İslam Aleminin lideri mi, Gölge-Obama mı istiyoruz?
 Fikrin ne fahişesi oldum, ne zamparası…”
Yine tuhaf şeyler oluyor. Birkaç gün önce, İşid’in elindeki rehinelerimizin kurtarılmış olmasına sevindik; bugün ise, Cumhurbaşkanımız Tayyip Erdoğan’ın şaşkınlık veren açıklamasıyla üzüldük. Erdoğan, ABD’nin İşid’e yönelik operasyonlarına askeri ve siyasi destek vereceklerini açıklayarak, bizi rehineler meselesine geri döndürdü. Üstelik bu açıklamaların olduğu gün, ortaöğretimde başörtüsü serbestliğinin geldiğini öğrendik. Hâlbuki okullar açılalı iki hafta olmuştu. Neden iki hafta önce değil de şimdi olmuştu?
 
Bu üç olayı alt alta sıraladığımızda gördüğümüz manzara oldukça hayal kırıklığına uğratıcı. Rehinelerin kurtulduğu gün, içimden “inşallah ABD’nin yaptığı bir rüşvet operasyonu değildir bu!” diye düşünmüş, sonraki açıklamalardan “takas” ihtimalinin ağır bastığına karar verip içimi rahatlatmıştım. Ancak bugün olan bitene bakınca, rehine meselesini yeniden düşünmeye hakkımız olduğunu söylemeliyiz.
 
2002 yılından beri Erdoğan ve AK Parti’ye iki tip insan destek verdi. İlki, destek verenlerin geniş çoğunluğunu oluşturan ve Müslüman hassasiyetleri Kemalist sistemde ezilip durduğu için AK Parti’yi bir can simidi olarak gören Müslüman kesimdi. İkinci kesimse, AK Parti’nin, Türkiye’yi Kemalist vesayetten kurtarıp neo-liberal cendereye sokmasının hesaplarını yapan Batıcı kesimdi. Desteklerin, oyların, maddi fedakârlıkların kahir ekseriyeti ilk kesimden gelmesine rağmen, Ak Parti iktidarının, basından kültür sanata, eğitim ve siyasete kadar asıl rantını yiyen ikinci kesim oldu. İlk kesim, genellikle samimi bir inançla yanında olurken, ikinci kesim hep AB ve ABD hesapları yaptı. Ak Parti bir deveydi ve sırtına kendilerinin taşıması zor olan AB ve ABD yükünü yüklemişlerdi. Yükü taşıyacağı yere kadar destek verecek, taşı8ya)madığı yerde ise, aynı Cemaatin yapmaya çalıştığı gibi, kesip yiyeceklerdi…
 
Gülen Cemaati bu ikinci kesimin ilk on yıldaki ana “birleştirici” gücüydü. Cemaat gazeteleri ve televizyonlarından, cemaatin üst düzey mensuplarının çoğunun yönetiminde olduğu devlet kurumlarına kadar bütün imkânların liberal Batıcı kesime adeta peşkeş çekilmesinin ana sebebi buydu. Cemaat ile Ak Parti arasında özellikle one minute vakasından sonra başlayan ayrışmanın ana sebebi, Tayyip Erdoğan’ın bu Batıcı hedeflere gitmek için uygun olmadığı kararının verilmesiydi. “Kesip yemeye karar vermişlerdi” böylece… AK Parti’yi ilk on yılında desteklemiş olan gruplardan ikincisi de böylece bölünecekti. Cemaat tümüyle Ak Parti karşıtı bir pozisyon alırken, 16 Aralık 2013’e kadar cemaat ile yedikler içtikleri ayrı gitmeyen “liberal / sivil / genç / Obamacı / Yeni Türkiye’nin Yeni aydınları”, çabucak AK Parti yanında konumlanacaklardı. Daha önce hiçbir şey olmamış gibi gerçekleşen bu hızlı yer değiştirme, bu kesimin AK Parti nezdindeki gücünü daha da kuvvetlendirecekti Ak Parti yanlısı gazete ve kanallarda da artık bunların borusu ötmeye başlamıştı. Liberalinden solcusuna, Müslümanına bu kesimin ana ortak özelliği su götürmez Batıcılıkları / Obamacılıklarıydı. Bir yerde Erdoğan ile Obama yan yana mı geliyor, gözlerinin bakışlarından, ellerinin tokalaşma biçimine, masada yan yana oturmalarının derin manalarına kadar her bir Erdoğan-Obama yakınlaşmasından sonsuz memnuniyetler çıkaracak, aynı karede gördükleri Erdoğan ile Obama’nın nasıl iyi geçindiğini ballandıra ballandıra anlatacaklardı. Obama Erdoğan’ı sevmişti, Obama Erdoğan’ı masada hemen yanına oturtmuştu! O zaman ABD’nin Türkiye’nin bölge liderliğine “izin verdiği” anlamına geliyordu bu! Böylece bir Obama-Erdoğan aşk hikâyesi kuruluyor ve Türkiye’yi görmek /götürmek istedikleri Obama-masasında kendilerine de yeni paylar biçiyorlardı. Maalesef Ak Parti yanlısı diye gördüğümüz televizyon kanallarının temel görünümü bu kompleksten ibaret hâle gelmişti. Bir Beyaz-Obama olarak Tayyip Erdoğan hepsinin düşlerinin süslüyordu…
Rehinelerin “kurtarılmasından” sonra, ABD’nin İşid operasyonuna, Türkiye’nin, destek vereceğini Cumhurbaşkanı düzeyinde açıklamasıyla birlikte, bahsettiğim “ikinci kesimin” tüm kodları ortaya dökülmeye başladı. ABD’nin operasyonunun incilerinden bahseden tipler, son iki yılda dünyada hiçbir şey olmamış gibi, Türkiye’yi ABD’nin kuyruğuna takmaktan hiçbir sıkıntı duymayan açıklamalar yapmakta gecikmiyordu. Ne de olsa “bir verip on alacağız” zihniyetinin “ahlaksızlığının” yetiştirdiği neo-liberal şehvetin insanlarıydı bunlar!
 
Başta, “hâlâ güvendiğim” ve bu açıklamalarının bir “şaka” ya da “başka bir planın önünü gizleyen bir set” olduğuna inanmak istediğim Tayyip Erdoğan olmak üzere, Başbakan Davutoğlu ve AK Parti yöneticilerine son iki yılı hatırlatalım…
 
Geçen yıl Mısır’da darbe olduğunda, ABD yöneticileri, başta Obama olmak üzere, sadece darbeye destek vermekle kalmamış, darbeci Sisi’ye askeri kaynaklar aktarmışlardı. Sisi de bunun karşılığı ilk iş olarak Gazze’nin can damarı olan Refah Sınır Kapısı’nı kapatmıştı. Darbecilerin, bırakalım AB ve ABD nezdinde kınanmasını, darbecilere her tür lojistik destek vererek, Mursi ve İhvan üyelerinin adım adım ölüme götürülmelerine cesaret veren bir ABD ve Obama’dan bahsediyoruz…
 
Suriye’de yüz elli binden fazla insanı hunharca katleden, milyonlarca insanı mülteci durumuna düşüren, yersiz yurtsuz bırakan bir katile, bırakın bir bombalamayı, bir uyarıyı bile çok gören bir ABD’nin Obama’sı bu…
 
Daha bir iki ay önce, aylar süren Gazze katliamlarına sadece destek vermekle kalmamış, aynı zamanda, çoluk çocuk masum insanlar her gün şerefsizce katledilirken, Hamas’ı suçlayacak açıklamalar yapmaktan zerre kadar utanmayan Obama’nın ABD’si bu… Gezi olayları için her gün birkaç açıklama birden yapan, ama Mısır’da bir gecede binlerce insanın öldürülmesine bir kınama bile yayımlayamayan Obama…
 
İşid’e gelelim… İşid’in hangi sebeplerle ortaya çıktığı meselesi bu yazının tartışmak istediği meselelerden değil. Maliki’nin yıllar süren Şii zulmünün, karşı tarafta Maliki kadar katil bir başka grubu yarattığı meselesi de değil tartışmak istediğimiz…
 
İşid’in, Batı’nın, Ortadoğu’daki kargaşayı “sürdürülebilir” kılması için gerekli olan araçlardan birisi olduğundan zerre kadar şüphem yok. Bu bölgede savaş içine çekilmemiş ve hâlâ istikrarını koruyabilen, Gezi’den beri defalarca yıkmak istedikleri hâlde yıkmayı beceremedikleri bir ülkeyi, o kargaşanın aktörlerinden birisi yapmak için uydurulmuş bir piyon… Afganistan’da, Pakistan’da ve “gerekli” olan neresi varsa orada rahatlıkla yapabildikleri piyonlardan birisi… İşid’in Batılı patronunun İngiltere mi ABD mi, İsrail ya da Almanya mı olduğunun da çok fazla önemi yok. İşid, son Haçlı Seferi’ne bahane oluşturmak için kullanışlı bir malzeme sadece… O malzemeyi (aynı El Kaide’nin alt kadrolarını oluşturanların kahir ekseriyetinin, ‘üstteki ilişkilerden’ haberi olamayacak olan heyecanlı mücahitler olması gibi) besleyen çok fazla sebep olduğunu söylemeye bile gerek yok elbette… Üstelik Gazze ve Mısır’da dünyanın en temiz, en ahlâklı direnişini yapan Müslümanların, tüm dünya nezdindeki sicilini karartmak için üretilmiş bir sentetik-cani potansiyeliyle de oldukça “gösterişli” bir araç bu…
 
İşid’in bütün bu rol dağılımının bize göstermesi gereken başka bir manzara var: İşid, Batı’nın Ortadoğu’daki gücünü ve bölge halklarının istikrarsızlığını sürekli kılmak ve Türkiye’yi bu istikrarsızlığın ana merkezi yapmak için kullanılan bir aktör. Ancak unutmamalı ki hiçbir aktör, o aktörlerin patronu kadar vahşi olamaz. Emin olalım ki dünya yüzünde ABD, İngiltere gibi Batılı ülkelerden ve onların namussuz gayrı meşru çocuğu İsrail’den daha vahşi, daha şerefsiz, daha ahlâksız bir terörist yoktur. Bu yüzden İşid’i bitirme bahanesiyle bizi bir batağın içine çekmek istediklerinin farkına varalım. Üstelik kiminle ne için ne pahasına koalisyon yapacağımızın da bilincinde olalım. ABD ve diğer Batılı ülkeleri geçtim, Esed’in bu operasyonun ortaklarından birisi olma ihtimali (ki hiç de uzak değil, zira desteklerini açıkladılar) bizi hiç mi ürkütmemeli?
 
Şimdi sıradan bir Türkiye vatandaşı olarak, ülkemin, kayıtsız şartsız ABD’nin kuyruğuna takılma ihtimalinin beni kahrettiği bu gece yarısında bazı şeyleri açıkça ifade etmem gerekiyor. Öyle bir operasyona Türkiye katılacaksa bunun açık ve kesin şartları olmalı. Hani hep bize söylediğiniz ve tam da bu yüzden sizlere oy verdiğimiz şartlar! Türkiye, Esed’e de operasyon olacağı; Mısır’daki darbecilerin yargılanacağı ve İhvan üyelerinin serbest kalacağı ve Gazze’ye yönelik ambargonun kalkması yönünde karar alınıp İsrail’in terör suçundan yargılanacağı üzerine garantiler alınırsa…
 
Bu yazıyı okuyan çoğu kimse, muhtemelen “sen de amma hayalcisin” diyecektir. Ancak, biz Tayyip Erdoğan’a, iki yüz yıldır tüm Müslüman âleminin kahredilen hayallerini gerçek kılabileceği, bu potansiyeli olduğu ve bu yönde emareler verdiği için, kimsenin karşısında eğileceğine ihtimal vermediğimiz için oyumuzu verdik. Evet, tam da bizim hayallerimizle onun hayalleri ortaklaştığı için… Bu şartların birkaçı gerçekleşmeden, ABD’nin kuyruğuna takılıp bu operasyona destek verilmesi, bizim gibiler için olabilecek en büyük hayal kırıklığı olacaktır.
 
Cumhurbaşkanımız, Başbakanımız ve genel olarak Ak Parti bir yol ayrımındadır. Kendilerine, İslam âlemine kucak açtıkları için, İslam dünyasından ABD ve Batı soluğunu ebediyen söküp atsınlar diye oy veren insanları mı seçecekler, yoksa Erdoğan’dan bir Gölge-Obama yaratmak isteyenleri mi seçecekler karar verme zamanıdır. Bilinsin ki, bu ülke halkının kahir ekseriyeti, Erdoğan bir Müslüman-Obama olsun diye oy vermedi. Belki basındaki tüm köşeleri kapmış olan, utanmaz, ar yoksulu olmalarının yer kapmada kendilerine kolaylık sağladığı Obama’cılar kadar Ak parti ve hükümet “yalakalığı” yap(a)madıkları için sözleri onlar kadar dinlenmiyor olabilir. Ama inanın ki, zor durumda kaldığınızda, ardınızda yakınınızda bulunacak, size siper olacak olanlar bu ilk grupta olanlardır. Zira onların bu ülkeden başka bir ülkeleri ve Müslüman dünyasından başka bir “kardeşleri” yok!
 
Şimdiye kadar biz kendilerini seçtik. Ama artık onların “seçme” zamanı gelmiştir. Kendilerini ve ardı sıra ülkemizi hızla Batı’ya itekleyen, “AB’cilik olmadı mı, Obama’cılık verelim” diyen ve genellikle ne mal oldukları birkaç yıl içinde yaptıkları hainliklerden anlaşılan insanların göz boyamasını mı; yoksa kar kış demeden, sırf “alnı secdeye değdiği için kötülük yapamaz” diye bildiği insanlara hiçbir çıkar beklemeden destek çıkan o sessiz çoğunluğu mu seçeceksiniz? İşte bu sizin son seçiminizdir. Eğer sözünü ettiğimiz şartlar sağlanmadan kayıtsız şartsız bir şekilde bu operasyona destek verecekseniz bilin ki bizim desteğimiz artık sizinle değil!
 
ENVER GÜLŞEN 


Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner211