Koptuğumuz Dünya
Dün ile bu gün arasında her ne kadar zaman farkı varsa da, milletini ve memleketini düşünen ve kafa yoran tarih bilincine sahip ilim ve fikir adamlarının sözleri bu günde geçerliliğini korumakta olduğunu görmekteyiz.

 Unutmayalım ki, Batılı devletlerin Birinci Dünya Harbinden sonra Ortadoğu'ya ekmiş oldukları nifâk tohumları bize de çok tesir etmiştir. Arab deyince, yeni Türk nesillerinin aklına daima Türk ordularını arkadan vuran İngiliz maşası bedevî kabileleri gelir;  Arablar da Türk deyince en çok İttihatçıCemal Paşa'nın Suriye'de yaptıklarını hatırlarlar. Her iki tasavvur da yanlıştır, iki tarafı birbirine düşman etmek için İngilizler tarafından uydurulmuştur. Arabların bu yanlış tasavvurdan kurtulmalarını istiyorsak, biz de memleketimizdeki Batı kuklası münevverlerin sistemli bir şekilde yerleştirmeye çalıştığı Arab düşmanlığının bütün izlerini silmeliyiz. Unutmayalım ki, "ARAB DÜŞMANLIĞI PROPAGANDASININ TEMELİNDE İSLÂM DÜŞMANLIĞI VARDIR; İslâm dünyasının yanyana yaşayan iki büyük kitlesini birbirine düşman etmek, böylece her birini tek tek Batılılara esir etmek gayreti vardır." (Prof. Dr. Erol Güngör, Türk Kültürü ve Milliyetçilik, Ötüken Yay. 14 Basım, İstanbul 1999, s. 235-236)

Avrupa Birliği

 Avrupa Ortak Pazarı’nın  kuyruğu mu, yoksa Ortadoğu’nun başı mı olacağız? Bize düşman olan ve düşman kalacak bir medeniyetin çöpçülük hizmetini mi, yoksa kendi medeniyetimizin öncülüğünü mü yapacağız? Türk münevveri bu konuda derhal bir karar vermelidir.

(Prof. Dr. Erol Güngör, Türk Kültürü ve Milliyetçilik, s. 236)

Kültür (Hars) Tarifi

 

Sosyal ilimlerde kültür denince, bir topluluğun kendi hayatî problemlerini çözmek üzere denediği ve uzun yıllar içinde standart hâle getirdiği usuller ve vasıtalar anlaşılır. Şu hâlde bir topluluğun ihtiyaçlarını karşılamak üzere benimsemiş bulunduğu hayat tarzı, bütün maddî ve manevî unsurlarıyla birlikte onun kültürünü teşkil etmektedir. (...)

Bir milletin yaşama gücü, onun kültüründe çok sağlam dayanakların bulunmasıyla mümkündür. Fare kapanına girmiş gibi Anadolu yarımadasına sıkışıp kaldığımız şu ıztırablı günlerde bile tek ümid kaynağımız milletimizin bu yaşama gücüdür.

(Prof. Dr. Erol Güngör, Türk Kültürü ve Milliyetçilik, s. 68-70)

 

Eski ve Yeni Mukayesesi

 

Niçin dünyanın büyük hukukçuları arasında bir Hukuk Fakültesi profesörünün değil de, Ahmet Cevdet Paşa’nın adı geçiyor? Niçin Fransa Devlet Başkanı; “siz Bakî gibi şairler  yetiştirmiş bir milletsiniz” diyor? Niçin bir divan katibinin yazdığı bir müsvettede bir tek Türkçe hatasına rastlanmadığı hâlde, bir üniversite profesörünün yazdığı makale anlaşılmıyor? Niçin dünküler önem verdikleri medrese ilmini mükemmel şekilde bildikleri hâlde, biz bugün önem verdiğimiz modern ilimde varlık gösteremiyoruz? Niçin artık ilim ve edebiyat yapacak bir dilimiz bile yok?

Atalarımız ülkeler fethedip yağmacılıkla uğraştılar ha! Siz bütün bu yüksek aklınız ve ileri bilginizle iki dönümlük bir yer fethedebilir misiniz? Bir orduyu bir yerden başka bir yere götürebilmek, üstelik yabancı topraklarda zafer kazanabilmek için nelerin gerektiğini bilir misiniz? Bunun için her şeyden önce saat gibi işleyen idarî bir sistem lâzımdır; böyle bir sistem kuramayanlar sadece kendi ülkesinde birbirinin arazisini işgal etmekle, kendi vatandaşlarına karşı zafer kazanmakla uğraşır. (...) Bizim Macaristan’a aldığımız gelirden fazla masraf yaptığımızı sosyalist bir ülke olan Macaristan’ın tarihçileri ortaya koydular. Siz devletin bu masrafa niçin katlandığını da anlayamazsınız; bunu ancak dünya çapında dış politika yürüten bir devletin idarecileri bilirler.

Haçlı ordularını imha eden bir devletin küçücük bir Karaman beyliğine niçin harb açamadığını, Rum Kara Todori Paşa’nın azınlıkları şımartmak isteyen Avrupa diplomatlarına karşı devletin hükümranlığını niçin müdafaa ettiğini, ordulara hükmeden paşaların iki satırlık bir ferman karşısında boyunlarını cellada niçin uzattıklarını, krallara başeğdiren insanların yoksul bir derviş karşısında bütün gurur ve azametlerini niçin terk ettiklerini, deli denilen bir sultanın ekmek fiyatları artınca niçin geceleri uyuyamadığını hiç düşündünüz mü?

(Prof. Dr. Erol Güngör, Türk Kültürü ve Milliyetçilik, s. 123-124)

 

İslâmiyet ve Türkler

 

İslâmiyet devrine kadar Türkler her türlü yüksek meziyete sahib olan, fakat dünyada kendi yerini tam bulamamış olan bir milletti. İslâm onun yolunu aydınlatan bir ışık oldu ve Türk milleti bu ışığı takib ettikçe hep yükseldi.

(Prof. Dr. Erol Güngör, Tarihte Türkler, Ötüken Yay. 6 Basım, İstanbul 1995, s. 69)

Medeniyetimize Bakış Usûlü

 

Eğer medeniyet Batıda görülen kültür malzemesinden ibaret değilse, medeniyetsizlik denince onların zıddını anlamayacaksak, o hâlde bir Türk medeniyeti de vardır ve başlıbaşına bir kıymet ifade eder. Üstelik bu medeniyet bizim sosyal karakterimizin eseridir ve onu aksettirir. (…)

Türkler artık kendi medeniyetlerine yüzlerini dönüp onu bütün teferruatıyla incelemelidirler. Ama bu inceleme yakın zamana kadar hep yapıldığı gibi, Batı medeniyetinin değer hükümleri açısından olmamalıdır. Bizim tarihimizi savunanların pek çoğu maalesef bu tuzağa düşmüşler ve Batıda değer verilen şeylerin Türk tarihinde benzerlerini buldukça atalarımızın ne kadar “ileri” düşünceli olduğunu söylemişlerdir. Türk medeniyetinin kendi başına bir kıymeti bulunduğunu daima hatırda tutmalıyız.

(Prof. Dr. Erol Güngör, Dünden Bugünden, Ötüken Yay. 9 Basım, İstanbul 1999, s. 131)

 

Vekâr ve Şahsiyet

 

Gençlerimiz vekâr kelimesinin mânâsını bilmezler. Kendilerine Türkçe diye öğretilen uydurma dilde yazılmış lûgat kitablarında da bu kelimenin karşılığını bulacaklarını sanmıyorum, çünkü vekârın Türk münevver hayatı içinde karşılığı kalmadı. İngiliz sefirinin önünde hüngür hüngür ağlayan Tanzimat kahramanıMustafa Reşid Paşa'nın vekârdan nasibi yoktu; tatlı canının endişesine düşerek Fransız sefaretine sığınan ve Londra'ya gittiği zaman İngiliz Hariciye Sekreterine sadrazam olarak yaptığı işlerin hesabını veren hürriyet ve anayasa kahramanı Mithad Paşa da elbette vekâr örneği olamazdı. Şimdi onların kendi toprağımız üzerinde hırsız gibi korkak adımlarla dolaşan inkılâbçı torunları vekârın mânâsını lûgatte bile bulamıyorlar. Onlara örnek olarak gösterilen şahısların büyük çoğunluğu başını dik tutmaktan ziyade boyun eğmeye alışmış, ne kendine, ne de milletine güvenen, basit menfaatleri büyük başarı sayan, küçüklüklerini halka karşı kibir ve gururla kapatmaya kalkışan adamlardı.

(Prof. Dr. Erol Güngör, Türk Kültürü ve Milliyetçilik, Ötüken Yay., 14 Basım, İstanbul 1999, s. 59)



Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner211