Bu Milletin Adı Türk Milleti'dir

Uzunköprü Türk Ocağı'nca düzenlenen konferansta Yeni Anayasa çalışmaları değerlendirildi. Konferansa konuşmacı olarak katılan Av.Hüsnü Portakal, Türk Vatandaşlığı tanımı da Anayasa'nın ruhuna ve değiştirilemez maddelerin içeriğine ve sosyolojik gerçekliğe uygun olduğundan değiştirilmemesi gerektiğini söyledi.

Bu Milletin Adı Türk Milleti'dir
23 Ocak 2013 Çarşamba 23:57

Uzunköprü Türk Ocağı Derneğinde düzenlenen konferansta  YENİ  ANAYASA ÇALIŞMALARI   değerlendirildi. Konuşmacı Av.Hüsnü PORTAKAL'ın konuşmasında verdiği çarpıcı bilgiler şöyle:

137 yıllık Anayasa tarihimizde  ilk Anayasamız olan   1876 tarihli Kanuni Esasi nin yürürlüğü girmesinden itibaren  sırasıyla  1908, 1921, 1924, 1961 ve 1982  olmak üzere 6  yeni  ANAYASA  yaptık.

Anayasa lar devletin  yapısını, yurttaşların  hak ve ödevlerini  düzenleyen temel toplumsal mutabakat  belgeleridir.  Bir yönüyle   Devletin  kuruluş  ruhunu ve ideolojisini  yansıtan belgelerdir.

Bu nedenle, yapılmakta  olan YENİ ANAYASA ÇALIŞMALARI nı  ANAYASA DEĞİŞİKLİK ÇALIŞMALARI  olarak  adlandırmak daha doğru bir tanımdır. ZiraUzunköprü Türk Ocağı Derneğinde düzenlenen konferansta  YENİ  ANAYASA ÇALIŞMALARI   değerlendirildi.

Konuşmacı Av.Hüsnü PORTAKAL özetle:

( 137 yıllık Anayasa tarihimizde  ilk Anayasamız olan   1876 tarihli Kanuni Esasi nin yürürlüğü girmesinden itibaren  sırasıyla  1908, 1921, 1924, 1961 ve 1982  olmak üzere 6  yeni  ANAYASA  yaptık.

Anayasa lar devletin  yapısını, yurttaşların  hak ve ödevlerini  düzenleyen temel toplumsal mutabakat  belgeleridir.  Bir yönüyle   Devletin  kuruluş  ruhunu ve ideolojisini  yansıtan belgelerdir.

Bu nedenle, yapılmakta  olan YENİ ANAYASA ÇALIŞMALARI nı  ANAYASA DEĞİŞİKLİK ÇALIŞMALARI  olarak  adlandırmak daha doğru bir tanımdır. Zira, Anayasa nın  1, 2, 3  maddeleri  ile başlangıç kısmı CUMHURİYETİN  niteliklerini  ve toplumsal mutabakatın özünu belirleyen maddeler olup 4. m.ile DEĞİŞTİRİLEMEZ ve DEĞİŞTİRİLMESİ TEKLİF EDİLEMEZ  maddeler olarak kabul edilmiştir. .

Bu itibarla Mecliste kurulan ANAYASA UZLAŞMA KOMİSYONUN  (Yeni bir ANAYASA YAPMA YETKİSİ  OLMADIĞI ) kanaatindeyiz.  Bu komisyon ancak günün şartlarına ve toplumsal yapımıza uyan  bir ANAYASA DEĞİŞİKLİĞİ metni ortaya koyabilir.

Bu maddelerin dışında VATANDAŞLIĞI  Tanımlayan  Anayasa nın   66.,m.sindeki   TÜRK V ATANDAŞLIĞI  tanımı da  ANAYASA nın ruhuna ve DEĞİŞTİRİLEMEZ maddelerin içeriğine  ve sosyolojik gerçekliğe uygun olduğundan  değiştirilmemelidir.

Gerçekten de ; Anayasa nın 66.m.sinde (Madde 66 - Türk Devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türktür ) denilmek suretiyle IRKI bir ifade yerine  devlete vatandaşlık bağı ile bağlı olan,   etnik kimliği, dili, dini, rengi, cinsiyeti  ne olursa olsun HERKESİN  (TÜRK) olduğu kabul edilmektedir.
Nitelikleri 2. m. Ve başlangıç kısmında  belirtilen Türkiye Cumhuriyetinde  yaşayan  insanların da TÜRK MİLLETİ  olduğu kabul edilmiştir. Buradaki TÜRK kelimesi bir etnisiteyi bir ırki  durumu  değil TOPYEKUN  bir topluluğun adını belirtmektedir.

Nitekim, Türkiye Cumhuriyeti'nin devlet olarak hüküm sürdüğü bu coğrafya  parçası  11.yüzyıldan beri batılılar  ve bütün dünya tarafından  TÜRKİYE  olarak   adlandırılmaktadır. Bu  coğrafya    üzerinde yaşayan ve bu topraklar üzerinde var olan kültür ve medeniyeti oluşturan millete de TÜRK MİLLETİ  diyorlardı. Bu kabul edilmiş bir gerçektir. Bu nedenle  Anayasa da  yapılacak değişikliklerle  TÜRK MİLLETİ ve TÜRK kavramının  Anayasa dan çıkartılması    tarihi ve sosyolojik gerçeklerin inkarı anlamına  gelecektir.

Bunun yerine  (TÜRKİYELİ), (TÜRKİYE VATANDAŞI) gibi  uydurma ve tarihi ve sosyolojik  gerçeklerle bağdaşmayan tanımların konulması  toplumsal yapıyı bozan ve ayrışmaya zemin hazırlayan konular olacağı  kesindir.

Nasıl ki FRANSA  coğrafyasında  yaşayanları FRANSIZ, Almanya coğrafyasında yaşayanlara ALMAN, İngiliz coğrafyasında yaşayanlara  İNGİLİZ deniyorsa  Türkiye Cumhuriyeti  coğrafyasında yaşayanlara da TÜRK denilmesinden daha doğal bir şey yoktur. 
Yine, yapılacak değişikliklerde  MAHALLİ İDARELERE  idari  özerkliğin yanında SİYASİ ÖZERKLİK TANINMASI da  toplumsal yapımızı ve kimyamızı bozacak yanlış ve maksatlı  taleplerdir. İyi niyetle asla bağdaşmamaktadır.  Bu taleplerin arkasındaki gerçek (federasyon ) ve neticede (bağımsızlık) talepleridir.

Güneydoğu da meydana  gelen olayların  durmaması sebebiyle Terör örgütüyle  mücadele  yerine  müzakereye gidilmesi   terör örgütünün muhatap alınması anlamına geleceği için  asla kabul edilebilecek bir  durum değildir.  Terörün bitmediği bahanesiyle  etnik taleplerin kabul edilmesi ve hele hele bunların ANAYASA DEĞİŞİKLİKLERİ  ile  Anayasa ya geçirilmek istenmesi  acizliğin bir işaretidir ve terörün bitmesine çare de değildir.  Tarihi gerçekler bunu göstermektedir. Nitekim,   1876 Kanuni Esasisinin hazırlanması ile  Balkanlar ve Avrapa'daki  o günkü  Osmanlı  tebeasının  etnik  taleplerinin karşılandığı ve bununla AYRIŞMALARIN ÖNLENECEĞİ DÜŞÜNÜLMESİNE  RAĞMEN  AYRIŞMALARIN DURMADIĞI, yine  1908 de Kanuni esasi de yapılan değişikliklerle  ETNİK TEMELE DAYALI SİYASAL TALEPLERİN Milletleşme girişimlerinin  etnik nitelikli ödünlerle çözülemeyeceği  kısa zamanda görüldü. Hıristiyan  unsurların hepsi bir yıl bile geçmeden  siyasal projelerini  ard arda hayata geçirdiler . Devleti aliyenin  sadık tebaası  olarak ortada milli kimliklerini, diğer unsurları rencide etme kaygısıyla telaffuzdan bile çekinen sadece TÜRKLER kalmıştır.   
Bütün bunların  gözünde  tutulması ve tarihten ders alınması gerekir. O yüzden  devlet ve hükümet yetkililerinin milletin adını zikrederken AZİZ MİLLETİMİZ, BÜYÜK MİLLETİMİZ  gibi kelimelerle BÜYÜK TÜRK MİLLETİ  lafını eksik söylemeleri milletimiz tarafından manidar karşılanmaktadır.
Bu Milletin adı TÜRK MİLLETİ'dir. İçindeki tüm etnik unsurlar bu büyük kavramın etrafında 1000 yıldan fazla bir zamandır  birleşmişlerdir. Milletimizi, Kürt, Laz, Çerkez, Pomak gibi  kavramları öne çıkararak  bölmenin gereği yoktur .

Büyük ATATÜRK ün dediği gibi hangi soy ve etnik temelden gelirsek gelelim (NE MUTLU TÜRK'ÜM  DİYENE  ) diyoruz.

Anayasa nın  1, 2, 3  maddeleri  ile başlangıç kısmı CUMHURİYETİN  niteliklerini  ve toplumsal mutabakatın özünu belirleyen maddeler olup 4. m.ile DEĞİŞTİRİLEMEZ ve DEĞİŞTİRİLMESİ TEKLİF EDİLEMEZ  maddeler olarak kabul edilmiştir.

Bu itibarla Mecliste kurulan ANAYASA UZLAŞMA KOMİSYONUN  (Yeni bir ANAYASA YAPMA YETKİSİ  OLMADIĞI ) kanaatindeyiz.  Bu komisyon ancak günün şartlarına ve toplumsal yapımıza uyan  bir ANAYASA DEĞİŞİKLİĞİ metni ortaya koyabilir.

Bu maddelerin dışında VATANDAŞLIĞI  Tanımlayan  Anayasa nın   66.,m.sindeki   TÜRK V ATANDAŞLIĞI  tanımı da  ANAYASA nın ruhuna ve DEĞİŞTİRİLEMEZ maddelerin içeriğine  ve sosyolojik gerçekliğe uygun olduğundan  değiştirilmemelidir.

Gerçekten de ; Anayasa nın 66.m.sinde (Madde 66 - Türk Devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türktür ) denilmek suretiyle IRKI bir ifade yerine  devlete vatandaşlık bağı ile bağlı olan,   etnik kimliği, dili, dini, rengi, cinsiyeti  ne olursa olsun HERKESİN  (TÜRK) olduğu kabul edilmektedir.

Nitelikleri 2. m. Ve başlangıç kısmında  belirtilen Türkiye Cumhuriyetinde  yaşayan  insanların da TÜRK MİLLETİ  olduğu kabul edilmiştir. Buradaki TÜRK kelimesi bir etnisiteyi bir ırki  durumu  değil TOPYEKUN  bir topluluğun adını belirtmektedir.
Nitekim, Türkiye Cumhuriyeti'nin devlet olarak hüküm sürdüğü bu coğrafya  parçası  11.yüzyıldan beri batılılar  ve bütün dünya tarafından  TÜRKİYE  olarak   adlandırılmaktadır. Bu  coğrafya    üzerinde yaşayan ve bu topraklar üzerinde var olan kültür ve medeniyeti oluşturan millete de TÜRK MİLLETİ  diyorlardı. Bu kabul edilmiş bir gerçektir. Bu nedenle  Anayasa da  yapılacak değişikliklerle  TÜRK MİLLETİ ve TÜRK kavramının  Anayasa dan çıkartılması    tarihi ve sosyolojik gerçeklerin inkarı anlamına  gelecektir.

Bunun yerine  (TÜRKİYELİ), (TÜRKİYE VATANDAŞI) gibi  uydurma ve tarihi ve sosyolojik  gerçeklerle bağdaşmayan tanımların konulması  toplumsal yapıyı bozan ve ayrışmaya zemin hazırlayan konular olacağı  kesindir.

Nasıl ki FRANSA  coğrafyasında  yaşayanları FRANSIZ, Almanya coğrafyasında yaşayanlara ALMAN, İngiliz coğrafyasında yaşayanlara  İNGİLİZ deniyorsa  Türkiye Cumhuriyeti  coğrafyasında yaşayanlara da TÜRK denilmesinden daha doğal bir şey yoktur. 

Yine, yapılacak değişikliklerde  MAHALLİ İDARELERE  idari  özerkliğin yanında SİYASİ ÖZERKLİK TANINMASI da  toplumsal yapımızı ve kimyamızı bozacak yanlış ve maksatlı  taleplerdir. İyi niyetle asla bağdaşmamaktadır.  Bu taleplerin arkasındaki gerçek (federasyon ) ve neticede (bağımsızlık) talepleridir.

Güneydoğu da meydana  gelen olayların  durmaması sebebiyle Terör örgütüyle  mücadele  yerine  müzakereye gidilmesi   terör örgütünün muhatap alınması anlamına geleceği için  asla kabul edilebilecek bir  durum değildir.  Terörün bitmediği bahanesiyle  etnik taleplerin kabul edilmesi ve hele hele bunların ANAYASA DEĞİŞİKLİKLERİ  ile  Anayasa ya geçirilmek istenmesi  acizliğin bir işaretidir ve terörün bitmesine çare de değildir.  Tarihi gerçekler bunu göstermektedir. Nitekim,   1876 Kanuni Esasisinin hazırlanması ile  Balkanlar ve Avrapa'daki  o günkü  Osmanlı  tebeasının  etnik  taleplerinin karşılandığı ve bununla AYRIŞMALARIN ÖNLENECEĞİ DÜŞÜNÜLMESİNE  RAĞMEN  AYRIŞMALARIN DURMADIĞI, yine  1908 de Kanuni esasi de yapılan değişikliklerle  ETNİK TEMELE DAYALI SİYASAL TALEPLERİN Milletleşme girişimlerinin  etnik nitelikli ödünlerle çözülemeyeceği  kısa zamanda görüldü. Hıristiyan  unsurların hepsi bir yıl bile geçmeden  siyasal projelerini  ard arda hayata geçirdiler . Devleti aliyenin  sadık tebaası  olarak ortada milli kimliklerini, diğer unsurları rencide etme kaygısıyla telaffuzdan bile çekinen sadece TÜRKLER kalmıştır.   
Bütün bunların  gözünde  tutulması ve tarihten ders alınması gerekir. O yüzden  devlet ve hükümet yetkililerinin milletin adını zikrederken AZİZ MİLLETİMİZ, BÜYÜK MİLLETİMİZ  gibi kelimelerle BÜYÜK TÜRK MİLLETİ  lafını eksik söylemeleri milletimiz tarafından manidar karşılanmaktadır.
Bu Milletin adı TÜRK MİLLETİ'dir. İçindeki tüm etnik unsurlar bu büyük kavramın etrafında 1000 yıldan fazla bir zamandır  birleşmişlerdir. Milletimizi, Kürt, Laz, Çerkez, Pomak gibi  kavramları öne çıkararak  bölmenin gereği yoktur .

Büyük ATATÜRK ün dediği gibi hangi soy ve etnik temelden gelirsek gelelim (NE MUTLU TÜRK'ÜM  DİYENE  ) diyoruz.



İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.