Kafir Mümin’e Kısas olamaz! İmralı Görüşmeleri

Türkiye’nin özellikle 1984 Eruh ve Şemdinli baskınlarından bu yana içinde bulunduğu süreç üzerine sayısız makaleler yazılmış, sayısız siyasi söylem geliştirilip, sayısız sözde çözüm önerileri ortaya atılmıştır. Ne var ki terörizm bir ideoloji, bir fikir hareketi olmadığı içindir ki bu öneriler hiçbir zaman karşılık bulmayacak, aksine kanlı hedeflerine giden yolda Marksist terör örgütüne seyahat serbestisi sağlayacaktır.

Bölücü terör, içinde barındırdığı kirli paraya dayalı ekonomik saadet zinciri sayesinde düşük şahsiyetli bazı kişi, STK ve siyasi partilere de rant kapısı olmuş; merkez üssü batılın köşküne kurulmuş vatansız tüccarlar için de iktidara giden yolun kapı eşiği konumuna gelmiştir. İktidarın kendilerine, okyanus ötesi küfür ve zulmet merkezinin altın tepsiyle sunmuş olduğu iktidar; terörizm konusunda verilmiş sözleri yerine getiren bir emir eri edasıyla ülkeyi kaos ve kargaşaya sürükleme görevini hızlandırarak sürdürmektedir. Bu cehennem dehlizinin değnekçiliğini yapmak ise hiç şüphesiz kaset operasyonu ile açılım ihanetine kredi vermekle görevlendirilmiş -Müslüman kanıyla beslenen uluslar arası kredi şirketi edası ile mesleği gereği alım satım işlerindeki cevvalliğinden- ana muhalefet partisi lideri (ve onun partisine) ve bölücü örgütün siyasi kanadı olan, adını zikrederek alfabeyi kirletmek istemediğim partiye kalmıştır. Bölücü terör hiçbir zaman nihai hedeflerinden vazgeçmemek şartı ile ne koparırsak kar mantığını güderek, kendine uluslar arası kamuoyunda meşruiyet kazandırmak için bu süreci fırsat bilmiştir. Bu süreçteki algı biçimi şekillendirilirken, başlangıçta eşkıya hareketi olarak nitelendirilen yapı; toplum mühendisliği projeleri ile bin yıllık kardeşlerin ortak vatanı paylaşamama sorunu haline getirilmiştir. Bölücü örgüt devletin silahlıklı kuvvetlerinin muadili, bölücü başı ise –elinde birlerci insanın kanı yokmuş gibi- adete bir barış güvercini gibi topluma empoze edilmiştir. Aslında başbakan ve avenesinin bu tutumu gayet normaldir. Irak savaşında katledilen 1,5 milyon Müslüman’ın kanı, dolaylı yollardan başbakanın eline bulaşmıştır. Bölücü örgüt konusundaki algı biçiminin toplum mühendisliği yoluyla nasıl değiştiği konusundaki savımızı destekleyen en nesnel ölçüt,  örgütün kuruluş yıllarındaki halk desteği ile şimdiki desteğinin kıyaslaması ve Türk milletinin sürece olan tepkisiz yaklaşımıdır. Bu yaklaşımı kolaylaştırmak için ellerinden geleni yapan, Doların yeşilini Allah’ın nuru ile karıştıran, okyanus ötesinin küfür imparatorluğunun kudretli vaizine ve onun saadet zincirinin halkalarına da söyleyecek sözlerimiz vardır. İman ve izan sahibi hiçbir Müslüman Hudeybiye antlaşması ile İmralı görüşmelerini aynı kefeye koymaz. Bu kıyas, elbette ki sipariş, elbette ki ısmarlamadır. Köşe başı sütunların dik izdüşümü mahiyetindeki, yansıma karakterli insan artıkları bu süreçteki tutumuzu elbette anlayamaz. Hak kapısında azap olmayı, batıl kapısında mülk sahibi paşa olmaya değişemeyenler, elbette ki hassasiyetimizi anlamayacaktır. İman ışığının nuru, isimlerinden başka bulundukları her yerden kaçan güruh için söyleyecek daha çok şey var ama biz konumuzu dağıtmayalım.

İmralı görüşmeleri sürecinde, hasbelkader bir akademik unvan almış kişilik bozukluğu hastalığına makam sevdası yüzünden düşen, bol isim tamlamalarından müteşekkil sıfat sahibi stratejistlerin(!) açıklamaları ile milli reflekse gem vurulmaya çalışılmaktadır. İmralı görüşmelerini İsrail ve Suriye’nin istemediği, barış(!) istemeyenlerin kandan beslendiği ifadeleri bu dayatma düşüncenin ürünleridir. Bu konuya sorularla bir anekdot düşelim.

1-) Türkiye de bir huzur iklimini istemeyen İsrail’dir. İsrail’in Ortadoğu bölgesinde kukla devlet kurarak coğrafyayı yeniden şekillendirme projesinin taşeronu da PKK’dır. Peki, Kürecik’e üs kurarak İsrail’in bölgedeki güvenliğini sağlayan yerli işbirlikçiler kimlerdir?

2-)Suriye Türkiye’nin bölgede güçlenmemesi için hep PKK’yı desteklemiştir. Peki, Esad’a kardeşim dediği günlerde başbakan dolaylı yollardan PKK’nın destekçiliğini mi yapmıştır?

3-)Irak’ın kuzeyinde, sözde devlet kuran yönetim, her fırsatta PKK’ya desteğini açık etmiştir. Peki, onu kongresine şeref konuğu olarak davet eden kimdir?

4-)Ülkelerin tarihlerinde İngiltere-IRA örneğinde olduğu gibi yüzyıl süren terör olayları görülmüştür. Peki, hiçbir devletin silah bırakma şartını kabul etmeden terör örgütleri ile görüştüğü olmuştur?

Sorular çoğaltılabilir, cevabı verilemeyecek olduktan sonra…

Bölücü örgüt konusunda en başından beri sağa-sola yaltaklanmayan, tutumunda en ufak bir değişme olmayan tek camia ise Milliyetçi-Ülkücü camiadır. Çünkü Ülkücü Hareket en başından beri komuta merkezi dışarıda olan bu yapılanmanın nihai hedefini bilmekte, geçmiş dönemlerin verdiği tecrübe ile hainleri ayırt etmekte hiç zorlanmamaktadır. Kapitalist sistemin Emperyalist düzeninde, Türk Milletinin yaşadığı vatanı bir cazibe merkezi olması hasebiyle bu bölgede piyon faaliyetleri, nihai hedef gerçekleştirilene kadar bitmeyecektir.

Türk milletinin vatan tuttuğu toprakların diğer toprak parçalarından farklı olmasının sebepleri vardır. Bu topraklar İslam’ın ve mazlum milletlerin tek umudu olan bir medeniyetin beşiğidir. Bu topraklar başında Amerikan conisi ve barbar İsrail askerinin beklemeden ibadet edip, özgürce dolaşılabilecek Ortadoğu bölgesinin nadir toprağıdır. Bu topraklar Habil ile Kabil’den beri süren Hak ile Batıl kavgasında Hakkın tarafında olanların toprağıdır. İşte bu yüzden bu topraklarda mazlum kanı akmaktadır. Terörün kökü kazınsın derken, hiçbir zaman bir kısas-a kısas anlayışı gütmüyoruz. Kandan beslenmiyoruz. Çünkü biz biliyoruz ki; kafir Mümin’e kısas olamaz!

Bizim verdiğimiz mücadele bu vatan toprağında milliyetimizin ve mukaddesatımızın korunması mücadelesidir. Bunun bedeli belki hayatlarımız olacaktır ancak ruhlarımız her zaman özgür kalacaktır. Çünkü biz inanıyoruz ki: Mesele, her gün huzura çıktığımız vakitlerde “İyyakena’büdü ve iyyake nestain.”(Rabbim Ancak sana kulluk eder, yalnız senden yardım dileriz.) kısmını gönül rahatlığı ile içimizden gele gele söyleyebilmektir… Bizim için tam manası ile özgür olmanın karşılığı budur. Özgürlük; ne küfrün bataklarında boğulan burjuva kalıntılarının sloganlaşmış naraları, ne de kendi kendilerin mabudu olma yönünde yürüyen yeşil sermayenin kara kalpli krallarının hezeyanlarıdır…

Milletimizin ve medeniyetimizin ne kadar düşmanı varsa bilsinler ki:

Bize ateş olmak düşmüş. Ya kendimizi yakıp kül olacağız, ya harlanıp küfrü yakacağız…



Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner211