Orgeneral Güler'den çok çarpıcı ifadeler...
15 Temmuz gecesi rehin alınan Orgeneral Güler, savcılığa verdiği ifadesinde neler yaşadığını tüm detaylarıyla anlattı. Güler, Genelkurmay İkinci Başkanı olarak görev yaptığını, 15 Temmuz günü saat 21.25 sıralarında makam odasında yalnız çalıştığı bir anda odasını 10 askerin bastığını ve 'Yere yat' diye bağırdıklarını belirterek şunları söyledi: 

"Kapı çalındı. Girmesini söyledim. Birden bir patırtı ile yere yat yere yat sesleri yükseldi. Odamı basan 10 kişiden bir tanesini tutarak diğer tarafa fırlattım ve yere düştü. Bunun üzerine daha büyük bir öfkeyle üzerime çullandılar ve yüzükoyun yere yatırdılar. İçlerinden bir tanesi kafama ayağıyla bastırdı. Derhal ellerimi arkadan bağladılar. İlk başta ağzımı bantladılar. O vaziyette dururken sivil giyimli biri sırıtarak omzuma vurdu." 

“BENİ REHİN ALAN EMİR SUBAYIM MEHMET AKKURT'TU” 

"Komutanım merak etmeyin bu bir tatbikat şeklinde alaycı ifadelerle konuşunca baktım benim emir subayım Mehmet Akkurt olduğunu gördüm. Gözlerim bağlı haldeyken kendisini hücum edenlerin kendi emir subayım Mehmet Akkurt olduğunu gördüm. Kafama bere benzeri birşey geçirdiler. Sonrasında Nizamiye çıkışında askerler kapıyı açmayınca Mehmet Akkurt araçtan indi. Aradaki birilerine kapıyı aç yoksa ateş edeceğim diye bağırdı ve ardından ateş etti ve karşı taraftan da mukabil ateşle karşılık verildiğini anladım." 

"SÜRÜKLEYEREK BAŞKA BİR ARACA GÖTÜRDÜLER" 

Güler, bu ana kadar içlerinden hiçbirisini tanıyacak bir pozisyonunun olmadığını, kendisini koridorda sağa, sola çevirerek sürüklediklerini, 3 kat aşağı sürükleyerek götürüldüğünü kaydetti. Güler, daha sonra binanın yan tarafındaki kapıdan dışarı çıkarıldığını ve orada bekleyen bir araca sokulduğunu anlatarak şöyle devam etti: 

"Araç hızla hareket etti. Deniz Kuvvetleri Komutanlığı istikametindeki kapıya doğru götürdüler. Nizamiyeye gelince 'Kapıları aç' diye bağırıyorlardı. Bağıran kişinin sesinden tanıdığım kadarıyla emir subayım Mehmet Akkurt idi. Kapıyı oradaki mantar bariyerlerin indirilmemesi nedeniyle açtıramayınca önde oturan Mehmet Akkurt araçtan indi. Oradaki birilerine 'Kapıyı aç yoksa ateş edeceğim' diye bağırdı. Ardından ateş ettiğini ve karşı taraftan da mukabil ateşle karşılık verildiğini anladım. Benim de içerisinde bulunduğum araca mermiler isabet ediyordu. Araçta benim yanımda oturan biri araçtan indi 'bir şehit' diye bağırdı. O anda araçta solumda bulunan şahsa omuzum ile şiddetli şekilde vurdum. Bunun üzerine açık olan arka kapının muhtemelen dışında sol tarafta bulunan diğerleriyle beni araçtan çıkardılar ve dizlerimin üzerinde asfalt üzerinde sürterek başka bir araca götürdüler. Yanımda kimse yokken arka koltukta 2-3 dakika beklemenin ardından beni indirdiler. Berenin aralıklarından gördüğüm kadarıyla bir ambulansa bindirdiler. Genelkurmay kışlası içerisinde hareket ettikten bir süre sonra dolaştırarak bir binanın önünde durdurlar. Beni yaka paça araçtan çıkararak çok dar bir merdivenden muhtemelen 1 kat aşağı indirdiler. Beni orada bir odanın içine soktular. Odama ilk baskın yapıldığında 'Yere yat' şeklinde bağıran şahsın dışında konuşan yoktu. Orada bir müddet bekledik. Daha sonra beni yukarı doğru çıkardılar. Tam binadan dışarı çıkarken biri 'Hayır, olmadı' dedi ve tekrar aynı merdivenlerden inerek aynı odaya girdik. Orada uzunca bir süre bekledik. Daha sonra benim kaldığım yere birkaç şahıs daha getirildiğini, 'Konuşma, kafanı kaldırma' şeklinde başkalarına hitap etmelerinden anladım."

GÜLER’İN AKINCI ÜSSÜ’NE GÖTÜRÜLMESİ

Bir süre sonra yukarı çıkarılarak bir araca bindirildiğini ve kışlanın içinde dolaştırıldığını belirten Güler, helikopter sesi duyduğunu ve 2 kişinin kendisini helikoptere bindirdiğini söyledi. Güler, "Sağıma ve soluma oturdular. Helikopter havalandı. Bir müddet gittikten sonra helikopter indi. Beni bir araca bindirdiler. Araç hareket halindeyken dışarıda jet sesleri duyuyordum. Geçen süreyi de göz önüne alarak Akıncı Üssü'ne getirildiğimi anladım." dedi. Daha sonra bir binaya sokulduğunu belirten Güler, şunları söyledi: 

"Orada zifiri karanlık bir ortamda bir odaya girerek bir koltuğa oturttular. Odada sağımda ve solumda yine helikopterdeki şahıslar vardı. Şahıslardan birinin koridora çıktığını hissettim ve odada kalan diğer şahsa 'Evladım, arkadan kelepçeyi biraz gevşetebilir misin?' dedim. Daha önce hiç konuşmayan bu şahıs 'Peki komutanım' dedi ve hatta 'Komutanım isterseniz ellerinizi önden bağlayayım' dedi. Diğer şahıs tekrar odaya döndü. Ellerimin önden kelepçelendiğini görünce sinirlendi, kafamdan bereyi çıkararak görmemi engelleyecek şekilde daha sıkı bir kumaş parçasıyla bağladı. Oda halen zifiri karanlık olduğu için bunun öncesinde de şahısları tespit edebilecek imkanım olmadı. O sırada dizlerimin kanadığını fark ettim ve bu muameleyi yapan şahsa, 'Evladım, dizlerim kanıyor bana biraz yardımcı ol' dedim. Hiç sesini çıkarmadan sağ tarafımda farklı bir koltuğa oturdu. Epey bir zaman sonra bu şahıs kalkıp dışarı çıktı. Bunun üzerine ben kelepçe meselesinde de daha yumuşak tavırlı şahsa 'Evladım her tarafım uyuştu. Ayaklarımı uzatabilir miyim?' dedim. Şahıs, 'Tabii komutanım' dedi. Ayaklarımı uzatabileceğim şekilde bir koltuk getirdi. Ayaklarımı uzattım. Diğer şahıs odaya döndü, sesini çıkarmadı. Bir müddet daha geçtikten sonra bu şahsa tuvalete gitmem gerektiğini söyledim. 'Olur' demesi üzerine ayağa kalktım ve aynı şahıs beni, odanın içinde olduğunu sonradan gördüğüm tuvalete soktu. Ben ihtiyacımı gidermek için gözlerimin açılmasını söyleyince sol gözümü kısmen görecek şekilde araladı ancak 'Sakın kafanı arkaya çevirme' diye ikaz etti. Arkamda beklerken ihtiyacımı giderdim. Elimden tutup lavaboyu göstererek ellerimi yıkamamı sağladı. Daha sonra kağıt havluyla elimi kuruladı ve tekrar odada yerime oturttu." 

"Daha sonra aksi olan şahıs dışarı çıktı. Diğer şahsa 'Bir su içebilir miyim?' dedim. O da sanırım buzdolabını açtı, su olmadığını, buz dolabındaki sodayı açtığını, bunu içmemi, ayrıca su da getireceğini söyledi. Sodayı içtikten sonra şahıs bana bir bardak su getirdi. Epey bir müddet geçtikten sonra ve tahminime göre sabaha karşı aksi olan şahıs tekrar odaya girdi. Ayaklarım koltukta uzatılmış vaziyetteydi. İki kişi içerideyken üçüncü şahıs içeri girdi. Üçüncü şahıs ile diğerleri arasında kısık sesle bir konuşma olduğunu fark ettim. Çok kısık olduğu için duyamadım. Üçüncü şahıs odadan çıktıktan sonra aksi olan şahıs bir tane ayak bileğime, bir tane de dizimin altına plastik kelepçe taktıktan sonra birleştirdi. İlk kez o esnada çok korku hissettim. Daha sonra çok uzun zaman geçti, sessizlik var. Bu arada seslerden F4 olduğunu değerlendirdiğim jetlerin uçtuğunu ve manevra yaparak üssün içine makineli top ile bomba atarak taarruz ettiğini fark ettim. Bunun isyancılara karşı Silahlı Kuvvetlerin bir karşı hareketi olduğunu değerlendirdim, o anda bir rahatlama hissettim.” 

AKIN ÖZTÜRK HAKKINDAKİ ŞÜPHELERİ

Güler, daha sonra Akıncı Üssü'nde tutulduğu odanın kapısının birden açıldığını duyduğunu ve Akın Öztürk'ün, "Yav Yaşar, sen burada ne geziyorsun, senin burada olduğundan hiç haberim yok" dediğini anlatarak şöyle devam etti:

"Dolayısıyla şu anki değerlendirmeme göre, benim yakalanıp getirilmemden bu saate kadar haberinin olmamasının mümkün olmadığını söylemeliyim. İçeri girerek bizzat gözlerimi bağlayan bezi kendisi açtı. O esnada odada ikimizden başka kimse olmadığını gördüm. Akın Öztürk kapıyı açıp dışarıda bekleyen şahsa 'Komutanın neden ellerini, ayaklarını bağladınız, çabuk oradan bir şey getir ve bunları aç' dedi. Dışarıdan bir maket bıçağı getirdi ancak bıçağı getiren şahsı görmedim. Akın Öztürk, yine bizzat kendisi ellerimdeki ve bacaklarımdaki kelepçeleri kesti." 

"Karşıma bir koltuk çekerek oturdu ve kendi astsubayı olduğunu söylediği bir astsubaya çay, su ve bir tabak çerez getirtti. Ayrıca o şahsa, 'Yaşar Paşa'nın evini ara ve kendisinin sağ olduğunu ailesine haber ver' deyince odada bulunan makam telefonuyla ailemi arayarak, 'Yaşar Paşa'nın yanındayım, kendisi sağ salimdir' dedi. Ben de bu arada 'Demet Hanım ben buradayım' diyerek bağırdım. Başka konuşma olmadan telefon zaten kapatıldı. O şahsa 'Benim evimin telefonunun kaç olduğunu sorunca şahıs bana '2105' dedi. Ben de bunu daha sonra imkan bulursam ararım diyerek aklımda tuttum. Akın Öztürk konuşmaya başladı ve bana hitaben, 'Bu herifler manyak. Sen devlete karşı nasıl böyle bir şey yapabilirsin' dedi. Dün gece 23.00'ten beri burada olduğunu ve herifleri bu hareketi bırakmak için ikna etmeye çalıştığını, bir kısmını ikna ettiğini söyledi. Sonra kapıda silahlı nöbetçi olduğunu söyleyerek çıkıp gitti." 

GÜLER'İN AİLESİNİ ARAMASI VE KURTARILMASI

Güler, saat 15.30-16.00 sıralarında kalkarak odada bulunan telefondan konutunu aradığını, görevlinin kendisini sesinden tanıdığını belirterek şöyle devam etti: 

"Oğlum, hanımefendiye iyi olduğumu söyle. Ayrıca Özel Kuvvet Komutanı Zekai Paşa'yı ara ve telefonda üzerinde okuduğum 4210 numarayı söyleyerek bunu kendisine iletmesini ve 3 zilin çalmasını bekleyeceğimi söyledim. Bir müddet geçtikten sonra 3. çalmada telefonu açtım ve Zekai Paşa telefonun diğer ucundaydı. 'Ne yapıyorsunuz? Gelip bizi kurtarsanıza' dedim. Muhtemelen odanın çıkışında bir koridor olduğunu, kapıda silahlı şahıs olduğunu belirtip 'Buraya gelince iki taraflı gelin, aynı zamanda odanın yere yakın arka penceresini de açık bırakacağım' diyerek kapattım. Sonra tekrar odaya Akın Öztürk geldi ve 'Televizyonda benim arandığımı yazıyor. Haberin var mı?' diye sordu. Ben de televizyonu açmadığımı söyledim. Bana hitaben, 'Bu vaziyette nasıl gideceğiz?' dedi." 

"Bir süre sonra yanıma yeniden geldi. Buradaki adamların teslim olmaya karar verdiklerini söyledi. Saat 18.30 sıralarında Korgeneral Yıldırım Güvenç ile Özel Kuvvetlerden ekip yanıma geldiler. Bana, 'Komutanım seni götürmeye hazırız' dediler.Akın Öztürk o esnada geldi, 'Siz giderken sizinle Ankara'ya geleyim' dedi. Yıldırım Paşa ile Akın Öztürk, burada başka rehinelerin de olduğunu ancak nerede olduğunu bilmediğini söyledi. Daha sonra araçla 141. filo yazan binaya gittik. Yine rehin tuttuklarını anladığımHava Kuvvetleri Komutanı Abidin Ünal ile iki havacı generali aldık. İsmini bilmediğim bir başka yerdeki 5-6 rehineyi de almaya gittik. Oraya gittiğimizde 7-8 kişinin yataklarda gözleri, elleri ve ayakları bağlı sırt üstü yatar şekilde olduklarını gördük. Bunlar sivil kıyafetli ancak tanıdığım havacı ve karacı generallerdi. Hepsini kurtarıp araçlara bindik. 4 araçla Akıncı Üssü'nden çıktık. Hava Kuvvetleri Komutanlığına gelerek Akın Öztürk ve diğerlerini bıraktım ve araçla evime gittim. Saat 19.15 idi." 

Orgeneral Güler, operasyonla kurtarılmasından sonra, bütün bunlar başından geçerken, yan odada da Genelkurmay Başkanı'nın tutulduğunu öğrendiğini de sözlerine ekledi.

CİHAN



Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner211