Samsun Mevlevîhânesi

Mevlevîhânelerin, Türk-İslâm kültür ve medeniyetinde çok mühim bir yeri bulunmaktadır. Bunlardan birinin de,- yıkılmış olmasına rağmen-Samsun kayıtlarında bulunuşu, şehrin târihî muhtevâsına büyük zenginlik katacağı gibi, Hazret-i Mevlâna'nın cihânşümûl mesajının yayılması hususunda da, geleceğimiz için bir ümit ışığı olacağı kanaatindeyim.

Hazret-i Mevlânâ, bir rubâîsinde:

"Ben, sağ olduğum müddetçe Kur'ân'ın kölesiyim.

Ben, Muhammed Muhtâr'ın (s.a.v.) yolunun tozuyum.

Benim sözümden bundan başkasını kim naklederse,

Ben, ondan da bîzârım, o sözlerden de bîzârım."

Derken, dünyada emsâline az rastlanan muhteşem eserlerin müellifi olarak ilhâmını aldığı Kur'ânî ve Muhammedî aşkın feyzini dağıtmanın gayretiyle çırpınıyordu.

Bilindiği gibi, 'Mevlevîhâneler' , 'Mevlevî dergâhları'dır. Büyük tekkelere ' âsitâne', küçüklerine de 'zâviye' denir. Samsun Mevlevîhânesi, bir zâviyeydi ve Samsun zâviyesinde, ilk defa, 'post-nişîn' ismine 1852'deki kayıtlarda rastlanmıştır. Bu durum; 30 Kasım 1925 târihinde yürürlüğe giren tekke ve zâviyelerin kapatılmasıyla ilgili kanunla sona ermiştir.

Şu ânki mes'elemiz ; başta Konya Mevlânâ Dergâhı olmak üzere, bugün, Osmanlı Cihân Devleti'nin hâkim olduğu pek çok yerde faal olarak vazîfe yapan âsitâne ve zâviyelere ilâveten 'Samsun Mevlevîhânesi'nin de yeniden inşâ edilerek hizmete sunulmasıdır.

Tabiîdir ki, akla; " Bu nasıl olacaktır?" sorusu gelecektir. Îzâh edelim:

15-16 Nisan 2013 tarihli Olay Gazetesi'nde yayınlanan "Sadi Tekkesi'nden Mevlevîhâne'ye" başlıklı makalemde, bunun önemini belirterek şunları söylemiştim:

"Târihî kayıtlara göre, Türkiye'deki 'kırkbeş' Mevlevîhâne'den biri de Samsun'da bulunmakta(ydı)dır.

Bu husustaki ilk ciddî çalışmayı; Dr. Şermin Bârihüda Tanrıkorur'un, Konya Selçuk Üniversitesi Sosyal Bilinler Enstitüsü'nde 2000 yılında yaptığı "Türkiye Mevlevîhâneleri'nin Mîmârî Özellikleri" adlı doktora tezinden anlıyoruz. Samsun Mevlevîhânesi'nin p(i)lânları, yapılan bu çalışmada mevcuttur. Zâten, bu husustaki bütün ilmî çalışmalarda da, bu eser kaynak olarak alınmaktadır.

Dr. Şermin Bârihüda Tanrıkorur'dan kısaca bahsetmek isterim : Zîrâ, - bizler uyurken -, O; böyle mühim bir millî kültür kaynağımızı tespit ederek, ilmî vesîkalarla Türk kültürüne kazandırmıştır. O'nu tebrikin ve O'na teşekkürün çok az bir taltif olduğunu düşünüyorum.

Dr. Şermin Bâriüda Tanrıkorur Hanımefendi; bestekâr -ûdî- yazar Cinuçen Tanrıkorur'un eşidir. Asıl adı: Charmaine Angele Moo'dur. 1946 Jamaika doğumludur. Annesi ve babası aslen Çinlidir. Beş çocuklu hıristiyan bir ailenin tek kızıdır. 1973'e kadar İslâm'dan habersizdir. Büyük araştırmalar sonucu, -kendi ifadeleriyle- "Allah, Kendine yönelene hidâyet eder" (Er-Râd,27) âyetini rehber aldığını söyleyerek Müslüman olmuştur. Sekiz yıl Konya'da yaşamış, üniversitelerimizde hocalık yapmıştır.

O hâlde; ilgili merciler ve ilmî heyetler, " Samsun Mevlevîhânesi" üzerinde çalışmalarına başlamalıdır. Dr. Tanrıkorur'un ortaya koyduğu k(ı)rokiler, p(i)lânlar ve fotoğraflara göre, " Samsun Mevlevîhânesi" inşâsına girişilmelidir."

Bu yazımızın yayınlanışından bugüne kadar geçen zaman içersinde, "Samsun Mevlevîhânesi" hususunda hiçbir çalışmanın mevcudiyetine şâhit olmadım. Halbuki, mes'ele, çok yönlü olarak fayda sağlayacaktır. Uydurma değil, hakîkî bir târih yeniden varlığını ortaya koyacaktır. Dinî, millî, içtimâî ve kültürel sahalarda, gücümüze güç katacaktır. Millî şuûr kaynaklarımızı geliştirecek ve genişletecektir.

Bu mekân tesis edildiğinde, burada , ilmî ve kültürel sohbetler yapılacaktır. Hazret-i Mevlânâ'nın muhteşem eserleri olan " Mesnevî, Dîvân-ı Kebîr, Mektubât, Fîhi Mâ-Fîh ve Mecâlis-i Seba" hakkında müşterek bir istişâre yeri vücûde getirilecektir.

Böylece; burası, bir ilim yuvası, bir kültür ocağı, bir ecdât yâdigârına hürmet mekânı olarak faliyet gösterecektir. Mevlevîhâne ile, Samsun şehri, hem Türkiye'ye ve hem de dünyâya yeni bir " ilim kapı"sı açacaktır.

Büyük İslâm âlimi Abdullah Dehlevî (1745-1824)'nin şu sözlerini ehemmiyeti dolayisiyle nakletmek istiyorum. Buyuruyor ki: " Üç kitabın eşi yoktur. Bunlar: Kur'ân-ı Kerîm, Buhâri-yi Şerîf ve Celâleddîn-i Rûmî'nin "Mesnevîsi'dir."

İnanıyorum ki, Hazret-i Mevlânâ'yı, her ân, bizlere hatırlatacak olan "Samsun Mevlevîhânesi"yle sâdece Samsun şehri değil, umûmî Türk-İslâm kültürü de, yeniden, çok önemli bir değere kavuşacaktır.

M.Hâlistin Kukul

 

Samsun Mevlevîhânesi Başlıklı Haber Samsun Haberleri Kategorisinde Yayınlanmaktadır. Samsun'daki Gelişmeleri Yakından Takip Etmek ve Benzer Nitelikteki Güncel Samsun Haberleri İçin Samsun Haberleri Kategorisini Ziyaret Edebilirsiniz.



Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Suna Tuerker 4 ay önce

Kim tasavvuf yolunda ise veya Reshad Field
merhum meşhur eserini içeren konudaki gibi" Derviş yoluna " devam ederse , diğer kardeşlerine iletişim kurmalı ve Organise olup ilk girişimi (initiative) başlanmalıdır. Her önemle hareket ilk adımla başlıyor. Buna misal ingiltere ve almanyada yapılan ilmi çalışmalar -cambrig Mesnevi seminerleri ve Ispanya da Başara okulu gibi.
Size teşekkür ederim kökten değerli bir bilgi ve informasyon yazısı göndermesini.
Celaleddin Balhi (Rumi):"Bize artık yeni sözler söylemek gerek" diyor bilhassa bu günlerde. .
Hayırlı günler dilerim .
Saygılarımla
Su an TÜRKER

banner211