Özdağ; 2015’te Batı Erdoğan İlişkilerinde Muhtemel İki Yol
Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkan Adaylarından Ümit Özdağ; 2015’te Batı Erdoğan İlişkilerinde Muhtemel İki Yol olduğunu belirtti. Yazısında ya Batı’ya Teslim olacağını ya da Batı’dan kopacağını dile getirdi.
 
 Ümit Özdağ; 15 Temmuz FETÖ’cü darbesinden sonra darbe öncesinde ortaya çıkan ve darbenin nedenlerinden birisi olan Türkiye ile ABD ve Türkiye ile Avrupa Birliği arasında gerilim bir yandan Türkiye’nin Rusya ile gelişen ilişkileri diğer yandan Batı başkentlerinde endişe ile izlendiğini belirterek;

“Bu endişeler Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Türkiye yüzünü Şanghay İşbirliği Teşkilatına çevirmeli, orada daha rahat ederiz söylemi ile daha da artmaktadır. Türkiye’nin eksen mi değiştirdiği, NATO ve AB’den ayrılıp ayrılmayacağı hatta çıkarılıp çıkarılmayacağı konuşulmaktadır. Aslında bugün yaşananlar çok şaşırtıcı değildir. Çünkü, Erdoğan’ın önünde 2015’e girerken artık ABD-AB dışında bir baka yolun olduğu açık bir şekilde görülmekteydi. Bunun ile ilgili emareler belirginleşmişti. Batıdan kopma süreci 2015 sonunda daha da güçlenmişti. Aşağıdaki analizi 2 Ocak 2015’de www.21yyte.org’da yayınladım. Kasım 2016’da bu analizde öngörülen sürecin geliştiği görülmektedir” dedi.
 
Özdağ; “2015 senesi Türkiye tarihinin en önemli senelerinden birisi olabilir. Bu sene, yıllardan bu yana biriken birçok sorunun radikal bir şekilde çözüme doğru ilerlediğini görebiliriz. Türkiye, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ifadesi ile “Fetret Devrinden geçerken”, Erdoğan’ı iktidara gelme sürecinde destekleyen Batı Dünyası ile ilişkilerinde büyük bir bozulma görünmektedir. Bu bozulmanın zaman içinde biriken ana nedenleri, İsrail ile gerilim politikası, ABD’nin AKP Hükümetini eleştirdiği ve 20 açıklama yaptığı Gezi Olayları, Suriye’de AKP’nin Selefi güçleri destekleme stratejisi, Mısır’da askeri darbe sonrasında netleşen genel Ortadoğu stratejisi konusunda yolların ayrılması ve nihayet Kobani çatışmaları sonrasında ayrılan yollar başlıkları altında toplanabilir. Bu gerilim yüklü ilişkinin çok uzun bir süre devam edemeyeceği görülmektedir. ABD ve AB, Erdoğan’ın “hesap edilemez ve öngörülemez” bir lider olduğundan hareket ile Erdoğan’ın siyasi yaşamını sonlandırmayı hedefleyen bir politika izleyebilir.”diye belirtti.

ABD ve AB’nin bu tasfiyeci politikasına karşı, Erdoğan’ın önünde iki seçeneğin görüldüğünü   iddia eden Ümit Özdağ; “Bunlardan birisi Batı Dünyasının uzun süreden beri Türkiye’ye dayatmaya çalıştığı talepleri kabul ederek, siyasal yaşamını uzatma seçeneğidir. Diğer seçenek ise, ABD ve AB ile ilişkileri sert bir şekilde koparma niteliği taşıyacak bir politik çizgiyi izlemektir. dedi.

 
Erdoğan’ın her iki politikayı da izleyebileceğine dair emareler bulunduğuna işaret ederek şöyle yorumladı:

Batı’ya Teslim Olma Seçeneği

Cumhurbaşkanı Erdoğan, cumhurbaşkanlığı makamına geçtikten sonra parti içindeki gerilimleri de göz önünde tutarak, dışarıda ABD ve AB ile, içerde cemaat ve büyük sermaye grupları ile eşzamanlı olarak çatışarak iktidarını sürdürmesinin mümkün olmadığını düşünebilir. Bu noktada ABD ve AB’nin kendisine yönelik politikalarını yumuşatmak amacı ile bazı stratejik adımlar atabilir.

BÜYÜK GERİLİME RAĞMEN

Bunlardan birisi Kıbrıs’ta Annan Planı’nı da aşan ölçüler içinde taviz veren bir Kıbrıs planını kabul etmektir. Bu aynı zamanda bir Amerikan talebidir. ABD Dışişleri Bakan yardımcısı V. Nuland’ın Kıbrıs’ta çözümü öncelikli paket olarak gördüğü anlaşılmaktadır.(Hürriyet,16 Şubat 2014, Tolga Tanış, Türkiye Ne Verecek?) Bu süreç; 2014’ün büyük bir bölümünde ABD’nin denetiminde hızla yürümüştür. Washington, AKP Hükümetinin tutumundan çok memnun görünmüştür. Bu memnunluğunu ilişkilerdeki büyük gerilime rağmen AKP’ye teşekkür ederek ortaya koymuştur. KKTC’nin tasfiyesinin Türk halkına anlatılabilmesi için ise Doğu Akdeniz bölgesindeki enerji kaynaklarının Türkiye üzerinden dünyaya eklemlenmesi gerekçesinin hazırlandığı görünmüştür. Haziran 2014’te Washington’da “son birkaç ayda mükemmel bir iletişim kuruldu” ifadesi ile Ankara için çok olumlu rüzgarlar esmektedir. Olumlu rüzgarları estiren, Kıbrıs’ta içine ilerleyen süreçtir. (Hürriyet, 1 Haziran 2014, Tolga Tanış, Gezi’nin Yıldönümünde Amerikan İki Yüzlülüğü) ABD Başkan yardımcısı Biden’ın 11 Temmuz 2014’de yaptığı konuşma ABD’nin Kıbrıs konusundaki proje ve beklentilerini ortaya koymuştur. Ancak Kıbrıs’ta başlayan ve Amerikalıları memnun eden süreç, 2014’ün ikinci yarısından itibaren ilk hızı ile ilerlememiştir.

5-7 Aralık 2014’te yapılan 3. Türk-Yunan İşbirliği Konseyi görüşmelerinde Davutoğlu ve Yunan Başbakanı Samaras’ın Kıbrıs görüşmelerine ivme kazandırma kararı almaları ve daha önemlisi Türkiye’nin sismik araştırma gemisi Barbaros Hayrettin Paşa’yı Rum kesiminin münhasır ekonomik bölge ilan ettiği bölgeden çekme kararı aldığının açıklanmış olması geri adım şüphesi yaratmıştır. Ancak Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 10 Aralık 2014’de yapmış olduğu konuşmada Rum Kesimi’nin münhasır ekonomik bölgesinin tanınmadığını vurgulaması, KKTC konusunda direnç olduğunun göstergesi kabul edilebilir. (Yeniçağ, 31 Aralık 2014, Hüseyin Macit Yusuf, Navtex Kaldırılıyor mu?)

ABD Ermeni sözde soykırımı iddialarının kabul edilmesini talep etmektedir. V. Nuland’dan önce görev yapan P. Gordon’ın öncelikli dosyasının bu olduğu bilinmektedir. (Hürriyet, 16 Şubat 2014, Tolga Tanış, Türkiye Ne Verecek?) 2015 yaklaşırken, Türkiye Cumhuriyeti’nin Ermeni propaganda ve saldırılarına karşı mücadele etmek için hiçbir hazırlığı yoktur. Çünkü bu aşamada Ermeni tezleri ile mücadele etmek değil, Ermenistan ve Ermeni diasporasını tatmin edecek bir çözümün fikri alt yapısının hazırlanması ön plana çıkıyor görünmektedir. Davutoğlu’nun 2013’te Ermenistan ziyareti sırasında tehciri “gayri insani” diyerek eleştirmesi, 15 Nisan 2014’de Başbakan Erdoğan’ın yayınladığı bildiride tehcir için gayri insani nitelemesini kullanması, bir taviz politikasının girişini oluşturuyor olabilir.

Üçüncü geri çekilme alanı PKK ile sürdürülen müzakere görüşmelerinin sonlandırılması ve 2015 içinde PKK’nın otonomi talebinin kabul edilmesidir. Ve bunu Suriye’de PKK kontrolündeki kantonların meşruluğunu kabul ederek genişletmesidir. Bununla bağlantılı olarak, 2015 içinde Barzani’nin Irak’tan bağımsızlığını ilan etmesi durumunda Barzani’yi Bağdat’a karşı korumaya almak, Türkiye’nin Batı’yı yatıştırmak amacı ile izleyebileceği bir strateji olabilir.

Batı’dan Kopma Seçeneği

Erdoğan’ın önündeki ikinci seçeneğin ABD ve AB ile kopma/ilişkileri zayıflatma seçeneği olduğu görülmektedir. Cumhurbaşkanı Erdoğan, ABD-AB bloğunun ne yaparsa yapsın, uzlaşmak için hangi geri adımı atar ise atsın kendisini tasfiye etmede kararlı olduğuna inanabilir. Erdoğan’ın bu şekilde bir inanca sahip olması için güçlü gerekçeleri olabilir. Bu noktada Erdoğan çıkışı Batı Dünyası ile ilişkileri zayıflatma seçeneğinde görebilir. Bu çerçevede Türkiye, AB ile tam üyelik sürecini askıya alabilir ve Gümrük Birliği’nden çıkabilir. Türkiye’nin NATO içinde geri adım atan bir sürece girdiği görülebilir. Birinci seçeneğin gerçekleşeceğini gösteren belirtiler olduğu gibi, ikinci seçeneğin gerçekleşebileceğini gösteren gelişmeler de özellikle Ayn El Arap yani Arap Pınarı çatışmalarından sonra gözlenmeye başlamıştır.

Ümit Özdağ; Kerkük petrollerinin Türkiye üzerinden ABD’nin onayı ile geçirileceğine inanan Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın PKK’nın Suriye’nin kuzeyinde bir Kürt koridoru açarak, Kerkük petrollerini Akdeniz’e ulaştırma projesine ABD’nin destek vermesi üzerinde sert bir dönüş yaptığını belirtti

Bu arada Kırım ve Ukrayna’da izlediği politikalardan dolayı arası ABD ve AB ile olağanüstü gerilen ve yalnızlaşan Putin ile yalnızlaşan Erdoğan’ın arasında ciddi bir yakınlaşma olduğu görüldüğünü belirterek;  “Putin, Erdoğan’ın ikili görüşmelerinde “AB’yi ürkütmeyelim” şeklindeki uyarısına “boş ver önemli değil” diye cevap verdiğini açıklayıp, Erdoğan’dan delikanlı adam diye bahsetmiştir.” dedi. 

YAZININ DEVAMINI BURADAN OKUYABİLİRSİNİZ
 

 


Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner211