Karanlıkdere’de bekleyişin adı 'Bir umut'

Karanlık dere’de sağlık çadırının önünde kurtarma çalışmalarına katılan bir genç. Amcasının tedavisini bekliyor.

Karanlıkdere’de bekleyişin adı 'Bir umut'
16 Mayıs 2014 Cuma 19:27

Karanlıkdere’de sağlık çadırının önünde kurtarma çalışmalarına katılan bir genç. Amcasının tedavisini bekliyor.

 “Babam, İmbat Maden Şirketi’nde çalışıyordu. 1994 yılında gaz sıkışması nedeniyle madende öldü. Ben ise okudum ve maden mühendisi oldum. Somalıysan yapacağın başka iş yok” diyor.

Güven Çetin de İzmir’de maden mühendisliği okuyor. Onun babası da Işıklar sahasında maden işçisi olarak çalışıyor. Çetin, “Somalı’nın hayatı kömürdür” diyor.

Manisa, Ege’nin kara elması. Her yanında kömür ocakları, her gün “helalleşerek” evinden işine giden insanların kenti.

14 Mayıs günü “helalleşerek” evinden çıkan yüzlerce madenci, evlerine bir daha dönemedi.

Zorlu bir yolculuktan sonra gece yarısını biraz geçe Eynes Karanlıkdere Kömür Ocağı’na geldim. Ocağın önünde kilometrelerce kuyruk olmuş ambulanslar gördüm. Ve bir umut, yeraltında gelecek güzel haberleri bekleyen insanlarla karşılaştım.

Ancak en umutlu olanlar bile sabaha karşı 03.00’te kurtarma çalışmalarının “gaz yükselmesi” nedeniyle durması üzerine umutlarını yitirmeye başladı. Sabahın ilk ışıklarında çalışmaların oldukça yavaş ilerlemesinin ağırlığı ocağın üstüne de çöktü.

Barınma ve tuvalet sorunu

Gözlerini başka yöne çevirmeden sessizce ocağın girişine bakanlar, yüksek sesle ağıtlar yakmaya, “yüreğimiz yanıyor” diye feryat etmeye başladılar. Feryatlarda en çok duyulan cümle ise ölü ve yaralıların durumuna ilişkin “net bir açıklama” isteğiydi.

‘Yaralıların’ ocaktan çıkarılarak adeta kaçırılırcasına ambulanslara bindirilmesi şaşkınlıkla izlendi. Aileler, yaralıların yüzlerini görmek istiyorlardı ama buna fırsat verilmiyordu. Onlar da, “Ölülerimizi, yaralı diye ambulanslara bindirip, bizi kandırıyorsunuz” diye bağırıyorlardı.

İkinci günün akşamı çok sayıda madenci cenazesi ocaktan çıkarıldı. Gece ise çalışmalar durdu ve ocaklara oksijen basıldı.

Ocak önünde bekleyenler için iaşeden yana sıkıntı yoktu. Kızılay dahil birçok kuruluş aralıksız çay ve yemek dağıtıyordu.

Ancak gece çökünce barınma ve tuvalet en büyük sorun haline geliyordu. Ailelere kalabilecekleri çadırlar kurulmayınca insanlar geceyi arabalarda, sandalye tepelerinde ya da betonlara serdikleri kartonların üzerinde uyuyarak geçirmek zorunda kaldı.

“Germeyin”

İkinci gecemde ben de otele gitmedim. Ailelerle birlikte kartonlar üzerinde uyudum.

Kazadan sonra üçüncü sabah bizi uyandıran S Kapısı’nın boşaltılacağına yönelik anonslar oldu. İnsanlar, polis ve askerlerin eşliğinde hızlı bir şekilde tahliye bacasının olduğu bölüme götürüldü. 50 metre uzaktaki tahliye bacası, işçi yakınlarının yeni bekleyiş yeri olacaktı.

Cumhurbaşkanı’nın geleceğine dair uyarılar yapıldı ve güvenlik üst düzeye çıkarıldı. İnsanlar tahliye bacasının karşısındaki yolda sağlı sollu bekliyorlardı. Polis, basının da bulunduğu bu yüksek yerden ailelerin ayrılmasını istedi.

O anda üzerinde tulumu olan bir maden işçisi, “Biz amir de memur da istemiyoruz. Saatlerdir Cumhurbaşkanı gelecek diye içerden arkadaşlarımız çıkartılmıyor. Biz arkadaşlarımızı bekliyoruz, amirinizi değil” şeklinde tepki verdi.

Onun bu tepkisine diğer ailelerden de destek geldi. Aileler, “Zaten gerginiz iyice germeyin. Buradan kimse bizi kaldıramaz. Anlayın ve acımızı saygılı olun” dediler. Tepkinin büyümesinden çekinen polis, sesizce ailelerin yanından ayrıldı.

Madende can veren işçiler sadece Soma’dan değildi elbette. Balıkesir ve çevre illerden işçiler de vardı.

Ama en büyük kayıp Soma’dan. Bir gece önce S Kapısı’nda beklerken kurtarma çalışmalarına katılan bir işçiyle tanışıyorum. Temizlenmiş ve bir umut yeniden ocak girişine gelmiş. Adının yazılmasını istemeyen işçi, ilçede yaşananları şöyle özetliyor:

“Şu an Soma’da her sokakta, neredeyse her haneden çığlıklar yükseliyor. Buna can dayanır mı?”

Her şeye rağmen hala yitirmeyenler de var. Adının yazılmasını istemeyen emekli bir madenci var mesela. İsmini paylaşmak istemiyor. Üç gündür eşiyle birlikte üç gündür S Kapısında ocağa bakıyorlar. Mühendislerle konuştuğunu söylüyor. Mühendis, oğlunun madende güvenlik odalarına yakın bir bölgede çalıştığını söylemiş. Oğlu oraya kaçabildiyse, sağ kalabilirmiş.

Emekli madenci, oğlunun madende çalışmasına engel olmak istediğini söylüyor: “Oğlum askerden yeni geldi. Çalışma madende demiştim. Dinlemedi, iki ay önce işe başladı. Aklımıza kötü şeyler getirmiyoruz, umudumuz sürüyor ama evlat acısı, acıların en büyüğüymüş.”

Sinan Onuş/ BBC






İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.