ANKARA'NIN TALİMATIYLA IŞİD'E TESLİM OLDUK
 Musul’da rehin alınan Türk Konsolosluğu çalışanlarından Ticaret Ataşesi Mehmet Argüç, yaşadıkları 101 günlük esarete ilişkin olarak, "Orada ayağımıza prangalar vurdular, ellerimizi kelepçelediler, gözlerimizi bağladılar" dedi. Argüç, konsolosluk baskını anında IŞİD militanlarının kendilerinden silahları bırakmalarını istediklerini, bunun üzerine Başkonsolos Öztürk Yılmaz'ın Ankara ile teması sonrası silahların bırakılarak teslim olunduğunu söyledi.

Hürriyet'ten Sevil Erkuş'a konuşan Mehmet Argüç'ün açıklamalarından satırbaşları şöyle:

“Dışarıyı kuşları izliyorum. Kedi geliyor. Orada, ‘Şunlar gibi özgür olsam. Kuş olsam da uçup Türkiye’ye gitsem’ diyordum. Televizyon izlerken belgesellerde insanlar sokakta, eğlence yerinde, denizde. Onları görüyorum. Diyorum ki ‘Ne kadar mutlu insanlar.’ Bir daha bunları nasıl yaşayacağız diyerek onları kıskanıyordum. İzlemeden kaçıyordum.” Kaçırıldıkları Musul’da 8 kez yer değiştiren, Irak  ordusunun bombardımanından kıl payı kurtulan rehineler, IŞİD militanlarıyla hep bir mesafe kalsa da zamanla yakınlaşıyorlar. Televizyon, mama, çocuk bezi, birçok ihtiyaçları karşılanıyor. Rehinelerin yaptığı gizli telefon görüşmelerini uydudan takip eden Irak hükümetinin yerlerini tespit ettiğini söyleyen Argüç, Irak ordusu tarafından defalarca bombalandıklarını anlatıyor. Mehmet Argüç, baskın gününü ve 101 günlük esareti Hürriyet Daily News’a şöyle anlattı:

Ankara 'silahları teslim edin' dedi

“Konsoloslukta evraklar yakıldı. Bir gün öncesine kadar çıkalım denildi. Konsolos, dışarı çıkıldığı an çevrelenebileceğimizi söyledi. ‘Bizi göndermezler’ dedi. Bize bir şey yapılmayacağını söyledi. Oradaki bir Türkmenden ya da bizim orada çalışandan aldığımız bilgi doğrultusunda bize bir şey yapılmayacağı bilgisi verildi. Hiç beklenmedik bir anda Başkonsolosluğun etrafını 500-1000 kişi sardı. Binanın önüne eski arabalar yerleştirilmiş, bomba koymuşlar. Çarpışma olursa patlatacaklar. Bağırıp kapıları dövüyorlar açın diye. İçlerinde beyaz kıyafetli bir Türkmen, yerel halkan bir firma yetkilisi, 5-10 kez ofisime geldiğini biliyorum. Tercümanlık yapıyor. 10 dakika içinde konsolosluğu terk edeceksiniz dediler. Direnme olmadı, olamaz. Silahları teslim edin dediler. Başkonsolos Öztürk Bey Türkiye’yle bağlantı kurdu. Dediler ki verin. Verdiler.

'Pikaplara 3’er kişi bindirdiler'

Kendi pikaplarını getirdiler, 3’er kişi bindirip, 17 Temmuz Mahallesi’nde bir hastaneye götürdüler. Ezan okununca, namaz kılacağız dedik, camiye götürdüler. Dışarı çıktık, diğer kalanları da getirmişler. 10 metrekarelik, bizim köy evleri gibi boş bir eve götürdüler. Herkes dip dibe, yatarken dönünce arkadaşının burnuna çarpıyorsun. Nöbetleşerek uyuduk. 4 ya da 5’inci gün oranın valisi geldi, genç, kafası sarılı. ‘Benim bu halime bakmayın, 4 üniversite bitirdim’ dedi. Sıcak davrandı. Önce sorguladı, ‘Müslüman mısınız?’ dedi. Dini sorular sordu. Tabii bizi kafir olarak görüyorlar. Ama baktılar biz namaz kılıyoruz. Orada 9 günümüz geçti. Sonra ‘Ev sahibi geldi boşaltacağız’ dediler.

'Kahvaltıda peynir ya da 1 yumurta'

Bizi Olimpiyat Evi diye, güzel, büyük, klimalı bir yere götürdüler. İnce sünger yataklar getirdiler. Aileyi bir üst katta odalara yerleştirdiler. IŞİD’çiler zaman geçtikçe bizi daha iyi anlamaya başladılar, daha yakın davranmaya çalıştılar. Bir samimiyet oluştu, ne istersek, hurma murma getiriyorlar. Bir yerden bir yere giderken bizi öldürmek isteyenlerden korkuyorlardı. Ramazan başladı. Şeker bayramı için Türkiye’ye gidiyorsunuz dediler. Mutluluktan uçuyoruz. Büyük bir otobüs geldi. Bir baktık, Dohuk yoluna saptık. Herkesin morali bozuldu. Bir yere uğrayacağız dediler. Çıkmaz sokağa doğru döndük, kapı açıldı. Özbek olduğunu söyleyen biri, elinde silah, geçin dediler. Arkamızdan kapıyı kilitlediler. Birkaç kişi hariç herkes oruç tutuyor. Sabah kahvaltıda bir dilim peynir ya da yumurta. Öğlen yemeklerinde her gün pirinç pilavı ve tavuk eti yiyoruz. Aç gözlülük neymiş yaşadım. Bir yemek geliyor, hepimiz koşuyoruz.

'Olimpiyat evinde klima, lavabo vardı'

Daha sonra götürdükleri bir okul binasının tepesinde pır pır uçakları uçmaya başladı. 50 metre ötemize varil bombası düştü. Maliki’nin talimatı dediler. Kapı, pencere, cam dağıldı. Maliki ve İran’ın bizi öldürmek istediğini söylüyorlardı. Orada ayağımıza prangalar vurdular, ellerimizi kelepçelediler, gözlerimizi bağladılar. Neden yaptılar bilmiyoruz. Oranın valisi bu olaya çok üzüldü. Oradan aldılar Olimpiyat Evi’ne götürdüler. Bayram ettik. Çünkü lavabo, tuvalet ihtiyaçlarımız daha rahattı.

'Şarapnel parçası banyoyu delmişti'  YAZININ DEVAMI



Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner211