Yargının saygınlığı zedelenmemeli...
 Danıştay Başkanı Zerrin Güngör, "Yargı sürecinin sağlıklı bir şekilde işleyebilmesi için bir taraftan yasama ve yürütme, yasal yetkilerini kuvvetler ayrılığı ilkesine uygun kullanmalı, diğer taraftan yargıçlar da uygunsuz müdahalelerden kendilerini olabildiğince korumalı, bununla da yetinmeyip, iç dünyalardaki duygu ve düşüncelerin etkisinden uzak karar verebilmeyi başarmalıdırlar" dedi.

Güngör, Danıştayın 146. kuruluş yıl dönümü töreninde, "devletin vazgeçilmez bir yapı taşı" şeklinde tanımladığı Danıştayın 146 yıldır varlığını ve etkinliğini sürdürebilmesinin, devletin ve milletin adalete inancının en belirgin kanıtı olduğunu söyledi. 

Karar bekleyen 190 bin 340 dosya bulunduğu bilgisini veren Güngör, ortalama karar verme süresinin 3 yıl olduğunu, makul yargılama süresi konusunda istenilen seviyeye ulaşamadıklarını söyledi.

Zaman kaybetmeden sonuç alınacak çözümlerin hayata geçirilmesinin ve bir idari yargı düzeninin günün gereklerine ve ihtiyaçlarına uygun hale getirilmesinin en gerçekçi ve doğru yol olacağına dikkat çeken Güngör, "Ağır işleyen yargı sistemi nedeniyle toplumda önemli bir duyarlılık oluştuğunun farkındayız" diye konuştu.

Güngör, Danıştay olarak yargılamayı hızlandırmak için idari yargılama usulünde değişiklik öngören kanun teklifini hazırladıklarını ve adil yargılamayı sağlayacak öneriler getirdiklerini hatırlatarak, bu teklifin TBMM'nin gündeminde bulunduğunu dile getirdi.

Hukuk devleti ve yargı denetiminin insan haklarının güvencesi olduğunun altını çizen Güngör, hukuk devletinin teminatlarından birinin idari yargı olduğunu söyledi. Güngör, "Hukuk devleti ilkesinin hayata geçirilebilmesi, idarenin her türlü eylem ve işleminin yargı denetimine tabi olmasına bağlıdır" ifadesini kullandı. 

-"Kişi hakları ile kamu menfaati arasındaki nice ve nazik denge"

İdari yargının kararlarında kişi haklarıyla kamu menfaati arasındaki nice ve nazik dengeyi korumak zorunda olduğuna işaret eden Güngör, bunun da ancak karar verirken Anayasa ve kanun hükümlerini tarafsız uygulanmasıyla mümkün olduğunu kaydetti.

Danıştayın Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarını yakından takip ettiğini belirten Güngör, 20 Şubat 2014 tarihli yönergeyle Danıştayda İnsan Hakları Komisyonu kurulduğunu bildirdi.

Güngör, bugün, idari yargı kararlarında AİHM kararlarına daha sıklıkla ve yerinde atıflar yapıldığını dile getirdi. 

İdari yargının, tarihi birikimiyle idari işlem ve eylemlerin muhataplarının menfaat ve haklarının korunmasında Anayasal teminata ve öneme sahip etkili ve erişilebilir bir başvuru yolu olduğuna dikkat çeken Güngör, bu nedenle idari yargı kararları üzerindeki hukuki değerlendirmelerin bu etkinliği ve erişilebilirliği gözetir nitelikte olması gerektiğini ifade etti. 

Güngör, "Temel hak ve hürriyetlerin koruma altına alınması ve idarenin faaliyetlerinin hukuka uygunluğunun bağımsız ve tarafsız bir yargı tarafından denetime tabi tutulması, hukuk devletinin olmazsa olmazlarındandır. Bu denetimin varlığı, demokratik hukuk devletinin ve insan haklarının temel güvencesidir" dedi.

"Yargının bağımsızlığı ve tarafsızlığı, her şeyden önce kamu düzeni için gerekli ve zorunludur" ifadesini kullanan Güngör, adaletin her türlü etkiden, yönetme ve yönlendirmeden uzak şekilde, kendi kurum ve kuralları çerçevesinde gerçekleşebilmesi için yargının bağımsız ve tarafsız olması gerektiğini vurguladı.

-"Yargı camiasına önemli görevler düşüyor"

Bağımsız ve tarafsız bir yargının varlığı konusunda öncelikle yargı camiasına çok önemli görevler düştüğünün altını çizen Güngör, bunun yargı mensuplarının duruşlarına, davranışlarına ve makul sürede verdikleri kararlardaki isabete bağlı olduğunu söyledi.

Yargının herhangi bir gücün etkisi veya baskısı altında kalmaması gerektiğini dile getiren Güngör, "Yargıda görülmekte olan bir dava hakkında yargının içinde ya da dışında herhangi bir kurum ve kuruluşun Anayasa dışına çıkarak, görev alanına müdahale anlamına gelebilecek yönlendirici mahiyette görüş beyan etmesi, karar, bildiri, duyuru yayınlaması, hukuka, adalete ve yargıya olan güveni sarsıcı niteliktedir" değerlendirmesinde bulundu.

Yargıçların ve yargı kurumlarının, verdikleri nihai kararların, pozitif hukuk gereğince Anayasa ve yasalar çerçevesinde, tüm kişi ve kurumları bağladığını ifade eden Güngör, sözlerini şöyle sürdürdü:

"O karara katılmasalar bile müdahale edemediklerini ve uymak zorunda olduklarını gözeterek, yargı yetkisini daha özenle kullanmaları gereklidir. Diğer taraftan yargı kararlarına ve yargıçlara eleştiri getirilirken, yargı ve yargıçlar idarenin yandaşı ya da idarenin faaliyetlerine sürekli engel çıkaran bir güç gibi değerlendirilmemelidir. Yargı sürecinin sağlıklı bir şekilde işleyebilmesi için bir taraftan yasama ve yürütme, yasal yetkilerini kuvvetler ayrılığı ilkesine uygun kullanmalı, diğer taraftan yargıçlar da uygunsuz müdahalelerden kendilerini olabildiğince korumalı, bununla da yetinmeyip, iç dünyalardaki duygu ve düşüncelerin etkisinden uzak karar verebilmeyi başarmalıdırlar. Yargıç, hukuka ve adalete önce kendisi inanarak yetkilerini özenli kullanmalı ve özgürlük alanlarını daraltıcı yorum ve kıyaslamalardan kaçınılmalıdır."

Yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığının demokratik dönüşüm, ekonomik büyüme, siyasal ve sosyal istikrar açısından da önem taşıdığını belirten Güngör, yargıçların adil yargılama yaptığını topluma hissettirmek zorunda olduğunu söyledi.

-"Kararlarımızı eleştirilemez görmüyoruz"

Yargının değil yargı kararlarının bilimsel ve teknik eleştirisine ihtiyaç duyduklarını bildiren Güngör, şöyle devam etti:

"Yargı mensupları olarak kararlarımızı eleştirilemez görmüyoruz. Kararlarımızın bilimsel eleştirisine açığız, hatta bu hususta bir eksiklik dahi hissediyoruz. Yargı kararları taraf menfaatleri bakışı olmadan, objektif, bilimsel kriterlere göre değerlendirildikçe hukukumuzun gelişeceğine samimi olarak inanıyoruz. Ancak yargı kararının eleştirisi ile yargı organının eleştirisi aynı anlam ve sonucu içermemektedir. Kimi zaman bu eleştiriler kararı aşarak, yargıyı eleştirmeye dönüşmektedir. İşaret etmek gerekir ki yargının saygınlığının zedelenmesi bir ülke bakımından yıkıcı etkilere yol açar. Saygınlığı zedelenmiş bir yargının bulunduğu ülkenin iç barışını sağlaması, ekonomik ve hukuki istikrarı devam ettirmesi, giderek yönetilebilir olması kesinlikle mümkün olamaz."

-"Yargının kamu yararına engel oluyormuş gibi gösterilmesi kabul edilemez"

Yargı kararlarının, açık anlaşılabilir, hukuki temele dayanan ve gerekçeli olması gerektiğine işaret eden Güngör, "İşlem tesisi aşamasında gerekli ve yeterli özeni göstermeyen kimi birimlerin, yargıyı kamu yararına engel oluyormuş gibi göstermeleri kabul edilemez" dedi.

Yargı mensuplarının hayatın içinde ve her şeyin farkında olduklarını dile getiren Güngör, "Herkes gibi izliyorlar. Onlar da bu toplum içinde yaşıyorlar. Toplumdaki herkes gibi onların da sorunlar ve çözümleri, siyasi aktörler hakkında fikirleri, çözüme yönelik düşünceleri, eleştirileri olacaktır. Ancak görevleri ile siyasi fikirlerini birbirlerine karıştırmaları durumunda etkin bir mesleki ve bilimsel denetimin devreye girmesi gerekir. Tarafsız karar vermesini sağlamak adına dahi olsa hakim bağımsızlığına dışarıdan yapılacak bir müdahalenin, ne meşruiyeti ne de uzun vadeli faydası olamaz" değerlendirmesinde bulundu.

Toplumun yargıdan beklentisinin adil yargılama ve davaların makul sürede karara bağlanması olduğunu belirten Güngör, "Davaların makul sürede bitirilememesinin, yargıya olan güveni sarstığının ve davayı kazanan tarafın, bu gecikme sebebiyle bazen zarar gördüğünün de farkındayız. Bu duruma acilen çare bulunmasının kaçınılmaz bir zorunluluk olduğunun bilincindeyiz" diye konuştu.

Danıştayda 2005'ten itibaren dosya sayısının arttığını ve makul sürede karara bağlanamadığını ifade eden Güngör, öncelikle idareyle vatandaş arasında uyuşmazlığa yol açan etkenlerin azaltılması ve çıkan uyuşmazlıkların, yargıya intikal etmeden çözümü yollarının etkin kullanılması gerektiğini söyledi.

-"İstinaf sistemi hayata geçirilmeli"

Güngör, istinaf sisteminin hayata geçirilmesi ve Danıştayın ilk derece mahkemesi sıfatıyla bakacağı davalarla temyiz incelemesine tabi  uyuşmazlıkların yeniden belirlenerek, güçlendirilmiş bölge idare mahkemesi sisteminin oluşturulması gerektiği yönündeki inancını dile getirdi.  

Danıştayın Başbakanlık ve Bakanlar Kurulunca gönderilen kanun tasarıları hakkında düşüncesini bildirme görevi bulunduğuna değinen Güngör, "Kanun tasarılarının gönderilmesi konusunda bir zorunluluk bulunmamakla birlikte Danıştay bu görevi layıkıyla yerine getirecek birikime sahiptir" dedi.

Güngör, Cumhurbaşkanlığı ve Başbakanlıktan gönderilen işler hakkında Danıştaydan istişari düşünce alma yolunun daha fazla işletilmesinin kamu yararına olacağı kanaatini taşıdıklarını söyledi. 

İdari uyuşmazlık türleri ve yoğunlukları konusunda 146 yıllık birikime sahip Danıştayın kurumsal yapısından yararlanılmamasının anlaşılabilir olmadığını dile getiren Güngör, Danıştayın görüşünü alma yolu tercih edilirse kamu yararına yönelik işlemlerde ortak aklın süzgecinden geçmiş, daha isabetli değerlendirmeler yapılabileceğini, hatta teknik hatalardan arınmış bir idari düzenleme ya da kanun tasarısı hazırlanması gibi faydalar sağlanabileceğini söyledi.

Yer sıkıntısı çekilen, güvenlik zafiyeti yaşanan, menfur bir saldırıya maruz kaldıkları binadan çıkarak, yeni, modern ve geniş bir binaya kavuşmuş olmanın ferahlığını yaşadıklarını belirten Güngör, "Kurumumuza sağlanan imkanlarla daha verimli çalışmaya devam ediyoruz. Bina, personel, araç ve gereç konusunda hiçbir dönemde olmadığı kadar desteklenmiş olduğumuzu beyan etmek isterim" diye konuştu.


Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner211