunda düzenlenen konferansa Gazi Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç.Dr. Mehmet Akif Okur konuşmacı olarak katıldı. Türk Ocakları Samsun Şube Başkanı Doç. Dr. Serkan Şen, öğretim üyeleri ve vatandaşların hazır bulunduğu konferansta “ABD belgelerinde Alparslan Türkeş” konusu işlendi.

Gazi Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç.Dr. Mehmet Akif Okur, Alparslan Türkeş’in ölüm yıldönümünü anarak konuşmasına şöyle başladı:

”Bu gün rahmetli Başbuğ’umuzun hakka yürüyüşünün 20. Sene-i devriyesinin evvelinde ve her tür siyasi faaliyetin yakın tarihiyle ve yakın geçmişiyle ilgili hem de Ülkücü Hareketi var eden dinamiklerle ilgili önemli olduğunu düşündüğüm bir meseleyle ilgili yaptığım araştırmaların sonuçlarından bir bölüm takdim edeceğim.” Dedi.

Doç. Dr. Mehmet Âkif Okur 2014 yılı içinde 6 ay süreyle Amerika’da kalarak çeşitli arşivleri inceleme fırsatı bulduğunu da ifade ederek, 12 Eylül Darbesi ile ilgili da ABD’de birçok belge ve yazışma bulduğunu açıkladı. Okur 12 Eylül’ün önemli kırılmalara sebep olduğunu paylaştı. 1980’de gerçekleşen darbenin Ülkücü Hareket için de oldukça önemli olduğunu belirten Okur, darbelerin etkisini atlatmanın kolay olmadığını sözleriyle de önemli bir not bıraktı.

Doç.Dr. Mehmet Akif Okur kafga karışıklığını giderdi

ABD’deki ulusal arşivlerde, 2014 yılında hariciye arşivinde ve  diğer hariciyeyle de bağlantılı açık olan arşivlerde Türk dış politikası ve Türk Amerikan ilişkileri üzerine çalışma yaptığını belirten Okur;  Amarikan arşiv belgesi denenice bir kafa karışıklığı olduğunu ifade ederek belgelerin mahiyeti hakkında bilgi verdi.

Okur; bu belgelerin wikileaks gibi açıklanan belgeler gibi olmadığını, bahsedilen belgelerin piyasada konuşulan belgeler, sızdırma tabir edilen belgeler ve o belgelerin hakikat olup olmadığı hakkında bir şüphe bulutu olduğunu belirtti. Genelde, aktüel meseleleri yönlendirmek maniple etmek için devletler sekiz on belgenin arasına bazen bir tanede yanlış belgeyi, cümleyi veya ifadeyi koyarak servis ettiklerini belirten Okur; onun üzerinden bir istihbarat savaşı yürütmeye çalıştıklarını ifade etti. Birde devletlerin kendilerinin, kendi resmi arşivlerinde tescilledikleri yani altlarına imzalarını attıkları ve araştırmacıların hizmetine sundukları evraklar, belgeler olduğunu kaydederek; “Biz bu tür belgeler üzerinde konuşacağız.” Dedi.

 BUNLARIN HİÇ BİR DAYANAKLARI YOK

Türk milliyetçiliğinin ve Alparslan Türkeş'in ele alındığı popüler yahut akademik görünümlü birçok metinde hiçbir somut delile dayanılmaksızın ileri sürülen kimi iddia ve ithamların, tartışılmaz gerçeklermiş gibi tekrarlanmaya devam ettiğini belirten Okur;  “Bu türden yazılarda, Türkeş ve liderliğini yaptığı Milliyetçi Hareket, ABD tarafından Sovyetlere karşı mücadele için dizayn edilmiş aktörler olarak takdim edilirken, kökleşmiş önyargılar dışında hemen hiçbir objektif temele dayanma ihtiyacı hissedilmiyor.” Diye kaydetti.

AMERİKA ALPARSLAN TÜRKEŞ’İ SEVMEDİ...

 Amerikan sisteminin iç yazışmalarından seçilmiş Türkeş’le ilgili atıf, not ve değerlendirme örneklerini sunan okur;  “Yaptığımız taramalarda,  belgelerdeki eleştirel, hatta yer yer hakarete varan olumsuz ifadelerin benzerlerinin aynı dönemde başka siyasetçiler için kullanılışına rastlamadık. Bu noktayı da dikkate alarak, eldeki bilgilerin VVashington tarafından desteklenmek şöyle dursun, araya sürekli uçurum konulan bir Alparslan Türkeş portresi çizdiğini rahatlıkla söyleyebiliriz.’ Dedi.

Dç. Dr. Mehmet Akif Okur, konuşmasını şöyle sürdürdü:

AMERİKA'YA TÜRKEŞ’LE İLGİLİ RAPORLAR GİDİYOR

 İlk belge, Amerikalıların 27 Mayıs'ın hemen ardından Türkeş'in DP ve CHP karşısında "tarafsız" bir yerde durduğunu düşündüklerini gösteriyor. ABD'nin İstanbul Başkonsolosu Robert G. Miner'in Dışişleri Bakanlığı'na yolladığı 30 Haziran 1960 tarihli raporda, gazeteci Özcan Ergüder ile yaptığı özel bir görüşmeye dair değerlendirmeler aktarılıyor. Burada, Türkeş'in yalnızca DP'ye değil, CHP'ye ve İnönü'ye de karşı olduğu ve seçimlere yeni bir partiye liderlik yaparak girmek niyetini taşıdığı belirtiliyor.  Bu bilgi, 27 Mayıs'la ilgili olarak tartışılagelen bir mesele hakkında açıklayıcı ipuçları barındırıyor. Darbenin ardından Türkeş ve arkadaşlarının hemen seçim yaparak yönetimi sivillere devretmek istemeyişini demokrasi karşıtlığı ve cunta hevesiyle izaha çalışanlar olmuştur. Ancak, DP'nin mahkûm edildiği bir ortamda hemen sandığa gidilmesi, iktidarın ordunun eliyle CHP'ye hediye edilmesi anlamına gelecekti. Hâlbuki Türkeş ve arkadaşları CHP'ye de muhaliftiler. Dolayısıyla, askeri yönetimin bir müddet daha iş başında kalmasını farklı siyasi profillerin ortaya çıkabilmesine imkân hazırlamak için istemiş olabilirler.

GÜRSEL'DEN SONRA KOMİTENİN EN ETKİLİ ÜYESİ TÜRKEŞ GÖSTERİLİYOR.

Miner'ın raporundan 20 gün sonra hazırlanan ulusal istihbarat değerlendirmesinde, Türkeş'in dünya görüşü ile ilgili açıklamalara yer veriliyor. Milli Birlik Komitesi'nin (MBK) genel çerçevesi tahlil edilirken Gürsel'den sonra Komitenin en etkili üyesi olarak Türkeş gösteriliyor. Belgede ayrıca, Türkeş'in ateşli bir Türk milliyetçisi olduğu, SSCB bünyesindeki Türklerin bağımsızlıklarını elde ederek Türk birliğinin kurulması yönündeki pan-Turanist düşünceleri sebebiyle 1944'te tutuklandığı da belirtiliyor. 

ABD'nin Ankara Büyükelçisi Warren'ın 25 Temmuz 1960 tarihinde Dışişleri Bakanlığı'na gönderdiği raporda ise Washington'ıın Türkeş'e bakışını kalıcı biçimde etkilediği anlaşılan önemli bir tartışmadan bahsediliyor. Warren, Gürsel, Türkeş ve Kuneralp Komite'nin ABD'den talep ettiği krediyle ilgili bir toplantı yapmışlardır. Bu görüşmede Türkeş, ordudaki bazı subayların zorunlu emekliliğe şevki için acilen krediye ihtiyaçlarının olduğunu, eğer ABD kaynak temin etmezse bu parayı "herhangi bir yerden" bulabileceklerini söyleyerek üstü kapalı bir şekilde ABD'li yetkilileri Sovyetlerle yakınlaşmakla tehdit etmiştir. Raporun sonunda Warren, Türkeş ile ilgili kişisel değerlendirmesinde; MBK'nın ihtiyaçlarına ve ABD'nin bunu karşılamaktaki isteksizliğine odaklanan Türkeş tarafından hazırlanacak muhtemel eylem planının ABD'nin pozisyonunu ve yükümlülüklerini düşünmeyen tek taraflı bir tarzda olacağını söylüyor.

 CİA’YA TARKEŞ HAKKINDA ÇOK GİZLİ BİR NOT GİDİYOR

ClA'in 28 Temmuz 1960 tarihli "Çok Gizli" ibaresi taşıyan günlük yazılı istihbarat notunda da, VVarren'ın mektubunda belirttiği noktalar yer alıyor. Gürsel veTürkeş'in ABD Büyükelçisi Warren'a, Türk ordusundaki üst rütbeli subayların zorunlu emekliye sevk edilmeleri hususunda Amerikan mali yardımı gelmese dahi kararlı davranacaklarını ve gerekirse "parayı herhangi bir yerden bulabileceklerini" belirttikleri vurgulanıyor. Bununla birlikte, Gürsel'in atacağı herhangi bir adımın sürpriz olmayacağı fakat para temin etmek adına SSCB ile yakınlaşmasının da beklenmediği not edilmiş. Türkeş için ise benzer bir değerlendirmede bulunulmadığı görülüyor.

TÜRKEŞ’İ AMERİKAN AJANI İLAN EDİYORLAR

Warren'a göre MBK genç, tecrübesiz ve vatansever subaylardan olturulduğunu, Gürsel'den sonra Komite'nin en etkili üyesi ise Türkeş olduğunu, Ayrıca VVarren'a göre Türkeş, "fanatik heveslere sahip, aşağılık kompleksli ve derin duyguları olan" birisi olarak görüldüıünü ifade eden Okur, MBK içinde ayrışma yaşanması durumunda Türkeş'in Gürsel'in yerine geçebilecek tek kişi olduğu da Warren tarafından ifade edildiğini belirterek; ”Türkeş'in ABD ile ilişkisi hakkında yazılanların ne kadar kasıtlı çarpıtmalar içerdiğini gösteren güzel bir örnek, Ömer Gürcan'ın bu belgeye dayanarak, Türkeş'i Amerikan ajanı ilan edişidir. Gürcan, raporda hiç yer almayan "MBK'nın içine en önemli üye olarak Türkeş'i yerleştirdik." ifadesini Warren'ın sözüymüş gibi aktarıyor.”diye belirterek konuşmasını şöyle devam ettirdi:

ÇOK GİZLİ İSTİHBARAT NOTU

ClA'in 26 Eylül 1960 tarihli ve "Çok Gizli" ibareli günlük yazılı istihbarat notunda Türkeş'in 22 Eylül'de Başbakanlık Müsteşarlığı görevinden ayrılması değerlendiriliyor. Notta bu olayın, MBK içindeki genç, hırslı milliyetçi grup ile daha geniş muhafazakâr unsurlar arasındaki artan çatışmayı ortaya koyduğu ve Korgeneral Madanoğlıı'nıın da Tıirkeş'in önde gelen hasmı olarak meydana çıktığı belirtiliyor. Türkeş'in görevden ayrılışının MBK içerisindeki huzursuzluğu arttırdığına dair değerlendirme, 28 Eylül 1960 tarihli benzer bir belgede de tekrarlanıyor.

TÜRKEŞ'TEN KORKUYORLAR

Türkeş'in liderliğini yaptığı 14 kişilik milliyetçi grubun MBK'dan tasfiye edilişi, bir gün sonra, 13 Kasım 1960'ta, ClA'in "Çok Gizli" ibareli günlük yazılı istihbarat notunda ele alınmış. CIA belgesinde, Giirsel'in cunta içindeki radikal grubu ortadan kaldırdığı ve geriye kalan 23 kişinin sıkı Batı yanlısı olduğu vurgulanıyor. Ayrıca, 14'lerin tasfiyesi her ne kadar MBK'daki daha güçlü ekip tarafından desteklenen bir adım olarak değerlendirilse de Alparslan Türkeş liderliğindeki "radikal" sayılan grubun silahlı kuvvetlerdeki etkisinin mevcut Batı yanlısı yönetim için potansiyel bir tehdit olarak görüldüğü de belirtiliyor.9 Raporun dili, ABD'nin 27 Mayıs'ı yapan kadroya bakışının ana hatlarını özetliyor. Buna göre, MBK Batıcılar ve Türkeş liderliğindeki milliyetçilerden oluşuyordu. ABD ise radikal olarak nitelediği milliyetçilere değil, Batıcılara sempati duyuyordu. Sonuçta iktidar, Washington'ın olumlu yaklaştığı grubun elinde kalmıştır.

ClA'in hazırladığı müteakip raporlara baktığımızda da 14'lerin tasfiyesinin doğurabileceği sonuçların ABD tarafından ne kadar önemsendiğini görüyoruz. 17 Kasım 1960 tarihli haftalık istihbarat raporunda, genç subayların sözcüsü konumundaki Türkeş'in büyük ihtimalle siyasi bir figür olarak hayatına devam edeceği ve ordudan zorunlu olarak emekli edilen 3.500 subayın desteğini alacağı belirtiliyor

ClA'in 5 Aralık 1960 tarihli haftalık propaganda kılavuzunun içindekiler bölümünde yer alan 14'lerin tasfiye edilmesi ile ilgili kısmın başlığı "Geçici Türk Hükümeti Tarafından Görevden Alınan Uzlaşılması Zor Üyeler"dir.

Söz konusu yazıda, "inatçı ve uzlaşılmaz bir grup" olarak nitelenen Türkeş liderliğindeki 14'lerin, MBK'dan tasfiye edildiği belirtiliyor veTürkeş'in siyasete girme ihtimali üzerinde duruluyor. Ayrıca, daha önce bağımsız dış politika izleme konusunda eğilim sergileyen 14'lerin yönetimden uzaklaştırılmaları ile birlikte Türkiye'nin dış politikasındaki eksen kayması ihtimalinin ortadan kalktığı ve böylece Gürsel yönetiminin kendisinden önce izlenen (Batı yanlısı) dış politika güzergâhına bağlı kalacağının garanti altına alındığı söyleniyor.

Arşivdeki kayıtların izini sürmeye devam ettiğimizde, MBK'daki tasfiyenin ve takip eden sürgünün ABD'nin Türkeş'le ilgili kaygılarını ortadan kaldırmadığını görüyoruz. 1961 seçimlerinden yaklaşık bir buçuk ay önce, 2 Eylül 1961'de, dönemin Amerikan Büyükelçisi Raymond A. Hare'nin Washington'a yazdığı mektupta Türkeş ve ekibinin yeni bir askeri müdahale örgütleme ihtimali ele alınmış. Hare mektubunda; ordu içerisindeki Türkeş taraftarlarının çoğunlukla düşük rütbeli subaylardan müteşekkil olduğunu bildiklerini, ancak Türkeş teşkilatının büyüklüğünün hangi düzeyde olduğunu kestiremediklerini ifade ediyor. Mektupta Hare, seçimlerden sonra Türkiye'de huzursuzluk baş gösterirse, Türkeş ekibinin müdahale için bir imkân elde edeceğini, fakat emir komuta zincirinin daha önce harekete geçmesi durumunda bu ihtimalin de ortadan kalkacağını ileri sürüyor.

SÜRGÜNDEKİ TÜRKEŞTEN ÇEKİNİYORLAR

Sürgündeki Türkeş ve arkadaşlarının muhtemel hamleleriyle ilgili ABD'nin kaygılı tahminleri, 15 Ekim 1961 'de yapılan 27 Mayıs sonrası dönemin ilk demokratik seçimlerinin ardından da devam etmiş. ClA'in 17 Kasım 1961 tarihli haftalık istihbarat raporunda, seçimlerin üzerinden bir ay geçmesine rağmen hükümetin kurulamayışının ülke genelinde ve silahlı kuvvetlerde sıkıntı yaratmaya başladığına dikkat çekiliyor. Raporda, özellikle ordu içerisindeki huzursuzluğun artması hâlinde, Alparslan Türkeş ve 14'lerin diğer üyelerinin sürgünden dönerek askeri yönetimin devamı yönünde baskı yapabilecekleri belirtiliyor.

TÜRKEŞ'İN SAMİMİYETİNE GÜVENMİYORLAR

Belgeler, ABD'nin dikkatini sürgün yıllarını müteakip siyasete girişinden sonra da Türkeş'in üzerinden ayırmadığını ve Türkeş'e karşı takındığı olumsuz tavrı sürdürdüğünü gösteriyor. 1965 Genel Seçimleri öncesinde CIA tarafından hazırlanan, dönemin Türk siyasi hayatının incelendiği "Özel Rapor"da, Türkeş'in liderliğini elde etmesiyle CKMP'nin "özünde tek bir hâkim liderin kişisel aracı olan potansiyel bir yarı-faşist organizasyon" hâline geldiği söyleniyor. Ayrıca, isim zikredilmeden CKMP'nin eski üyelerinin partinin "führer kompleksinde bir adam için faşist bir vasıta"ya dönüşmeye başladığını belirttikleri ifade ediliyor. Türkeş'in kendisini nasyonal sosyalist olarak tanımladığı ve diğer partilerdeki aşırı sağcı radikalleri etrafına topladığı iddiasına da yer veriliyor. Raporda ayrıca, Türkeş'in Türkiye'nin Batı ile mevcut bağlarına inanıyor gibi görünse de esasında tarafsızlık yanlısı olduğu değerlendirmesi de yapılıyor.

Amerikan arşivlerinde, Türkeş'in dış politika perspektifinin somut yansımalarına ilişkin kayıtlara da rastlıyoruz. Haziran 1967'de İsrail ile Arap devletleri arasında artan gerginlikle ilgili olarak Türk siyasi elitlerinin ve kamuoyunun tutumunu ABD diplomatik temsilciliklerine bildiren telgraf bunun bir örneğidir. Türkiye'deki ABD büyükelçiliği tarafından çekilen telgrafta, Araplar ile İsrail arasındaki artan gerginlik sırasında Türk Hükümeti ve aşırı soldakiler dâhil siyasi liderler sessiz kalırken sadece Alparslan Türkeş ve Osman Bölükbaşı'nın Araplardan yana tavır sergiledikleri belirtiliyor.

TÜRKEŞ'İ  FAŞİST ve NEO_FAŞİST OLARAK NİTELENDİRİYORLAR

1970'lerden kalan evrakı incelediğimizde, ABD'nin Türkeş'e yönelik olumsuz tavrında bu dönemde de bir değişimin yaşanmadığını görüyoruz. Washington'un o tarihlerdeki bakış açısını yansıtan önemli bir belge, 1 Ocak 1973 tarihini taşıyan, çeşitli ülkelerdeki öğrenci ayaklanmalarıyla ilgili CIA raporudur. Bu raporda CIA, Türkiye'deki gençliğin hızla iki kutba ayrıldığını, bir yanda genel olarak TİP tarafından yönlendirilen Marksist gençliğin diğer tarafta da CKMP'nin "neo-faşist" lideri Türkeş'in önderlik ettiği "komando" diye adlandırılan gençliğin yer aldığını belirtiyor.17 Bu belgede, Hitler ve Mussolini ile beraber anıla gelen ve İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra Batı'da en az "komünist" tabiri kadar ürperti uyandıran "faşist-neofaşist" nitelemesinin Türkeş için kullanılması, ABD'nin MHP liderine bakışını gösteren önemli bir işarettir.

İSTİHBARAT RAPORLARINA GÖRE TÜRKEŞ'İN 100.000 'KOMONDOSU' VAR

Üstelik bu ve benzeri yaftalar değişik belgelerde de tekrarlanmaktadır. Örneğin, Demirel Başbakanlığında kurulan MC Hükümeti ile ilgili değerlendirmelere yerve- rilen 1 Nisan 1975 tarihli Ulusal istihbarat Bülteni'nde; 100.000 "komandosu" olduğu iddia edilen "aşırı sağcı" Türkeş'in koalisyonda yer alışının Demirel için sorun teşkil edebileceği belirtiliyor.18 MC Hükümeti'nde Türkeş ve Erbakan'ın yer almasının Türkiye'de siyasi kutuplaşmayı daha da arttıracağı endişesi, ClA'in 4 Nisan 1975 tarihli haftalık istihbarat özetinde de yer almıştır.

ClA'in güvenoyu alan MC Hükümeti hakkında hazırladığı, Nisan 1975 tarihli rapordaki değerlendirmeler de Washington'un bakış açısını göstermesi bakımından önemlidir. Raporda, Milli Selamet Partisi'nin yabancı özel yatırıma, turizme, Türkiye'nin Batılı tarzda modernleşmesine karşı oluşu, ayrıca ütopik ve belirsiz bir ekonomik modeli savunması sebebiyle sıkıntı yaratabileceği belirtildikten sonra, koalisyonun diğer ortağı "Pan-Türkist" MHP'nin "Selametçilerden bile daha radikal bir grup" olduğu değerlendirmesi yapılıyor. CIA raporu, "Komandolarıyla" övünen Türkeş liderliğindeki bu "radikal grubun" parlamentoda üç vekile sahipken hükümette iki pozisyon elde edişine dikkat çekiyor. Ayrıca, Demirel ve AP'ye mensup dışişleri ve savunma bakanları "tecrübeli ve ılımlı kişiler" olarak övülürken koalisyondaki iki "aşırı sağcı" partinin (MHP ve MSP) Kıbrıs konusunda katı bir politika izlediği yorumu yapılıyor. ClA'ye göre, bu iki parti Kıbrıs Türklerinin hâlihazırda ellerinde tuttukları toprakların iade edilmesi konusunda taviz vermeyeceklerdir. Dahası, hem MHP hem de MSP, NATO ve AT'ye karşıdırlar.20 Türkeş liderliğindeki MHP'nin Demirel Hükiimeti'nin bir "zayıflığı" olduğuna ve MHP'nin MSP'den bile daha radikal bulunduğuna dair Amerikan görüşü, 18 Nisan 1975 tarihli haftalık CIA istihbarat raporunda tekrarlanarak vurgulanmıştır.

20 Haziran 1975 tarihli CIA raporu, Amerika'nın Türkiye'de artmakta olan öğrenci şiddet olaylarının taraflarına nasıl baktığını gösteren ipuçları barındırıyor. Raporda, alınacak sert tedbirlere halk desteğinin sağlanabilmesi için Demirel'in hem sağcı hem de solcu grupları sınırlamak zorunda olduğu, fakat özellikle deTürkeş'in liderlik ettiği öne sürülen "komandolar"ın baskılanması gerektiği ifade ediliyor.22 31 Ocak 1976'da hazırlanan Ulusal istihbarat Bülteni'nde de Demirel'in artan şiddet hadiseleri karşısında yetkilerini kullanamayışının sebebi olarak koalisyon ortağı Türkeş'e bağlı kesimlerin bu olayların içinde bulunduğu iddiası gösteriliyor.23 2 Kasım 1976 tarihli Ulusal istihbarat GünlükTelgrafı'nda da aynı görüş tekrarlanıyor.

Ancak takip eden aylarda hız kesmeyen terörün, 10 Ağustos 1977 tarihli Ulusal istihbarat Günlük Telgrafı'nda diğer örneklere göre daha dengeli değerlendirmelerle Washington'a rapor edildiğini görüyoruz. Telgrafta, şehirlerde sol terörün artışına dikkat çekiliyor ve sağcıların rastgele kampiis olaylarıyla değil planlı suikastlarla hedef alındıkları belirtiliyor. Belgede ayrıca, söz konusu olaylar karşısında Türkeş'in hükümetteki başbakan yardımcılığı pozisyonu gereği sükûnetini koruyarak ılımlı bir tavır sergilediğine işaret ediliyor. Bununla birlikte, sol terörün devamı hâlinde sağın da cevap vereceği ve Türkeş'in kendi taraftarlarını etkileyebilecek hükümet eylemlerine karşı sert tavır takınabileceği söyleniyor.

TÜRKEŞ'İN BOZKURTLARI

19 Ocak 1978 tarihli iki Haftalık Uluslararası Narkotik incelemesi Raporıı'nda da Türkiye'de tırmanan terör hadiselerine değiniliyor. Rapor'da, solda Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu şiddetin ana merkezi olarak gösteriliyor. "Aşırı sağcı"ların ise Türkeş'in liderlik ettiği MHP'nin ideolojik korumasındaki Ülkü Ocaklarında yapılandığı belirtiliyor. Türkeş'in "Bozkurtlar" diye anılan ateşli taraftarlarını komando kamplarında paramiliter eğitime tabi tuttuğu iddiası tekrarlanıyor. Bununla beraber, Türkeş'in siyasi konumunu kuvvetlendirmek için bir önceki yıldan itibaren "genç savaşçılarından" solculara geniş çaplı karşılık vermemelerini istediği, bu durumun bazı ateşli sağcıların Türkeş'e bağlılıklarında eksilmeye ve kendi başlarına hareket etmelerine sebep olabileceği ifade ediliyor.26

ABD, Ecevit Hükümeti'nin Ülkü Ocaklarını kapatmaya yönelik adımlarını da yakından izlemiştir. 28 Kasım 1978'de hazırlanan Güvenlik Ulusal istihbarat Telgrafı'nda, Ecevit veTiirkeş arasındaki karşılıklı atışmanın, Ülkücülere yönelik bir yasaklama gelmesi hâlinde Tiirkeş'in de karşılık verebileceği anlamına geldiği ve bu durumun Türkiye'nin kırılgan siyasi tablosunu daha da kötüleştireceği belirtiliyor. Dahası, bir yasaklama ile karşılaşmaları hâlinde "radikal sağcıların" faaliyetlerini daha da arttırabilecekleri ve hatta eylemlerini solculardan hükümet güçlerine karşı kaydırabilecekleri öne sürülüyor. Böyle bir durumda ticari ve siyasi elitlerin Ecevit Hiikiimeti'ne sıkıyönetim yasası çıkartılması konusunda baskı yapabilecekleri hususu da söz konusu istihbarat raporunda yer alıyor. Ertesi gün Washington'a yollanan raporda, Ankara'da bir ceza mahkemesinin Ülkü Ocaklarının kapatılması kararını onadığı ve olayların sıkıyönetim ilanına doğru evrilebileceği bilgisi aktarılıyor.28 30 Kasım 1978 tarihli istihbarat telgrafı ise, Türkeş'in Sovyetler karşısındaki tavrının MHP ve lideri hakkındaki olumsuz Amerikan kanaatini değiştirmediğini gösteren güzel bir retorik örnektir. Telgrafta, kırk yıllık aradan sonra ilk kez, 16-20 Kasım'da iki Sovyet deniz aracının İstanbul'a geldiği, diğer parti liderleri ve medya sessiz kalırken yalnızca "neofaşist" MHP'nin lideri Türkeş'in ziyareti kınadığı belirtiliyor.

27 Aralık 1978 tarihinde ClA'in Ulusal Dış Değerlendirme Merkezi tarafından Türkiye'deki sıkıyönetim durumunun ele alındığı raporda ise, Ecevit'in Türkeş'e Maraş olaylarıyla ilgili olarak yönelttiği ithamların doğru çıkma ihtimaline vurgu yapılarak hükümetin "neo-faşist MHP"nin gençlik hareketini yasaklayışı gerekçelendiriliyor.

4 Ocak 1979 tarihinde hazırlanan ulusal günliik istihbarat telgrafında da MHP'yi konu edinen yazışmalarda yerleşik hâle geldiği anlaşılan yafta tekrar kullanılıyor. Ülkedeki sağ motivasyonlu şiddetin arkasında yer almakla itham edilen "neofaşist MHP"nin lideri Tiirkeş'in hükümetin ve Türk toplumun un komünizme kaydığı yönündeki beyanı, CIA tarafından "sözde" nitelemesi eşliğinde aktarılıyor.

12 Eylül 1980 darbesinin ardından hazırlanan CIA belgelerinde de MHP ve Türkeş'le ilgili Amerikan bakış açısının ve kullanılan nitelemelerin değişmediğini görüyoruz. Örneğin, 22 Şubat 1982 tarihli istihbarat raporunda Evren Yönetimi'nin siyasi temizlik politikalarının hedefinde "komünistlerin" ve Türkeş'in liderliğini yaptığı MHP'ye bağlı "faşistlerin" olduğu belirtiliyor. 12 Eylül 1984 tarihinde Türkiye'deki terörist yapılanmaların ele alındığı bir başka CIA raporunda ise Marksist ve Kürtçü birçok örgüt ile birlikte Bozkurtlar (Grey Wolves) / Ülkü Ocakları da anılıyor. Neo-faşist bir terör örgütü olarak tanımlanan Ülkücülerin liderliğini Alparslan Türkeş başta olmak üzere bir dizi ismin yaptığı; örgütün temel hedefinin Türk birliğini amaçlayan Pan-Turanizm olduğu ifade ediliyor. Raporda, Suriye ve İran'ın, Türkiye'nin Batı ve özellikle de İsrail ile mevcut bağını koparmak için Türkiye'deki Marksist ve İslamcı grupları desteklediği belirtilirken Ülkücülerin aldığı herhangi bir dış destekten ise bahsedilmiyor.

 Yukarıda incelediğimiz, 27 Mayıs darbesinden 12 Eylül sonrasına kadar uzanan zaman dilimini kapsayan Amerikan belgeleri, şu gerçeği tüm açıklığı ile ortaya koyuyor. Soğuk Savaş yıllarında Alparslan Türkeş, ABD'nin Türkiye'de kendisini en uzak hissettiği isimler arasında yer alıyordu. Türkeş'in Sovyetler karşısındaki refleksleri de Amerikan devletinin söz konusu tutumunda herhangi bir değişiklik meydana getirmemiştir. Bu tablo, bir kuşağın kafasını kurcalayan pek çok soruyu üzerinde fazla söz söylenmesine ihtiyaç bırakmayacak biçimde cevaplayabilecek netliktedir:  Ülkücü Hareket, hatası ve sevabıyla, büyük mücadelesini ayaklarını yalnızca bu topraklara basarak verdi.


 


Kaynak: KAPSAMHABER


İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.