Peki,Türkmenler ne yapmalı?
 

Türkmen Meselesi, Irak devletinin kurulduğu 1922 yılından itibaren tüm hükümetler tarafından önemsiz bir toplum olarak görülmesi ve insan haklarının hiçe sayıldığı politikaların ürünüdür. ABD’nin 1992 yılında Irak’ın kuzeyinde oluşturduğu güvenli bölgenin ortaya çıkması ile Türkmen Meselesi, başta Türkiye olmak üzere uluslar arası arenada yer almaya başlamıştır.

 1995 yılından itibaren Irak muhalefet grubunun ana unsurlarından biri olan Irak Türkmen Cephesi (ITC)’nin ABD ile olan ilişkileri, 18 Mart 2003 tarihinde Ankara toplantısının bitiminde ABD temsilcisi Zalmay Khalilzad’ın teklifinin ITC temsilcileri tarafından cevapsız bırakılması sonucunda ITC – ABD ilişkileri tamamen kesintiye uğramıştır.

Böylece işgal sonrası Irak’taki siyasi denklemin yıllardır dışında tutulan ITC ve diğer siyasi kuruluşların temsilcileri  mücadelelerini yılmadan sürdürmeleri sonucunda, geçen yıl içerisinde başlayan Bağdat – Erbil hattındaki krizin doruk noktasında, gerek Irak Parlamentosu gerekse Irak Bakanlar Kurulu’ndan Türkmenlerin geleceğini ilgilendiren önemli ve tarihi kararların alınmasına vesile oldular.

Bilindiği gibi ihtilaflı bölgeler arasında yer alan Kerkük Meselesi, KDP’nin askeri gücü olan Peşmergelerin  maaşlarının Irak bütçesinden karşılanması ve Kuzey’deki bilinen petrol sorunu, Merkezi Hükümet ile Kuzey Irak Bölgesel Kürt Yönetimi arasındaki sorunların başında yer almaktadır.

Kürdistan Demokratik Partisi ( KDP ) ve Kürdistan Demokrat Yurtsever Partisi (KYDP) tarafından 2003 işgali sonrası illegal nüfus kaydırmaları gibi çeşitli vesileler veya yöntemler kullanılarak Kerkük’ü Kuzey Irak Kürdistan Yönetimi’ne ilhak etmek için çalışmalar başlatılmış ve bu çalışmalar halen de devam etmektedir. Bu çalışmalar kapsamında 2005 yılında ilan edilen yeni anayasaya konulan ancak geçerliliğini kaybeden 140. Maddenin tekrar yürürlüğe girmesi yer almaktadır. Diğer sorunlar eklendiğinde Bağdat – Erbil hattındaki kriz ve hesaplaşmanın iyice arttığı ve Türkmenlerin de bu sorunun çözümünde taraf olmaları istenmektedir.

Türkiye’ye gelince, 1992 yılında hem Kuzey Irak’ta güvenli bölgenin oluşturulmasını kabul etti ve hem de aynı zamanda Irak’ın toprak bütünlüğünü savundu. 13 seneden fazla devam eden bu çelişkili politikaya 1 Mart 2003 tezkeresi öncesi ve sonrası kırmızıçizgiler de dâhil edildi. Zaman içerisinde çizgiler pembeleşmeye yüz çevirirken, sıfır sorun politikası ile tüm topluluklara eşit mesafede duruldu. Şimdi ise yeni reçete ile eşit mesafe de ortadan kalkmış gözükmektedir. Bağdat – Erbil hattındaki krizde bizce tarafsız olması gerekirken Türkiye siyasi çıkarları açısından taraf olmaya zorlandı ve bölgesel Kürt Yönetimi’nin yanında yer aldı. Bağdat – Erbil arasındaki sorunun uzun süre devam etmeyeceğini düşünmekteyiz. Aksi takdirde sorunun çözümlenmeyeceği dikkate alındığında alt yapısı tamamlanmış olan bölgesel yönetimin Irak’tan ayrılmasına yol açar. Bu her iki olasılığın Türkiye açısından düşündürücü olduğu göz önüne alınmalıdır.

Türkmenlere gelince; Bağdat - Erbil hattındaki krizin yanı sıra Ankara-Bağdat arasında meydana gelen gerginlik ve bu iki soruna ilaveten Ankara-Erbil arasındaki yakınlaşma eklenmiştir. Bunların sonucunda da Türkmenler taraf olmaya zorlanmakta ya da ehemmiyetsiz bir toplum olarak yaşamlarını sürdürmeleri istenmektedir. Türkmenlerin karşı karşıya kaldıkları belirsizlikler sürerken, belki de aynı amaca hizmet eden belirsiz güçler tarafından organize edilen ve özellikle 23 Ocak 2013 tarihinde Tuzhurmatu’da ne insaf ve ne de vicdan ile bağdaşmayan canlı bomba intihar saldırısında 30’a yakın insanın canından olması ve 100’e yakın kişinin de yaralanması bunun en trajik örneğidir.

Bu bağlamda, Türkmenlerin silahlı güce sahip olmamaları ve bölgelerin illegal nüfus kaydırmaları ile karşı karşıya kalmaları dikkate alındığında Türkmenler Bağdat ve Erbil arasında tarafsız kalmalıdır. Konu edilen tarafsızlık sağlanamadığı takdirde daha farklı sorunların ortaya çıkması ihtimal dâhilindedir. Ayrıca Türkmenlerin çoğunlukta oldukları bölge yalnız Kerkük’ten ibaret değildir. Türkmeneli bölgesinin coğrafi yapısı dikkate alınarak Musul Vilayeti’ne bağlı 400.000 nüfuslu katkısız Türkmen ilçesi Telafer ve civarındaki 70’e yakın diğer köyleri, Selahattin Vilayeti’ne bağlı Tuzhurmatu ve diğer köylerinin yanı sıra, Diyala Vilayeti’ne bağlı köyler de dikkate alındığında toplam Türkmen nüfusunun yarısını oluşturanŞii mezhebine bağlı Türkmenleri de dikkate almak mecburiyetindeyiz.

Zaman zaman Türk dış politikasına yapılan eleştirilerin, bazı istisnalar dışında, büyük bir bölümünün amacı kesinlikle Türkiye’nin ve Türkmenlerin yüksek menfaatlerinin korunması  içindir. Özellikle 2003 yılından sonra Türkmen Meselesi ile ilgilenen bazı Türkmen Siyasetçiler bu hususu anlamakta zorlanmaktadırlar. Burada bilinmesi gereken husus, her ne kadar Türkmen meselesi kesinlikle bir Irak meselesi olmasının yanı sıra Türkiye olmadan da hiçbir yere varılamaz. Diğer taraftan Türkmen meselesi ile ilgili olarak değerli Türkmen yazarlarımız tarafından yapıcı eleştirisel ve şikâyet içeren çok faydalı yazılar yazılmaktadır. Ancak, maalesef bunların bazı istisnalar dışında büyük bir bölümünün çözüm önerisinden yoksun sadece şikâyetten öteye gidemediğini müşahede etmekteyiz.

Şimdi Türkmenlerin bundan sonra ne yapmaları gerektiği hususuna gelince;

Irak’ta Türkmenlerin yol haritası üzerine öneriler ile ilgili olarak çeşitli internet sitelerinde yayınlanan makalelerimde ve son yazmış olduğum kitabımda da belirttiğim üzere, vakit kaybetmeden bütün parti, sivil toplum örgütlerinin temsilcileri ve Türkmen şahsiyetlerinin katılımlarıyla acilen Türkmen Meclisinin oluşması sağlanmalıdır. Bu mecliste önceliği olan Kerkük’ün geleceği, bölgenin güvenlik sorunu, eğitim ve ekonomik kalkınma sorunları gibi konular derhal ele alınmalıdır.

Bunun yanında yine bu meclis tarafından meşruiyeti sağlanan akredite heyetinin kurulması ile birlikte aşağıdaki önemli hususlar üzerinde biran önce çalışmalar başlatılmalıdır. Bu hususlar ise;

ü Türkmenler; Arap, Kürt, Kildo Aşuri’lerin kurdukları tüm partilerle iyi ilişkiler içinde olmalıdırlar.

 

ü Kerkük için özel statünün sağlanması ve otoritenin Irak parlamentosu tarafından tanınan üç etnik yapı arasında eşit bir şekilde paylaşılması yolunda çalışmalar yapılmalıdır.

 

ü Son zamanlarda Irak Parlamentosu ve Bakanlar Kurulundan elde edilen kazanımların yürürlüğe girmesi için çalışmalar başlatıp mutlaka bu kararlara sahip çıkılmalıdır.

 

ü  ABD Dış İşleri Bakanlığı’nın İnsan Hakları ve Emek Dairesi tarafından yayınlanan raporlarda halen Irak’ta Türkmen varlığı genel nüfus içerisinde % 0-5 Aralığında bir oranda gösterilmektedir. Bu husus eldeki gerçek belgelerle düzeltilmelidir.

 

ü  Batı dünyası ve Ortadoğu ülkeleri yönetimleri haklı davamız konusunda bilgilendirilmelidir.

 

 

Dr. Cüneyt Mengü



Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner211