Bir ülkücünün Gezi güncesi
 Adıyamanlıyım. Türk bir baba ile Kürt bir ananın 10 çocuğundan 8’incisiyim. ODTÜ ve Uludağ’da okudum. Kendimi Türk milliyetçisi ve ülkücü olarak ifade ettim. 

Afrika’da annesinin kucağında, suratına sinekler üşüşürken açlıktan can veren, bahtı teninin renginden daha da kara yavru için ağladım. “Küçük çocukları küçük kurşunlarla öldürürler değil mi anne?” diye soran Bosnalı çocuğun sesinde boğuldum. Madımak’ta Muhlis Akarsu’larla birlikte yandım. Başörtüsü zulmünde, şimdi iktidarda olan o dönemin mazlumlarının yanında yer aldım. Rahmetli Erbakan itilip kakılırken MGV’li gençler kadar yıprandım. Makarna, kömür aldığı için yerden yere vurulan fakir vatandaşımla birlikte incindim ve onunla birlikte onu bu yokluğa mahkûm eden iktidarlara beddua ettim. Evladını henüz hayatının baharında toprağa vermiş şehit annesinin gözyaşındaki destanı okudum. Doğu Türkistan’da, Kerkük’te yaşama hakları gasp edilen soydaşlarımız için isyan ettim. Mısır’da darbeci katillere lanet okudum. 

Ağaç çığlığı
Ve bir sabah bir ağaç çığlığıyla uyandım. Gezi Parkı’na koşarak gittim. Sesleri yalnız benim duymuş olmamdan korkuyordum. Oraya vardığımda birçoğunu mahalleden tanıdığım arkadaşla karşılaştım, şaşırdım. Ağaçların feryadı gönüllerde karşılık bulmuştu. İktidarın, bu yanlış kararından ilk gün protestolarından sonra vazgeçeceğini düşünüyorduk. AKP , vatandaşını dikkate alarak bu projeyi sonlandırabilirdi. Tersi oldu.
Çok sert şekilde müdahaleler gelmeye başladı. Yetkili tüm mercilerden çeşitli ve çelişkili açıklamalar geliyor; fakat bunlar güvenlik güçlerince daha sert müdahalelerden başka bir anlam ifade etmiyordu. Halk AKP’nin 11 yıllık iktidarındaki tüm olumsuzluklara -özellikle özgürlüklere, yaşam tarzına, çocuk sayısına müdahaleye, Reyhanlı’ya, kadın haklarının ihlaline, ötekileştirmeye, soysal ve ekonomik adaletsizliklere ve Oslo’ya- tepkisini ilk defa bu kadar yüksek sesle dile getiriyordu. 
Bu kadar yoğun katılımda tabii ki marjinal diye nitelendirilen illegal yapılanmalar da kendilerine verilen rolü oynama adına Taksim’de yerlerini aldılar. Örgütsüz, flamasız devam eden bu sivil hareketi zedelemeye çalıştılar. Kısmen de başarılı oldular. Oysa Gezi Parkı içerisinde ayrı, temiz ve samimi bir yapı mevcuttu. Ben ve benim gibi düşünenler Taksim Meydanı’ndakilerin değil, Taksim Gezi Parkı içerisindekilerin taleplerinin arkasında durdu. Sesimizi ‘sivil ve pasif direniş’ ile bazen sadece durarak, bazen de Çarşı marşları söyleyerek duyurmaya çalıştık. Gel gör ki bu protestolarda insanlar öldürüldü. Hele biri var ki, 19 yaşında linç edilerek öldürüldüğü an, zaman, mekân, fikir ve de insan dondu. Anlamsızlaştı. Gezi’nin evsiz çocukları, ağaçları, kuşları Ali’nin çığlığıyla titredi. 
“Kenar-ı Dicle’de bir kurt aşırsa koyunu/Gelir de Adli İlahi sorar Ömer’den onu...” diyen Mehmet Akif aslında bu iki satırıyla devlet adamlığının manifestosunu yazmıştır. Başbakan’ın da okuduğu bu şiire rağmen Ali’nin çığlığına sağır kalınmıştır. Demek ki önemli olan, bilmek ya da okumak değil, hissedebilmekmiş. 

Ekonomide ‘Gezi’nme
Başbakan Gezi protestolarının ekonomiye milyarlarca liralık zarar verdiğini iddia etti. Sonra da yanlışından dönüp eylemleri bitireceğine, üzerine benzinle gitti. Samimiyetsizliğin daniskası. Akıllara gelen soru: Başbakan kime ne söz vermiştir ki bu projeden vazgeçmekte bu kadar direnmiştir? Beyoğlu’ndaki esnafın mağdur olduğunu iddia eden hükümet, o esnafın iki yıldır masa, sandalye yasağı ve tam İstiklal’in göbeğine açtırdığı AVM ile gerçek manada mağduriyetinin sebebidir. 
Kapitalizmin başkenti New York’ta bile sadece iki AVM mevcut iken, avuç içi kadar Taksim Meydanı’na üçüncü AVM’yi yapmak hangi dâhiyane ekonomi modelinin göstergesidir? Taksim ve Beyoğlu’ndaki esnaf bu ekonomi modelinin hangi unsuru ile korunacaktır ki açılacak AVM’lerde o esnaf parası ile bile yer alamayacaktır? Anlaşılan iktidarın ekonomi politikalarında KOBİ’ye ve de esnafa yer bulunmamaktadır. Cadde esnafının, mağazalarını kapatıp AVM’lerdeki büyük markaların çalışanı olmasından başka çare gözükmemektedir. 

Velhasıl...
Gezi’nin farklılığı ve büyüsü, farklı fikirlerin ve farklı düşünceye sahip insanların aynı çığlığa destek olmak için bir araya gelmesinde yatmaktadır. Cemil Meriç, “Evlat, bu ülkede sağcı-solcu, ilerici-gerici yoktur. Namuslular ve namussuzlar vardır. Siz namusluların safında olunuz. Görecekseniz çok kalabalık olacaksınız” demişti. Gezi, Meriç’in haklı olduğunu gösterdi. Üç-beş çapulcu değil, çok kalabalıktık... 
Ancak gelinen noktada bundan sonra yapılacak olan eylemlerle Taksim protestoları marjinalleşecek, zayıflayacak. Bu da iktidarın istediği siyasal ortamı sağlayacaktır. Bundan sonra yapılması gereken, Taksim ve Gezi protestolarını sokaktan çekip, yaklaşan seçimler için aktif olarak teşkilatlanarak çalışmak ve -her ne kadar demokrasi sandıktan ibaret değilse de- sandıkta gerekli cevabı vermektir.
* MHP İstanbul İl Başkan Yardımcısı

radikal


Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner211