Okur:
 Gazi Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Mehmet Akif Okur, PKK-BDP çizgisinin “Eylem yaparsam cumhurbaşkanı seçilemez” gibi söylemlerle devleti hareketsiz kalmaya zorladığını söyledi. Okur, “Bu sırada da, özerklik için gerekli altyapıyı inşa ediyor” dedi.

Özerklik talepleri veya söylemleri yeniden gündeme taşınıyor, ciddiye alınması gereken bir talep mi?

Yakın dönemde Osmanlı eyalet sistemine yapılan atıflar gibi bazı işaretler bu sorunun ve özerklik meselesinin ciddiyetle ele alınması gerektiğini ihtar ediyor.  Bu talep ve söylemler örgüte hedef, aşılması gereken bir çıta gösteriyor. PKK-BDP çizgisi arkasını “yeniden çatışma çıkacağı” korkusuna yaslayarak taleplerinin dozunu her geçen gün artırıyor. Silahlarını bırakmadan da siyaset yapabileceklerini, üstelik bu pozisyonun kendileri için daha avantajlı olduğunu düşünüyorlar. “Eylem yaparsam cumhurbaşkanı seçilemez” veya “Eylem yaparsam Türkiye’de muhalifler güçlenir” baskısıyla devleti hareketsiz halde kalmaya zorluyor. Bu sırada da, özerklik için gerekli altyapıyı inşa ediyor.

“ÖZERKLİK Mİ ÖZGÜRLÜK MÜ...”

Nasıl bir altyapı inşa ediyor?

Karşımızda bir üçgen var, köşelerine bakmak lazım. PKK’nın Suriye’deki uzantısı, 50 binlere yaklaştığı söylenen bir askeri kuvvet oluşturuyor. Batı’nın ve Doğu’nun düşman kabul ettiği El-Kaide türevi unsurlara karşı savaşarak büyük güçlerle iletişime geçiyor, diplomasi kanalları açıyor. Elde edilen fiili özerklik, yalnızca Ortadoğu’da değil, diasporada da ciddi bir heyecan ve enerjinin oluşmasını sağlıyor. Bu sırada PKK,  Kandil’deki askeri gücünü koruyor ve üçgenin diğer köşesindeki Kuzey Irak siyasetinde de kendisini petrolün akışına yakınlaştıracak bir zemin kazanmaya çalışıyor. 30 Nisan’daki seçimlerde PKK, Goran Hareketi’ni ve Talabani’nin partisini destekleyecek. Üçgenin son ve en önemli köşesi olan Türkiye’de de, “PKK asla özerkliği başaramaz” algısı, bölge halkının zihninde kırıldı.

Özerklik ilanı taleplerdeki son aşama mı?

Barış ve çatışma çözümü araştırmalarına ait muazzam literatürde Türkiye’nin güneydoğusunda inşa edilmek istenen özerkliğin, çatışmayı sonlandırmak bir yana derinleştireceğini ve vaat edilenin aksine Kürt kökenli vatandaşlarımızın özgürlüklerini daha da kısıtlayacağını düşündürten önemli bulgular var. Kürt kökenli vatandaşlarımızın karşısındaki ikilemi “Özerklik mi, özgürlük mü?” sorusuyla özetleyebiliriz.

“ÇİTLİ BİR COĞRAFYA SUNUYORLAR”

Özerklik mesela bölgede yaşayan Kürtler’in kendilerini daha özgür hissetmelerini sağlar mı?

Özerkleşme, etnik grubu temsil iddiasındaki örgütü ve kadrolarını özledikleri iktidara kavuşturuyor. Bu yeni iktidar, etnik grubun mensuplarına sembolik düzeyde kimliğe ilişkin tatminler sağlasa da, karşılığında hiç de az şey talep etmiyor. Ülkenin kalan kısmıyla paylaşılan kimlik kodlarının tasfiyesi ve etnik gruba, etnik grubun partisine sadakat bireysel özgürlük alanını önemli güvencelerden yoksun bırakıyor. Etnik parti, uzattığı kimlik kartına ait bedelin etrafını çitlediği coğrafya, değerler, ekonomiden ibaret bir hayat alanının kabulüyle ödenmesini istiyor. Özerklik elde etme sürecinin beraberinde getirdiği ayrışma sebebiyle dilediğinizde çitlerden atlayarak kolayca kaçabileceğiniz bir yer de kalmıyor. Çoğunluğun özerk bölgenin inşası sırasında artan güvensizliği, daha önce evleri gibi hissettikleri mekânlara onları yabancılaştırıyor. Etnikçi siyasi hareketin iktidar ya da militan kadrosundan olmayanlar için özerklik, bireysel özgürlük alanlarını ve tercih yapabilme kudretlerini daraltarak önemli bir maliyet çıkarıyor.

Ayrılma talebini ortadan kaldırıyor

Özerk­lik Kürt­ler için ça­tış­ma­nın so­na er­me­si an­la­mı ta­şı­mı­yor mu?

Dün­ya üze­rin­de­ki de­ği­şik va­ka­la­rı in­ce­le­yen çok sa­yı­da uz­ma­nın, sı­nır­la­rın ye­ni­den çi­zil­me­si­ne “çö­zü­m” de­ğil, kur­tul­mak is­te­di­ği­miz acı­la­rı kı­sa ve uzun va­de­de bü­yü­te­rek per­çin­le­ye­cek “soru­n” kay­na­ğı ola­rak bak­tık­la­rı­nı söy­le­me­li­yiz. Bu­na, et­nik ni­te­lik­li ça­tış­ma­lar­dan son­ra iç sı­nır­la­rın çi­zil­me­si­nin ve özerk­lik­le il­gi­li dü­zen­le­me­le­rin ba­ğım­sız­lık ar­zu­su­nu tes­kin et­me­di­ği­ni ek­le­me­li­yiz. Özerk­lik, ay­rı­lık­çı grup­la­rı bü­tün­leş­me doğ­rul­tu­sun­da ik­na et­mi­yor. Üs­te­lik he­def­le­ri­ne ulaş­mak için ku­rum­sal ve mad­di ila­ve kay­nak­lar edin­me­le­ri­ni sağ­lı­yor. İs­pan­ya de­ne­yi­mi, de­mok­ra­tik­leş­me ve zen­gin­leş­me gi­bi fak­tör­le­rin de bu ger­çe­ği faz­la de­ğiş­tir­me­di­ği­ni gös­te­ri­yor. Ya­ni, ay­rıl­ma ve­ya bö­lün­me ça­tış­ma­yı son­lan­dır­mı­yor, özerk­lik ise ay­rıl­ma ta­le­bi­ni or­ta­dan kal­dır­mı­yor.

ÖZERK BÖLGE, “KURBANLAŞMA” PSiKOLOJiSiNi TETiKLER

Özerklik ilanının çatışmaları şiddetlendirme olasılığı mı var?

Etnik hatlar etrafındaki gayrimerkezileşmenin çatışmaya taraf olan gruplar arasındaki farklılıkları pekiştirdiği sonucuna ulaşan çalışmalar var. Etnik kimlikle özdeş bir özerk bölgenin varlığı, ilgili etnik grubun söz konusu coğrafyanın dışında yaşayan üyelerine karşı çoğunluğun bakışını değiştiriyor. Farklılığın harita üzerinde somutlaşması, güvensizliği artırarak dışlayıcı karakterde bir savunma psikolojisini sosyal ilişkilere taşıyor. Bu durum, etnik grubun özerk bölge dışındaki mensuplarını ayrıştırıp “azınlıklaştırırken”, özerk bölgede de yeni azınlıklar yaratıyor. Ülkenin bütününde çoğunlukta iken, özerk bölgede azınlık haline gelen nüfus ile çoğunlukla birlikte yaşayagelen azınlık mensuplarının artan güvensizlikleri, ayrışmaya daha fazla ivme kazandıracak bir “kurbanlaşma (victimization)” psikolojisini tetikleyebiliyor.

“Örgüt sınırları çizilmiş alanda egemenlik istiyor”

Yani bir bakıma gerilimi mi tetikliyor?

Kesinlikle... Bu uzaklaşma, ülkenin geri kalmış kısımlarına merkezden kaynak aktarımını zorlaştırıyor. Zengin bölgeler, etnik temelde farklılaşan özerk coğrafyalarla gelirlerini paylaşmak istemiyorlar. Sonraki safhalar için önümüzde bir Filipinler örneği var. Özerklik elde eden fakir bölgeler ile ülkenin zenginleşen kısmı arasındaki gerilim büyüyor. Özerkliğin değiştirdiği bölge içindeki güç dağılımının ekonomik yansımaları yeni çatışmalara davetiye çıkarabiliyor. Özerkleşmenin bölgesel aktörleri, partileri güçlendirici etkisi yalnızca siyasi alanla sınırlı kalmıyor, ekonomik iktidara da uzanıyor. Özerkliği merkeze kabul ettiren parti veya örgüt, siyaseti ve ekonomisiyle yeniden düzenleyebileceği bir coğrafyada iktidarı temsil etmeye başlıyor.

Gültan Kışanak’ın petrolden pay istediklerine dair son açıklamaları bu çerçeve değerlendirilebilir mi?

Bir muhasebe yapılacak, bir hesap çıkarılacak olursa, bölge bundan borçlu çıkar. Örgüt, kendisine ülkesel sınırları çizilmiş bir alanda egemenlik istiyor. O bölgenin Türkiye’nin kalan kısmından farklı bir yer olduğunu insanların zihnine yerleştirmek için tartışmalar oluşturmak istiyor. Temel hedef, zihinlerde bölgenin Türkiye’nin genelinden farklı bir coğrafya olarak kodlanması. Bu sözleri ettiklerinde, kendilerine, “Merkezi bütçeden siz ne kadar pay alıyorsunuz ne kadar ödüyorsunuz” sorusunun sorulacağını ve hemen “siz,-biz “diyalektiğinin devreye gireceğini biliyorlar.

‘KANDİL, ÖCALAN’I ADAY GÖSTEREBİLİR’

Cum­hur­baş­kan­lı­ğı se­çim sü­re­ci ile özerk­lik tar­tış­ma­la­rı­nın alev­len­di­ril­me­si­nin bir il­gi­si var mı?

Bu sü­reç­te özerk­lik ta­le­bi­nin önem­li bir pa­zar­lık un­su­ru ola­rak ma­sa­da ola­ca­ğı ka­na­atin­de­yim. Ken­di­le­ri­ne du­yu­lan ih­ti­ya­cı gös­ter­mek için ilk tur­da bir aday çı­ka­ra­bi­lir­ler, ikin­ci tur­da ise önem­li bir
pa­zar­lık ola­bi­lir.

Pa­zar­lık için ikin­ci tu­ru ni­ye bek­le­sin­ler?

El­bet­te, ilk tur ön­ce­sin­de de te­mas­lar, me­saj­laş­ma­lar ola­bi­lir. Cum­hur­baş­kan­lı­ğı se­çim sü­re­ci tak­vi­mi ile pa­ra­lel bi­çim­de İm­ra­lı, BDP, Kan­dil ara­sın­da çok yo­ğun bir me­saj tra­fi­ği­nin sür­dü­ğü­nü gö­re­bi­li­riz. Ka­rar gü­nü­ne ka­dar PKK, elin­de­ki si­la­hı ma­sa­ya koy­du­ğun­da si­ya­si den­ge­le­ri et­ki­le­ye­bi­le­ce­ği­ni de gös­ter­me­ye ça­lı­şa­cak­tır. Cum­hur­baş­kan­lı­ğı se­çim sü­re­ci bo­yun­ca ey­lem yap­ma­ma­sı­nın ne ka­dar de­ğer­li ol­du­ğu­nu bu yol­la an­la­ta­cak­tır. Bu­ra­da Öca­lan önem­li bir rol oy­na­ya­cak­tır. “Sü­re­cin de­va­mı için se­çi­le­cek cum­hur­baş­ka­nı­nın sa­hip ol­ma­sı ge­re­ken özel­lik­ler­de­n” bah­se­de­rek bir me­saj ve­re­bi­lir.

Kan­di­l’­in bu sü­reç­te­ki sür­pri­zi ne olur?

PKK,  doğ­ru­dan Ab­dul­lah Öca­la­n’­ı aday gös­te­re­bi­lir, YSK bu­nu red­de­de­cek­tir. O za­man, oy pu­su­la­la­rı­na ge­çer­siz ol­ma­sı pa­ha­sı­na Öca­la­n’­ın isim­le­ri­nin ya­zı­la­rak san­dı­ğa atıl­ma­sı gi­bi bir yo­la baş­vu­ra­bi­lir­ler. Dün­ya­ya da ge­çer­siz oy­la­rın Öca­la­n’­ın şah­sı­na ve­ril­miş ol­du­ğu­nu an­lat­ma­ya ça­lı­şa­bi­lir­ler. Bu da Öca­la­n’­ın af kam­pan­ya­sı için bir baş­lan­gıç oluş­tu­rur.

Öca­la­n’­ın bir öz­gür­lük ta­le­bi ol­ma­ma­sı­na rağ­men mi?

Öca­lan, bu­nu de­ği­şik he­sap­la­rı ve­ya den­ge­le­ri göz önün­de tu­ta­rak is­te­me­ye­bi­lir. Kan­di­l’­in ta­li­ma­tıy­la BDP böy­le bir adım atar­sa, Tür­ki­ye çok cid­di bir ge­ri­lim­le cum­hur­baş­kan­lı­ğı se­çi­mi­ne gi­rer. Bu da Tür­ki­-ye­’ye çok bü­yük za­rar ve­rir. O yüz­den, dev­let or­gan­la­rı böy­le bir se­nar­yo var­sa ha­ya­ta geç­me­si­ni en­gel­le­mek için şim­di­den adım­lar at­ma­lı.

Bölgede ‘vatancılar’ rahatsız

Muhalefet partilerinin bu özerklik taleplerine karşı pozisyonunu nasıl görüyorsunuz?

Özerklik meselesinin öncelikle bölge insanının menfaatine olmadığını anlatabilirlerse, politikalarını daha güçlü biçimde savunabilirler. Bölgede, PKK’nın bölgedeki gücünü pekiştirmesinden rahatsız bir kitle var. Bu kitlenin bir kısmı AKP’ye oy veriyor ama süreçten dışlandığına inandığı için de rahatsız, kültürel hakların verilmesinden memnunlar ama bölgenin PKK kadroları tarafından yönetilmesini de istemiyorlar. Aralarında, Türkiye’deki ortalama seçmenin duyarlılıklarının ötesinde milli sembol ve söylemleri sahiplenenler hiç de az değil. Bunlara “vatancılar” diyebiliriz. Özerkliğin kendilerini Türkiye’den ayrıştıracağını düşünüyor ve buna karşı çıkıyorlar. Dindar olanları da olmayanları da var. Siyaseten çok organize değiller. Muhalefet partileri de bu damarla ilişkiye geçmeyi başaramadı. Yalnızca sol söylem üzerinden iletişim kurmaya çalışmayan, ortalama dindarlıkla barışık bir CHP, temel haklarla ilgili herhangi bir çekincesinin veya meselesinin olmadığını iyice anlatabilen bir MHP de bu kitleyle iletişim kurarak bölgede siyaset yapabilir.

“Özgürlüğün yolu...”

Kürtler PKK’nın özerklik talebine yönelirlerse kendi özgürlüklerinden fedakârlık yapmayı göze mi almış olacaklar?


Kürt kökenli vatandaşlarımızın bireysel özgürlükleriyle, PKK’nın özerklik talebi arasında aslında ters bir orantı var. Demokrasisi derinleşirken etnik farklılıkların doğal tezahürlerine millet çatısı altında hayat alanı açan bir Türkiye, özerk Kürdistan’dan çok daha geniş bir özgürlük ufku sunuyor. Özgürlüğün yolu, ortak paydaları ve güven köprülerini tahrip pahasına küçük azınlığa iktidar imkânları sağlayacak, ayrışmayı ve kutuplaşmayı hızlandırıcı bir özerklik statüsünü savunmaktan değil, demokratikleşmenin pekiştireceği ortak zeminler üzerinde ülkenin kalan kısmıyla kucaklaşarak etrafı düşmanla çevrili bir gettoya hapsolmayı reddetmekten geçiyor.

BUGÜN




Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner211