Çiçek Tahaoğlu

 Avrupa Birliği (AB) Türkiye Delegasyonu, aktivistler ve sivil toplum örgütlerine yönelik “Sivil Düşün” adlı hibe programını başlattı. AB Türkiye Delegasyonu Başkanı Büyükelçi Jean-Maurice Ripert ve AB Türkiye Delegasyonu Birinci Müsteşarı Stefano Fantaroni bianet’e programı anlattı.

AB yetkilileri, Türkiye’nin AB üyeliği için sivil toplumun mobilizasyonuna ihtiyaç olduğunu söylerken, Sivil Düşün’ün sivil toplumun insan haklarını geliştirme projelerini hayata geçirmeleri için bir fırsat olduğunu ifade ediyor. Çözüm, barış ve uzlaşma sürecine ilişkin proje başvurularını ilgiyle inceleyeceklerini belirtiyorlar.

Sadece derneklere değil, aktivistlere de bireysel olarak fon verme fikri nereden çıktı?

Ripert: Sivil toplum derneklerini finanse etme projelerimizde bunu daha da ileriye götürmek istedik ve bireysel girişimlere maddi destek sağlamak için de bir araç oluşturduk. Bizim için önemli olan genişleme sürecinin sadece hükümetler, bürokratlar ve politikacılar için olmadığını anlatmak. Bu söylediğim yanlış anlaşılmasın, ben de büyükelçiyim, bir bürokratım. Ama AB genişleme süreci, sivil toplumun aktif katılımının gerekli olduğu bir süreçtir.

İnsanlar AB’nin genişleme sürecine Türkiye’yi dahil etmek istemediğini söylüyor. Ben buna kesinlikle inanmıyorum. Sadece uzun sürdüğü için insanlar bu konuda umudunu kaybetmiş gibi görünüyor. Umudu tekrar inşa etmek için, bizim insanlara somut projeler aracılığıyla Türkiye’nin AB üyeliğine kendini adadığını bildiğimizi, Türkiye’nin AB alanına girdiğini göstermemiz lazım.

Sivil toplumun genişleme sürecine katılımı için, doğrudan onlara gitmekten daha etkili bir fikir olamaz. “Sizi dinliyoruz, fikirler üretin, bize getirin ve birlikte neler yapabildiğimizi görelim. Sakın çekingen davranmayın” diyoruz. Yeni projemiz “Sivil Düşün”, hayal et ve düşün anlamına geliyor. Hayal etmek, yapmaya çalıştığımız şeyin bir parçası.

Burada başka bir mesaj daha var. AB’ye katılımı size sunulacak bir hediye gibi görmeyin. Bunun için sivil toplumun harekete geçmesi gerekiyor. Belki biraz eski kafalı gibi gelebilir ama ben bir Fransa vatandaşı olarak hayatım boyunca AB için mücadele ettim. Sokaklarda gösterilere katıldım, mitinglere gittim, STÖ çalışmalarına katıldım. Bugün hala AB’nin içinde birçok tartışma yürütüyoruz. Sivil toplumdan birçok kişi AB’nin yapısını, ilişkilenme şekillerini sorguluyor. Ben sivil toplumun bu konuda mobilize olmaya devam etmesi, bu araçları değiştirip demokratikleştirmek için çalışması gerektiğini düşünüyorum.

Avrupa yapısının vatandaşlarca sahiplenilmesi ortak bir noktamız. AB’de hayalleri canlı tutmak, Türkiye’de ise hayalleri gerçek kılmak için gerekli. “Sivil Düşün” projesini, bu ruhla hazırladık.

Son on yılda, sivil toplum için 100 milyon Avro harcadık. Ama bundan daha fazlasını yapıyoruz. Kadınların eğitimi, siyasete katılımı, çocuk işçiliğe karşı çalışmalar, yargı sisteminde çocukların korunması gibi programlar hazırlıyoruz. Önümüzdeki dört sene için aşağı yukarı 5 milyon Avro ayırdık.

Önemli olan şu: Projeniz her ne ise, finanse edilmesi için bir umut var. Çok küçük ama bir o kadar da büyük bir şans. Birisiyle iletişime mi geçmeniz gerekiyor? Size yardım edebiliriz. Bir konuyu duyurmak mı istiyorsunuz? Bilgiyi dolaşıma sokmanız için size destek olabiliriz. Daha birçok örnek var…

Sivil Düşün projesini başka hangi ülkelerde yürütüyorsunuz?

Ripert: Bu Türkiye için özel olarak tasarlanmış bir proje. AB üyeliğine aday ülkeler arasında Türkiye en büyük, en geniş, en güçlü ve en gelişkin olanı. Ayrıca kadın haklarından siyasi katılıma, cinsel yönelimden ekonomik haklara, sosyal haklardan engellilere, her alanda çalışan çok sayıda sivil toplum örgütü var.

Sivil toplumun çalışmaları desteklemek istediğimiz türden ve AB’ye yani Kopenhag kriterleri dediğimiz kriterlere uyumlu. Yani insan haklarını destekleme ve tüm ayrımcılık biçimlerine karşı mücadele kriterlerine.

Şimdiden günde yüzlerce başvuru aldığınızı öğrendik.

Rippert: Evet çok başvuru var. Tüm projeleri desteklemek için yeterli bütçe olmadığından, başvuruları iyice inceliyoruz. Uygulamak istediğimiz dört prensip şunlar: Katılım, ilişki, tanıtım ve destek. Destekleyeceğimiz projeleri seçerken adil davranacağız ve mümkün olduğunca çeşitli kategorilerden projeleri seçeceğiz ki herkesin bir şansı olsun.

Fantaroni: Program yeni başladığı için henüz kabul ettiğimiz bir proje yok. Ama şimdiye kadar, diğer programlar kapsamında destek verdiğimiz projeler çok başarılı oldu. Gerek kapasite geliştirme, gerek iletişim konusunda sivil toplum örgütleri de çok şey öğrendi. Zihniyet değişimi için taban örgütlenmelere ulaşmak çok önemli. Büyükelçimiz de bunu ifade etti aslında. Ülkeleri AB’ye katılım için hazırlarken zihniyet dönüşümüne ihtiyaç var. Zihniyet değişimini nasıl sağlarsın? İdarenin  kalitesinin arttırılması, daha iyi bürokratlar, doktorlar, mühendisler olması için çalışırsın, ama diğer taraftan sivil toplumla da birlikte çalışman gerekir. Sivil Düşün programı da bunun için çıktı.

Rippert: AB üyeliği için sivil toplumun mobilize olmasına gerçekten ihtiyacımız var. Bu sadece Türkiye’yi AB’de görmek istememizden kaynaklanmıyor, üyelik sürecinin aynı zamanda toplum için de iyi olduğunu düşünüyoruz. Ben AB vatandaşıyım ve bu bana özgürlük, güvenlik ve insan haklarıma saygı duyulmasını sağladı. Bu ülkenin vatandaşlarının da bu değerlerden faydalanmasını istiyoruz.

Ben STÖ’lerin bir çalışma için sadece kendi içlerinde örgütlenmelerinin değil, dışarıdan partnerlerle, kurumlarla çalışmayı öğrenmesini çok önemsiyorum. Bir STÖ olduğunuz için, yerel yönetimlerle, bakanlıklarla çalışamazsınız şeklinde bir durum yok.  Bu, kurumlarla sivil toplum arasında bir mücadele yaratma meselesi değil. Demokrasilerde sivil toplum hem bağımsız hem de kurumlarla çalışabiliyor olmalı.

Örneğin parlamentodan yeni bir yasa geçirilirken, sivil toplumun orada olması çok önemli. Hükümeti de buna ikna etmeye çalışıyoruz. Örneğin Ailenin Korunması ve Kadına Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun hazırlanırken Bakan Fatma Şahin’in sivil toplumla birlikte çalışmasından çok memnun olduk. Sonuçlar ne olursa olsun, sürecin böyle işlemesi önemli. Her zaman haklı olamazsın, haklı ama yalnızsan da bir işine yaramaz. Demokrasilerde fedakarlık yapmayı da öğrenirsin. Fedakarlık yapmayı öğrenmek, bu ülkede gelişmesi gereken bir nokta. AB’nin püf noktalarından biri farklılıkları biraraya getirebilmek.

Dolayısıyla sivil toplumun, onlara iyi fikirler vermek için otoritelerle ortak çalışmalar yapabileceğini düşünüyoruz. Bunun için seminerler, eğitimler düzenliyoruz.

Fantaroni: Türkiye’de dernek kurmak çok komplike. Yasal düzenleme çok sıkı. Sivil Düşün, bunu kolaylaştırmak, cesaretlendirmek için bir fırsat.

Avrupa’da sivil toplumun durumu ne?

Ripert: Çok aktifler. Bir kriz olduğunda tüm halk sokağa dökülüyor.

Evet, kriz durumunda güçlü bir tepki verildiğini biliyoruz. Peki günlük yaşamda sivil toplum ne gibi çalışmalar yapıyor?

Ripert: Her üye ülkede durum farklı. Bazı ülkelerin bu konuda çok köklü gelenekleri var, İskandinav ülkeleri ve Almanya gibi. Güney ülkelerinde ise sivil toplum daha az örgütlü, çünkü siyasetçiler tartışmalarda daha şeffaf. Kuzeyde ise sivil toplum siyasetçilere daha az güveniyor, bunun suçlayıcı bir cümle olarak anlaşılmasını istemem.

Türkiye’de sivil toplumun durumunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Fantaroni: Sosyal bilimciler bize Türkiye’de, aynı büyüklükte diğer ülkelere göre daha az sivil toplum örgütü olduğunu söylüyor. Çok sayıda spor derneği ve dini motivasyonlarla yardım dağıtan dernek olduğunu da biliyoruz. Ayrıca sivil toplum örgütü üyesi kişi sayısı da diğer ülkelerle karşılaştırıldığında olarak daha az.

Ripert: Örneğin Fransa’da 20 yıl öncesine kadar, devlet oldukça güçlü olduğundan, sivil toplum birçok şeyi devletten, bakanlıklardan, kurumlardan bekleme alışkanlığına sahipti, yani onların örgütlenmesine gerek kalmadan hak taleplerinin onlara teslim edileceğini, edilmesi gerektiğini düşünüyorlardı. Sonradan böyle olmadığını farketmeye başladılar. Türkiye, şu anda bu noktada.

Devlet bu hakları verse bile, sivil toplumun kendisinin sahip çıkması gereken birçok konu var. Bu bir zihniyet değişimi, bir çeşit kültürel devrim.

Şu anda her şeyi değiştiren bir öğe daha var, o da internet. Artık bilgiye erişim, sosyal medya aracılığıyla bilgiyi yaymak çok daha kolay. Yani şu an örgütlenmek için iyi bir zaman. Türkiye’de sivil toplumun mobilizasyonu, varolan bilgi ve iletişim teknolojileri aracılığıyla, AB ülkelerininkilerden daha hızlı gerçekleşebilir.

Sizin de söylediğiniz gibi Türkiye’de sivil toplum, resmi kurumlarla ortak çalışmalara çok sıcak bakmıyor. “Sivil Düşün”le bu algıyı da kırmaya mı çalışıyorsunuz?

Ripert: Bizim sorumluluğumuz, insanlara projelerini geliştirmek konusunda destek olmak ve bu sırada net ve açık fikirli olmak. Eğer bir projenin geliştirilmesi için resmi kurumlarla ilişki kurulması gerektiğini düşündüğümüz zamanlar olursa, bunu ilgili sivil toplum örgütüne anlatacağız.

Bazen tek başına bir projeye başlarsın ve bunu büyütürsün, bazen ise resmi kurumlarla ilişki kurarak projeni büyütme ihtiyacı duyarsın. Yani bu program, Türkiye’de bu iki taraf arasındaki gerginliğin azalmasına ya da şu anda varolmayan bu ilişkinin kurulmasına da yardımcı olabilir.

Fantaroni: AB’nin Sivil Toplumu Geliştirme Merkezi (STGM), Türkiye Üçüncü Sektör Vakfı (TÜSEV), Helsinki Yurttaşlar Derneği gibi Türkiye’nin büyük STÖ’leriyle gerçekleştirdiği bir başka program, sivil toplum-hükümet ilişkisi, işbirliği gibi konuları sorguluyor. Geçtiğimiz haftalarda düzenlenen bir konferansta da bu tartışıldı. Doğru işbirliği, tartışma şekli ne olmalıdır? Devlet STÖ’lerle nasıl görüş alışverişinde bulunabilir?

Ripert: Bazı şeyler devletin sorumluluğundadır, bazı şeyler sivil toplumun katılımıyla gerçekleşir, bazen ise işbirliği gerekir. Örneğin sorunların kalıcı çözümleri için yasalar çıkartılması gerekir. Demokrasilerde herkesin kendi sorumlulukları vardır, herkes birbirinin yaptığı işe saygı göstermelidir ve bazen “tamam, bu noktada top sende, üzerine düşeni yap” diyebilmelidir.

Gazetecilere Haziran’da AB’de Türkiye’yle ilgili yeni bir fasıl açılacağını söylemişsiniz. Beklentiler ve öngörüler ne?

Ripert: Sene başında bir atmosfer değişimi oldu. Daha önce fasıl açılmasına karşı çıkan Fransa itirazını kaldırdı. Türkiye ne yapmak istediğini anlattı ve komisyon yeni bir fasıl açmayı kabul etti. Haziran’da Brüksel’de gerçekleşecek. 35 başlıkta anlaşmaya varıldığında Türkiye üye olacak. Bazı fasıllar hiç açılmadı, Kıbrıs’taki durum nedeniyle 14 fasıl birlikte tıkanmış oldu. Uzun bir süreç olacak.

Türkiye’de insan haklarının durumunu nasıl değerlendiriyorsunuz? Bugün göstericilere karşı kurulan polis barikatı nedeniyle röportaj için buluşma yerimizi değiştirmek zorunda kaldık örneğin.

Ripert: Bazı şeyleri birbirine karıştırmamak gerekiyor. Toplanma ve gösteri özgürlüğü insan haklarıdır. Kamu düzenini tehdit etmediği sürece bunların engellenmesi ve yasaklanması söz konusu olamaz. Bunu sorgulamıyoruz. Ama başka kriterlerimiz de var. Mesele her zaman önlemlerin orantılı olup olmadığı. Gösterilerde orantısız güç kullanılmaması gerekir, bu çok açık. İçişleri Bakanlığı’yla yürüttüğümüz bir projede de, güvenlik güçlerine orantılı önlemleri, insan haklarına saygı konusunda eğitim veriyoruz.

Geri kalanıyla ilgili geçtiğimiz ay AB’nin hazırladığı Türkiye İlerleme Raporu’nu yayınladık. Dürüst olmak gerekirse, raporun hükümet tarafından kabullenilmesi zor oldu. Çünkü Türkiye’nin bu konuda yeterince hızlı yol alamadığı izlenimine sahibiz.

Ama raporu yayınladığımızdan beri çok önemli yargı paketleri kabul edildi, ombudsmanlık mekanizması çalışmaya başladı. Daha alınacak çok yol var ama bazı gelişmelerin yaşandığına da şüphe yok ve bu gelişmeler hazırlayacağımız bir sonraki ilerleme raporuna yansıyacak.

İnsan haklarının korunması çok sofistike ve komplike bir mesele. Yasalara saygı göstermiyorsan, çıkarılan yasaların önemi yoktur. Önemli olan bu yasaların uygulanmasıdır. Bu durum, AB üyesi ülkeler için de geçerli. Avrupa’daki sosyal sözleşme bu ve bunun tüm üye ve aday ülkeler tarafından benimsenmesi gerekiyor. Gelişmeyi, yasaların uygulandığını, ortaya konulan işleri görmek istiyoruz.

4. Yargı Paketi çok önemli gelişmeler içeriyor. İfade özgürlüğünün korunması ile terörizmle bağlantı tanımı arasında net bir ayrım getiriyor.

Ama hala hapiste birçok gazeteci var.

Ripert: 301 ve 314. maddelerle ilgili sorunun çözülmediğini, vicdani retçilerle ilgili düzenlemeleri içermediğini söyleyerek yeni bir yargı paketi çağrısı yaptık. Ama yapılanlarla ilgili eleştiri getirmek ve önerilerinizin dikkate alınmasını istiyorsanız, yaşanan gelişmeleri de görmelisiniz. Yoksa bu cesaret kırıcı ve adaletsiz olur.

Son olarak çözüm süreciyle ilgili görüşünüzü merak ediyorum. Bu süreçte sivil topluma ne gibi görevler düşüyor?

Ripert: AB olarak çözüm sürecini destekliyoruz. AB Yüksek Temsilcisi Catherine Ashton ve Avrupa Komisyonu'nun genişlemeden sorumlu üyesi Stefan Füle bu konuda açıklamalar yaptılar.

Başbakan tarafından verilen MİT aracılığıyla Öcalan’la görüşme kararı çok cesur bir adımdı. Barışın herkese sağlayacağı faydaların başında şiddetin son bulması geliyor. Bu savaşta 45 bin kişi öldü. Bazı militanların evlerine döneceğini de umut ediyoruz. Asıl zorlu iş, sürecin ardından geliyor.

Geçtiğimiz günlerde Kalkınma Bakanı ile bir görüşmemizde, Güneydoğu’da sosyal ve ekonomik kalkınmaya önem vermenin süreçte anahtar bir rol oynadığını, insanlara barışın onlara neler sağlayabileceğinin somut bir göstergesi olacağını anlatıyordu.

İkinci önemli nokta, sivil toplumun çözümden yana taraf olması çok önemli. Bu sabah basında Akil İnsanlar Heyeti’nin toplumun büyük çoğunluğunun süreci desteklediğine yönelik açıklamasını gördüm. Toplumun süreci sahiplenmesi çok önemli.

Televizyon, mahkeme, eğitim ve umarız yakında tüm kamu hizmetlerinde anadil talepleri var ve bu taleplere saygı duyulmalı. Sivil toplumun anayasayla ilgili taleplerini anlatması da çok önemli. Parlamento yeni anayasayla ilgili bir mutabakata varamayacak gibi görünüyor, bu da referandumla halka sunulacağı anlamına geliyor. Yani insanların ne istediklerini söylemesi gerekiyor.

Uzlaşma meselesi de çok önemli. Çok fazla insan acı çekti. İki tarafta da aileler mağdur oldu. Zorunlu askerlik görevini yaparken ölen askerlerin aileleri var. Uzlaşma sürecinde annelerin çok önemli bir rolü var. Barışı inşa edecek olanlar sadece bürokratlar değil, asıl olarak halklardır.

Bu konuda birçok proje geliştirilebilir, özellikle insanların yaşadıklarını anlatması lazım. Tüm yaşananlara rağmen taleplerinin bir olduğunu göstermek önemli. Ayrıca yeni istihdam olanakları oluşturmak önemli. Bunu yapacak olan devlet değil, özel şirketler olacak. Sivil toplumdan bahsederken, özel şirketlerin de bunun bir parçası olduğunu unutmamak gerekiyor. Şirketler, dernekler aracılığıyla ya da doğrudan iş imkanları yaratarak katkı sağlayabilirler. Sivil toplum, bir anlamda şirketlerin söz konusu bölgelerin geleceğine güvenmesini sağlayacak koşulları yeniden oluşturmak zorunda.

Sivil Düşün’e gelen başvurular arasında barış süreciyle ilgili projeler var mı?

Ripert: Bildiğim kadarıyla şimdilik yok. Ama bu tarz başvurular gelirse, büyük bir ilgiyle inceleyeceğimizin garantisini verebilirim.



Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner211