Sözcü Gazetesi Yazarı Yılmaz Özdil'e Zarûrî Bir Cevaptır
 Kapsamhaber yazarı M. Halistin Kukul, Sözcü Gazetesi Yazarı Yılmaz Özdil'e  "Ve sen; hangi hakla, buna müdâhil olmaya çalışıyorsun? Bu husustaki idrâkin ve bilgi kudretin nedir?" diye sordu

Sayın Yılmaz Özdil;

28 Şubat 2015 târihli Sözcü Gazetesi'nin yirminci sayfasında yayınlanan yazınızı, Askerî Lise'den, Kara Harp Okulu'ndan, Üniversite'den ve otuz yıllık üniversite hocalığımızdan arkadaş olduğumuz Celâl Er'in, beni, haberdar etmesi üzerine okudum.

İlk önce şunu ifade edeyim ki; müstehzî tavrınız bir yana, hâdiseleri tahlildeki ve mukayesedeki irtibatsızlığınızın, sizi nerelere taşıdığının bile farkında değilsiniz.

Değil bir Eski Harbiyeli, hiçbir akl-ı selîm sahibi insan, bir Türk büyüğüne hakaret ihtivâ eden bir sözün söylenmesine asla râzı gelmez. Kaldı ki, milletvekilliği yapmakta olan birinin, şâyet böyle bir tavrı var ise, bu da, tamamiyle kendisini bağlar. Bunu; muhatabını / hedefini seçemeyen, direksiyon hâkimiyetini kaybetmiş bir acemi şoför edâsıyla değil de, doğrudan doğruya adı geçen kişiye hitapla yapmış olsaydın, ben veya arkadaşlarımın hiçbiri kendini mevzunun içinde bulmazdı.

Bu kişinin, hakaret taşıyan bu sözünü ne kadar tasvip etmiyorsam; sizin de, Eski Harbiyeliler'den biri olarak, bizler için söylediklerinizin hiçbirini tasvip etmiyorum. Bilmelisiniz ki; Milletvekili'nin söylediği sözün muhatabı, Eski Harbiyeliler değil; birinci derecede İnönü âilesi, bilâhare hukuk / adâlet sistemi ve mes'ul ve salâhiyetli siyâsî mercilerdir.

Şimdi gelelim asıl mes'eleye! Diyorsunuz ki; "Talat Aydemir'e destek oldukları gerekçesiyle 1459 Harbiyeli okuldan atıldı. Bilahare kapının önüne konulan Harbiyelilerin hiç olmazsa üniversite okuyup, meslek edinmeleri için kontenjan açıldı.

Acaba diyorum...

Bu atılan harp okulu öğrencilerinden biri, hayatı boyunca yaşadığı sıkıntıların sorumlusu olarak İsmet İnönü'yü görmüş olabilir mi? Talat Aydemir gibi, İsmet İnönü'yü "düşman" bellemiş olabilir mi? İdealist bir subay adayıyken, tee öbür uca savrulmuş olabilir mi?.."

Yazık!!!Çok yazık!!!

Usûl, üslûp, fikir, muhakeme, nezâket... Hak getire!..

Senin, dile getirmek istediğin 'milletvekili' mevzusu ile, Eski Harbiyeliler'in ne alâkası vardır?

Harbiyeli olmayı ve Harbiye'de okumayı, sen, ne zannediyorsun acaba? Bu söylediklerinin hangi birine cevap vereyim ki, anlayasın! Bunu anlaman, hiç de aklımın kârı değil! Çünkü; kendi 'kurgu'larınla hüküm vermeye çalışıyorsun!

Ne demektir, "İdealist bir subay adayıyken, tee öbür uca savrulmuş ol(mak)?"

Benim vatan aşkımı, benim bayrak sevdâmı, benim Türk milletine olan muhabbetimi , benim insanlık hassasiyetimi...sen mi tâyin edeceksin?

İsmet İnönü'nün, bir Harbiyeli olarak, benimle olan münâsebetine / hukukuna sen mi karar vereceksin? Bunda, sen ve senin gibilerin inisiyatifi mi müessir olacaktır yoksa ben ve arkadaşlarımın irâdeleri mi?

Ve sen; hangi hakla, buna müdâhil olmaya çalışıyorsun? Bu husustaki idrâkin ve bilgi kudretin nedir?

Sen; dokuz çocuklu bir âilenin ikinci çocuğu olarak, austin marka, çift şoför mahalli, Gümüşhane p(ı)lâkalı bir kamyon ile, 1957 yılının Eylül ayında, T(I)rabzon'dan Erzincan'a, Köse Dağı'nda, bir kahvehânedeki kırık sandalyeler üzerinde uyuklayarak sabahı ettikten sonra Askerî Lise imtihanlarına girmek için yol-almanın ne demek olduğunu bilir misin?

Köye, kazanamadan dönmenin acılığını ve seni bekleyenlerin ümitlerinin nasıl söneceğinin fırtınasını yaşabilmek değil, hayâl edebilir misin?

Sen; 21 Mayıs (1963) sabahı, başlangıçtaki bütün bu ümitlerin söneceği o sabahın kapkaranlık, zifirî bir hâle sokulacağını nereden anlayacaksın?

Sen; Harp Okulu bitirme imtihanlarına giren, iki ay sonra rutbe takma heyecan ve hevesi yaşayan, yirmi yaşındaki gençlerin bir gecede hayatlarının nasıl karartıldığını kavrama gücüne asla sahip olamazsınız. Çünkü; hâdiseleri tahlil ile değil, bir rüzgâr gibi, sâdece ve sâdece İsmet İnönü'yü arkana almış yürümeye çalışıyorsun. O da, seni, ancak buraya kadar taşıyabiliyor!

Yine de düşünün!. Fakat...isterseniz hiç düşünmeyin...Burdan ötesi beni hiç mi hiç alâkadar etmez! Ammaâ...Bilesin(iz) ki; Tabur Komutanımız Kur. Bnb. Sabahattin Altınok, 22 Şubat 1962'de, saat 03.00 sıralarında, bizi yemekhânede topladı ve şunları söyledi: "Hükûmetle anlaşmaya varıldı. İhtilâlden vazgeçildi. Komutan, emekli olacak. Biz, göreve devam edeceğiz."

Şimdi soruyorum: Bir hükûmet, bir okul komutanı ile masaya oturur ve onun istekleri doğrultusunda karar verirse, burası, bir "hüküm" mercii olabilir mi?

Aradan, bir seneden fazla zaman geçti. Mezuniyet imtihanlarına hazırlanıyoruz. Ve; yirmili yaşlarda 1459 gencin hayatı bir gecede kapkaranlık ediliyor! Beş parasız evlerine gönderiliyorlar! Üstte yok, başta yok! Bunları duyunca, memnun mu oluyorsun, bilemem!

Ben / biz, o günlerde, bağrımıza taş bastık. ..Devletin bizi değil; bizim, devleti sırtlayacağımızı, büyüteceğimi düşünüyorduk. Bilesiniz ki, hâlâ da öyleyiz!

Sayın Özdil; yanlış yaptın!..Bilmediğin işe karıştın!..Bilmelisin ve senin gibi düşünenler de bilmelidirler ki; Harbiyeliler, ne Talat Aydemir'in ve ne İsmet İnönü'nün peşinden gitmişlerdir. Sâdece ve sâdece, onların ihtiraslarının kurbanı olmuşlardır.

Elbette ki, bunda da, en büyük suç Devlet'i idâre edenlerindir. Niçin mi?

20 Mayıs 1963 akşamı, Alparslan Türkeş, dönemin Başbakan Yardımcısı (İsmet İnönü'nün Yardımcısı) Hasan Dinçer'e, Talat Aydemir tarafından ihtilâl yapılacağının haber etmesine rağmen, Hükûmet, hangi tertibatı almıştır? Gece karanlığında, eline silâhını alan arkadaşlarımız sokaklara dökülmüş / döktürülmüştür. Hükûmetin görevi nedir? Talat Aydemir'i 'faka' bastırmak için "sürüyü, sele vermek" mi?

Talat Aydemir, bize, altı ay okul komutanlığı yaptı. Birinci sınıfta okuyan arkadaşlarımız ise, Talat Aydemir'i belki de fotoğrafında görmüşlerdir. Kaldı ki, bu kişileri sevmemiz veya sevmememiz hiç kimseyi de ilgilendirmeyeceği gibi; bunları sevebilmemiz için de hiçbir emâre yoktur.

Ben, o gece, Kara Harp Okulu komutanlık koridorunda, Talat Aydemir'le karşılaştım. Birkaç arkadaş, heyecanla:

-Komutanım, dediler, arkadaşlar, Tarım Bakanlığı önünde vurulmuşlar, ne yapalım!

Bizzat şahit olduğum/ duyduğum şu cevap karşısında, o gecenin havası içersinde donakaldım:

-Biz, ihtilâl yapıyoruz, elbette kan akacaktır! Siz, zâten, şimdiden subaysınız, gidin hâlledin!..

Bu hâle sebebiyet verenlerin de bunda hiç mi vebâlleri yoktur? Devlet Başkanı, Hükûmet Başkanı, Bakanlar, Genelkurmay Başkanı, İstihbarat Teşkilâtı...ne için vardır?

Sâhipsiz memleketin düşürüldüğü vaziyet budur!..

Bu işler, bu kadar basit değildir, Sayın Özdil!..Bakınız..

21 Mayıs sabahı...gün ışımak üzere...Nizamiye'nin üstündeki yatakhâne pnceresinden dışarıyı seyrediyoruz. Şaşkın ve yorgunuz. Halbuki, zihnimiz, o gün gireceğimiz mezuniyet imtihanı ile meşguldü!

Uçaklar Harbiye'yi taramaya başladılar...Evet, Özdil, Harp Okulu'nun üzerinden kanarya değil, Türk Hava Kuvvetleri'nin uçaklarıydı uçan; ve biz de, bu memleketin sahip çıkılmayan, sâdece vatan, millet, bayrak diyen îmânlı Türk gençleriydik.

Mâdemki bu konulara girdin, hiç merak ettin mi ki, o uçakları, kim, kimin için uçurdu? Ve merak etti mi ki, Kara harp Okulu'nun koruluğunda kaç Harbiyeli kardeşimiz o uçak mermileriyle şehit edildi? Ve yine merak ettin mi ki, ben ve arkadaşlarım, 1963 yılının yaz ayları boyunca 2 Numaralı Sıkıyönetim Mahkemesi karşısında ter dökerken, ceketimizin bir düğmesinin açılışı bile Mahkeme Başkanı'nın iznine tâbi tutulurken, uçakların söktüğü Kara Harp Okulu çatısının tamiratına hangi bedel ödenmiştir? Hadi, araştırıver ve onun da hesabını Eski Harbiyeliler'e kesiver gitsin!..

Hiç; Nizamiye'nin üstündeki yatakhâne penceresinden dışarıya bakılırken, başının bir karış üzerinden uçak mermisi geçip karşı duvarı tahrip etti mi?

Tekrar soruyorum; bu uçaklara uçma ve ateş etme emrini veren kişiler uzayda mı yaşıyorlardı? O kâbus gecesinde, bu kişiler nerede idiler?..Bütün bu ölümlerin, yaralanmaların ve tahribatların, moral çöküntülerinin mes'ulü kimdir / kimlerdi?

Şu ifadeye dikkat edin: " ...1459 Harbiyeli okuldan atıldı..."

Vah sana, e mi!..Sonra.."Bilahare kapının önüne konulan Harbiyelilerin hiç olmazsa üniversite okuyup, meslek edinmeleri için kontenjan açıldı."

"Kapının önüne", ancak, senin gibiler konur! "

Anadolu'nun dört bir yanından imtihan kazanarak gelmiş yirmi yaşındaki vatan evlâtları, Devlet'in sahiplenmemesi ve âcizliği sebebiyle mağdur ediliyor, beyefendi, onların atılmasını, kapının önüne konulmasını sıkılmadan zevkle anlatabiliyor. Siz, hangi mağdurların, hangi ezilmişlerin, hangi hakkı yenilmişlerin yanında oldunuz, söyler misiniz?

Bir de, ne diyorsun: "hiç olmazsa üniversite okuyup, meslek edinmeleri için..." öyle mi?

" Hiç olmazsa...Hiç olmazsa", öyle mi?

Demek ki, bizim için neler yapılmış da, el üstünde tutulmuşuz da haberimiz olmamış!

Bu kibir, bu yukarılardan bakış niyedir, söyler misiniz? Biz; Harbiyeli olarak, ne mağdur olunca ağlayıp sızlanıp kimseye yalvarıp âcizlendik, ne de, gücümüz yettiği zaman mağrur olduk. Mağrurlar, dâima bizim düşmanımız oldu. Olmaya da devam edecektir!

Siz, bütün bunlara rağmen, diyebilmeliydiniz ki, "Mahkeme, beraat kararı verdiği hâlde, bu 1459 kişi, nasıl olur da bir çırpıda okuldan atılır?"

Evet; bu soruyu, yirminci asrın Türkiye'sinin genç yazarları 'adâlet' namına sormalıydı! Ammâ, kimden, neyi bekliyorum, değil mi?

Demek ki, sizin hesabınız, İnönü hakkında lâf söyleyen, -bizimle yakından uzağa hiçbir irtibatı olmayan- 'kişi' ile, -milletvekiliyle- değilmiş!..

Demek ki; "üniversite okuyup, meslek edinmeleri için kontenjan açıldı ", öyle mi?

Bu ne merhâmet!..Neredeyse gözlerim yaşaracak! Sizce, "üniversite"de okumak, bu mudur?

Bu husustaki tebliğlerimi, makalelerimi okusaydınız, belki daha sağlıklı düşünme imkânınız olabilirdi!..

Sonra; kim, kime bağışta bulunuyor? Devlet'i idâre etmekten âciz kalacaksın, ondan sonra da çıkıp, hibede bulunacaksın, var mı bunun îzâhı?

Zulüm, hiçbir zaman payidâr olmamıştır, bilesiniz!..Dün, bugün, yarın, hiç farketmez!..Bana, sana, ona...bize, size, onlara...Hiç farketmez!..

Kişileri kusursuz görerek onların etrafında pervane olmak başkadır; kusurunu görüp samimi olarak ona karşı çıkıp saygı göstermek başkadır, hakaret etmek başkadır.

Bir de ne diyorsunuz:"Bu atılan harp okulu öğrencilerinden biri, hayatı boyunca yaşadığı sıkıntıların sorumlusu olarak İsmet İnönü'yü görmüş olabilir mi?"

Buna, sen mi karar vereceksin, yoksa , bu "sıkıntıları" "hayatı boyunca" çekenler mi?

Sen, yirmi yaşında, tam hayata atılıp 'Subay" lık diploması alacak olan birinin eline (boş) lise diploması verilince ne olur bilir misin? Mahkemede beraat ettiğim(iz), hâlde beni / bizi okuldan çıkaracaksın , ondan sonra da, hayatım(ız)la ilgili kararı sen vereceksin, bu, kepâzelik değil de nedir?

Yetmiş üç yaşında biri olarak; Kara Harp Okulu'ndan çıkarıldıktan sonra, dört yıllık üniversite hayatımda çektiğim sıkıntıları ancak ben bilirim ve bu sıkıntıların iki mes'ulü bulunduğunun altını tekrar tekrar çizerek söylemek isterim. Bunlar: İsmet İnönü ve fikir ortağı Talat Aydemir'dir!..

Tabiî ki, bir de, elleri titremeden, vicdânları sızlamadan, atılma kararının altına imza atan bil-umûm zevat! Başta Burhanettin Ercan olmak üzere, Fahri Paksoy, Cemil Candaş, Kemal Yamak, Burhan Örgen ve Abdurrahman Özbağcı isimli zatlar!..

Ve, ne demektir, şu "Talat Aydemir gibi, İsmet İnönü'yü "düşman" bellemiş.." ifadesi?

Hiçbir Harbiyeli arkadaşım, hiçbir kimseye kin beslemez, düşmanlık gütmez. Fakat görüyorum ki, sen Özdil, adâletin ne demek olduğunu ve demokrasinin adâletle nasıl irtibatlı bulunduğu ve bunların, herkes için nekadar lüzumlu nimetler olduğunu hâlâ kavramış değilsin!..

Yazık ki, benim ve arkadaşlarımın birer Harbiye öğrencisi iken eriştiği hattâ yaşadığı demokratik anlayışa / düşünceye, dünyânın geldiği şu merhalede, halâ ulaşmış görünmüyorsun.

Kara Harp Okulu'nun Nizamiyesi'nde Mustafa Kemal Atatürk'ün şu sözü herbirimizin gönlünde bir ışık gibidir: "Bir ordunun kıymeti zabitan ve kumanda heyetinin kıymeti ile ölçülür."

Bunun mânâsını, göğsünde, Türk Subayı olma ülküsünün ateşini taşıyanlar ancak idrâk edebilirler.

Bu ülkünün önüne, kim, hangi niyet ve maksat ile set oluşturmuşsa, elbette ki, onunla, âhirette de hesabım devam edecektir.

Hele de sen Özdil; sığındığın adâletsizlik kalesinin arkasında sürdürdüğün, aklınca küçümser ve müstehzî tavrını, dilemen gereken özrün bile örtmek için kifayetsizdir.

Ben; Türk basını adına üzülüyorum. Yoksa, senin gibi daha niceleri bize sataşıp geçip gittiler!..

KAPSAMHABER/ÖZEL



Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Mehmet Albayrak 2 yıl önce

ağzına sağlık sevgili hocam!biz bu köhnemiş zihniyetin hala eski dönemin cehaletinden kurtulamadıkları ve kendilerini yenilemeye niyetlerinin olmadığı biliyoruz. cevabınız anlayana çok iyi ders ama, hani anlayan! selam duaile...

Avatar
turgut bingöl 2 yıl önce

eline,beynine ve kalemine sağlık.

banner211