ÎDÂM GERİ GELSİN Mİ?
'Mâsûmlara îdâm' devam ettiğine göre, geri gelecek olan ne var? Bir ay içerinde kaç insanımız,kaç kadınımız vahşîce öldürüldü? Geçen yıllar içersinde, ne kadar gencimiz, askerimiz, polisimiz, öğretmenimiz, gazetecimiz katledildi?

'Îdâm geri gelsin mi?" diye sormanın ne mânâsı olabilir? Bu, basit bir sitemle sorulmuş değildir. Ciddî bir sorudur: Gelsin mi?

- Kimin için???

Haydi, dikilin karşısına, ve : "Olmaaazzz! Olamaaazz! "diye tempo tutun.

- Elbette ki; bu suça kim lâyık ise, onun için!

Benimkisi; patolojik / marazî hâlimizin, k(ı)ronikleşen sosyal muvazenesizliklerine çâre arayıştır.

Hani, sosyolojik tavrımız? Tahrib edilen millî kültür ve ahlâkî meziyetlerimizin ilmî teşhisi nerededir? Siyâsî tavır, zâten çığırından çıktı.

Ben, ilmî, âdil ve ahlâkî tavır arıyorum.

Diyeceksiniz ki; "1 Ağustos 2002 târihinde îdâmın kaldırılması için kalkan kollar, kol değil de ağaç dalı mıydı? " Öyleyse, bugün neyin çâresi arıyoruz?

Îdâmı, hem kaldıracaksın, hem de kaldırılmasına müdahâle edenlere / karşı çıkanlara 'otuz bin kişinin kaatilini' niçin asmadın / asamadın diye iftira edip yalan konuşacaksın. Hem, Kur'ân deyip tutturacaksın, hem de Kur'ân'ın emrine ters hareket edecek ve başkalarını , ona karşı imiş gibi suçlayacaksın!

Ammâ; o, dünde kaldı,diyelim ve bugüne bakalım!

Özgecan kızımızın katledilmesine bir günün hâdisesi olarak bakılıyorsa, yanlış düşünülüyor. İstanbul'un ortasında , molotof atılarak yakılan lisesi Serap kızımızın kaatillerine ne oldu? Ayaz bebeğin ölümüne sebep olanlar kim? Soma'da yerin altında can verenlerin hesabı soruldu mu?

T. C. Anayasası ne gün için geçerlidir?

"Herkes, yaşama, maddî ve mânevî varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahipse" (Madde, 17), bu çılgınlıkları, bu vahşetleri kim önleyecektir?

"Herkes, kişi hürriyeti ve güvenliğine sahipse" (Madde, 19), bunca emniyet gücü, bu katliamları önlemek için değil midir?

"Herkes, yerleşme ve seyahat etme hürriyetine sahipse" (Madde , 23), siyâsetin ayârı ve adâletin terazisi nerededir?

"Devlet harp ve vazife şehitlerinin dul ve yetimleriyle, malül ve gazileri...sakatları... yaşlıları...muhtaç çocukları koru"makla" ( Madde, 61) mes'ulse, bu Devlet'e, Devlet denilmesini sağlayan bil-umûm güçler nerededir?

"Îdâm Geri Gelsin mi?" ne dersiniz? Şâyet; devlet, beşerî nizam olarak, mer'î kanunlarla vatandaşının güvenliğini sağlayamıyorsa, kanun yapma salâhiyeti tamamen kendisine âittir; bundan neden imtinâ ediliyor?

Yok, eğer, bir başka mesnet aranıyorsa, söyleyelim. Müracaat kaynağı bellidir: Kur'ân-ı Kerîm.

Buyurunuz: "Ey îmân edenler! Öldürülenler hakkında size kısas farz kılındı: Hüre hür, köleye köle, dişiye dişi. Artık her kim kardeşinden az bir affa nail olursa o vakit yapılması gereken, birinin de ona borcunu güzellikle ödemesidir. Bu, Rabbimizden bir hafifletme ve bir rahmettir. Her kim bunun arkasından yine haddi aşarsa artık ona elem verici bir azap vardır." (Bakara, 178)

"Hem kısasta size bir hayat vardır; ey temiz aklı, temiz özü olanlar! Gerek ki korunursunuz." (Bakara, 179) (Bknz. Kur'an-ı Kerim ve İzahlı Meâli, Elmalılı M.Hamdi Yazır, İzah ve Sadeleştiren: Yard. Doç.Dr. Nedim Yılmaz, Hisar yayınevi, İstanbul, Sf. 26)

"Hem Tevrat'ta üzerlerine şöyle yazdık: cana can, göze göz, buruna burun, dişe diş ve yaralar birbirlerine kısastır. Kim de bu kısas hakkını sadakası sayarsa bu ona kefaret olur. Kim Allah'ın indirdiği hükümler ile hükmetmezse işte zalimler onlardır." (Mâide, 45) (a.,g.,e., Sf. 114)

Peygamber Efendimiz ise: "Kim kasten öldürürse, bunun hükmü kısastır." buyurmaktadır.

Hükümler ap-açık değil mi? Daha ne istiyor ve daha ne bekliyorsunuz?

Memleket, bir uçtan bir uca yangın yeri-kan gölüdür!..

Bütün salâhiyetliler ve mes'uller ise, 'şikâyet'le ve başkalarını çekiştirmekle meşguldür!..

Îdâmların kaldırıldığı zaman," Bu, çok büyük bir başarıdır. Ben, burada özellikle TBMM'yi takdir ediyorum, alkışlıyorum." diyen bugünkü Cumhurbaşkanı, tıpkı, Ergenekon - Balyoz'da, "Ben, bu dâvâların savcısıyım" dediği gibi, şimdi de, bu cinâyeti işleyenler için, "Hak ettikleri cezayı da en ağır şekilde almaları için bizzat davanın takipçisi olacağım."diyor.

Başbakan ise; "Kadına uzanan eller kırılsın" s(ı)loganları üzerine :"Evladımıza bunu yapanları lanetliyorum. Adaletin onlara en sert şekilde mukabelede bulunacağına inanıyorum.(...) Ne güzel söylüyorsunuz. Özellikle de erkeklerin bu sloganı her yere yaymasını istiyorum. Kadına uzanan eller kırılsın. Kim uzatırsa uzatsın kadına uzanan eller kırılsın. O elleri kıracağız."

Adalet Bakanı ne buyuruyor: "Özgecan Aslan'ın öldürülüp yakılması, sadece canavarca bir hisle, vahşice, hunharca işlenmiş bir cinayet değil; aynı zamanda bir insanlık suçudur, bu canavarları lanetliyorum."

Avrupa Birliği Bakanı ve Başmüzakereci ise: " Şayet benim kızımın başına böyle bir olay gelseydi ben elime silahı alır bunun cezasını kendim verirdim." diyor.

Peki; Özgecan ve Özgecan gibiler, sana / size 'emânet' değil midir?

Sana, eline silâhı al, git o adamı / adamları öldür diyen de yok. Bu iş, kanun işidir. Ve siz de, millet adına devleti temsil ediyorsunuz. Öyleyse; Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı'na verirsiniz teklifinizi ve bu tür suçlar için çıkarırsınız 'îdâm kanununu", olur biter. Elinizi tutan mı var?

Kendi kızınız için yapacağınız fedâkârlık, siz(ler)e emânet edilenler için geçerli değil midir?

Siz(ler)in sarf ettiğiniz bu sözleri, memleketin her bir köşesinde kendini zapt edemeyen o kadar insan söylüyor ki, sizin söyledikleriniz onların yanında hiç kalır. YAZININ DEVAMI

M.Halistin Kukul 


Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner211