'Medeniyet İçi Çatışma ve Türkiye'
Türkiye, yüzde 50’nin üzerinde oyla seçilen bir Cumhurbaşkanı ve 13 yıllık iktidarın ardından yüzde 50’ye yakın oyla hükûmette bulunan bir parti tarafından idare edildiğini ifade eden Mehmet Öz; 'Ancak bu 13-14 yıllık süreç, aynı zamanda bir kısmının kökleri 1990’lara uzanan iç ve dış pek çok sıkıntılı meseleyle boğuştuğumuz ve boğuşmakta olduğumuz bir dönemdir.' dedi.

Mehmet Öz, İki kutuplu dünya düzeninin ortadan kalkması, medeniyetler çatışması tezinin gündeme gelmesi, 11 Eylül saldırıları, İslam fobisi, Irak’ın işgali, Çin’in yükselişi, Rusya’nın toparlanması, sözde “Arap Baharı”nın İslam dünyasını kargaşaya sürüklemesi, Suriye’de devam eden vekâlet savaşları, İran’ın bir yandan ABD ile anlaşması öbür taraftan Rusya ile birlikte hareket ederek Irak ve Suriye’de nüfuz kazanması, Kuzey Irak’taki Kürt yapılanmasının bağımsızlığa doğru gidişi, Suriye’nin kuzeyinde etnik temizlik eşliğinde ve Batı’nın yoğun desteğiyle PYD’nin hâkimiyet alanını genişletmesi, bunun içeride PKK terörü ve ayrılıkçı hareketin hendek ve şehir savaşlarıyla desteklenmesi vb. bir dizi olgu ve olay, bugün Türkiye’yi tarihinin en büyük meydan okumalarından biriyle karşı karşıya getirdiğini belirterek; 'İçeride ise “28 Şubat Süreci”nin artçı sarsıntıları, cemaatlerle devletin yeni dönemdeki ilişkileri, yargıda yaşanan kargaşa vb. bir dizi sorun hâlâ etkisini sürdürüyor.' dedi.

Medeniyet İçi Çatışma Tehdidi ve Türkiye

Türkiye’nin 21. yüzyıl başlarında, yakın coğrafya ile tarih ve kültür temelinde iyi ilişkiler geliştirme ve yumuşak güç sayesinde bir bölge gücü olma siyaseti doğru olduğunu ifade eden Öz; 'Ne var ki, Arap Baharı, Suriye ve Mısır krizlerinde yapılan hatalı tercihler bizi zor bir duruma soktu. Türkiye’nin çevremize bigâne kalması elbette mümkün değildir. “Bizim Suriye’de ne işimiz var?” şeklindeki bir yaklaşım, tarihimiz ve müktesebatımızla bağdaşmaz. Bununla birlikte, medeniyet coğrafyamızla ilişkilerimizde hem kendi içimizdeki hem de bütün medeniyet coğrafyamızdaki hassasiyetleri, emperyalist güçlerin bölgemize dönük emellerini ve siyasetlerini bütün yönleriyle değerlendirmek ve ona göre hareket etmek şarttır.'diye ifade etti.

Mehmet Öz yazısını şöyle sürdürdü:

Artık hatalar üzerinde tartışma değil, içinde bulunduğumuz açmazdan çıkış için birliğimizi güçlendirme zamanıdır. İçerideki kutuplaşma ve ötekileştirme siyasetinin zararları dış siyasete de yansımaktadır. Bu, son derecede hatalıdır. Ancak burada ülkeyi 13-14 yıldır yönetenlere de önemli bir sorumluluk düşmektedir. “90 yıllık parantez”, “Yeni Türkiye” vb. sloganların cazibesiyle bu toprakların geçmişini bir ayrıştırma unsuru hâline getirmek tehlikeli bir yoldur. Türkiye elbette yenileşmeye, değişmeye devam edecek ama bunu, bir Cihan Harbi’nin yıkıntılarından millî bir devlet inşa edenlerin hatırasına saygısızlık yaparak değil… Onlar da “Yeni Türkiye” diyorlardı. Süreç içinde yaşanan olumsuzlukları, yapılan bir takım aşırı uygulamaları bir “kan davası” hâline getirmek yanlıştır. Çok iyi bilmediğiniz, taraflı yayınlardan bir kanaat sahibi olduğunuz “Dersim Olayı”nı dilinize dolarsanız birileri de Sur, Cizre ve Nusaybin’de yaşananları kullanarak Türk Devleti’ni uluslararası kuruluşlar nezdinde suçlamak cesaretini bulur. 

 

Ümit ediyoruz ki, son yıllarda yaşananlar sonucunda Türkiye’yi yönetenler artık karşı karşıya kaldığımız beka probleminin ciddiyetini çok iyi anlamışlardır. Bundan sonra, bize dayatılmak istenenlere karşı, yeni Ortadoğu haritası projesini hatırımızdan asla çıkarmadan kendi politikamızı belirlemeliyiz. Zira bize hayırhah gösterilen “müzakere” masalarının hangi alçak ve hain saldırılarla sonuçlandığını, “çözüm süreci” denemesi açıkça göstermiştir.

Geçtiğimiz günlerde CIA’nin eski Türkiye uzmanı Henry Barkey’nin Financial Times’ta (25 Şubat 2016) yayımlanan makalesindeki görüşleri, Türkiye’nin yeniden içine çekilmek istendiği tuzağı açıkça ortaya koyuyor:

"Mevcut durum istikrarsız...

Özellikle Erdoğan'ın ABD'den PYD ve Türkiye arasında tarafını seçmesini istemesiyle durum kontrolden çıkabilir. Ama ABD'nin aracı olabileceği bir kazan-kazan ihtimali var: Türkiye'deki PKK militanlarının Kuzey Irak ve Suriye'ye çekilmesi karşılığında Türkiye'den Suriye'deki Kürt bölgelerine müdahale etmeme sözü alınabilir. (…) Bu anlaşmanın avantajı, Türkiye'nin bazı Kürt bölgelerinde, Suriye'deki gibi bir yıkıma sebep olan çatışmayı durdurmak, aynı zamanda PYD ve ABD'nin IŞİD'le savaşa odaklanmasını sağlamak olabilir."

“Suriye Savaşı”nın başından itibaren IŞİD, hem ABD hem de Rusya açısından bölgedeki planlarının tahakkukunu sağlamada çok gerekli ve elverişli bir araç olageldi. IŞİD’le mücadele bahanesiyle Suriye’deki muhalifler eziliyor, Türkmen coğrafyası siliniyor. Nüfusunun çoğunluğu Arap ve Türkmenlerden oluşan PYD kantonları arasındaki bölgelerde etnik temizlik uygulanıyor ve adım adım Suriye’nin kuzeyinde bir “PYD Kürt koridoru/kuşağı” gerçekleştiriliyor. Bir yandan Irak gibi Suriye de en az üçe bölünerek İsrail’in güvenliği açısından çok önemli bir adım atılırken öte yandan İran’ın Irak ve Suriye’deki nüfuzunun artmasına izin verilerek Şii-Sünni düşmanlığının derinleşmesi sağlanıyor.
YAZININ DEVAMI
 


Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner211