Okur'dan IŞİD Üzerine Çarpıcı Röportaj
 Ankara Strateji Enstitüsü Başkan Yardımcısı Doç. Dr. Mehmet Akif Okur, IŞİD neden şimdi Ezidilerin yaşadığı Sincar’a ve Hristiyanların yoğun olarak yaşadıkları Karakuş’a saldırdı? sorusuna cevap verdi.

Doç. Dr. Okur, IŞİD’in saldırılarının temel özelliklerini sürpriz saldırılarda bulunması, saldırıların istihbarat verilerine dayanması ve saldırıların etkisinin dehşet yaratma olduğu şeklinde sıraladı. Amerika’nın hava saldırılarının tek başına IŞİD’i bitirmesinin mümkün olmadığını belirtti. Türkmenlerin Irak ve Suriye’deki krizin temel mağdurları olduğu üzerinde duran Ankara Strateji Enstitüsü Başkan Yardımcısı Doç. Dr. Mehmet Akif Okur, Türkiye’nin Türkmen politikasının, Irak’taki hiçbir unsura adaletsizlik yapmama ama Türkiye’den başka sığınabileceği başka bir yeri olmayan Türkmenler gibi unsurları kollama, gözetme, güçlendirme ve destekleme şeklinde dönüşmesi gerektiğini vurguladı.


IŞİD neden şimdi Ezidilerin yaşadığı Sincar’a ve Hristiyanların yoğun olarak yaşadıkları Karakuş’a saldırdı?

Doç. Dr. Mehmet Akif Okur: IŞİD’in daha önceki eylemlerine baktığımızda örgütün kendine özgü bir eylem stratejisinin/mantığının olduğunu görüyoruz. Bu mantığın temel bileşenlerinden bir tanesi sürpriz özelliğidir. Yani sürpriz bir şekilde saldırmaya çalışıyor. Saldırdığı hedeflerde, bu sürpriz saldırının etkisi ile bir çözülme/panik havası yaratmak istiyor. Bu sayede de başarılı oluyor. Musul’un düşmesinin ardından yapılan yorumlar ve genel kanı IŞİD’in Bağdat’a saldıracağı yönünde idi. Temel hedefinin Bağdat olduğu düşünülüyordu. Bu beklenti üzerinden hem bir kısım Şii milisler hem de İran’a bağlı olan unsurlar Bağdat’ı koruma altına aldılar ve Bağdat’ın savunmansını güçlendirdiler. IŞİD’in ülkenin kuzeyine ise saldırmayacağı, çünkü daha çok Sünni Araplarla yaşadığı yerleri ele geçirmeye çalıştığı ve yeni bir cephe açmak istemeyeceği varsayılıyordu. Ancak Bağdat’ın iyice kuvvetlendirildiğini gören IŞİD, bir iki denemede bulundu ve sürpriz etkisi olacak bir saldırı ortaya koyamayacağını gördü. Ama bu arada tam tersine Peşmerge güçlerinin gösterilmeye çalışıldığı kadar da kuvvetli olmadığını fark etti.

IŞID’in saldırılarının bir başka temel özelliği çok ciddi istihbarat verilerine dayatılmasıdır. Yani uzun bir müddet istihbarat çalışmaları yapıyorlar. IŞİD’in yalnızca Araplardan oluşan bir örgüt olmadığının ve çok sayıda Kürt’ü içerisinde barındırdığının altının çizilmesi gerekiyor. Dolayısıyla Kürt bölgesinde neler oluyor, Peşmerge’nin gerçek gücü nedir, neye dayanırlar, neye dayanamazlar gibi konularla ilgili de ciddi istihbarat çalışmasının örgütün imkanlarınca yapılmaya çalışıldığı anlaşılıyor. IŞİD bu unsurları yan yana getirerek beklenmedik bir anda beklenmedik bir hedefe doğru saldırıya geçmektedir.

IŞİD’in bir diğer temel özelliği de dehşet yaratma stratejisidir. Tüm bu kafa kesme videolarının yayınlanmasının vb. bir stratejik mantığı var. Bu unsurlar daha sonra ele geçirilecek yerlerin halkı ve burada bulunan güvenlik güçleri üzerinde psikolojik bir etki yaratıyor. Böylece bu korkuyu bir silaha dönüştürüyor. Yani bir yeri ele geçirmeye çalıştığınızda karşınızda direnenleri infaz eden, katleden bir eli kanlı bir örgüt var psikolojisine kapılan güvenlik güçleri siperleri boşaltarak kaçıyorlar. Aynı zamanda IŞİD böylece ele geçirdiği bölgelerde kendisini desteklemeyecek nüfusun kaçmasını da sağlıyor. Geçmişte biz terör örgütleri deyince belli bir topluluğu belli bir coğrafyayı yönetmek istemeyen şiddet eylemleri ile siyasi mesaj vermeye çalışan örgütleri anlıyorduk. Fakat IŞİD tıpkı Taliban gibi belli bir bölgeyi belli bir coğrafyayı yönetmek istiyor. Bir bölgeyi yönetebilmeniz içinde oradaki nüfusun size itaat etmesi gerekiyor. Sizi hiç benimsemeyecek olan bir nüfusu yönetmeye başladığınız zaman, ayağınız ilk sürçtüğünde o toplum size isyan edecektir ve gücünüzün önemli bir bölümünü sizi benimsemeyen insanları bastırmak ve kontrol etmek için ayırmak zorunda kalacaksınız. Ama korku yaydığınızda yani IŞİD gibi belli unsurlara karşı acımasız ve amansız imajınız oluşturulduğunda siz bir şehri ele geçirdiğinizde insanlar zaten kaçıyorlar. Dolayısıyla ele geçirdiğiniz şehri elde tutmanız da daha kolay hale geliyor.

Tüm bu unsurlar nedeniyle özellikle dehşet yaratabileceği ve bir kısım tarihsel ön yargıları harekete geçirebileceği hedeflere saldırdığını görebiliyoruz. Ezidilere ve Hıristiyanlara yönelik saldırılarının anlamı bu olabilir. Bir de bu saldırılar ideolojiden kaynaklanıyor. IŞİD, çok çok eski zamanlarda çok çok farklı şartlar altında oluşturulmuş olan bir kısım fıkhi ilkeleri en radikal yorumları ile hayata geçirmeyi kendisini farklı kılan bir özellik olarak gösteriyor. Dolayısıyla ele geçirdiği ve saldırdığı yerlerde de böyle bir imaj oluşturuyor. Bunun da etkili olduğunu düşünüyorum. Temel özelliklerine ve niteliklerini bakıldığında bunu daha net bir şekilde görebiliriz.

Son saldırılarla ilgili farklı yorumlar da mevcut. Batı müdahalesini bölgeye davet ederek, belirli grupların kendi düşmanlarını namlunun ucuna yerleştirme arayışı içerisinde olduğunu iddia edenler de var. Bununla ilgili mantıksal çıkarımlar yapmak mümkün. Şu anda IŞİD’in ABD tarafından bombalanmasının bölgede İran ve müttefiklerinin işine geleceği görülüyor. Benzer bir şekilde IŞİD’in Suriye’de ortaya çıkması ile Beşşar Esed’in ve diğerlerinin işine yarayan bir durumdur. Ancak bu noktada kendi üzerine veya bir grubun üzerine Amerikan baskını çekmek, Sünni dünyası ile çatışır hale getirmek ve İran’ı yükseltmek gibi bu türden amaçlar ile mi saldırılar yapılıyor sorusu sorulduğunda elimizde somut ampirik verilerin olması gerekiyor.

Amerika’nın IŞİD’e yönelik sınırlı hava operasyonu kararını nasıl değerlendiriyorsunuz? Obama konuşmasında Ezidilere yönelik bir soykırım olabileceği korkusundan bahsederken Obama’nın Türkmenleri ve Hristiyanları konuşmasına dahil etmemesi ne anlama geliyor?

Doç. Dr. Mehmet Akif Okur: Obama yönetiminin Ortadoğu’da askeri harekatlara mesafeli baktığının altının çizilmesi lazım. Obama başkanlık dönemini Amerika’yı Ortadoğu’daki savaşlardan çıkarmış bir lider olarak tamamlamak istiyor. Barış sürecine vermiş olduğu önem, Irak’tan geri çekilme, Afganistan’dan çekilme arayışlarının sebebi de bu. Obama’nın konuşmasına baktığınızda bunun sebeplerini de açık bir şekilde görüyorsunuz. Amerikalılar özetle, “Irak’a çok para harcayarak 10 yıl kaldık, ancak manzara ortada. Amerika bir polis gücü gibi o gruba bu gruba askeri müdahalede bulunsa ve Irak’ta tüm yönetimi ele alsa bile bu sorunları çözmesinin imkan ve ihtimali yok. Dolayısıyla bizim yapacağımız müdahaleler hep yetersi kalacak ve daha fazlası talep edilecek. Sonuçta çözemediğimiz için çıkmaya çalışmış olduğumuz bataklığın ortasında yine bulunacağız.” diye düşünüyorlar.

 Ama bir taraftan da temel bir kısım insani durumlar var. Bu duruma karşı dünya kamuoyunda oluşan bir hassasiyet var. Ayrıca gözettikleri ana çıkarlar ve dengeler var. Yani biz Irak’ta her şeyi düzeltemeyiz ama Irak’la ilgili ana beklentilerin bozulmasını bazı küçük müdahaleler ile engelleyebilecek durumda isek bunu da yapalım noktasına geldiler. Burada da karşımıza Erbil’in işgali karşımıza çıkıyor. ABD, Barzani yönetimine Irak’ın işgalinin öncesinde başlayan ve sonrasında devam eden çok büyük bir yatırımda bulundu. Aynı şekilde ABD’nin önemli müttefiki İsrail’de Barzani yönetimini destekliyor ve Irak’ın parçalanması durumunda ortaya çıkacak olan Bağımsız Kürdistan’ı bölgede gelecekteki muhtemel müttefikleri arasında görüyor. Çünkü Kürdistan bir Arap ülkesinden ayrılarak kurulacağı için Araplarla çatışma halinde olacaktır. Bunun sonucunda yalnız kalacak olan Bağımsız Kürdistan ile İsrail arasında ilişkiler daha kolay kurulacaktır. Dolayısıyla Erbil’in düşmesi demek Irak’tan Amerika’nın elde edebileceği temel somut kazanımlardan birinin de ortadan kalkması anlamına geliyor. Amerika’nın Kuzey Irak’ın bağımsızlığını desteklememesi ayrı bir durum, Kuzey Irak’ın istikrarsızlaştırılmasına izin vermesi ayrı bir durum. Amerika Kürtlerin bağımsız olmasını Erbil’e dayanarak, Irak’ın bütünü üzerinde söz sahibi olabilmek için istemiyor. Yani Erbil Irak’tan ayrılırsa, Irak’ın kalanı üzerinde Amerikan nüfuzu azalacağı için bağımsızlığı desteklemiyor. Bütün bunlar Amerika’nın Erbil’i korumak isteyeceği anlamına geliyor. Ama bunu sahnede minimum gözükerek yapmak istiyor.

Obama’nın hava operasyonunun ikinci boyutunu insani boyut oluşturuyor. Ezidilerin durumu gerçekten çok vahim. Çünkü Hristiyan unsurlar kaçarak başka yerlere yerleştiler. Şu an mülteci vaziyetindeler ve ciddi sorunlar ile karşı karşıya değiller. Ancak Ezidiler açlıktan ve susuzluk gibi ciddi sorunlar ile karşı karşıyalar. Dolayısıyla Obama özellikle konuşmasında Ezidilerin altını çizdi. Uçaklar aracılığı ile de yardım paketlerini Ezidilerin bulunduğu dağa bıraktılar.

Bombalamaların yapıldığı noktalar ile de kamuoyuna çok detaylı bir bilgilendirme yapılıyor. Bu bilgilendirme iki argüman üzerinde ilerliyor. İlk olarak, Erbil’de Amerikan personeli (100) var. Bu argümanın Amerikan iç politikası üzerinde bir anlamı var. Çünkü Obama yönetimi Libya’daki büyükelçilik baskını sırasında Amerikan personelini yeterince koruyamadığı için çok eleştirilmişti. Böylelikle Amerikan kamuoyuna hitap ediliyor. Buradaki askeri varlığın amacının Libya’daki gibi benzer bir durumun tekrarlanmaması anlamına geldiği mesajı. İkinci olarak ise yine kamuoyunda karşılık bulan insani gerekçeyi gösteriyor. Operasyonun da bununla sınırlı olduğunu çok detaylı aktarımlar ile haber kanalları veriyorlar. Kaç bomba atıldı, hangi hedefe atıldı, niçin atıldı gibi bilgiler kamuoyu ile paylaşılıyor.

Türkmenler konusunda ise: Amerikan kamuoyunun hassasiyeti maalesef zedelenmiş bir hassasiyet. Yani herhangi bir Müslüman unsurun uğramış olduğu insani kıyıma karşı ciddi refleks veren bir kamuoyu yok. Son İsrail-Filistin çatışmasında da bunun etkisini gördük. Her türlü insani hadise karşısında refleks veren bir kamuoyu mevcut olmasına rağmen, bu kamuoyu çoğunluğu oluşturmuyor. Bu yüzden ön yargıya sahip olmadıkları topluluklar insani bir zorlukla karşılaştıklarında müdahale için daha kolay harekete geçiyorlar. Diğer toplulukları görmezden geliyorlar. Bunu çatışmanın doğal mantığı/uzantısı olarak görüyorlar. Amerikalılar, “Ortadoğu böyle bir yer, Müslümanlar birbirlerini öldürüyorlar, bu onların iç sorunu. Bu maalesef kötü bir şey ama bizim bunu durdurabileceğimiz bir şey yok. Bu coğrafyadaki çatışmalar ve kıyımları ancak kendi gücü ile kendi içindeki koordinasyon ile yapılmalı.” diye düşünüyorlar.

Diğer bir önemli noktada IŞİD’e yönelik saldırıların İran’a olan etkisidir.  Amerikalı Eski Savunma Bakan yardımcısı bir toplantı da IŞİD ile ilgili izleyeceğimiz politikayı belirlerken İran politikamızın ne olacağını da belirlemeliyiz dedi. Yani biz İran ile anlaşmayacaksak, İran’ı tehdit olarak Ortadoğu’da görmeye devam edeceksek o zaman IŞİD’în bu radikal özelliklerini Suudi Arabistan üzerinden törpüleyerek bunu bir denge unsuru olarak görebiliriz. Benzer bir mantık ile Afganistan’da Taliban’a da yaklaşılmıştı. Bu yüzden IŞİD’in sınırlı da olsa bombalanması aslında İran’a da verilmiş olan pozitif bir mesaj anlamını taşıyor. Cenevre’de devam eden nükleer müzakerelere olumlu bir karşılığı olmuştur.

Bu bombardımanın artmasından kaygı duyan ülkelerin başında Suudi Arabistan var. Suudi Arabistan açıkça IŞİD’i desteklemiyor, hatta IŞİD’in Suudi Krallığı’nı da tehdit edebileceğini düşünüyor. Ama Suudi Arabistan, İran’ın önünü açacak düzeyde Amerikan askeri varlığının müdahalesinin ortaya çıkmasından da kaygı duyacaktır. Dolayısıyla ABD’nin Irak’ta hareket ederken gözetmesi gereken çok sayıda denge var. Amerika’nın attığı her adımdan bölgedeki müttefikler de dâhil pek çok unsur kendisine yeni çıkarımlar ortaya koyuyor. Mesela IŞİD Suriye’de benzer bir kıyım yaptığında bu sefer Amerika Suriye’de de IŞİD’i bombalayacak mı? Amerika adım adım yeni müdahalelere doğru çekilmek istenecek. Bunun için belki İran ve Suriye ittifakı tarafından zemin ve senaryo hazırlanacak. Bu nedenle Amerikalılar mümkün olduğunca sınırlı adımlar atmaya çalışıyorlar.

Amerika’nın sınırlı hava operasyonu IŞİD’i nasıl etkileyecek?

Doç. Dr. Mehmet Akif Okur: Bu operasyonun IŞİD’i durdurmasını mümkün görmüyorum. Mesela Suriye’de yapılan hava harekatı IŞİD’i durdurmadı. Suriye hava kuvvetleri kendisine karşı savaşan muhaliflere karşı hava gücünü kullanıyor ancak bu nihai bir sonuç üretmiyor. Ancak hava gücü olmadan da bu unsurlar ile mücadele etmek mümkün değildir. Amerikan hava operasyonu IŞİD’i imhaya yönelik olarak, yerdeki Peşmerge unsurları ile askeri ortak bir stratejiye dayanmıyor. Yani Peşmerge karadan, Amerika hava kuvvetleri havadan saldırıyor gibi bir hazırlık planlaması yok. Bunun için ayrı bir koordinasyon ve planlama gerekiyor. Bu konsepte geçmiş vaziyette değiller. Ama hava saldırısı IŞİD’e bir sinyal oluşturuyor. Yani biz bu bölgeyi koruruz ve durum daha da şiddetlenirse müdahaleleri artırırız sinyalini IŞİD’in nasıl değerlendireceği önümüzdeki günlerde ortaya çıkacaktır. Tek başına böyle bir hava harekâtı IŞİD’i durdurmaz ama IŞİD’e bir kırmızı çekmeye çalışılmaktadır. Mesela Erbil’e dokunursa bu hava harekatının yoğunlaşacağı anlamına geliyor. Ya da kitlesel katliamlar yapmaya çalışırsa gene müdahalenin artacağı anlamına geliyor. IŞİD’in önünde bu müdahaleyi davet etmek veya bu tehdide rağmen stratejisini izlemek gibi iki yol var. Hangisini seçeceği ve Amerika’nın bunlara hangi cevabı vereceğini önümüzdeki günlerde göreceğiz.

 Irak Türkmenlerinin Türkiye’ye alınmamalarını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Doç. Dr. Mehmet Akif Okur: Çok sıkıntılı bir durum var. Türkmenler Irak ve Suriye’deki krizin temel mağdurları. Çünkü Türkmenlerin içerisinde organize silahlı bir yapı oluşturulamadı ve Türkmenler sahipsiz kaldılar. Türkmenlere teklif edilen Irak’taki organize yapılardan birinin parçası olmaları yönünde. Bu da bütünüyle asimile olmalarını ve denklem dışı kalmalarını beraberinde getirecek. Bu nedenle haklı şikayetleri var. Dünya Irak’ta farklı unsurların sesini duyuyor, ancak Türkmenlerin sesini duymuyor. Türkmenlerin sesinin doğal olarak yankılanması gereken yer Ankara. Bu nedenle Ankara Irak’taki her unsura eşit olarak yanaşma politikasını yanlış yorumluyor. Bunun hiçbir unsura adaletsizlik yapmama ama Türkiye’den başka sığınabileceği başka bir yeri olmayan Türkmenler gibi unsurları kollama, gözetme, güçlendirme ve destekleme şekline dönüşmesi lazım. Türkmen politikamızın bu bakımdan çok ciddi eksiklikleri var. Bu eksiklikler tamamlanmazsa biz Irak’taki karmaşanın en büyük mağduru olarak Türkmenlerin çıktığını önümüzdeki günlerde görebiliriz.

 

 Röportaj: Gülsüm Boz, Ankara Strateji Enstitüsü



Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner211