Kamu Denetçiliği İçin Kim Ne Düşünüyor

Meclis Anayasa Komisyonu’nda görüşülen ve bu komisyondan oluşan bir alt komisyona sevk edilen kurumla ilgili bütün siyasi partilerin ortak olduğu ana konu; kuruma Türkiye’de ihtiyaç olduğudur. Buraya kadar her şey yolunda olsa da kurumla ilgili ayrıntılar konusunda ciddi ayrışmalar gözlenmiştir.

CHP-MHP VE BDP'NİN ELEŞTİRİLERİ NE YÖNDE

CHP, genel olarak AKP’nin getirdiği Kamu Denetçiliği sistemine ve kurumsal biçime karşı olduğunu komisyon üyesi Ali Özgündüz aracılığıyla dile getirmiştir. Alt komisyonda da CHP’yi temsil eden Özgündüz daha sonradan muhalefet şerhine de yansıyan önerisinde; ülkemizin sosyo-ekonomik koşulları, demokrasimizin henüz istenilen düzeyde gelişmemiş olması, insan hakları bilincinin yöneticilerde tam anlamıyla oluşmaması ve 75 milyonluk nüfusun yönetsel uygulamalarla ilgili sıkıntılarıyla yurttaşların şikâyet kurumunu sık kullanma alışkanlığı da göz önüne alındığında mutlaka ihtisas alanları olan birçok Kamu Denetçisine ihtiyaç olduğunu belirtmiştir. Özellikle “Askeri-Güvenlik-Cezaevi, Kadın ve Çocuk Hakları, Ayrımcılıkla Mücadele, Çalışma ve İş Hayatı, Çevre, Üniversiteler, Sağlık, Yerel Yönetimler, Kamu Kaynaklarının Kullanımı ve Yolsuzlukla Mücadele alanlarında Kamu Denetçilerinin olması önerilmiş; ancak, bu öneri kabul görmemiştir. Alt Komisyona katılan Aile ve Sosyal İşler Bakanı Yardımcısı, AB tarafından sürekli vurgulanan ve henüz kurulmayan “çocuk ombudsmanlığı” konusunda AB toplantılarında zor durumda kaldıklarını ve bir denetçinin yalnızca bu konuyla ilgilenen uzman olması gerektiğini vurgulaması da önerinin kabul edilmesine katkı sunmamıştır. AKP’li bir Bakan Yardımcısı ile AKP’li komisyon üyelerinin yaşadığı çelişki, tasarının genel kurulda görüşülmesi aşamasında verilen önerge ile bir denetçinin yalnız kadın ve çocuk hakları alanında sorumlu olmasının kararlaştırılması ile aşılmıştır.

Genel olarak MHP’nin anasistem üzerinde ciddi bir eleştirisi bulunmamakla birlikte, MHP’li komisyon üyeleri tasarıda tanımlanan tüm yetki ve görevlerin bireysel olarak Başdenetçiye ve beş adet denetçiye verilmesini eleştirmişlerdir. Bunun dikta yönetimi biçimlerinin yöntemi olduğunu vurgulamışlardır. BDP ise Ayla Akat aracılığıyla kamu vicdanı kavramı çerçevesinde sistemli bir eleştiri getirmiştir.

Muhalefetin genel eleştirilerini bu biçimde sıralamak olanaklıdır. Aslında temel ortak eleştiri, kurumun işlevsiz olacağı ve kâğıt üzerinde kalacağıdır. Gerçekten tasarı ve yasa ayrıntıyla incelendiğinde, ülkemizde yerleşik yönetsel gelenekler düşünüldüğünde yasayla ilgili ayrıntılı şeyler söylenebilir.

Kurum Ne Getirir, Ne Getirmez?

      Tasarıya ilişkin temel sorunları birkaç başlık altında toplamak olanaklıdır:

      Kurumun Bağımsızlığı: Başdenetçi ve Denetçinin seçimi, görev süreleri, bağımsızlığı etkileyen en önemli iki unsur olarak sayılabilir. Yapılan düzenleme, Kamu Denetçiliği sisteminin, iktidardan bağımsız kalamayacağı görüşüyle sonuçlanacak türdendir.

Başdenetçi ve Denetçilerin seçimi, kurumun bağımsızlığına darbe vuracak ilk etken olarak anılmaktadır. Zira, Başdenetçi seçiminde Dilekçe Komisyonu ile İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu üyelerinden oluşan Karma Komisyon, öncelikle adayların sayısını 3’e indirecektir. Zaten Karma Komisyonda iktidar partisi ya da partileri çoğunlukta olacağı için tartışmalar bu aşamada başlayacaktır. Sonra bu isimler ki bunlara başka bir ifadeyle iktidarın belirlediği 3 isim diyebiliriz, genel kurulda yarışacaktır. 6328 sayılı Kamu Denetçiliği Kurumu Kanunu’nun 11. maddesinde Başdenetçi seçimi şöyle hükme bağlanmıştır: “üye tamsayısının üçte iki çoğunluğu ile seçilir. Birinci oylamada bu çoğunluk sağlanamadığı takdirde ikinci oylamaya geçilir. İkinci oylamada da üye tamsayısının üçte iki çoğunluğunun oyu aranır. Bu oylamada üye tamsayısının üçte iki çoğunluğu sağlanamadığı takdirde üçüncü oylamaya geçilir ve üye tamsayısının salt çoğunluğunun oyunu alan aday seçilmiş sayılır. Üçüncü oylamada üye tamsayısının salt çoğunluğu sağlanamazsa, bu oylamada en çok oy alan iki aday için dördüncü oylama yapılır. Dördüncü oylamada karar yeter sayısı olmak şartıyla en fazla oy alan aday seçilmiş olur.” Denetçi seçiminde de benzer bir yöntem uygulanmaktadır. Yalnız, genel kurulda Başdenetçi için yapılan işlem, Denetçi için doğrudan Karma Komisyon’da yapılmaktadır. Görüleceği gibi, Başdenetçi ve Denetçi, denetlemekle yükümlü olacağı yürütmenin (siyasi çoğunluğun) işaretiyle seçilecektir. Nitelikli çoğunluk” aranmadığı için iktidarın istediği, dilediği ve hatta önceden belirlediği adayın Başdenetçi ya da Denetçi olma olasılığı hemen hemen kesindir. Peki, yönetimi, yönetimin seçtiği denetmenlerin denetlemesi ne gibi sonuçlar doğuracaktır? Ya da bu işleme denetim denebilecek midir?

      Kurumun bağımsızlığı üzerine ikinci çekince, Başdenetçi ve Denetçilerin görev süresi üzerinedir. Yasada bu süre 4 yıl olarak belirlenmiştir. Yani görev süreleri TBMM yasama süresiyle aynıdır. Olası bir erken seçim durumunda, TBMM adına denetleme görevini gerçekleştiren Başdenetçi ve Denetçilerin görev süreleri de sona ermesi gerektiği, bağımsız bir Kamu Denetçiliği için bunun koşul olduğunu CHP’li Özgündüz ısrarla vurgulamıştır.

      III. Bölüm: Denetçilerin yetki alanlarındaki sorunlar nelerdir? TSK ve Yargı denetim konusunda ne düşünüyor? Ticari sır ve devlet sırrı yasada nasıl denetime açılıyor? Tasarısına bahtsız denen kurum, işlevsel olabilecek midir.

Ali Mert Taşcıer



Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner211