Cezeavlerindeki sonradan ressamların boncuklu yağlı boyalı eserleri Ankara'da
Mahkumlar artık mobilya üretiyor, ayakkabı imal ediyor, el sanatlarının hemen her türlüsünden güzel eserler ortaya koyuyor hatta sağlanan alanlarda tarımsal gıda ürünleri bile yetiştiriyor. Bununla da kalmayıp resim çizmeyi öğrenerek hem bir sanat dalında kendini gösteriyor hem de sayılı günlerinin çabuk geçmesini sağlıyor. Mahkumların büyük kısmını, özellikle de sanat eseri ortaya koyanları, meşgul oldukları işlerin büyük kısmına sonradan, yani cezaevine girdikten sonra dahil olanlar oluşturuyor.

Cezaevinde kalanların elinden çıkmış sanat eserinden el işlemesine, gıda ürününden mobilyasına kadar geniş yelpazedeki işte bu ürünler, bugün Ankara’da açılışı yapılan 12. İşyurtları Ürün ve El Sanatları Fuarı’nda hem halkın beğenisine sunuldu. Satıştan elde edilen gelir de tutuklu ve hükümlülere verilecek.

HALIYA DOKUNAN GERÇEK BİR ÖZLEM

Bu fuarda sergilenen bir el dokumasının üzerinde “Bu halı, Yağcıbedir Yörüklerinden olan ve Balıkesir Açık Ceza İnfaz Kurumu’nda kalmakta olan hükümlü Y. Keskin tarafından, duyduğu özlem ve yarınlara beslediği umutla dokunmuştur.” diye yazıyor. Bir başka köşede yine boncuklarla üretilmiş çeşitli anahtarlıklar, bir başka köşede üretilmiş ayakkabılar, dikilmiş gömlekler, el işlemesi ahşap oyma eşyaları ve hatta mahkumların yetiştirdiği ve ürettiği zeytin, elma, yoğurt gibi ürünler sergileniyor. Fuar alanının tam ortasında ise masadan sandalyeye kadar çeşitli mobilya ürünleri yer alıyor.

FUARDA ULUSLARARASI ÖDÜL ALMIŞ BİR RESİM BİLE VAR

Ancak sergilenen ve satışa çıkan ürünler arasında bir de uluslararası ödül almış bir yağlıboya resmi bulunuyor. Bu resmin sahibi Bilecik Bozöyük Açık Cezaevi İnfaz Kurumu’nda resim öğretmenliği yapan Hasan Üstün. Kendisi de bir ressam olan Üstün, cezaevindeki hükümlülere resim dersleri veriyor.

CEZAEVLERİNDEN GELEN 111 RESİM FUAR ALANINDA


Fuar alanında ceza infaz kurumlarında ortaya çıkarılmış 111 eser bulunduğunu söyleyen Hasan Üstün, “Hemen hemen Türkiye’nin bütün illerinden gelen hükümlü arkadaşlarımızın yapmış olduğu çalışmalar var. Bildiğiniz bu cezevleri sürecinde almış oldukları eğitimleri ceza bitiminde de devam ettirmek için almış olduğu kurslardan sonra bu eğitimlere devam etmektedirler. Sonuçta ortada büyük de bir beğeni ile karşılaşıyoruz.” diye konuşuyor.

'SANIRIM DİZİLER, CEZAEVLERİNİ OLDUĞUNDAN FARKLI GÖSTERİYOR'


Fuarda resimleri görenlerin en çok şaştığı konunun, bu resimleri cezaevlerinde üretilmiş olması olduğunu belirten Üstün, “En büyük karşılaştığımız sorulardan birisi de, herkes şaşırıyor bu tür işlerin cezaevinde yapıldığına. Çünkü basın ya da dizilerde galiba bizim cezaevlerini biraz kötülüyorlar ki herkesin aklına demir parmaklıklar kavganın gürültünün olduğu bir yer geliyor. Ama sonuç olarak görmüş olduğunuz bütün bu sanat el emeği göz nuru bütün yapılan işler hepsini cezaevlerinin ürünü olduğunu kamuoyuna da göstermiş oluyoruz.” ifadelerini kullanıyor.

Fuarda Hasan Üstün’e ait uluslararası ödül almış bir resimde yer alıyor. Bir ayakkabıcının resmedildiği bu tablonun hikayesini, eserin sahibi şöyle anlatıyor: “Bu resmim aşağı yukarı 8 aşamadan oluştu. Fotoğrafını çektiğimiz özgün çalışmalardan ve hikaye dergilerden aldık. Şu anda Türkiye’de çığır açan BRESKU yani Birleşmiş Ressamlar Kulübü’nün açmış olduğu yarışmada özel ödül aldı. Aynı zamanda İspanya’dan da uluslararası bir ödül geldi bu tabloya, toplamda 52 bin kişi oyladı. Bunlar güzel şeyler, onurlandıran şeyler. Hevesimizi şevkimizi artıran olay.”

SONRADAN RESSAM OLANLARIN İLGİNÇ HİKAYESİ

Cezaevinde hem sanat eseri hem de gündelik eşya veya gıda ürünü üretimi yapanların büyük kısmı, bu işe sonradan, yani cezaevine girdikten sonra başlıyor. Özellikle sanat eseri üretenlerin büyük kısmı, sonradan bu işe başlayanlardan oluşuyor.

Bu şekilde cezaevinde “sonradan ressam” olanların hikayeleri de ilginç. Üstün, karşılaştığı bir hikayeyi şöyle anlatıyor: “Tokatlı 55 yaşında hasbelkader cezaevine düşmüş bir arkadaş içinde gizli kalmış olan bir sanatçıyı yani bizim resim atölyemizde keşfetti. ‘Daha önce yaptın mı’ diye sordum. Dedi ’55 yaşıma kadar hiç fırça almadım elime.’ Şu anda onun resimleri de burada. Bana şunu söyledi, ‘insan cezaevine düştüğüne sevinmez ama sevindiğim bir şey var dedi içimdeki resim aşkını cezaevinde keşfettim.’

CEZAEVİNDEKİ İMKANLA GÜZEL SANATLAR FAKÜLTELERİNDE YOK

Resmin süreklilik isteyen bir iş olduğunu vurgulayan Üstün, “Arkadaşlar hemen hemen saat 8’de resim atölyesine girip akşam 5’e kadar sürekli bu işin içinde olup, bütün imkan olanaklar sağlandığı için, hatta diyebilirim ki güzel sanatlardan bile olanaklarımız daha güzel, çalışma ortamları süreklilik şart olunca kendini geliştirme imkanı bulabiliyorlar. Bunlardan kendileri de mutlu biz de mutluyuz.” diye kaydediyor.

ARABESK DİNLEYENLER ARTIK KLASİK MÜZİK DİNLİYOR

Üstün son olarak da ilginç bir tespitini aktarıyor: “Resim atölyesinde arabesk dinleyen arkadaşlar belirli bir zaman ve süreçten sonra inanın klasik müzik dinlemeye başladılar. Artık bunun yorumu da psikiyatrisi arkadaşlar daha güzel yaparlar.”

Ankara Atatürk Kültür Merkezi alanındaki fuar, 2-8 Ekim tarihleri arasında açık kalacak.


Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner211