Koncuk: Suriye’de Türk’süz, Türkmen’siz bir bölge oluşturulmak isteniyor
Türkiye Kamu-Sen ve Türk Eğitim-Sen Genel Başkanı İsmail Koncuk, Konya 1 ve 2 No’lu Şubelerin 24 Kasım Öğretmenler Günü dolayısıyla düzenlenen toplantıda konuştu.

Toplantıya Türk Büro-Sen Genel Başkanı Fahrettin Yokuş, Türk İmar-Sen Genel Başkanı Necati Alsancak, Türk Eğitim-Sen Genel Mali Sekreteri Seyit Ali Kaplan, Türk Eğitim-Sen Genel Eğitim ve Sosyal İşler Sekreteri Cengiz Kocakaplan, Türkiye Kamu-Sen’e bağlı sendikaların Şube Başkanları, İl Temsilcileri ve çok sayıda öğretmen katıldı.

Suriye’de Bayır Bucak Türkmenleri bir katliam ile karşı karşıyadır. Hepimiz şunu biliyoruz ki; Suriye’de Türk’süz, Türkmen’siz bir bölge oluşturulmak istenmektedir.

Toplantıda bir konuşma yapan Türkiye Kamu-Sen Genel Başkanı İsmail Koncuk önemli açıklamalar yaptı.

Konuşmasına Bayır Bucak Türkmen bölgesine yönelik saldırıı değerlendirerek başlayan Koncuk, Bayır Bucak Türkmenlerine her türlü yardımın yapılması gerektiğini söyledi. Sanal alemde Bayır Bucak Türkmenlerinin seviyesizce DAEŞ ile özdeşleştirildiğini ancak bunun doğru olmadığını ifade eden Koncuk, “Oradaki Türkmen kardeşlerimiz varlık davalarının mücadelesini veriyorlar. Esad, Rusya ve İran destekli birleşik güç, oradaki Türkmenlere neredeyse hayat hakkı tanımamak için her türlü katliamı sergiliyor. Suriye’de Bayır Bucak Türkmenleri bir katliam ile karşı karşıyadır. Hepimiz şunu biliyoruz ki; Suriye’de Türk’süz, Türkmen’siz bir bölge oluşturulmak istenmektedir. Olayın acı tarafı ise Türkiye’nin sadece seyretmesidir. Bayırbucak Türkmenlerinin eş ve çocuklarının bir kısmı Hatay’da güvenlik bölgesinde, eşleri de Türkmen dağında mücadele ediyorlar. Elbette ki, Türkiye Kamu-Sen olarak, herzaman onların mücadelesinin yanında olduk. Çünkü nerede bir Türk var ise, onların yaşadığı sevinçte, tasada bizi ilgilendirmelidir.” dedi.

Türkiye Cumhuriyeti'nin, oradaki Türkmen varlığını harekete geçirmek için ABD'den izin beklememesi, tedbirini alması gerektiğini belirten Koncuk, "Gerekirse Türk Silahlı Kuvvetlerini oraya göndermelidir. Türkmen kardeşlerinin yanında olduğunu dünyaya ilan etmelidir. Orada katledilenler bizim öz be öz kardeşimizdir. Bunun acısını Sayın Cumhurbaşkanı da, Sayın Başbakan da yüreğinde hissetmelidir. Ama her şeyden önemlisi Türkiye’deki bütün vatandaşlarımızın bu acıyı yüreğinde hissetmesi son derece önemlidir.” diye konuştu.

Öğretmenlerimizin yaşadığı problemler, sadece öğretmenlerimizin değil, hepimizin problemidir. Öğretmenlerimize sahip çıkmak, Türkiye’nin gelecek davasına sahip çıkmak demektir.


İsmail Koncuk'un Konuşması Şöyle Devam etti:

24 Kasım Öğretmenler Günü’nü kutluyorum

Tüm öğretmenlerimizin ve eğitim çalışanlarımızın 24 Kasım Öğretmenler Gününü de kutlayan Genel Başkan İsmail Koncuk, öğretmen kaybedildiğinde, toplumun geleceğinin de kaybedildiğini vurguladı. Koncuk şunları kaydetti: “Öğretmenlerimizin 24 Kasım Öğretmenler Günü’nü kutluyorum. Ancak öğretmenlerimizin çok büyük problemleri var. Eğitim davasında öğretmeni kaybettiğimizde, toplumun geleceğini de kaybederiz. Yani öğretmenle birlikte kaybedilen toplumun geleceğidir. Bu nedenle -ister öğretmen olalım, ister başka bir meslek grubundan olalım- öğretmenlerimizin yaşadığı problemler sadece öğretmenlerimizin değil, hepimizin problemidir. Öğretmenlerimize sahip çıkmak, Türkiye’nin gelecek davasına sahip çıkmak demektir. Öğretmenler üzerinde oluşturulan siyasi ideolojik baskıların artık bir son bulması lazım. Milli Eğitim Bakanlığı’nın hatta Hükümetin yapması gereken en önemli iş, öğretmenlerimizin siyasi baskıların dışında tutmaktır. Okullarımızın siyasi alanlar olmaktan çıkartılması ve buraları yöneten insanların işinin ehli olması gerekir.”

Devlet memurlarının iş güvencesini tamamen ortadan kaldırmak o kadar kolay değildir. Çünkü 657 sayılı DMK’yı değiştirmenin yanı sıra öncelikle Anayasa’nın 128. maddesindeki devlet memuru tanımının da ortadan kaldırılması gerekmektedir.


Memurun iş güvencesi tehdit altındadır. 2011 yılından bu yana Türkiye’de kamu çalışanlarının iş güvencesinin tehdit altında olduğunu her vesile ile ifade ettik. Sadece söz ile yetinmeyip, 4 Nisan 2015 tarihinde Ankara’da 50 bin kişinin katılımı ile ‘iş güvenceme dokunma’ ana temasıyla büyük bir miting gerçekleştirdik.

1 Kasım Genel Seçimleri öncesinde, Sayın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ‘Paralel yapı ile mücadele için 657 sayılı Devlet Memuru Kanununun değişmesi gerekir’ dedi. Cumhurbaşkanı’nın bu açıklamasıyla birçok kamu çalışanı artık işin ciddiyetinin farkındadır. Peki, gerçekten devlet memurlarının iş güvencesi kaldırılabilir mi? Şunu ifade edebilirim ki; devlet memurlarının iş güvencesini tamamen ortadan kaldırmak o kadar kolay değildir. Çünkü 657 sayılı DMK’yı değiştirmek için öncelikle Anayasa’nın 128. maddesindeki devlet memuru tanımının ortadan kaldırılması gerekmektedir. O madde ‘Devletin asli ve sürekli işleri, devlet memurları eliyle görülür’ der. Peki bu maddenin değişmesi mümkün mü? Şu anda hiçbir siyasi partinin Anayasa’nın hiçbir maddesini tek başına değiştirme gücü bulunmamaktadır. Bu maddenin değiştirilmesi için en az 367 milletvekilinin imzası gerekmektedir. Dolayısıyla Anayasa’nın 128. Maddesi değiştirilmediği müddetçe 657 sayılı Devlet Memurları Kanunun’da hangi maddeyi değiştirirlerse değiştirsinler, devlet memurlarının iş güvencesini ortadan kaldıramazlar. Sadece şöyle bir yol deneyebilirler: Devlet memurlarının yargı hakkını değiştirebilmek için bazı maddelerde değişiklik yapabilirler. Bu yol daha önce denendi mi? Evet, denendi. Şöyle ki; 6552 sayılı bir torba yasa çıkarıldı. Bu yasanın bir maddesi de devlet memurlarının yargılanmasıyla ilgili bir maddeydi. Meslekten atılan bir devlet memuru dava açtığı ve kazandığı taktirde idare bu kararı 30 gün içinde uygulamak zorundadır. O dönemde meslekten atılan bir devlet memuru dava açtı, kazandı. İdare bunu 2 yıl içinde uygulayabilir, yani 30 günlük süreyi iki yıla çıkaran bir düzenleme yapıldı. Bu düzenleme tüm devlet memurları için yapılacaktı. Ancak Cumhurbaşkanlığı seçimlerinden iki ay önce yapılan Türkiye-AB Karma İstişare Komitesi’nin toplantısında ben bu konuyu açtım. Sayın Erdoğan’a ‘17-25 Aralık tarihinden sonra, Türkiye’de ne olduysa oldu, çıkardığınız mevzuat, bazı insanları devlet kademelerinden atmaya yönelik oldu. Bu durum yüzbinlerce suçsuz insanı da etkiliyor. İnsanları hem şahsınıza hem de partinize kızgın hale getiriyorsunuz.’ dedim. Bu konuşmanın üzerine Başbakan, ‘canlı örnek verebilir misiniz?’ dedi. Ben de torba yasa örneğini verdim ve şöyle dedim: ‘Bu yasa ile memurların yargı hakkı ellerinden alınıyor. Devlet memurlarının elinden yargı hakkının alınması onları iş güvencesiz hale getiriyor. Cumhurbaşkanı seçimleri öncesinde devlet memurlarını kızdırmanın size ne faydası olacağını merak ediyorum.’ Daha sonra Adalet Bakanı Bekir Bozdağ ile TBMM’de karşılaştık ve kendisi bana ‘o maddeyi çözdük’ dedi. Nasıl çözüldü? O maddeyi daraltmışlar, sadece emniyet teşkilatını, daire başkanı ve üstü yöneticileri dahil etmişler. Anayasa Mahkemesi de daha sonra bu maddeyi toptan iptal etti. Şimdi ne yapılacak? Anayasa Mahkemesi’nin iptal ettiği bu hükmü, yeniden getirebilirler mi? Eğer ki getirirlerse, Anayasa Mahkemesi’nin yeniden iptal etmesi söz konusudur. Anayasa Mahkemesi iptal etmez ise, AİHM bunu iptal eder. Dolayısıyla biz rehavete kapılmadan, iş güvencemizin tehdit edilebileceği kanaatiyle -ki söylenen bu mücadelemizi her zeminde yapacağız.

Ya haklarımızın peşinde olacağız, haklarımızı koruyacağız, bunu mücadelesini sağlam sendikal zeminde yapacağız ya da birilerinin haklarımızı gasp etmesini seyredeceğiz, hatta alkış tutacağız.


Türkiye Kamu-Sen’in Genel Başkanı olarak ifade ediyorum, Sayın Başbakanımıza memleketi Konya’dan sesleniyorum: Devlet memurları ile oynamayın. Aklınızı başınıza alın. Bir oyuncak arıyorsanız, kendinize başka yer, başka oyuncak bulun. Buna müsaade etmeyeceğiz. Maliyeti ne olursa olsun, bedeli ne olursa olsun bizim haklarımızın önünde hiç kimsenin durmasına rıza göstermeyeceğiz, sessiz kalmayacağız. Ama burada bize sağlam bir sendikal mücadele lazım. 1 Kasım’da genel seçim yaşadık. Allah hayırlı etsin. Ak Parti iktidarı yüzde 49.5 ile ipi göğüsledi. Hayırlı uğurlu olsun. Milletimiz siyasi gücü verdi. Milletimizin kararına saygı duyarız. Peki Türkiye’nin en aydın kesimi dediğimiz, mürekkep yalamış 2 milyon 600 bin devlet memuru bu sendikal mücadeleyi nasıl vermemiz gerektiğini düşünüyor? Şimdi bakın, siyasal gücü verdiniz, bu siyasal gücün yanına bir de sendikal güç mü verelim? İstedikleri gibi at oynatsınlar mı diyelim? Hayır ise gereğini yapacağız. Nedir gereği? Bileti keseceğiz. Devlet memurları, hakları bir bir elinden alınmak istenirken, göstermelik bir iki tepkiden başka hiçbir şey yapmayan bu sarı sendikanın ipini çekmek zorundadır. Siyasi görüşünüz, ideolojiniz, hayata bakış açınız ne olursa olsun böyle bir sendikal anlayışın Türkiye’de yetkili kılınması halinde herkes şunu bilsin ki; iktidarın devlet memurunun iş güvencesiyle oynama arzusuna ket vurmak belki mümkün olur ama kolay olmaz. Tüm devlet memurlarının şu an yapması gereken, sendikal tercihlerini sil baştan yeniden gözden geçirmesidir. Okul müdürü, hastane başhekimi böyle istedi diye sendikal tercihi ortaya koyma lüksümüz artık bitti. Ya haklarımızın peşinde olacağız, haklarımızı koruyacağız, bunun mücadelesini sağlam sendikal zeminde yapacağız ya da birilerinin haklarımızı gasp etmesini seyredeceğiz, hatta alkış tutacağız.

Sağlık hizmetleri kolundaki bir sendikanın toplantısı vardı. Şu anki Cumhurbaşkanı, o zaman Başbakan olan Sayın Erdoğan söz konusu sendikanın toplantısına katılmıştı. Başbakan bu toplantıda ‘işçi-memur ayrımını kaldıracağız’ dedi. Bu sendikanın üyeleri ve yöneticileri, ‘Sayın Başbakan siz ne diyorsunuz? Bir sendika toplantısındasınız. Siz bizi ortadan kaldırmakla tehdit ediyorsunuz’ diyeceklerine ayakta alkışlıyorlar. Belki varlık sebebi belli olan insanların bu sözleri alkışlaması normaldir ama bunların üyeleri olan memurların bunu alkışlaması, çanak tutması akıl dışıdır.

Siz bize yardım ederseniz, sarı sendikanın üyesi olan memurlar bizim yanımızda olursa, bu dalgayı durdurabiliriz. Buna engel oluruz.

Genel Başkan İsmail Koncuk, Başbakan Ahmet Davutoğlu başkanlığında, bakanların, sivil toplum kuruluşlarının genel başkanlarının hazır bulunduğu ve 7 saat süren toplantıya katıldığını da ifade ederek, “Çalışan devlet memuru var, çalışmayan devlet memuru var’ diyorlar ya, Başbakan’a, ‘Çalışmayan devlet memurunu işçi yaptığımızda çalışkan mı olacak?’ diye sordum. Tüm kamu işçileri çalışkan mı? İnsanın işçi olması, onun çalışkan olması sonucunu doğurur mu?” dedi. Koncuk, iş güvencesi ile ilgili Türkiye Kamu-Sen olarak her türlü mücadeleyi yapmaya hazır olduklarını da bildirerek, “Siz bize yardım ederseniz, sarı sendikanın üyesi olan memurlar bizim yanımızda olursa, bu dalgayı durdurabiliriz. Buna engel oluruz.

Göz bebeğimiz olan evlatlarımızın kaderini siyasetçinin ya da taşeron patronların iki dudağı arasında bırakması ne anneliktir, ne babalıktır. Bu, evlatlarımıza ihanet etmektir. Dolayısıyla mücadele etmek zorundayız.

Ben 56 yaşındayım. 35 senedir öğretmenim. ‘İsmail Koncuk, senin emekliliğin gelmiş. Memuru işçi mi yaparlar, çiftçi mi yaparlar. Sana ne?’ diyebilirler. Böyle düşünmeyin. Biz evlatlarımız için bu mücadeleyi vereceğiz. Yarın öğretmen, ebe, doktor memur olarak görev yapacak evlatlarımız için bu mücadeleyi vereceğiz. Evlatlarımız bizim en değerli varlıklarımız. Gözbebeğimiz olan evlatlarımızın kaderini ne siyasetçinin ne taşeron patronların iki dudağı arasında bırakması ne anneliktir, ne babalıktır. Bu, evlatlarımıza ihanet etmektir. Dolayısıyla mücadele etmek zorundayız.

Hiç kimse beyaz atlı prens beklemesin. Bu mücadeleyi ya sizler bize destek olarak vereceksiniz ya hepimiz kaybedeceğiz.

Hiç kimse beyaz atlı prens beklemesin. Bu mücadeleyi ya sizler bize destek olarak vereceksiniz ya hepimiz kaybedeceğiz” dedi. Koncuk şöyle konuştu: “Bazı köşe yazarları da 657 sayılı DMK’nın değiştirilmesi gerektiğini savunuyor. Neresi değişmeli diye sorsak cevap bile veremezler. Yalakalık adına 2 milyon 600 bin kamu çalışanını harcamaktan korkmuyorlar. Bu nedenle biz haklarımızı kendimiz koruyacağız. Hiç kimse beyaz atlı prens beklemesin. Bu mücadeleyi ya sizler bize destek olarak vereceksiniz ya hepimiz kaybedeceğiz. Önce sendikal tercihlerimizi doğru ortaya koymamız lazım. Öğretmen sendikal tercihlerini yaparken, ‘okul müdürü haftalık planımı bozar’ dememeli, bozarsa bozsun. İmam köyden şehir merkezine nasıl gelirim diyerek sendikal tercihlerini ortaya koyarsa iş güvencesini kaybedeceğiz. Herkes bu mücadelenin bir tarafında olmak zorundadır. Bu bir keyfiyet değildir. Menfaat ise menfaat buradadır. Bu vesileyle tüm kamu çalışanlarının hangi partiye oy verirse versin, bu mücadelenin göbeğinde olması lazım. Artık hepimizin kendine gelmesi lazım. Bunu da sendikal tercihlerimizi sağlam ortaya koyarak yapabiliriz.

İsterse üye sayısı 1 milyon olsun, kamu çalışanlarının haklarını gözeten ve etkili bir sendikacılık yapmazsanız, o sendika bir işe yaramaz, yaramıyor. O halde memurlar o sendikal yapıları boşaltacaklar. Böyle bir anlayış sendikacılık değildir diyecekler, tepkilerini otaya koyacaklar. Ders vermeye oradan başlayacaklar ve geleceğimizi kucaklayacaklar.

Enflasyon farkı ile ilgili madde değiştirilmeseydi, enflasyon yüzde 6.1’i aşarsa, enflasyon farkı alacaktık. Ama 31 Aralık 2015 tarihinde enflasyon farkı alabilmemiz için enflasyonun yüzde 7.9’u aşması lazım. Yani birileri tam tamına cebimizden yüzde 1.8 paramızı çalmıştır.

2013 yılında imzalanan toplu sözleşmede belirlenen enflasyon farkı hesaplama yönteminin 2015 yılında değiştirildiğini ve tüm memur ve emeklilerin aylık yüzde 1.8’lik kayba uğradığını ifade etti. Koncuk şunları söyledi: “2015 yılının Ağustos ayında toplu sözleşmeyi yaptık. O dönemin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik ile Memur-Sen Genel Başkanı Ali Yalçın toplu sözleşmeye imza atıyor, biz toplu sözleşmeyi protesto ediyoruz, Memur-Sen’in diğer tüm heyeti alkışlıyor. ‘Tarihimizin en iyi toplusözleşmesini yaptık’ diyorlar.

Biz inceledik ve 2013 yılındaki toplu sözleşmede dönemin Memur-Sen Genel Başkanı Ahmet Gündoğdu’nun imzaladığı enflasyon farkı ile ilgili maddeyi, 2015 yılının Ağustos ayındaki toplu sözleşmede değiştirdiklerini tespit ettik. Bunun anlamı şudur: Enflasyon farkı ile ilgili madde değiştirilmeseydi yıl sonunda, enflasyon yüzde 6.1’i aşarsa, enflasyon farkı alacaktık. Ama Memur-Sen’in acemi Genel Başkanı Ali Yalçın enflasyon farkı ile ilgili maddeyi değiştirmiş; Haziranda aldığımız yüzde 1.76 enflasyon farkını bu maddeye ilave etmiş. Dolayısıyla 31 Aralık 2015 tarihinde enflasyon farkı alabilmemiz için enflasyonun yüzde 7.9’u aşması lazım. Bu acemi sendika başkanı o maddeyi değiştirdiği için sonuç böyle olmuş. Şayet bu madde değiştirilmeseydi, enflasyon yüzde 6.1’i aşması halinde -ki şu anda aştı- enflasyon farkı alabilecektik. Yani birileri tam tamına cebimizden yüzde 1.8 paramızı çalmış.

Ben böyle bir sendikanın genel başkanı olsam 5 milyon insanı ayda 40 TL ila 160 TL arasında zarara soksam istifa ederim, insanların yüzüne bakmaya utanırım. Bu tarihi bir soygundur.

Ben böyle bir sendikanı genel başkanı olsam, 5 milyon insanı ayda 40 TL ila 160 TL arasında zarara soksam istifa ederim, insanların yüzüne bakmaya utanırım. Bu ülkede emeklilerimiz, memurlarımız yaşamak için yeri geliyor 1 TL’nin bile hesabını yapıyor. Böylesine yaşama aczi içine bırakılmış insanları ayda 40 ila 160 TL arasında zarara sokan bir toplu sözleşmeye niçin imza atıyorsun? Sonra da ‘tarihi başarı elde ettik’ diyorsun. Bu tarihi soygundur.

Eğer bunu Türkiye Kamu-Sen’nin Genel Başkanı yapsaydı, üyelerimizin yarısı istifa ederdi ve haklı olurlardı. Buradan Memur-Sen’in üyelerine sesleniyorum: Bu skandala rağmen bunun hesabını niye sormuyorsunuz? Bu işler bu kadar ucuz mu? Geçenlerde bizim açıklamamıza cevap vermişler. Öyle bir açıklama yapmışlar ki, evlere şenlik. Mızrak çuvala sığar mı? Sizin 2013 yılında imzaladığınız toplu sözleşme metni Resmi Gazete’de var, 2015 yılında imzaladığınız toplu sözleşme metni de Resmi Gazete’de var. İnsanlar ikisini karşılaştırır ve ‘bu işte bir hile var’ der. Tüm kamu çalışanlarının bunu değerlendirmesi lazım.

Kim adaleti sağlamak, 13 yıldır yaşanan ayrımcılığı ortadan kaldırmak, hukukun üstünlüğünü ortaya koymak için gayret gösterirse, biz her türlü desteği veririz. Ama birileri kavga istiyorsa, bizden de daha yüreklisini bulamaz.

Bizim en önemli sorumluluğumuz haklarımızı korumamızdır. Haklarımızı korumak için ancak biz mücadele edebiliriz. Tabi hep birlikte mücadele edebiliriz. Yüzde 49.5 oy almış olsanız da insanların kazanılmış haklarını kimse gasp edemez. ‘Ben iktidar oldum. İstediğim her şeyi yapma kudretine sahibim ‘deme hakkına kimse sahip değildir. Bu camia farklıdır. Bizler ölümüne mücadele etmiş, bu ülke için canını vermeye bir an düşünmeden hazır duran insanlardır. Türkiye Kamu-Sen’in yiğit insanları bu mücadeleyi her şekilde verir. Kavgadan yana değil, huzurdan yanayız. Bu ülkenin her bir vatandaşı huzurlu yaşamayı hak ediyor. Huzur için de ayrımcılığın ortadan kaldırılması lazım. Eğer bu Hükümet ayrımcılığı ortadan kaldırır, adaleti sağlasa, bunu alkışlarız. Kim adaleti sağlamak, 13 yıldır yaşanan ayrımcılığı ortadan kaldırmak, hukukun üstünlüğünü ortaya koymak için gayret gösterirse, biz her türlü desteği veririz. Ama birileri kavga istiyorsa, bizden de daha yüreklisini bulamaz. Allah’a şükür ki alnımız ak. Bütün arkadaşlarımız her kurumda dik bir şekilde sendikal mücadele yapıyor.




Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner211