Türkiye'yi Başbakan Geriyor
Zaman Gazetesi yazarı Mümtaz'er Türköne Türkiye'nin içinde bulunduğu gerginliğin sebeplerini köşesine taşıdı.

Türöne, 'CHP’nin izlediği tutum ve MHP liderinin kendi tabanına sıkça tekrarladığı sükûnet çağrısı; hatta BDP saflarından gelen temkinli çıkışlar geriye tek bir adres bırakıyor.' diyerek; Elinin altında var olan medya imkanlarıyla Türkiye’yi geren tek başına Başbakan olduğunu yazdı. 

Türköne'nin makalesi şöyle:

Ortak payda olarak ‘daha fazla özgürlük, daha fazla demokrasi ve daha fazla hukuk’ istiyorlar. Özellikle Meclis’te görüşülen MİT Yasası’na güçlü bir itiraz dile getiriliyor: “Millî irade yetkilerini bürokrasiye devretmemeli.” Açıklamada “önemli yasal düzenlemeler yapılırken bu hususa dikkat edilmeli” dendiğine göre ve gündemde olan tek bürokratik kuruluş MİT olduğuna göre şikâyetin adresi yeteri kadar açık. “Siyasî ortamın yumuşatılması” talebi ise doğrudan Başbakan’ı hedef alıyor. Bir gerginlik var mı? Var. Peki ortamı geren kim? Muhalefet partileri, gerilimin toplumu ve kendilerinin temsil yeteneğini tahrip ettiğini bildikleri için özel bir dikkat sarf ediyorlar. Kılıçdaroğlu’na yapılan saldırı sonrasında CHP’nin izlediği tutum ve MHP liderinin kendi tabanına sıkça tekrarladığı sükûnet çağrısı; hatta BDP saflarından gelen temkinli çıkışlar geriye tek bir adres bırakıyor. Türkiye’yi geren tek başına Başbakan. Elinin altındaki medya imkânları, bu gerginliği çoğaltarak genel bir toplumsal huzursuzluğa dönüştürüyor.

TOBB, TESK, Hak-İş gibi meslekî alanda geniş temsil kabiliyetine sahip sivil kuruluşlar, tabanlarında bir konsensüs olmadığı takdirde kolay kolay bu tür teşebbüslerde bulunmazlar. Demek ki bıçak kemiğe dayanmış. Akıllıca bir taktik izlemişler. Önce Başbakan’la görüşmüşler, eleştirilerini ve taleplerini dışarıda basına açıkladıkları ortak bildiri ile dile getirmişler. Böylece mektubu zarfa koyup adrese teslim etmişler. Peki adres doğru mu?

‘Öfke bir hitabet sanatı’ olduğuna göre, gerilim siyaseti de duyguların değil aklın ve hesabın egemen olduğu bir stratejiye dayanıyor. Soruyu doğrudan sorduğumuz zaman bu stratejinin mantığını kavramak daha kolay: Siyasî ortamın yumuşamasından Başbakan’ın çıkarı var mı? Cumhurbaşkanlığı seçimi düğün-bayram gibi bir ortamda yapılırsa, AK Parti adayının, yani Erdoğan’ın oyu artar mı, azalır mı?

Erdoğan’ın kendine özgü popülizmi ortak bir düşman yaratıp karşısında geniş bir cephe oluşturmak taktiğine dayanıyor. Düşman bulamıyorsanız uydurursunuz. Elinizde yeteri kadar medya aracı olduğuna göre öfke ve şiddetle, bangır bangır bu düşmanı hedef tahtasına yerleştirdiğiniz zaman toplumun düşman ihtiyacını karşıladığınız ölçüde başarılı olursunuz. Mahallî seçimlerde tek bir delile dayanmayan ‘paralel devlet’ hayaletinin bu yöntemle nasıl işlevsel bir araca dönüştüğünü, üzerine ne dünyalar inşa edildiğini görmedik mi?

Hükümet özel sektöre göz açtırmıyor. Devletin ekonomik araçları aracılığıyla katıksız bir dikta yönetimi ekonomi üzerinde hüküm sürüyor. Piyasaya korku egemen. Özel sektör üzerindeki bu aşırı kontrol, hükümetin gerçek iktidar araçlarını oluşturuyor. Siyasal ve sivil alan bu gerçek iktidar araçları üzerinden kontrol altında tutuluyor. Bu yüzden, beş STK’nın hukuk, demokrasi ve özgürlük arayışı ve MİT Yasası’na itirazı ciddi bir başkaldırı niteliğinde.

Anayasa Mahkemesi’nin frene basması, ortamı yumuşatır mı? Bir hafta içinde verdiği dört kritik kararla hukuk devleti adına ayakta duran tek kale olduğunu kanıtlayan AYM, kontrolden çıkan iktidara gem vurmayı başarabilir mi? AYM kararlarına hükümetten gelen tepkiler pek öyle olmadığını gösteriyor. Seçimde %43 oy alan bir partiyi, ülkenin geri kalanının da hükümeti ve parlamentosu haline getiren yegâne şey AYM’nin işlettiği hukuk prensipleri. AYM’ye savaş açmak, bu yüzden toplumun geri kalanına savaş açmak demek. AYM kararına ‘saygı duymayan’ bir Başbakan’ın icraatlarına kendisine oy vermeyenlerin ‘saygı duymama’ hakkı doğuyor. Yönetme hakkını sandıktan çıkan çoğunluk belirliyor, ama ülkenin tamamını bir arada hukuk tutuyor. AYM, yargıyı kendisine bağlayarak hukuku imkânsız hale getiren İktidar’a karşı hâlâ bir şansımız olduğunu ispatladı ve yumuşama adına bir kapıyı sonuna kadar açmış oldu.

Soru hâlâ geçerli: Yumuşamadan Başbakan’ın çıkarı var mı? Daha somut bir soru: Yumuşak bir ortamda yolsuzluk soruşturmaları durdurulabilir mi?




Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner211