Batı’da Yükselen İslam Karşıtlığı ve Günümüz İslam İmajı
‘’İslamofobi, İslam ya da Müslümanlara karşı duyulan önyargı, nefret, düşmanlık ve gereksiz korku/endişe gibi halleri ve bu hallerden yola çıkılarak dile getirilmeye çalışılan aşağılayıcı ve şeytanlaştırıcı söylemi ve ayrımcı eylemleri ifade eden bir kavramdır.’

Ömer Kalaycı, Tarihsel süreçte İslamofobinin dayandığı kökler her ne kadar Orta Çağ’da, Endülüs’ün İslam devleti tarafından fethedilmesi gerçeğine dayatılmış olsa da bununla da sınırlı kalmadığını belirterek Avrupa’nın aydınlanma çağı dediğimiz döneme üç ünlü düşünürün damga vurduğunu söyledi.

Ömer Kalaycı bu üç ünlü düşünürü şöyle sıraladı:

İngiliz Francis Bacon(1561-1626), Fransız Rene Descartes (1596-1650), ve yine bir başka İngiliz olan İsaac Newton (1624-1724) geleneksel olarak birbirlerini takip etmiş olsalar da, diğer bütün başarılar, bu üç düşünürün ortaya koyduğu eserlerden esinlenmiş, özellikle sosyal alanda ortaya çıkan ağır yanlışlar da bunların taklitlerinden doğmuştur. Ayrıca temelinde üç düşünüründe en fazla etkilendiği düşünürün Gazali olduğunu (1058-111) unutmamak gerekir.

Ömer Kalaycı'nın yazısı şu şekilde  devam ediyor:

Hristiyan dünyanın, Müslümanlar ile tarihin değişik dönemlerinde çeşitli temasları olmuş olsa da, Avrupa’nın tabiri caizse göbeğinde konuşlanmış bir İslam devleti, İslamı ilk kez bu kadar yakınlarında hisseden Batılıların tedirginliklerinin başlangıcı olarak görülmektedir. Bunu takip eden süreçte karşımıza çıkan haçlı Seferleri de buna benzer bir paranoyanın ürünü olarak değerlendirilmektedir.

Yukarıda bahsettiğim Avrupa’nın aydınlanma çağına damgasını vuran üç düşünürün esinlendiği düşünür her ne kadar İslamı temsil etmiş olsa da Avrupalıların, Türkleri, İslam ile özdeşleştirildiği bu dönemde, Osmanlı İmparatorluğu’nun özellikle 15. Ve 16. Yüzyıllarda izlediği yayılmacı politikası ve doğal olarak yarattığı tehdit algısı da, Türk ve İslam korkusuna zemin hazırlamış, korku da zaman içinde nefreti beraberinde getirmiştir.

Günümüzde İslamofibi’nin kendisini en belirgin olarak gösterme şekillerinden biri olan ‘’Göçmen karşıtlığı’’ ise, ağırlıklı olarak coğrafi keşifler ile başlayan ‘’sömürgecilik’’ hareketlerinin sonucunda, başta Afrika kıtası olmak üzere dünyanın sömürüye maruz kalmış pek çok coğrafyasından, yaşam mücadelesi veren insanların Avrupa ülkelerine önceleri köle, sonralarında isçi, mülteci ve göçmen halleriyle göç ve iltica (siyasi) etmek durumunda kalması ile başlamıştır.

Soğuk Savaş’ın sona ermesiyle birlikte, başat olarak ABD’nin özelinde, Batı’nın tehdit algısındaki değişim önemli bir noktaya gelmiştir. Soğuk savaş süresince, özellikle Orta Doğu olarak isimlendirilen yakın doğu coğrafyasındaki halkları Müslüman olan ülkelerde Sovyetler Birliği’nin’’yayılmacı Komünist Terörizm’’ine karşı ‘İslami’ dinamikler ile yapılanmış örgütler, 9/11 eylemleri ile hedeflerine ABD ve Avrupa’yı koymuşlardır.

9/11 saldırıları ile birlikte Batı’nın, Komünizm yerine bu kez ‘İslam’ ile süslenmiş ve bir çok kesiminde dillendirdiği gibi ‘’İslami Terörizm’’ getirilmiştir. İslami Terörizm kavramı ise günümüzde Amerika ve Avrupa’daki Müslümanlarını tehdit ve potansiyel suçlu muamelesi görmelerine neden olmakla birlikte toplumsal yaşam içinde dahi ayrımcılıklara ve ırkçılıklara yol açan temel etkenler arasındadır.

Akademi alanında uzun yıllar tartışma konusu olan Bernard Lewis’in ‘’Kutsal Öfkenin Kökleri’’ ile Samuel Huntington’ın ‘’Medeniyetler çatışması’’ adlı eserleri politikacı, asker, istihbaratçı gibi yetkililerini paralel çizgilerdeki açıklamaları da bu tezleri pratikte destekleyen unsurlar olmuştur.

1994’de dönemin CIA Başkanı James Wooley, İslamı; ‘’Komünizm’’den sonra Batı’nın başına musallat olan yeni bir tehlike’’ olarak tanımlamıştır. Stratfor’un kurucusu ve gölge CIA olarak bilinen ve Busch dönemi ABD Dış Politika danışmanı olan Thomas Friedman da İslam’ı ve Müslümanları kast ederek ‘’ Onlar, medeniyetimizi kıskanan barbarlardır’’ ifadesini kullanarak Müslümanlar özelinde Türklere olan kin ve nefretini kusmaktadır. Aynı cümleleri kullanmasa da benzer bir şekilde özellikle 9/11 eylemlerinin hemen ardından, Afganistan ve Irak operasyonlarında dönemin ABD Başkanı Georg W. Bush’un kullandığı dil de son derece ırkçı, tahrik edici ve haçlı zihniyetini destekler nitelikteydi.

Avrupa’nın lokomotif ülkesi olan Almanya’da, 2000 ile 2006 yılları arasında medya ve basında ‘Dönerci katliamları’’olarak bilinen eylemlerin arkasında da Neo- Naziler çıkmış ve hala NSU davası olarak Almanya mahkemelerinde hukuki süreç devam etmektedir. Bunun ardından Danimarka’da, sonrasında Hollanda’da Hz. Muhammed’e hakaret içeren karikatürlerin yayımlanmış olması başta Avrupa olmak üzere bir çok coğrafyadaki Müslümanlar arasında infial yaratmıştır.

2009 yılında İsviçre’de, Müslümanların yapmış olduğu Camiilere minare yapımını kısıtlayan uygulamalar refarandum sonucunda halk nezdinde kabul görmüş ve yürürlüğe girmiştir. O dönemi yakınen yaşayanlardan ve tanık olanlardan birisi olarak, referandum sürecinde aşırı ırkçı ve islam karşıtı olan örgütlerin ki bunlara destek veren o ülkede yaşayan PKK sempatizanı oluşumlarda, düzenledikleri afişlerde İslama ve Müslümanlara en ağır hakaretleri içeren dövizler taşımışlardır.

2011 yılında Norveç’te 77 kişiyi katleden İslam/Müslüman ve dolayısıyla göçmen karşıtlığı ile bilinen Anders Behring Breivik, düzenlemiş olduğu yaklaşık 5000 sayfalık manifestosunda, İslam ve Müslümanlar özelinde özellikle Türklere ve Türkiye’ye olan düşmanlığını ve nefretini açıkça dile getirmiştir.

2012 yılında Fransa’da yapılan Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde ise Marine Le Pen’in liderliğindeki ‘’Milli Cephe’’ isimli aşırı ırkçı partinin, 2014’teki Avrupa Parlamentosu seçimlerinde oy başarısını daha da ivme kazandırarak % 24.95 lik oranla birinci parti olmuştur.([7]) Aynı seçimlere müteakiben Danimarka, Avusturya, Macaristan, Yunanistan gibi Avrupa’nın bir çok ülkesinde de AB karşıtı ve Irkçı sağ partiler, ciddi oylar alarak 38 kişiye varan sayıları ile Avrupa Parlemantosu’na partilerini ve parlamenterlerini taşımışlardır.

Kısa adı PEGİDA olarak bilinen ‘’Batı’nın İslamlaşmasına Karşı Yurtsever Avrupalılar’’ Almanya’daki sivil oluşum, Alman toplumunda hiç de azınsanmayacak tabanı bulunmaktadır. Her ne kadar İslam’a değil ama Avrupa’nın İslamlaşmasına karşı olduklarını beyan etseler de ülkenin bir çok hatırı sayılır nüfusa sahip olan büyük şehirlerinde düzenledikleri gösterilerde ki taşıdıkları Irkçı, İslam karşıtı döviz ve pankartlar, ülkede yaşayan Müslüman nüfusu ciddi anlamda tedirgin etmeye yetmiştir.

Özellikle Almanya’da ve diğer Avrupa ülkelerinde, sadece PEGİDA oluşumunun yaratmış olduğu tedirginlik değil, halk tabanında bulmuş olduğu tarihsel ve genetik hastalıklarını da eklediğinizde, toplumsal yaşam alanlarında Müslümanların, bir çok alanda eğitimden, konut edinmeye (yabancıya ev vermeme), sağlıktan, iş yerlerinde çalışanlara karşı uygulanan mobing’e, kalabalık ortamlarda yabancı ve Müslümanlara yönelik tehdit, alay ve fiziksel saldırı, Müslüman mezarlıklarına verilen tahribat, bazı kurum ve kuruluşların bilinçli şekilde özellikle Türklere karşı ev adreslerine yollanan mektuplar gibi eylemler baş göstermiştir.

TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu’nun, 2014 yılının Ocak ayında yayımladığı ‘’Avrupa’da Türk Kökenlilere Yönelik Irkçı ve Yabancı Düşmanlığı İçerikli Eylemler’’ rapora göre; 2013 yılı içerisinde Avrupa’nın 10 ülkesinde Türklere karşı gerçekleştirildiği tespit edilen ırkçı/anti İslam ve yabancı düşmanlığı eylemlerin sayısı 70’tir denilmektedir.

İşin Avrupa ve Batı kısmı bu iken, son dönemlerde Müslümanların yoğun yaşadığı coğrafyada ‘’Selefilik’’ adı ile anılan ve Vahhabi kültürünün devamı olan bu akımın Avrupa ülkelerinde taban buluyor olması ile ‘’İslam adına’’ hareket ettiklerini iddia eden esasında terör örgütleri bir nevi İslam’ın yanlış anlaşılmasına ve İslamı terör ile bağdaştırılmasında da ciddi hizmet etmektedirler.

Özellikle Avrupa ülkelerinde yükselmekte olan İslam karşıtlığının asıl sebeplerinden biri, başta IŞİD olmak üzere El Kaide ve Batı dünyasını hedeflerine koyduklarını açıklamaktan geri durmayan radikal örgütler baş gösterilmektedir.

Buraya kadar gerek tarihsel süreci gerekse de kültürel süreci ve son olarak da göçlerle ilgili sorunlardan kaynaklanan islam ve Müslüman karşıtlığını inceledik. Ancak bir konu var ki gözlerden sanki kaçırılmakta ve adeta gizlenmek istenmektedir. O da İslam ve Müslüman kavramını yakıştırma yolu ile ‘’Allah adına’’ eylemlerini gerçekleştirdiklerini açıklayan radikal terör örgütlerinin finans kaynakları konusunda henüz daha yeni yeni bir takım araştırmalar ve incelemelerin yapıldığıdır. Ve bu yapılan araştırmalar ilginç sonuçları, önümüze koymaya devam etmiş bir başlıktır. The Council on American-Islamic Relations – CAIR adlı Amerika İslam İlişkileri Konseyi, ABD’nin sivil özgürlükler için mücadele veren en büyük ve ciddi Müslüman örgütünün, 2013 yılında yayımlamış olduğu’’Korkuyu Yasallaştırmak: İslamofobi ve ABD’deki Etkileri, 2011-2012’’ adlı raporunda, Amerikada İslam karşıtı sivil toplum kuruluşları ve bu yönde gerçekleştirilen tüm faaliyetleri finanse eden bir gücün varlığına dikkat çekilmektedir.

Bu rapora göre; söz konusu iki yılda 51 kez cami karşıtı olaylar meydana gelmiş, 78 adet İslami pratikleri kötüleyen yasa ve yasa değişikliği önerisi, eyalet meclisine ve kongreye sunulmuştur. Raporun daha dikkat çekici olan durumu ise; 2008-2011 yılları arası İslamofobik girişimlerde 119,662,719 dolar harcanmış olmasıdır. Özellikle Cumhuriyetçi Parti’ye mensup bir takım politikacıların da bu kampanyaları yerel ve genel alanlarda politik destek ayağını oluşturmuş olduklarıdır.

Center For American Progress (CAP) adlı ABD’deki düşünce kuruluşunun; ‘’Korku Şirketi: Amerikadaki islamofobi Ağının kaynakları’’ adlı raporunda ise, İslam karşıtı eylemlerin finansmanını karşılayan şebekelerin nasıl bir ilişki ağı ile çalıştığını ve finanse edildiğine dair önemli veriler sunmaktadır. Raporda İslamofobi üreten söz konusu şebeke 5 başlık altında incelenmiştir.

1-Söz konusu ağa bağış yapan kuruluşlar,

2-Yanlış bilgi üreten uzmanlar,

3-taban organizasyonları ve dinci sağ,

4-İslam karşıtı propagandanın sağcı medya seçkinleri,

5-ve politik oyuncularından oluşmaktadır. 


Bugün 1,5 milyarlık İslam Dünyası, Batı tarafından kuşatılmış, daha açık bir ifadeyle sömürgeleştirilmiştir. Elbette Batı olarak ifade edilen güç, emperyal küresel güçlerdir.


YAZININ DEVAMI İÇİN TIKLA


 


Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner211