Şâir ve Yazar M. Halistin Kukul'la Çocuk Edebiyatı Hakkında Sohbet

M.Halistin Kukul

M.Halistin Kukul



27 Eylül 2017, 10:36

Bu Mülakat Mehmet Arı tarafından Yapılmıştır.

Şiir, hikâye ve tiyatro sahalarında birçok esere imza atan ve "çocuk edebiyatı" deyimi hakkında farklı görüşleri bulunan M.Halistin Kukul 'a bâzı sorular tevcih ederek, tekrar da olsa kanaatlerini almak istedik.

ARI- Sayın Hocam, çocuk edebiyatında bizzat icrâcı olduğunuzu biliyoruz. Bu hususta; "Şiirlerle Nasreddin Hoca Fıkraları" ve "Ayçiçekle Nurdede" gibi eserleriniz de bulunmaktadır. Bâzı makalelerinizde ve mülâkatlarınızda, çocuk edebiyatı kavramı hakkında da görüş ileri sürdüğünüz mâlûmumuzdur. "Çocuk edebiyatı" ifadesinden ne anlamamız gerektiğini îzah eder misiniz?

KUKUL- Şunu söyleyeyim ki, tekrar etmek hiçbir zaman kayıp değildir. Hattâ, bunda fayda da vardır. Çünkü, hâfızamızı tâzelememiz gerekir. Devamlı olarak fikir hareketi içersinde bulunmalıyız.

Çocuk edebiyatı, alışılagelmiş tâbirdir. Dilbilgisi kaidesi olarak doğru bir tâbir... İsim tamlaması...İkisi de isim ammâ, burada, isimlerden biri sıfat durumuna düşüyor..Hangisi sıfat oluyor? Tabiî ki, değişen...Yâni; çocuk!..

Meselâ; Türk milleti deyince, ikisi de isim ammâ, Türk sıfat oluyor. Çünkü, değişen oluyor. Yerine, Alman, İngiliz... getirebiliyoruz. Millet, isim olarak sâbit kalıyor.

Yine, meselâ; kalb doktoru..dediğimiz zaman ne anlarız? Kalbi tedavi eden doktor, değil mi? Kalb'e âit /kalb'ci doktor... Burada esas olan kalb değil, doktor'dur... Doktor, sâbittir... Çocuk doktoru dediğimiz zaman da, çocuk edebiyatı dediğimiz zaman da öyle değil mi?

O hâlde, mevzûmuzda değişen nedir? Çocuğa âit edebiyat değil mi? Burada da esas olan edebiyat'ın nev'idir, çocuk değil!.. Ancak şu var ki, konumuzda tartışacağımız husus, bu 'edebiyat'ın, 'çocuğa' âit olmasıdır. Bunun için, bu edebiyatın muhtevâsında 'çocuk' bulunmalı; onu, 'çocuk' teşkil etmelidir yâni çocuğa hitâp etmelidir.

ARI- Bunu, biraz daha açabilir miyiz?

KUKUL- Elbette!..1994'te, bir gazetede, Çocuk Edebiyatından Ne Anlıyoruz? başlıklı bir yazı yazmış ve bu hususta da şu soruları sormuşum: "Çocuk edebiyatı: 1) Çocuklar tarafından yazılan edebiyat mıdır? 2) Çocuk edebiyatı; mevzûsu, çocuk olan yazılar mıdır? 3) Çocuk edebiyatı; çocuk p(i)sikolojine, çocuk halet-i

ruhiyesine hitap eden, onu fikrî ve bediî yönlerden geliştirici ve genişletici; buluculuğa ve araştırıcılığa yönelten eserler midir?"

Bu hususta, Medenîleşme Yolunda Çocuk ve Edebiyat Münâsebeti başlıklı bir tebliğim de, 2016 yılında, Samsun Canik Belediyesi tarafından basılan bir kitapta yer almaktadır ki, bu hususta çok önemlidir.

ARI- Bu îzahınıza göre, "çocuk edebiyatı" olarak üçüncü şıkkı anlamamız lâzım geldiğini anlıyorum. Doğru mu söylüyorum?

KUKUL- Başka bir şıkkın doğru olabilme ihtimali maalesef yok. Çünkü, çocukların yazdığı yazıların, henüz edebî bir safhada bulunabilmesi zordur. Dîğer taraftan, konusu sâdece çocuk olan, dikkat edelim, "sâdece çocuk olan" diyoruz, bir edebî eser düşünülebilir mi? Toplumdan ve çevreden tecrid edilmiş bir fert bu!.. Hem de çocuk!..Olabilmez değil, diyebiliriz fakat, bu, çocuk edebiyatına örnek teşkil etmez. Düşünelim ki, beş yaşında bir çocuk, bir hikâyede, sonra niçin sâdece hikâyede, şiirde, tiyatroda değil de hikâyede yalnız başınadır. Mümkün mü, bu? Hadi olsun diyelim, bu, aynı zamanda büyükleri de ilgilendiren bir mevzû olmaz mı?

Demek ki, her şeyden önce, "çocuk edebiyatı" kavramı açıklığa kavuşturulmalıdır.

ARI- Bu arada, zihnime takılan bir hususu sormak istiyorum: İslâmî çocuk edebiyatı ve bu edebiyatın faydası hususundaki düşünceleriniz nelerdir? Bu alanda, gerçekten yetkin eserler yazıldığı kanaatini taşıyor musunuz?

KUKUL- "İslâmî çocuk edebiyatı" tâbirini ilk defa duyuyorum. İslâm; cihânşümûldür ve her şeyi ihâta eder. Bu tarz bir yaklaşım, kanaatimce, olsa olsa, çocuklar için bir 'ilmihal' kitabı olabilir. Durum böyle olunca, sorunuzun ikinci kısmına dâir bir şey de söylemem mümkün değildir.

Hangi tür edebî eser olursa olsun, içersinde/muhtevâsında, elbette ki, İslâm'a aykırı unsurlar bulunmaması gerekir. Bu eserler, elbette ki, mübârek dînimizin güzelliklerini telkîn ve tavsiye edebilir. Fakat, bu demek değildir ki, müstakil bir "İslâmî çocuk veya halk edebiyatı" olsun.. Batılı şiir, roman veya dîğer san'at türlerinde de hıristiyânî fikir ve tavır alenî olarak görülür, telkîn edilir. Hattâ, ateizm, komünizm gibi fikir cereyanlarına yer verilir. Fakat denilebilir mi ki, 'komünist, faşist veya ateist çocuk edebiyatı"...?

ARI- Tekrar, çocuk edebiyatı açıklamanıza dönelim?

KUKUL- Az önce îzaha çalıştım. Çocukların p(i)sikolojik yapılarına, dürüstlük ve güzellik katan eserler yazılmalıdır. Başta adâlet duygusu olmak üzere, hakka rızâ, insana hürmet ve sevgi bağlarını kuvvetlendirici telkînleri ihtivâ eden her türlü

san'at eserini çocukların anlayabilecekleri bir dil ve üslûp ile, çocuklarla buluşturmak gerekir.

Ne yazık ki, çocuk edebiyatı sahasında çok gerilerdeyiz. Hâlâ, dış mihraklı eserler revaçtadır. Yerli/millî telif eserlerimiz az olmasına rağmen, yeterli sayıda da bastırılıp çocuklarımıza ulaştırılamıyor.

Bir hususu daha açıklığa kavuşturmak isterim. O da, "çocuk edebiyatı" ifadesinin sosyolojik açılımını yapamamışız. Bakınız; köy/köylü edebiyatı, kenarmahalle/varoş/gecekondu edebiyatı, şehir edebiyatı... gibi tâbirler var. Bunlardaki mânâ, doğrudan doğruya, bu edebiyatlarda, köyün, gecekondunun veya şehrin anlatılması/tanıtılması/sosyolojik unsurlarıyla/yerli kültür yapısıyla ele alınmasıdır.

Halbuki, "çocuk edebiyatı" tâbirinde, doğrudan doğruya "'çocuğun anlatılması' diye bir şey yoktur. Peki ne vardır? Çocuk p(i)sikolojisine hitap vardır, olmalıdır. Onun gelişimi sağlayıcı dînî, millî, insânî, ilmî ve kültürel elemanlar vardır, olmalıdır. Mâcerâ vardır, olmalıdır. Sevgi ve merhamet aşılamak olmalıdır.

ARI- Sizce, çocuk kitaplarında, millî ve İslâmî değerler veya fikrî hususlar nasıl verilmelidir?

KUKUL- Bakınız; edebiyat bir cephesiyle de 'maarifi' alâkadar eder. Çünkü, temelinde, ahlâk, güzel/güzellik vardır ve san'atın birinci hedefi güzele ulaşmaktır.

"Allah, güzeldir ve güzelliği sever" hadîs-i şerîfi, bizim estetiğimizin/bediîyatımızın/san'at anlayışımızın temelini teşkil eder. Bu, ifade ettiğim gibi, sâdece edebiyat sahasında değil, mîmârîde de, mûsıkîde de, hattatlıkta da, resimde de... böyledir. 'Doğruluk' ve 'güzellik' her şeyde esas olmalıdır.

Hangi dalın san'atçısı iseniz, o dala dâir usûller vardır. O usûller içersinde, kendi üslûbunuzu geliştirirsiniz. Vermek istediğiniz fikrî mesajı, bir ilim adamının mesajı, bir ilmî makaledeki mesaj gibi değil, san'atın icâbı olan kaideler içersinde okura sunarsınız. Çünkü; san'atın temelindeki hedef, belirttiğim gibi güzel'i arama ve güzel'e ulaşma gayretidir.

ARI- Daha belirleyici örnekler sunabilir misiniz?

KUKUL- Bakınız, büyük sosyoloğumuz Seyit Ahmet Arvasî'nin, bu sahada çok mûteber bir kitabı bulunmaktadır: Diyalektiğimiz ve Estetiğimiz. Önce, bu sahalara el atmak, bu sahalarda yol almak isteyenlerin bu kitabı iyice okuması gerekir. Tabiî ki, Necip Fâzıl'ın poetikasını da...

Mâdemki arzu ettiniz, ben, bu kitaptan bir örnek sunayım. Arvasî Hoca diyor ki: "İnsanın kurduğu kültür ve medeniyette, "ilim", "sanat" ve "din" âdeta "üç sütun" gibidir. İnsanlık, bunlara dayanarak yücelebilmektedir. Yâhût, insanlık, kendini

koruyup geliştirecek "üç sığınak" bulmuştur; bunlar "laboratuvarlar", "sanat galerileri ve evleri" ile "mâbedlerdir".

Bu durum aynı zamanda, insanın, eşya ve varlık karşısında, "üç tavrını" da ele verir. Gerçekten de bizim için herhangi bir obje, hem bir "laboratuvar malzemesi", hem bir "sanat ham maddesi" ve hem de "ilâhî bir haberdir."

(...) Bize göre, "ilim" objektif gerçeği, "sanat" sübjektif gerçeği, "din" mutlak gerçeği aramak demektir."

Mes'ele budur!..Çözüm budur!..

ARI- Türk edebiyatı hakkında genel bir değerlendirme yapar mısınız? Batı etkisindeki Türk edebiyatı ifadesini nasıl buluyorsunuz?

KUKUL- Bunlar, çok geniş konulardır. Ancak birkaç cümleyle de olsa, bir şeyler söylemek isterim. Şüphesiz ki, edebiyat ilmiyle uğraşanlar, bilhassa hocaların hocası Fuat Köprülü'den başlamak üzere çeşitli tasnifler yapmışlardır. Bilinmelidir ki; Türk şiiri, emsâlsiz bir mevkidedir. Hem hacim, hem muhtevâ genişliği ve hem de bediî tefekkür bakımından böyledir. Manas gibi bir destanımız var. Kaldı ki, bir Yûnus Emre, bir Mevlâna ve onlardan günümüze intikal eden Fuzulîler, Bâkîler, Yahya Kemâller, Basri Gocullar, Halide Nusretler, Âkifler, Necip Fâzıllar, Ârif Nihatlar, Mehmet Çınarlılar, Feyzi Halıcılar, Niyazi Yıldırımlar... şiirimizdeki muhteşem numûnelerdir, hamlelerdir.

Roman, bize geç gelmesine rağmen, Cumhuriyet döneminde çıtayı çok yükseltmişiz. Halide Edibler, Yakup Kadriler, Ahmet Hamdi Tanpınarlar, Reşat Nuriler, Tarık Buğralar, Emine Işınsular, Sevinç Çokumlar, Boyunağalar...

Netîcede, Orta Asya'dan Orta Avrupa'ya ulaşan, izi târihin derinliklerinde bulunan muhteşem bir Türk Dünyası Türkçesi ve Türk Dünyâsı edebiyatı ve san'atı vardır. Yeryüzünde, bu kadar derin ve bu kadar yaygın bir san'ata (mîmârî-şiir-mûsıkî) hangi millet sâhiptir.

Demek istiyorsunuz ki; "Öyleyse, Batı etkisinde Türk edebiyatı neyin nesidir?"

Millî Kültür Dergisi'nin 74. sayısı olan 1990 Temmuz nüshasında, "Batı Tesirinde Türk Edebiyatı Meselesi" başlıklı bir yazım yayınlanmıştır. Orada, bu "Batı Tesiri" meselesinin tuhaflığını dile getirdim.

Bir defa, Batı, tek millet, tek fikir değil ki!..Fakat Batı, farklı mezheplerde olmasına rağmen, kendi kabûlleri içersinde tek din!..Peki, Müslüman hüviyetli-Milliyetçi hüviyetli Türk edebiyatçısı, böyle yapının nasıl ve hangi tesirinde kalabilir? Belki teknik olarak...Bu kadarcık tesir, bütün milletler için geçerlidir. Başkaları, bizden, hiç mi almadı değil, hiç mi çalmadı? Ne dersiniz?

Tesirde kalanlar yok mudur? Vardır!..Rus'un tesirinde de kalan vardır, Çin'in tesirinde de kalan!..Bilmem kimin tesirinde de..

Adam Marksist, fakat bakıyorsunuz ki, Batılı/Batıcı listede adı var. Adam İslâmî edebiyatçı veya Türk milliyetçiliği izi üzerinde yürüyor, bakmışsınız ki, bu tesirin içinde gösteriliyor...Gösterenler öyle gösteriyor.. Kaldı ki; bu hususta, bir p(u)rofesörümüz bir de kitap yazmış ve üniversitelerimizin Türk dili ve edebiyatı bölümlerinde okutuluyor.

ARI- Kenan Akyüz'ün kitabını mı kastediyorsunuz?

KUKUL- Evet, onu kastediyorum. 1960'larda da okutuluyordu, ikibinlerde de...Fakat, şimdi, okutulup okutulmadığını bilemiyorum!.. Hazîn!!!

ARI- Son bir soru sormak istiyorum: Edebiyatımızın,- tabiî ki her türünün- gelişmesi hususundaki görüşlerinizi öğrenebilir miyim?

KUKUL- Sâdece edebiyat sahasında değil, san'atın bütün dallarında ve ilmî sahada da dünya ölçülerinin gerisinde yürüyor ve çalışıyoruz. Yâni, çalışmıyoruz...

Maarif sistemimiz bırakınız 'keşfetme' ve 'teşvik' etmeyi, 'sistemsizlikle' boğuşuyor. Kaabiliyetler ortaya çıkarılmıyor. Kaabiliyetler teşvik edilmiyor.

Milletçe okumuyoruz, okur görünüyoruz. Kendimizi kandırıyoruz..İşin en tehlikeli cephesi de bu!..Gösterişle bu iş gitmez!..Az düşünülen bir yerde, ne ilim ve ne de san'at yeşerebilir! Ferdî gayretlerle bu kadar yürüyor!..

Orhun Âbideleri'nden, Yûnus Emre'den gelen Türkçe, uydurukça ve yabancı kelime istilâsı altında ve sâhipsizlik içersinde çırpınıyor. Düzelmesi ve gelişmesine dâir bir gayret,bir kıpırdanma var mı?..Vaziyet bu!..

Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.