Büyük Davanın Büyük Fikir Adamı
 Düşünce dünyamızı aydınlatmış isimlerin ve onların eserlerinin, bugün yeterince tanınmadığı bir gerçektir. Özellikle günümüz gençleri, düşünce dünyamızın önemli isimlerini ve savundukları fikirleri yeterince bilmemektedirler. Bu durum gençlerin, Türk kültürüne, Türk düşüncesine, Türk edebiyatına yabancı kalmasına sebep olmaktadır. Türk kültürüne, Türk düşüncesine, Türk edebiyatına eserleriyle ve çalışmalarıyla hizmet etmiş, yön vermiş şahsiyetler, aramızdan ayrılmış olsalar da, yaşamaya devam ediyorlar. Aradan geçen zaman, onların değerini azaltmamış, aksine daha da arttırmıştır. Bugün de, onlar yolumuza ışık tutuyorlar.


Erol Güngör’ün sosyal ilimlerdeki bilgisi, tarih şuuru ve ilim zihniyeti onu Türk tarihinin ve bugünkü Türkiye’nin sosyal meselelerinin yorumlanmasında en iyi mütefekkir mertebesine çıkarmıştır. Bunun en önemli sebebi de Güngör’ün yorumlarının, başta diğer sosyal ilimciler tarafından olmak üzere yerli ve orijinal bulunmasıdır. Türk milletinin son yüzyılda yetiştirdiği ilim ve fikir adamlarının en seçkin simalarından biri olan Erol Güngör felsefe akımları ve Türk tarihi başta olmak üzere sosyal ilimlerin her sahasında geniş bir kültür birikime sahip düşünürlerimizdendir. Güngör, ailesinden gelen Türk kültürü sevgisiyle yetişmiştir. Bu sağlam milli kültür ona milliliği ilme ve ilmi de milliğe feda ettirmeyecek bir hüviyet kazandırmıştı. Başkalarının söylediklerini değiştirerek veya tercüme ederek tekrarlayan bir insan değildi. O, problemleri göstermekle kalmaz aynı zamanda çözüm yolları da önerirdi. Yani sadece meyvenin çürük olduğunu söylemek, yeterli değildir onun için. O, sanki sadece okumak, düşünmek ve yazmak için dünyaya gelmişti. Uyku haricindeki zamanını okumak, yazmak ve düşünmek biçiminde üçe ayırmıştı. Hocası Mümtaz Turhan gibi ciddi ilim adamıydı, fakat onda hocasından farklı bir taraf vardı. O hocasının aksine gazete yazarlığı yaparak, geniş kitlelere de hitap etti. O günlük politikaya karşı da alaka duyuyordu. Kendisinin de ifade ettiği gibi Güngör, gazete yazılarına daha lise sıralarındayken başlamıştı. Hatta ciddi ilk yazısı olarak gördüğü o zamanki Milliyet’te, Ulunay’ın sütununda yayınlanan tenkit yazısı Kırşehir’de önemli bir ilgi uyandırmıştı. Ulunay’ın köşesinde temas ettiği ve “imzasız okuyucuma mektup” başlığıyla yayınlanan bu yazıyı kaleme aldığında, henüz 17 yaşındadır.(1) Bir yazar ve sosyal bilimci olarak büyük ışıklar taşıyan, ümit veren ilk yazıları “Yol” dergisinde yayınlanmıştır. 1960’ların ortalarında çıkan Yol dergisi seviyeli bir haftalık dergi idi. Güngör’ün bu dergideki yazılarının Marksizm’in tenkidi niteliğini taşıdığını görüyoruz. Daha sonra Güngör Töre’nin devamlı yazarları arasında yer alıyor. Aynı tarihlerde “Türk Edebiyatı’nda edebi yönü güçlü makale ve çeviri yazılarını kaleme alıyordu. 1975’lerde onu “Ortadoğu” gazetesinin başyazarı olarak görüyoruz. Güngör bu gazetedeki başyazılarında günlük politikaya da temas ediyordu, ama yazıları o güne kadar karşılaştığımız günlük politika yazılarına hiç benzemiyordu. O ne objektiflik endişesi ile hiçbir fikri beyan etmeyen çoğu defa sadece olayları özetleyen yazarlara benzeyen; ne de bir politikacıdan farklı davranan yazarlar gibi yapıyordu. Günlük politika meselelerini sosyal ilimlerin, tarihin ve milli kültürün süzgecinden geçiriyor, sonra da öz ve anlaşılır şekilde yazıya döküyordu. 1980 sonrasında da “Yeni Sözcü” , “Yeni Düşünce”, “Doğuş”, “Hamle” gibi dergilerde yazdı.(1)


Erol Güngör, çeşitli yönleriyle uzun uzun üzerinde durulması ve tahlil edilmesi gereken bir yazar, âlim ve düşünürdür. Toplumumuzun bugünkü meselelerini tahsil edişi, milli kültürümüz ve tarihimiz üzerindeki yazıları, bugünün şartlarında İslamiyet ve tasavvufun meseleleri hakkındaki görüşleri, Marksizm’i tahlil ve tenkit eden makaleleri, sosyal psikoloji alanında yaptığı mesleki çalışmaları, tercümeleri ve nihayet üslubu, ayrı ayrı üzerinde durulması gereken konulardır. Güngör’ü çalışma arkadaşları daima takdir etmişler ve onu insanları ve barışı seven, bütün anlaşmazlıklara rasyonel çözüm yolları getiren, örnek bir insan olarak değerlendirmişlerdir. Güngör, birçok ilim adamında görülebilen kararsızlık ve fikir değiştirmelerden korunabilmiştir. O, olanı tasvir ettikten sonra mensup olduğu cemiyeti seven bir insan sıfatıyla olması gerekene yönelen bir aksiyon adamıydı da. O, sağlam kültürü, ilmi araştırma zihniyeti kuvvetli sentez kabiliyeti ile her zaman meseleleri büyük bir açıklıkla ve tarafsızlıkla tahlil etmiş ve ne yapmamız gerektiğine cevap vermiştir. O, insanların cephelere ayrıldığı bir dönemde yaşamış olmasına ve bu cephelerden birine mensup olarak gösterilmesine rağmen bütün çabalarında Türk milliyetçiliğine yeni bir muhteva kazandırmaya çalışmıştır.


Erol Güngör ve Milliyetçilik


Güngör, milliyetçiliği; milli kültürü bizzat bir medeniyet kaynağı haline getirmek ve cemiyeti soysuz değişmelerin açık pazaryeri halinden kurtarma yeridir diye tanımlar. Güngör hakikatte milliyetçiliğin bir kültür hareketi olmak dolayısıyla ırkçılığı, halka dayanan bir siyasi hareket olarak da otoriter idare sistemlerini reddeden bir anlayışı olduğunu belirtir. Münevverlerin milliyetçiliğini memleketin modernleşmesi esnasında kaybolan milli hüviyeti birkaç sembolik şey etrafında muhafaza etme endişesinden ibaret olduğunu belirtir. Milliyetçiler, milli kültürü temsil ettikleri ve “yerli” bir formül getirdikleri için, halk ile çabucak kaynaşacaklarını, onlardan istedikleri desteği (siyasi ve iktisadi) kolayca görebileceklerini düşünürler.(2) Güngör’ün, milliyetçilik anlayışı batı milliyetçiliğinin özellikleriyle hiçbir şekilde uyuşmamaktadır. Yani Güngör’ün milliyetçiliği sömürgecilik ve emperyalizm karşıtı bir milliyetçiliktir. Türkiye sevgisi, ideolojik milliyetçiliğe dönüştüğü zamanda Erol Güngör’ü bağnaz bir tutuculuğa ve şovenizme sevk etmiyordu. Güngör’ün milliyetçiliği hoşgörülü ve diğer milletlere de saygılı bir milliyetçilik idi. Temeline psikolojik bir katılığın mevcut olmadığı komplekslerden ileri gelmeyen, sakin, aynı zamanda coşkulu, neşeli, sevdalı bir milliyetçilik idi. Güngör, bütün çalışmalarında çağdaş bir Türk Milli Kültürü kurmanın gereği ve bunun yolları üzerine yoğunlaştığını söylemektedir.


Kültür-Medeniyet İlişkisi


Güngör, kültür-medeniyet ayrımının gayesini millet hayatına nasıl bir yön vereceğimiz konusundaki isteklerimize objektif veya ilmi destek bulma gayreti olduğunu belirtir. Güngör, kültür ile medeniyet arasındaki farkı, medeniyet; milletlerin birbirine benzer veya aynı olan taraflarını, kültür ise onları birbirinden ayıran tarafları temsil ettiğini belirtmektedir. Yani başlıca farklardan biri gaye ile vasıta arasındaki farktır. Bu kanaatte olan ilim adamlarına göre medeniyet beşeri gayelerin elde edilmesi için kullanılan vasıtaların bütününü ifade eder. Bu bakımdan teknolojik seviyede meydana getirilen eserler medeniyete aittir. Kültür kıymetleri ise kendi başına gaye olan şeylerdir. Gökalp kültür ile medeniyetin birbirinden farklı olduğunu ileri sürerek geleneğin dışında tasnifçi bir görüşle “ Medeniyet beynelmileldir fakat kültür millidir. Türkiye modernleşebilir ve pekâlâ Avrupa’dan farklı bir millet olarak kalabilir, hüviyetini kaybetmez” tezini müdafaa etti. Güngör’ün, Gökalp’la ayrıldığı noktalardan birisi Türk tarihidir. Güngör’e göre “Türk tarihi ve kültürü hakkında bugün de pek çok yazarımız Gökalp’tan daha sağlam bir görüş kazanmış değildir. Bu yüzden Gökalp Türk kültürünü yanlış anlayanların en kaliteli örneğidir. O’nun Osmanlı tarihini bilmeyişi yüzünden düştüğü hatasını teşhir etmeye lüzum yoktur”. Gökalp Türk tarihini ele alırken Osmanlı devletini görmezden gelmiştir. Böylece Türkiye Cumhuriyeti’nin temel siyasetlerinden birisi de Osmanlının inkârı olmuştur. Bu noktada Erol Güngör Osmanlı ile Ziya Gökalp’i karşı karşıya getirmektedir. Osmanlının yıkılmasıyla birlikte Osmanlı kültürünün de yıkılmasını öne süren Ziya Gökalp’e karşı Osmanlı kültürünün savunuculuğunu ve Osmanlı’nın Türk kültürünün en önemli halkalarından birisini oluşturduğunu iddia etmektedir. Ancak, Ziya Gökalp devrinde münevverlerin hakikati aramaktan ziyade hal ve şartlara göre reçeteler hazırlamakla uğraştıklarını da belirtmektedir.(3) Türk toplumu modernleşme sürecine girmeden önce özgün bir kültür ve medeniyet tarzına, değer sistemine sahip iken modernliğin içeriği ve biçimi gereği modern bir değer sistemine geçme uğraşı vermektedir. Modern dünyada var olma mücadelesi veren Türk toplumunun yaşadığı ve yaşayacağı modernleşme süreci ve sorunlarının, bir Erol Güngör çözümlemesi çerçevesinde sunulması bizi bazı sonuçlara götürmüştür. Bir kültür varlığı olan insanın, bir sorun çözme biçimi olarak tanımlanan kültürün, kısaca insanın yaşamla kurduğu ilişkinin değişimini ve bu süreçte karşılaşılan güçlükleri belirlememizi kolaylaştırmaktadır. Türk modernleşmesinin zorunlu bir süreç olarak deneyimlenmesi, Batılı ülkelerle olan ilişkiler ve dünyevi alandaki yenilginin kabullenilmesinin bir sonucu kabul edilmelidir.


Erol Güngör, kültür değişmelerinin sosyal yapımız üzerindeki tesirlerini özlü bir biçimde incelemiştir. Ayrıca Tanzimat’tan günümüze Türkiye’de meydana gelen değişmeler intibak eden ve direnen unsurlarını da ele almıştır. Yazdığı bütün yazılarının ana temasının; çağdaş bir Türk milli kültürü kurmanın gereği ve bunun yolları olduğunu belirtmektedir. Türkiye’de Cumhuriyet devrinin çağdaş bir Türk milli kültürünü oluşturamadığı ise ana problemidir. Bu açıdan bakıldığında Güngör’ün yazılarının büyük ekseriyeti Cumhuriyet döneminin bir kritiği ve eleştirisidir. Ancak bunlar mantıklı, bilimsel ve yapıcı eleştirilerdir.(4) Erol Güngör de Türk toplumunun kültürüne ve sürekliliklerine sık sık atıflarda bulunmakta, çözümlemelerini ‘değer amaçlı’ bir eylem içeriği içinde sunmaktadır. Güngör’ün bütün eserlerindeki tezlerin esası, alınacak ve atılacak şeylerin bir envanterini yapmaktan ziyade Türkiye’de milli bünyeyi kuvvetlendirici tedbirler üzerinde çalışmanın doğruluğu fikrinden oluşmuştur.


KAYNAKLAR

1.Karacan, Halil; “Erol Güngör”, Bitirme Tezi, Kamu Yönetimi Bölümü, Sakarya Üniversitesi 2004

2.Güngör, Erol; Dünden Bugünden Tarih Kültür ve Milliyetçilik, 9.Baskı. Ötüken Neşriyat A.Ş. İstanbul–1999

3.Güngör, Erol; Türk Kültürü ve Milliyetçilik, 14.Baskı. Ötüken Neşriyat A.Ş. İstanbul–2002

4.Vayni, Cafer, (2004), “Fikir Dünyasının Altın Beyni Erol Güngör”, Zaman Gazetesi, 27 Nisan, s. 16. 
 
 
Gökhan DOĞAN   



Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner211