KAYIKÇI KAVGASI...
Görünümlü işler…

Görünümlü ve güdümlü, planlanmış, sonucu belli kavgalar, tartışmalar…

Günümüzde siyasiler, toplum mühendisliğine soyunanlar ve medya tarafından sıkça başvurulan bir yöntem…

***

Biz Türkler, millet olarak hep ezilenin yanında oluruz…

O kadar ki;

Devam eden bir futbol maçında bile eğer iki takımı da tanımıyorsak yenilen tarafı tutarak maçı izlemeye devam ederiz…

***

Günümüz siyaseti maalesef görünümlü/güdümlü kavga ve tartışmalar üzerine kurulmuş durumda…

Herkes bir saf tutmuş,

Karşılıklı çekişmeler, kavgalar…

Meselenin özüne inmeden birkaç güzel laf, algı operasyonları, karşı tarafı medya önünde alt etme çabaları…

Didişmeler, didişmeler!..

Bir sonu olmayan, izleme keyfi yüksek, sonuçları itibariyle kısa vadede anlamsız(!) mücadeleler…

Kısa vadede anlamsız ama uzun vadede toplum mühendisliğinin bir parçası hamleler…

Belki de “gücün sırrı” burada…

Orta ve uzun vadede tarafların birbirlerini üste taşıma, seyredenleri taraf olarak ikiye ayırma, amacı doğrultusunda seyreden olaylar…

***

Belki de bu duruma en iyi örnek “kayıkçı kavgası”dır…

İstanbul'daki kayıkçılar üzerinden kültürümüze katılmış hoş deyimdir “kayıkçı kavgası”…

Rivayete göre Haliç’te, Eminönü-Karaköy benzeri iskelelerin olduğu yerlerdeki kayıkçılar müşteri kapma, iskeleye yanaşma gibi sebeplerden tartışmaya başlarlarmış.

Kavgada tabi sesler yükselir, haykırışlar bağrışmalar arasında kürekler havaya kalkar, sağa sola savrulur,

Sözlü sataşmayla başlayan olay, kayıkçıların birbirini kürekle itelemesine kadar varır, karşılıklı olarak vuruşsalar da kimsenin kayığı batmaz, kimse denize düşmezmiş.

Halk toplanır, seyretmesi güzel ama sonuca varmayan kavgalar olduğunu bildiklerinden merak ve ilgiyle izlerler, sonucunda biriken halkı alıp karşıya geçirirlermiş…

Halk birikip, müşteriler hazır olduğu için kayıklar/tekneler dolar, bir sonraki kayıkçılara müşteri kalmazmış…

***

Kayıkçı kavgasının kaybedenleri, bir sonraki kayıkçılar ve ayırmak için araya girenler olurmuş…

Kayıkçı kavgasında en önemli püf noktaları, “bir sonraki kayıkçı olmamak” ve “kavgaya müdahil olmamak”mış…

Böyle kavgalara müdahil olursanız, hem müşteriden olur, hem “ara dayağı” yer, dayak sonunda “boş teknede, ne için dayak yediğinizi” de anlayamazsınız…

Hüseyin KURT 


Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner211