Adnan Menderes demokrat değildi
 Adnan Menderes döneminin yaşayan tanığı ve eski Demokrat Partili siyasetçi Hüsamettin Cindoruk, Menderes dönemiyle ilgili olarak, “Demokrat Parti döneminin demokratik bir dönem olduğunu söylemiyorum. Ama Demokrat Parti döneminde Adnan bey, bir diktatör olma temayüllerini zaman zaman hissettirmişse de yapmamıştır” ifadelerini kullandı.


27 Mayıs 1960 darbesiyle iktidardan indirilmesinin ardından Yassıada’da yargılandıktan sonra idam edilen dönemin Başbakanı Adnan Menderes’in bir dönem avukatlığını yaptığı da öne sürülen Cindoruk, Demokrat Parti dönemi hakkında çarpıcı açıklamalarda bulundu.

Birgün gazetesinden Uğur Koç’un TBMM Başkanlığı da yapmış Cindoruk ile yaptığı söyleşi şöyle:

Adnan Menderes’in baskıcı bir yönetim anlayışına sahip olduğu çokça konuşulan bir konu, hatta bu duruma örnek olarak ve günümüzle benzeştirilerek “Tahkikat Komisyonu” örneği verilir. Siz o günler ile bugün arasında bir benzerlik kuruyor musunuz? Tayyip Erdoğan ile Adnan Menderes arasında ne tip benzerlikler ya da farklar var?

Ben Demokrat Parti’nin üyesiydim. 1950 ve 1952 arası da gençlik kolları başkanıydım. Çok objektif bir şey söyleyeyim. Modern siyasetçi olarak kalkınma siyasetinin modeli Adnan Menderes olabilir, ki Yassıada Mahkemesi bile Menderes’in kalkınmacı olduğunu kabul etmiştir. Ama Adnan Menderes demokratik bir başbakan modeli değildir. Böyle bir iddiası da yoktur. Aksine bütün konuşmalarında demokratikleşme sürecinin bir sonuca ereceği günleri vaat etmiştir. Tahkikat Komisyonu’na gelirsek, kendisi bu komisyonun hata olduğunu “Hataydı, kaldırdım” diyerek söylemişti zaten. Ama o da olacak şey değildi; çünkü Meclis kararı lazımdı.

 

Tarih izin vermez

 

Adnan Menderes’i sayar severim, çünkü liderimdir; vatanperver milliyetçi ve laiktir. Bu mananda, o ölçütler içerisinde bir model olarak alınabilir. Ama demokrattır demek için siyasi tarih bize müsaade vermez. Menderes’in demokrasiye hizmetleri, 1946 ile 1950 arasında demokrat talepleri var. Ama 50 ile 60 arasında bu talepleri ne kadar gerçekleştirmiştir?..

Başbakan’la arasında büyük mesafe var. Bir kere özel hayatı, aile hayatı,yetişme tarzı benzemiyor. Uygar bir adam. Çok dürüst bir adam. Hakkında en ufak bir suistimal iddiası yok. Adnan Menderes ile Tayyip Erdoğan’ın benzer tarafları bence hiç akla gelir şeyler değil.

Adnan Menderes’i iki döneme ayırıyorsunuz...

Dönemleri değil kimliğini ayırıyorum!

 

Diktatörlük temayülü vardı

 

Peki Tayyip Erdoğan’ın benzer biçimde iktidara gelme sürecinde demokrat olduğunu, iktidarın kurumsallaşması ile birlikte farklılaştığını hiç düşündünüz mü?

O’nun cemaatten, dindarlıktan gelen bir disiplini var. O disiplin içerisinde liberal demokrasinin anladığı biçimde bir demokratik anlayışın olması mümkün değil. O disiplin sadece kendisini önemseyen ve kendisine haksızlık yapıldığını söyleyen bir disiplin. Bende sağcıyım, çok da iyi bir dindarım. Ailece Nakşibendi tarikatı mensubuyuz. Ama biz laikiz. Müslümanlıkla laikliğin bir arada olmasının mümkün olduğunu söyleyen bir Müslüman muhafazakâr kesimi temsil ediyoruz. Onlar bizi Müslüman saymıyorlar. Fakat Erbakan bunun dışındadır. Erbakan, zaman zaman bize gül uzatmıştır. Zaman zamanda bizim patates dinine mensup olduğumuzu söylemiştir. 1973’ten itibaren siyasete dinsel teorileri Sünii İslamcılığı getirmiştir. Yani ben bugünkü idarenin Demokrat Parti’ye benzerliğini şiddetle reddediyorum. Demokrat Parti döneminin demokratik bir dönem olduğunu söylemiyorum. Ama Demokrat Parti döneminde Adnan bey, bir diktatör olma temayüllerini zaman zaman hissettirmişse de yapmamıştır.

Menderes son dönemde dizilerde bir karakter olarak karşımıza çıktı. Dizilerdeki Menderes ile gerçek Menderes’in alakası ne düzeyde sizce?

İzdüşümü var. Ama dramatize etmek durumundalar elbette. Senaryolar doğru değil. Üzüldüğüm taraf şu Adnan Menderes’i savunacak kimse kalmadı. Orada bahsi geçen herkes öldü. İyi bir araştırmacı Yassıada da dahil her şeye bakmalı. Adnan Menders’in tek eşli olduğunu söylemek zor. Ama ne var ki bu özel hayatını, devlet hayatına yansıtmamıştır. Çok çalışkan ve hizmet eden bir başbakandı.

 

Profesyonel Müslümanlar var

 

2000’lerde merkez sağın krizi sonrası AKP ortaya çıktı ve İslami bir söylem temelinde merkez sağ seçmeni kendi tabanıyla buluşturarak iktidara geldi. Peki merkez sağ seçmen AKP ile birlikte ne oldu? Merkez sağ ile AKP’nin politikaları uyuşabilir mi?

Bence 2000’den sonra Türkiye’de cumhuriyet karşıtlığı ile cumhuriyetçiler arasında yeni bir seçim macerası oluştu. O alan yeni bir alandır. Sol ve sağ koalisyonlar görmediler bu durumu. Sağ-sol çekişmesi yerine siyasi İslamcılık ile cumhuriyetçilik arasında bir siyasi rekabet başladı. Bugünde o günde bence sağ seçmen yada sağdan bahsetmek yanlış. Bizim savunduğumuz geleneksel sağ yok artık. Artık benim tabirimle profesyonel Müslümanlar, cemaatler var!

 

Erdoğan 12 Eylül’de ne yapmış?

 

Mağdur olduklarını” söylediler. Örneğin referandumdan evet çıkınca halkın yönetime el koyduğu yorumları yapıldı!

Darbeleri dikkate almak gerek. Mağdur olsalardı üç dönemdir iktidarda olmazlardı. Mağdur olan liberal demokratlardır, biziz. Çünkü demokrasi karşıtlığından beslenen askeri darbeler ortaya çıktı. Cuntalara karşı en büyük mücadeleyi biz verdik. Siz Tayyip Erdoğan’ın 12 Eylül’e karşı bir hareketini gördünüz mü? Özgürlük kavgasını biz yaptık. Yasakları kaldırdık. 1991 ile 1995 arasında da yine demokrasi işlemeye  başladı ve onlar yerel seçimleri kazandı...

 

Gizli tanık Başbakan

 

Derin devletin ortaya çıkarıldığı söylenilen Ergenekon davası hakkında ne düşünüyorsunuz? Örneğin 90’lardaki faili meçhul cinayetler aydınlatılmadan derin devlet ortaya çıkar mı?

Demirel’e sordular derin devlet nedir diye, “Derin devlet devlettir” dedi. Derin devlet, devletin kendisi. Balyoz ve Ergenekon davası Cemal Gürsel’in hesabının İlker Başbuğ’dan sorulmasıdır. Bugüne kadar benim gördüğüm bu davalardaki en önemli gizli tanık Başbakan’dır. Başbakan’ın gizli tanıklığıyla davalar açılıyor. Açılmamış davaları işaret ediyor. Bunun medya ayağını da yargılamanız gerekir diyor. Sermaye ayağını da siyasi ayağını da yargılamalısınız diye talimat veriyor. Zaten gizli tanıklık dediğin muhbirliktir. Bu Abdülhamit dönemindeki jurnalciliğin bir devamıdır. Gizli tanıklığı kaldırmadani Silivri’yi kaldırmadan, tutuklu vekilleri serbest bırakmadan, uzun süreli tutukluluğu önleyecek bir yasal düzenleme yapmadan açıklanacak bütün paketler poşettir.

Demokratikleşme paketi hakkında neler düşünüyorsunuz?

Ben açıklanan pakete demokratikleşme paketi değil demokratikleşme poşeti diyorum. İçinde ne kadar kullanılmış hurda varsa onları koymuşlar. Yıpranmış, eskimiş bir sürü konu. Demokratikleşme paketi yapmak için ilk önce Silivri’deki Cezaevi Mahkemesini kaldırmak lazım. Silivri mahkemeleri doğal mahkemeler değildir. Silivri’deki mahkeme hükümsüzdür. KCK yargılamaları da, Ergenekon ve diğer yargılamalar da hükümsüzdür.

Başbakan’ın danışmanı çıkmış “Bu davalar hesaplaşmadır” diyor. Hesaplaşma Ortaçağ’da kalan, o çağa ait bir kavram. Adalet hesaplaşma olmadan dengeyi yakalayabilmek için vardır.

 

 ‘Demirel’e Denizleri hiç sormadım

 

Deniz Gezmiş Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan Meclis’te alınan kararla idam edildi. Siz de yıllarca bu karara Adalet Partisi’nin onay vermesini sağlayan Süleyman Demirel’le siyaset yaptınız. Siz Süleyman Demirel’den bir pişmanlık cümlesi duydunuz mu? Ya da size o partide siyaset yapmak hiç pişmanlık getirdi mi?

Ben idama karşıyım. İdam devletin cinayet işlemesidir. Ben devletin cinayet işlemesine hep karşı çıktım. 80’de de devam etti o idamlar. Onlar hem bir demokrat olarak hem de bir hukukçu olarak içimde yaradır. O kanunların kaldırılması için çok da uğraştık. Kendi gücümüzde bir çalışma yaptık ama o mahkemeler en azından kararı veren mahkemeler Yargıtay itiraz yolundan geçmiş ve incelenmiş kararlar.

Ben sivil Yargıtay’dan daha fazla askeri Yargıtay’a güvenirim. Maddi vakayı çok iyi tahlil eder, yerinde karar verirler. O kararlara baktığın zaman suç bence o kanunlardadır. O kanunlara göre idam cezası olması gerekirdi.

Sizce gerçekten Türkiye Cumhuriyeti’ni yıkmak için koşullar oluşmuş muydu yani? O dönemki savunmalara bakarak, Halit Çelenk’in anlattıklarına bakarak soruyorum.

Cebir kavramı tarif edildiği zaman bu meseleler çözülür. Bugünkü davalarda Denizlerin elindeki gibi iki silah bile yok, konsolos kaçırma adam kaçırma yok ama yine siyasi davalar cebir ile tanımlanıyor.

Üzülerek söylüyorum ki o dönemde ana muhalefet ve iktidar biraraya gelip o kanunları değiştirmediler ya da Meclis’te o idam kararlarının onaylanmaması gerekiyordu. Tarihi bir yanlıştır!

Süleyman Demirel ya da geleneğiniz hiç pişmanlık... (Sözümün bitmesini beklemeyerek)

Hiç sormadım. Sayın Demirel ile olan ilişkilerde sorgulayıcı olmam. Her siyaset adamının kendi içinde pişmanlık duyduğu şeyler olabilir. Ama bence Demirel anti demokratik hiçbir kanun çıkarmamıştır. Beraber 4 ay Zincirbozan’da kaldık. Benim gözümde Demirel kişisel davranışı ve tutumu itibariyle tam bir demokrattır. Ama onun da içinde ukteler olabilir, önleyemediği şeyler olabilir.

 

Gül, yedek kulübesindeki futbolcu

 

Son dönemde Tayyip Erdoğan’ın giderek Milli görüşe kaydığı Abdullah Gül’ünse daha Özal’cı bir çizgide hareket ettiği söyleniyor. Sizce birbirlerinden farkları var mı? Durum gerçekten böyle mi?

Bence Abdullah Gül yedek kulübesinde oturan futbolcuya benziyor. AK Parti’nin yapısını tam olarak bilmiyorsan Abdullah Gül’ü gözünde büyütürsün. Gül ile Erdoğan arasında bir fark var o da Erdoğan’ın çok konuşması. Ama samimi, hiçbir duygusunu saklamıyor, hepsini söylüyor. Samimi söylüyorum ben Erdoğan’ı tercih ederim. Gül hem yedek kalmanın kırgınlığı içerisinde hem oradan nasıl sahaya çıkarım düşüncesinde. Tabii bir de antrenmansız (Gülüyor).



Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner211