Bayrak Şairi Arif Nihat Asya'nın Fikir Dünyası
  Edebiyatımızda, Türk milletinin varlığınının ve Türk devletinin bağımsızlığının en kutsal sembolü olan ay-yıldızlı al ­bayrağımızın, değerini ve yüceliğini, “Bayrak” şii­rinden daha veciz ifade eden bir şiir yoktur. Nasıl Namık Kemal, “Vatan ve Hürriyet Şairi” Mehmet Âkif “İstiklal Marşı Şairi”, Abdülhak Hamid “Makber Şairi”, Mehmet Emin Yurdakul “Türk Şairi”, Âşık Veysel “Toprak  Cahit Sıtkı “Otuz Beş Yaş Şairi” ise, Arif Nihat Asya da “Bayrak Şairi” dir.
     Arif Nihat Asya, sadece başarılı bir şair, nesir ve üslup sanatkârı değil, aynı zamanda millî ve manevi yönü ağır basan bir fikir adamıdır. O, sadece şair olarak edebiyat dünyamızın değil, Türk mille­tinin maddi ve manevi gerçek­lerinden yola çıkan sağlam fikirleriyle fikir dünyamızın da bir yıldızıdır. Onun edebî yönünü inkâr eden ve unutturmaya çalı­şanlar, millî ve manevi hassasiyetleri ön plana çıkarmasından da rahatsızdır.

     Asya'nın şiir ve nesirlerine yansıttığı fikirlerini; milliyetçiliği ve  vatanseverliği, Türkçeciliği, maneviyatçılığı ve toplumculuğu olmak üzere dört grupta toplayabiliriz.

a. Milliyetçilik ve Vatanseverlik:

     Asya’nın eserlerinin en mümeyyiz vasfı. milliyetçiliğidir. O, samimi bir Türk milli­yetçisidir. Bu milliyetçilik, ırkçılığı reddeder, milleti millet yapan değerleri kucaklar. Bu değerler; vatan, bayrak, dil, din, kültür, 
ortak tarih ve ülküdür. 

     Milliyetçiliği kaynağını, tarihimi­zin büyüklüklerinden, zaferlerinden ve kahramanlarından alır. “Destan” şiirinde;

O zaferler getiren atların 
Nalları altındanmış; 
Gidişleri akına, 
Gelişleri akındanmış.

diyen şair, “Devler” şiirinde “Sarsarak köprüleri / Devler geçti bu yollardan” diye­rek ecdadın büyüklüğünü vurgular. “Onlar” şiirin­de zaferlerle dolu geçmişimizden;

Nerde kaldı o çağlar ki 
Analar kurt doğururdu, 
Hilkat insan çamurunu 
Destanlarla yoğururdu.

şeklinde söz eder.

     Asya, maziye özlemini bir “Ağıt” a dönüştürür ve “Ağlayın, parmakları nur / Sularından kınalı kızlarım, / Ağlasın Meraga göklerinden / Meraga’ya bakıp yıldızlarım!” diye yas tutar. “Yiğitlerim uyur gurbet ellerde.. / Kimi Semerkant’ta bekler beni, / Kimi Caber’de.” diyen şair, “Caber yok, Tiyanşan yok, Aral yok... / Ben nasıl varım?” diye sorar ve büyük bir coğrafyada hükümranken, küçük bir coğrafyaya sıkışıp kalmanın hüznünü haykırır:

Şu yakın suların 
Kolu neden bükülmez? 
Fırat niçin, Dicle niçin, Aras niçin 
Benden doğar, bana dökülmez? 
Ben ki ateşle konuşurdum, selle konuşurdum 
İtil’le, Tuna’yla, Nil’le konuşurdum.

     Arif Nihat Asya’da, Destanlar Devri’ne kadar uzanan tarihi geçmişimize, bu tarihin büyüklükle­rine engin bir özlem vardır. Bunu birçok şiirinde görmek mümkündür. Bu özlemini “Gerici” başlıklı kıtasında şöyle yansıtıyor:

GERİCİ 
Tarihlere, destanlara yol bulabilsem 
Hiç durmadan, düşünmeden geri giderim... 
Buna şaşma, ki geçmişte yaşamayı 
Gelecekte yaşamaya tercih ederim!

     Asya, Yahya Kemal’in dediği gibi, “kökü mazi­de olan âti”dir. Mazinin güzelliklerini gelecekte de yaşamayı düşünür. Bunun için önce çoğalmak gerekir. “Ergenekon” şiirinde bu düşüncesini şöyle ifade eder:

Azaldık, yazık;
Sığıldık küçük bir koya:
Göçüp gitti yoldaşlarım
Safımda Ay'a!
Çoğaltın -tezinden- güzeller, bizi:
Vakit yok düğün yapmaya!

     Asya'nın milliyetçilik duygularını, belirten şiirleri dışında, başta "Bayrak" şiiri olmak üzere, "Bir Bayrak Rüzgar Bekliyor, Fatihler, Selimler, Süleyman Orduları, Beyaz Atlı, Fetih Marşı, Fatihler Ölmez, Koçaklama" şiirinde açıkça görebiliriz.

     Onun milliyetçilik duygusu, derin bir vatan sevgisine dayanır. “Vatan”, sıradan bir toprak par­çası değil, kutsal bir mekândır. Bu mekân, şehitle­rin kanıyla sulanmıştır. Şiirlerinde vatan coğrafya­sı, dağlarıyla (Ağrı, Süphan, Nemrut, Cudi, Bolkar, Palandöken, Tendürek); tepeleriyle (Çadır Tepe, Dua Tepe, Dumlupınar, Türbe Tepe, Ada Tepe, Tınaz Tepe, Menekşe Tepesi, Allahüekber Tepesi); nehirleriyle (Dicle, Fırat, Seyhan, Aras); şehirleriyle (İstanbul, Bursa, Edirne, Konya); cami ve kubbele­riyle (Şehzade, Süleymaniye, Selimiye, Sultanahmet, Ayasofya, Laleli, Yeni Cami, Haseki Sultan) yer alır. Bu coğrafyayı “çınarlar, laleler, kuşlar, kanatlar, gagalar” süsler. Bu coğrafya, insanlarıyla güzeldir. “Çocuklar, anneler, kızlar, gelinler, teller, duvak­lar” şairin insan kadrolarının en belirgin simaları­dır. Şair, bu insanları gelenek, görenek ve töreleriy­le sever. Arif Nihat Asya’da vatan mefhumu, Misak-I Milli hudutlarıyla sınırlı kalmaz. Geçmişte hükümran olduğumuz, fakat bugün kaybettiğimiz “Kerkük, Kıbrıs, Tunca, Vardar” gibi yerler, sınırla­rımızın dışında kalan “İtil, Tuna, Nil” gibi nehirler, şairin ilgi alanı içindedir. Şiir ve nesirlerinde, bugün sınırlarımızın dışında kalan eski vatanlarımıza karşı bir özlem göze çarpar.

b. Türkçecilik: 
     Asya, aynı zamanda koyu bir Türkçecidir. Milletçe dile sahip çıkılmasını, onun güzellikleri ve nüanslarıyla korunmasını savunur. Türkçeye giren yabancı kelimelerle, özellikle batı kökenli kelimelerle mücadele eder.

     Milleti meydana getiren manevi unsurların başında dilin bulunduğunu kabul eden Arif Nihat, milli dilimiz olan Türkçenin büyük imparatorluk­lar kuran bir milletin dili olduğunu ve dolayısıyla konuşa konuşa Türkçeleştirdiğimiz, üzerine müh­rümüzü vurduğumuz her kelimenin Türkçe oldu­ğunu savunur. Türkçenin zamanla sadeleşeceğini ve gelişeceğini ileri süren sanatçı, bin yıldan beri kullanılan ve Türkçeleştirilen kelimelerin “Bu keli­meler Türkçe asıllı değildir” diyerek tasfiyesinin önce dile, sonra millete ihanet olduğunu söyler. 

     Dili, kendisine mahsus kanunları olan sosyal bir müessese olarak saydığından, bu müessesenin kişiler ve kurumlar eliyle keyfi bir şekilde bozulma­sına şiddetle karşı çıkar. 60’lı, 70’li yılların Türk Dil Kurumu’nun Öztürkçeciliği konu­sunda sorulan bir soruyu "Dilimiz bir devamdır kopmaz; / Dili milllet yapar, kurum yapmaz." mısralarıyla cevaplandıran Asya, bu kurumun şimdiye kadar Türkçeye kazandıra kazandıra 80-90 veya 100 kelime kazandırdığını, buna karşılık yüzlerce kelimeyi unutturduğunu ve bunun için büyük harcamalar yağtığını, halbuki Türk halkının bu işi bedava yapabileceğini belirtir.

“Dil zevkinden mahrum kişilerin, dilde bir şey yapmaya kalkışmaları kadar gülünç bir şey yoktur" diyen büyük dil ustasının, Türkçenin zenginliği ve Türk Dil Kurumu'nun çabalarının kısırlığı konusundaki görüşlerini daha iyi vurgulamak için şu mısralara göz gezdirmek yeterlidir:Acayip dildir Türkçe.

"Acıklı" denir de, Acıksız denmez.
Acayip dildir Türkçe. 
“Acıklı” denir de, 
Acıksız denmez. 
“Yavuklu” denir de, 
Yavuksuz denmez. 
Ve “saklı” denir de, 
Saksız denmez. 
“Gizli” bulunur 
Ama giz diye de 
Gizsiz diye de 
Bir şey yoktur... 
“Öklü” bulunmaz, 
Öksüz sayılamayacak kadar çoktur. 
Ama Dil Kurumu 
Yapar, yapmak istedi mi, 
Dediği olur, 
Olsun dedi mi. 
Öylesine bir 
Dil Kurumu, 
Ki bilinmez 
Bulanık mıdır, duru mu?

c. Maneviyatçılık: 
     Arif Nihat Asya, samimi bir Müslümandır. “Kaanunî” başlıklı rubaisinde “Türk’üm, Oğuz’um, Müslümanım, Sünniyim” diyerek bu gerçeğin altını çizer. 
     Onun “vatan” anlayışı da, İslami ruhla yoğrul­muş ve bütünleşmiş bir vatandır. Bunu “Vatan” başlıklı rubasinde şöyle ifade eder:

VATAN 
Ezanımdan alışıp Tekbir’e 
Buldunuz mutluluk, imanımla. 
Vatan ettim sizi, ey topraklar! 
Beş vakit damgalayıp alnımla.

     Asya, “Dua” başlıklı şiirinde Allah’a: “Müslü­manlıkla yoğrulan yurdu / Müslümansız bırakma, Allah’ım!”, “Bizi sen sevgisiz, susuz, havasız/Ve vatansız bırakma Allah’ım!” diye yakarır. 

     Onun İslama düşman unsurlarla ve kutsal değerlerle alay edenlere karşı amansız savaşı var­dır. “Değil” başlıklı şiirinde bunlara şöyle hitap eder:

Kutsal konuları inananlara bırak... 
Onlar senin maskaran değil; 
Memleket imanı 
Senin yaygaran değil. 
Ve Türk’ün iman ateşi 
Senin sigaran değil. 
Kitabımı yırtmışsın... 
Kitabım senin paçavran değil, 
Dinlemesini bilen anlar sözümden 
Çıldıran değil, saldıran değil, kuduran değil!

     Sanatçı, “Kutsal” kavramı üzerindeki düşünce­lerini de, aynı adı taşıyan yazısında şöyle açıklar: “Kutsal; içi yenip dışı, dışı yenip içi atılacak yemiş değildir. 
     Kutsal; dudaklar, diller, damaklar ve dişler için değil; yürekler ve vicdanlar içindir. Kutsal şeyler; gündelik lakırdıların garnitürü olsun diye kutsallaşmadı. 
     Kutsal; az düşünüp çok söyleyenin (kutsal koruyucusu), çok düşünüp az söyleyenin (kutsal inkârcısı) sayıldığı bir yerde, göç hazırlıkları yapı­yor demektir.” 
     Hüsnün dili, aşkın dili, gönlün dilidir bu 
     Asya “Gericiler” başlıklı yazısında ise, Müslü­manlara “dinci, gerici, yobaz” diyenlere şöyle sesle­nir: 
     “Bize ‘gerici’ diyenler, darda kaldıkları zaman imdatlarına koşacak taze kuvvetlerin, geride bekle­mesi usulünden haberdar olmayanlardır. 
     Bize “yobaz” diyenler, kendi özel ilericilik anla­yışlarının inkâr ve melanet yobazlarıdır! 
     Bize “dinci”, bize “ümmetçi” diyenler, millet tarifinin kara cahili olanlardır.” 
     Asya’nın İslam dininin yüce peygamberi Hazreti Muhammed’e muhabbeti de büyüktür. Miladi 570 tarihinde doğan Hazreti  Muhammed’in doğumuna ebcet hesabıyla tarih düşürdüğü rubai­sinde bunu şöyle ortaya koyar:

Beklerken ümit Tanrı’nın gözdesini, 
Bir sırrın, kimse açmamış perdesini... 
Vermekteymiş –meğer ki– “Arş”, Ebced’den 
Dünyaya cihanın en büyük müjdesini!

     “Lale, Allah ve Hilal” başlıklı rubaisinde ise millî ve manevi değerleri birbirine karşı gösterenle­re şöyle cevap verir:

Tek varlık Türk’e din, vatan, istiklal! 
Üç unsuru ayrı-gayrı bilmekse muhal! 
Farkettiğin an, sen de “ne hikmet!” dersin: 
Birdir Ebced’de, lale, Allah ve hilal!


     Arif Nihat Asya, aynı zamanda bir Mevlâna hayranıdır. Mevlevi meşrep bir yapıya sahip olan sanatçı, “Mevlâna” için yazdığı şiirinde, Mevlâna’yı “Hüsnün dili, aşkın dili, gönlün dilidir bu.” diyerek özetler:

Yaz kış, sabah akşam, gece gündüz demeden o, 
Esma-i ilahiyyeyi zikretti de gitti... 
Yaz kış, sabah akşam otururken ve dönerken 
Esrar-ı ilahiyyeyi zikretti de gitti... 
Duyguyla, tefekkürlerle kanatlandı yerinden; 
Her fikri ve her duyguyu şiir etti de gitti.

     Asya, Mevlâna’ya o kadar âşıktır ki, “Gün­dönümü” şiirinde bu aşkını, ölünce Mevlâna’nın yanına gömülmek isteği biçiminde ortaya koyar:

Dostlarım, dostlarım, gündönümüdür... 
Ölürsem atmayın ortaya beni! 
Bir yer açın Mevlâna’nın yanında. 
Yatırın, yatırın oraya beni! 
Burcu burcu kokup çeker uzaktan 
Mevlâna toprağı, Konya’ya beni!

     Asya, Mevlâna’nın yanı sıra Yesevi ve Yunus gibi gönül erlerinin de hayranıdır. “Destan” şiirin­de şöyle der:

Siz gelin imdadımıza, 
Elimizden siz tutunuz; 
Mevlâna, Yesevi, Yunus.

d. Toplumculuğu: 
     Arif Nihat Asya, milli ve büyüten ve yetiştiren de kadındır, annedir. Onun için Asya, eserlerinde kadına, kıza, anneye çok önem verir. Toplumun sosyal problemleriyle yakından ilgilenen sanatçı, bunların kısır ideolojile­rin dar çerçevelerine görüntü olmasına karşıdır. Hayatı boyunca, toplumun sosyal yaralarını istis­mar ederek güçlenmeye, toplumu sınıf kavgasına sürüklemeye çalışan marksist, sosyalist ve komü­nistlerle fikir mücadelesi yapmıştır.

     Onların halkın sosyal meselelerini savunmada ne kadar samimiyetsiz olduklarını ortaya koyma­ya çalışmıştır. Asya’nın şiirlerinde ve nesirlerinde “onlar” diye kastettiği, millî ve manevi değerlerden nasibini almamış, bunlara karşı olan, halktan kopuk nasipsizler ile, yurdu ve halkı bölmek iste­yen bölücü ve marksistlerdir.

     Arif Nihat Asya’nın toplumcu tavrı, şiirlerinde mısraların, nesirlerinde satırların arasına yayılmış olarak yer alır. “Yurd” başlıklı rubaisinde belirttiği gibi, “Köyler vardır yolsuz, ışıksız ve susuz... / Canlar oralarda yalvarırlar “Su” diye / Biz burda havuz beğenmiyorken kuğusuz!”

     Asya, bir rubaisinde günlük hayattan alınmış sosyal muhtevalı bir konuyu, bir fantezi, bir hiciv havası içinde şöyle anlatır: “Bir hasta  için radyodan kan isteniyor; / Tekrar tekrar durmadan isteni­yor... / Biz “Davranalım, süslenelim, kurtaralım” / Derken olan oldu. Şimdi can isteniyor.” 

     Toplumun ıstıraplarına karşı son derece has­sas olan şair “Altı Kızlar” şiirinde ise “sosyal ıstıra­bın milli duygudan kıl kadar ayrılmayan bir mersiyesi”ni vücuda getirir:

“İstanbul’da Kuştepe’nin, / Evlerine dönmemiş kızları / –Gayrı– göremezler güneşi, / Göremezler yıldızları!"   "...Atılmış, itilmiş, unutulmuş / Bir mahalleden /  Sepetleri kollarında, çilelerine razı / Altı yürek, altı gövde, altı kaderdi giden / Arsalar... sokaklar... yokuş... iniş / Toprak... kaldırım... asfalt... gidiş o gidiş!"

 Dr. Sakin Öner


Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner211