OSMANLI'YA ŞAŞI BAKMAK-CUMHURİYET'E SIRTINI ÇEVİRMEK VE TÜRK'Ü İNKÂR ETMEK...

Son zamanlarda, yerli-yersiz lâflar ediliyor: Kimi, Osmanlı'yı aşağılayarak alaşağı ediyor; kimi, kendini fedâ edercesine gayret gösteren şanlı pâdişahları "zâlim"likte suçlamaktan geri durmuyor; kimi, Osmanlı'ya dönüşten başka bir kelâm etmiyor; kimleri ise, Cumhuriyet'i, başka bir milletin evlâtları kurmuş gibi, ona hücûm ediyor ve Türk denilince kanları donuyor!..

Bu, her cephesiyle, tam bir kepâzeliktir!..Kendini bilmezlik, haddini aşmaktır!..Her dönemin iyi ve kötü tarafları bulunabileceği ve bunları da uluorta konuşmanın hiç kimseye fayda sağlamayacağı âşikârdır. Tabiî ki, maksatları, fesat çıkarmak olanlar, bundan müstesnâdır!..

Uzun zamandır, 'bir kültür buhranı' yaşadığımızı birçok defa dile getirdim. Bu mes'ele, onunda ötesinde ve üzerinde bir şeydir!..Bunu yapanlar, Türk târihindeki bağları, zaman ve hattâ mekân irtibatlı olarak koparmak peşindedirler. Her kim iseler, ihânet içersindedirler.

Bunlar, şüphesizdir ki; Türk adını yok etmek ve Türk yurtlarını parçalayıp talan etme peşindeki gaafiller ve hâinlerdir.


Binlerce yıllık mâzîye sâhip, onlarca devlet, beylik, hanlık  ve imparatorluk kurmuş asîl bir milleti nasıl yok sayabilir, onun mâzîsiyle olan irtibatını nasıl kesmek istersiniz?

Dünyânın en medenî, asîl ve cesûr milletlerinin önünde yürüyen bir milletin ecdâdıyla, arasına nasıl uçurum koymaya kalkışırsınız?

 Nûh aleyhisselamın oğlu Yâfes'in Türk isimli oğlundan bugüne, şan ve şerefle hüküm süren bu millet, bugün, birilerinin tuzağı ile karşı karşıya bulunmaktadır. Buna rağmen, bâzıları çıkıp, "Türk diye bir kavim/millet yoktur!" deme şerefsizliğini göstermektedir.

Türk milletini bir araya toplayan, daha doğrusu Türk birliğini sağlayarak M. Ö. 220'de ilk Türk devletini kurup imparatorluk hâline getiren ilk büyük Türk Hun Hükümdarı Teoman Yabgu'dur.
Bilinmektedir ki, o zamanlar, Türk hükümdarlarına "yabgu" denirdi.

Oğlu Mete Han, M.Ö. 209-174, Hun imparatorluğuna en parlak devrini yaşattı. İşte bu Türk, o günlerden bugünlere vardır ve Allahü teâlânın izniyle ebediyen de var olacaktır. Türk târihinde, ister boy, ister beylik, ister devlet ve isterse imparatorluk olsun hiçbir kopukluk, hiçbir utanılacak zaman dilimi mevcut değildir.

Kıymetli şâir ve yazar Yavuz Bülent Bâkiler, "Hangi 17 Türk Devleti Beyefendiler?" başlıklı yazısında, bunların hepsine cevap vermektedir:   

"Biz, Türk milleti olarak, 17 devlet kurmadık. Önce bizim 32 beyliğimiz var ki, bu beyliklerin bir çoğu, dünkü ve bugünkü bazı devletlerden daha büyük, daha renkli, daha önemlidirler. Şurası unutulmamalıdır ki, dünya tarihi, Türk soyu ile zenginleşmiş, Türk tarihi ile ihtişam kazanmıştır.

Dünyada bizim kadar devlet kuran ikinci bir millet yoktur. Uyuyanlar uyanmalıdırlar; bilmeyenler bilmeli, öğrenmelidirler: Bizim, dünden bugüne 32 beyliğimiz, 38 devletimiz, 15 imparatorluğumuz, 34 hanlığımız, 4 atabeyliğimiz, 10 cumhuriyetimiz var. Özellikleri bakımından beylikler başka, devletler başka, imparatorluklar başka, atabeylikler başka, hanlıklar ve Cumhuriyetler başkadır. ABD Bayrağında 48 yıldız var. Her yıldız bir eyaleti veya devleti temsil ediyor. Peki; bizim devlet forsumuzda neden bir güneşle 16 yıldız karşımıza çıkıyor? Türkiye Cumhuriyeti 1923 yılında kuruldu. Bizim Cumhuriyetimizden önce kurulan Cumhuriyetlerimiz de var. Azerbaycan Cumhuriyeti 1918 yılında, Batı Trakya Cumhuriyeti 1913 / 1915 / 1920 yıllarında, Hatay Cumhuriyeti 1938 yılında kuruldu. 1983 yılında Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, 1991 yılında ise Türkmenistan, Özbekistan, Kırgızistan, Kazakistan Türk Cumhuriyetleri kuruldular. Türkiye Cumhuriyeti ne kadar bizimse, diğer Türk Cumhuriyetleri de aynı ölçüler içinde o kadar bizimdirler."

(Bknz. Yavuz Bülent Bâkiler, Türkiye Gazetesi, 06 Ağustos 2011)    

Türk târihi, Devlet-i Aliyye-i Osmâniyye'ye/Büyük Osmanlı Devleti'ne/Osmanlı Türk Cihân Devleti'ne gelinceye kadar nice imparatorluklar, nice devletler, nice hanlıklar ve beyliklerle o güne ulaşmıştır. Oğuzlar'ın Kayı  Boyu'na mensup Osman Gaazi tarafından kurulan bu devlet, Cumhuriyetin kuruluş târihi olan 1923 yılına kadar 322'si lider/öncü devlet olmak üzere 624 yıl dünyâya numûne olacak şekilde adâletle hüküm sürmüştür. Türkçe'den başka hiçbir dili resmî dil olarak kabûl etmemesine rağmen, tebaası altında bulunan hiçbir milletin, diline de inancına da karışmamış, müdahale etmemiştir.

Soralım ve düşünelim: Dünyada, başka milletlerin kurduğu, böyle bir devlet var mıdır? Dün var mıydı, bugün var mıdır?

Bir el gibi/ bir yabancı gibi hattâ bir düşman gibi, bir başkasının yerine kendimizi koyarak, onların  gözüyle kendimize bakıp kıyaslayalım: Târih boyunca böyle bir devlet kurulmuş, yaşamış mıdır ve bugün böyle bir devlet var mıdır?

Amerika mı? Çin mi? Rusya mı? İngiltere mi? Hindistan mı? Topyekûn Avrupa Birliği mi? Hangisi?
Tıpkı; Hunlar gibi, tıpkı, Babürler gibi, tıpkı Büyük Selçuklular gibi, tıpkı Anadolu/Türkiye Selçukluları gibi, şanlı Osmanlı Cihân Devleti de, bizim mâzîmizdir, ecdâdımızdır, özümüzdür, aslımızdır,  Cumhuriyet'imiz de bizimdir ve onların hepsinin devamıdır.

Türk'ü inkâra kalkışan zavallı gafillere ise, en güzel cevabı büyük sosyolog S. Ahmet Arvasî, "Türklük ve İslâmiyet başlıklı  makalesiyle veriyor ve şöyle diyor:

"Türk, dünyanın ve tarihin en eski kavimlerinden biridir. Çeşitli tarihî belgelerden öğreniyoruz ki, bu kavim, aynı zamanda tarihin kaydettiği en medenî ve dinamik "içtimâî ırklardan" biridir. Öte yandan, bu kavmin dikkati çeken bir yönü de dîğer kavimler gibi "putperest" olmayışıdır. Yâni Türklerin yontulmuş ve müşahhas tanrıları yoktur.

Türkler, bütün tarihleri boyunca, hep "dosdoğru" olan dini aramışlardır. Musevîlik, İsevîlik başta olmak üzere çeşitli dinlere girip çıkmışlardır. Türklerin eski dinleri olan "Gök-Tanrı" dininde de "Tanrı Tek"tir ve asla müşahhas bir varlık değildir, fezâları ve semâları istilâ eden bir yüce varlıktır. Kaldı ki, bu dinde, Cennet (Uçmak), cehennem (tamu), İblis (Yalbız), Melek (Erçin) Âhiret (Öte dünya), Peygamber (Yalvaç),...inançları vardır.

(...) Şanlı Peygamberimiz'in tebliğleri ile şereflenmeden önce, bütün Türkler, kâfir değildi. Kimi Musevî, kimi İsevî, kimi de yukarıda belirttiğimiz tarzda "muvahhid" idi. Tıpkı, putperestAraplar'ın arasında bulunan "Hanif"ler gibi Türkler'in içinde de doğru inanan insanlar çoktu.

(...) 11. Asırda ise Türklük, artık İslâm'ın hizmetinde ve "İlâ-yı Kelimetullah" için canla başla çalışacak, birçok İslâm büyüğünün de belirttiği üzere, Eshâb-ı Kiram'dan sonra, İslâm'ı yücelten en büyük millet olacaktır.

(...) Türkler, yalnız askerî sahada değil, içtimâî, iktisâdî, ahlâkî, bediî ve fennî konularda da büyük eser ve hamlelerle İslâm Dünyası'nın şanını ve şerefini yüksek tutmasını bilmiştir."

(Bknz. S. Ahmet Arvasî, Size Sesleniyorum-1, Model Yayınları, İstanbul 1989, Sf. 101-102)

Türk'ün bir halkasını bir dîğerinden ayırıp koparmaya çalışmanın mümkün olamayacağını cümle âlemin bilmesini isteriz. Orta Asya s(ı)teplerinden, Kafkaslar'a, Anadolu'ya, Orta Doğu'ya, Balkanlar'a, İç Avrupa'ya, Avustralya'dan Amerika'ya kadar, bu böyledir, inşâ-Allah da böyle kalacak ve böyle devam edecektir.

Bâzı gafil ve hâinlerin hevesleri, her zaman olduğu gibi, yine kursaklarında kalacaktır!..Buna inancım tamdır!..

 
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner211