HAZRET-İ MEVLÂNA CİHÂNŞÜMÛLDÜR

M.Hâlistin Kukul

M.Hâlistin Kukul



12 Aralık 2014, 12:58

ÇAĞLAR - Sayın Hocam; Hz. Mevlâna hakkında "Mevlâna Eşiğinde" isimli bir kitabınız var. Vefâtından bunca asır sonra, bir "Mevlâna" portresi çizer misiniz?

KUKUL- Şunu hemen ifade edeyim ki, bugün, geldiğimiz noktada Hazret-i Mevlâna'nın bâzı çevrelerce iyi anlaşılmadığına şâhit olmaktayız. Tabiî ki, bunda, "anlatması gerekenler" ile "anlatanlar"ın yeterli olduğunu söylememiz de mümkün değildir. Anlatması gerekenlerin bir çoğu maalesef suskundur. Anlatanlar ise, yeterince müessir olamıyor. Zâten, 'taleb' de mâlûm!..

Hazret-i Mevlâna, bir rubâîsinde şöyle buyurur: " Men bend-i Kur'ân'em eğer ki cân dârem / Men hâk-i reh-i Muhammed muhtârem / Eğer nakl küned cüz in kes ez gûftârem / Bîzârem ez û ve'z ân sühen bîzârem"

Yâni: "Ben, sağ olduğum müddetçe Kur'ân'ın kölesiyim / Muhammed muhtârın (s.a.v.) yolunun tozuyum / Benim sözümden bundan başkasını kim naklederse/ Ben ondan da bîzârım, o sözlerden de bîzârım".

Hz. Mevlâna'yı, bu rubaîsinin mânâsına uygun olarak değerlendirmeliyiz. Buna göre anlamalı ve anlatmalıyız.

ÇAĞLAR - Bâzıları, O'nun için "hümanist" diyorlar. Bu duruma göre, Mevlâna yanlış târif edilmiş olmuyor mu?

KUKUL- Çok isâbetli bir soru sordunuz. Ben, bu durumu bâzı mülâkatlarımda da açıkladım. Hümanizm, Ortaçağ Hırisyanlığına âit bir kavramdır. Batılılar, Ortaçağ'da, kiliselerin baskısına ve zulmüne dayanamıyorlardı ve kendilerine çıkış yolu arıyorlardı. Bunda da, eski Yunan ve Roma putperestliğine dönme yolunu tercih ettiler ve seçtiler. Bunun adına da "hümanizm" dediler. Kurucularının ilki olan, Dante Alighieri, Hazret-i Mevlâna vefât ettiği zaman yâni 1273 yılında henüz sekiz yaşındaydı. Peki; bir insan, nasıl olur da, kendi öldükten sonra doğanların ürettiği / ortaya attığı bir fikir akımına dâhil edilir? Bu kadar câhillik olur mu?

Kaldı ki, Dante başta olmak üzere, Petrarca, Boccacio gibi ilk veya son hümanistlerin hepsi katı hıristiyan olup, birer İslâm düşmanıydılar.

*ÇAĞLAR - Peki, bugün, Mevlâna ve hattâ Yûnus Emre gibi tasavvuf ehli büyüklerimize bu sıfatı niçin yakıştırıyorlar?

* Zâten, siz de söylüyorsunuz: Yakıştırıyorlar! Bunlara aldanmamak lâzımdır. Maalesef aldananlarımız bulunmakta ve böyle demektedirler. "Hümanizm"in, Türkçe'deki, "insanlık aşkı, insaniyetçilik, insancılık, insânîlik..." gibi mânâlarına kanmamak, inanmamak gerekir. Doğrudur: Kelimenin mânâsı budur. Ammâ, uygulaması bu değildir. Bu tavrı, kendi içlerinde bile tahakkuk ettirememiş bir cemiyetin, bu sözleri sâdece kandırmacadır.

Bizdeki 'insânîyet'çiliğin" içini, hıristiyanî bir 'tavırla' dolduruyorlar. Zamanla da, buna, insanları alıştırmaya çalışıyorlar / alıştırıyorlar. Bir de bakıyorsunuz ki, bizim "hoşgörümüz / sevgimiz / hürmetimiz / muhabbetimiz vs. isim değiştirip 'hümanizm' olup çıkmış! Bâtıl, 'hak kılıfı'na sokulmuş bize sunuluyor. Kabukta / kılıfta / zarfta, Türk veyâ İslâm yazıyor (gibi) ammâ; iç, bambaşka şeylerle dopdolu!.. Yâni, bâtıl, hak diye takdîm ediliyor, anlatılıyor. Beyinler şartlandırılıyor, gönüller karartılıyor..Kültür bozulmasına, tahribine ve yokedilmesine doğru gidiş böyle başlıyor! Zâten başladı, devam ediyor!

ÇAĞLAR - Hazret-i Mevlâna'daki insan sevgisini nasıl değerlendirebilirz?

KUKUL- Mevlâna'nın, bırakınız diğer eserlerini, 25 618 beyitlik Mesnevî'si başlı başına bir hazîne değerindedir. Büyük İslâm âlimlerinden Abdullah Dehlevî: "Üç kitabın eşi yoktur. Bunlar: Kur'ân-ı Kerîm, Buhâri-yi Şerîf (yâni Sahîh-i Buhârî) ve Celâleddîn-i Rûmî'nin Mesnevî'sidir" der.

Elbette ki, bunlara, İmâm-ı Rabbânî hazretlerinin "Mektûbât"ı da dâhil edilmelidir.

Demek ki, Mevlâna'nın eserlerini ilmî olarak çok iyi tedkik etmeliyiz. Meselâ, benim, 2000 yılında, Kültür Bakanlığı'nın tertip ettiği "Uluslararası Mevlâna Bilgi Şöleni"ne sunduğum bir tebliğim var. Adı: "Mevlâna Celâleddîn-i Rûmî'nin Mesnevî'sinde İnsan"dır. Hazret-i Mevlâna, bütün mes'elelere olduğu gibi, elbette ki, insana da, Kur'ân-ı Kerîm ve hadîs-i şerîflerin ışığında bakar. Zâten, Kur'an-ı Kerîmde, Bakara Sûresi'nin 29. ve 30. âyetlerinde şöyle buyurulur: " Allah, yerlerde ve göklerde ne varsa hepsini insan için yaratmıştır. İnsan, yeryüzünde, Allah'ın halifesidir."

Mevlâna'nın bakışını, bir ân olsun bunlardan ayırırsanız vebâl altında kalırsınız.

ÇAĞLAR - İnsan hakkındaki bâzı sözlerini nakledebilir misiniz Hocam?

KUKUL-
Elbette. Bu hususta, o kadar çok ve o kadar da güzel-tesirli sözleri vardır ki hangisini söyleyelim. Meselâ: "Her insanın evveli sûretten ibârettir. Ondan sonra can gelir ki, mânevî güzellik, ahlâk güzelliğidir." ; "İnsan gözden ibârettir. Geri kalanı deridir. Göz de dostu gören göze derler." ; "Edepsiz, yalnız kendine kötülük etmez; bütün çevreye ateş saçar." ; "En güzel şekil olan insan şekli, arştan da üstündür, düşünceye de sığmaz." ; "A güzelim yoldaşım, sen alelâde tek bir adam değilsin ki. Sen bir âlemsin, sen bir derin denizsin."

ÇAĞLAR - Mevlâna konusunda ihmâl içinde miyiz? O'nu anlamak ve tanıtmak için ne yapmalıyız?

KUKUL- Mes'ele sâdece Mevlâna değildir. Bizde, bütün târihî şahsiyetlerimize karşı aynı tavır mevcuttur. Dünyâya yön vermiş o kadar çok büyük şahsiyetimiz var ki, onların birinin tanıtılması bile, hem bizim için ve hem de insanlık için büyük önem taşır.

Dünyâ fikir ve şiir hayatından 'Mevlâna ve Yûnus Emre'yi çıkarınız, dünyâ edebiyatı çöker! Bu gerçektir! Çöker!..

Maalesef, bunlar hakkında yeterli çalışmalar yapılamadı, yapılamıyor. Bizim insanımıza, gencimize, çocuğumuza, mekteplimize, mektepsizimize bu şahsiyetler, kendi anlayacakları üslûpla sunulmalıdır. Bunlar; illâ, ciddî ilmî makalelerle olmayabilir. Makaleden anlayana, elbette makale ile, olur. Fakat, bâzı hususlar şiir, bâzı hususlar tiyatro , hikâye veyâ roman tarzında sunulabilir.

ÇAĞLAR -Sözlerinize biraz daha açıklık getirmeniz mümkün mü Hocam?

KUKUL- Elbette! Meselâ, Nasreddin Hoca'nın nesir olarak fıkraları dilden dile dolaşır. Ben, seneler önce, bu fıkraları "Şiirlerle Nasreddin Hoca Fıkraları" olarak, hece vezniyle kitaplaştırdım. Yine, Nasreddin Hoca'mızın televizyona uyarlanmış fıkraları bulunmaktadır. Hazret-i Mevlâna da , değişik şekillerde tanıtılabilir. Tabiî ki, burada, Millî Eğitim ve Kültür Bakanlıkları ile, üniversitelere çok iş düşmektedir. İlâhiyatçılar, edebiyatçılar, sosyolojiciler, felsefeciler, estetikçiler...Mevlâna'dan nasiplerini almalı ve bütün insanlığa da aldırmalıdırlar.

Dünyâ, bu muhterem kişileri, bizim kalemimizden okumalı, bizim sesimizden duymalıdır.

ÇAĞLAR - Bir de, şu "Yine de gel...Ne olursan ol, yine de gel..." mes'elesi var. Ona ne dersiniz.?

KUKUL- Bu, yakın zamana kadar bilinmiyordu. Herkes, bunu Mevlâna'nın diyordu. Ben de, 'Mevlâna Eşiğinde' adlı kitabımın 2007'deki ilk baskısında, bunu Mevlâna'nın diye yazdım. Bütün kaynaklarda öyle geçiyordu. Bilmiyorduk, bilinmiyordu. Fakat, yeni araştırmalar, bilhassa Mesnevîhân Şefik Can hoca, bunun, Hazret-i Mevlâna'ya değil, Horasanlı , yine, büyük bir mutasavvıf olan Ebû Saîd Ebu'l Hayr'a âit olduğunu ortaya çıkardı.

Zâten, ifade olarak da Mevlâna üslûbuna çok yakındır. Bu sözde, her hangibir fikrî arıza bulunmadığına göre, sâdece kişilerin yerleri değişmiş oluyor.

ÇAĞLAR - Son olarak ne dersiniz Hocam?

KUKUL- Başta, tek rehberimiz Kur'ân-ı Kerîm ve ardından da hadîs-i şerîfler olmak üzere, değerlerimiz üzerinde titizlikle durmalı, onları okumalı, okutmalı, tahlil etmeliyiz.

"Zaman hazînesi"ni, bizim kadar hor kullanan, israf eden bir başkası yoktur. Buna da çok dikkat etmeliyiz.

Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.