AKP Narkozuna karşı milliyetçi uyanış
 Tayyip Erdoğan'ın "Terör örgütü ile görüşen şerefsiz ve namussuzdur" sözüne rağmen millet aleyhine girdiği aksi yoldan dönmeyeceği anlaşılıyor. Çünkü Başbakan bu cümlesinde sarf ettiği sözleri içine sindirme pahasına misyonuna hizmette kararlı görünüyor. Sadece bu cümlesiyle değil, kendi ağzından çıkan bağlayıcı pek çok sözünün zıddını yapmaktaki maharetini her gün sergiliyor. Bir ülkenin başbakanının milletin evlatlarını katleden, devleti bölmeye çalışan silahlı terör örgütüyle masaya oturarak pazarlık yapması için nasıl bir çıkmaz içine düştüğünü, ya da hırsa sahip olduğunu tahayyül edemiyoruz. O ise açılımda sınır tanımıyor ve Başbakan PKK ile işbirliğini daha ileri safhalara taşıyor. Başkanlık hayallerini gerçekleştirmek için yeni anayasayı BDP ile hazırlamanın hesaplarını yapıyor.

 

Başbakan adeta bir siyasi intihara doğru sürükleniyor. Çünkü Türkiye'nin ekseriyetinin terör örgütüyle yapılan görüşmeleri tasvip etmediği yapılan anketlerle ortadadır. Keza Tayyip Erdoğan'ın "şeref ve namus" sözü vermesine rağmen ikiyüzlü davrandığı kendi seçmen kitlesinin hassasiyetleri de aynıdır. Türkiye'nin büyük çoğunluğundan bu konuda destek alacağından emin olsa zaten Tayyip Erdoğan bu rezaleti şova dönüştürmüştü bile.


Ama şov yapamıyor ve hatta çekinerek, gizli saklı yürütüyor PKK ile işbirliği sürecini.PKK ile hangi pazarlıkların yapıldığı, hangi vaatlerde bulunulduğu bilinmiyor ama BDP-PKK cephesini tatmin edecek düzeyde olduğu anlaşılıyor. Türk milleti tıpkı Habur'da teröristlerin mitingle karşılanmalarından hoşlanmadığı gibi, Başbakanın teröristbaşıyla yürüttüğü görüşmelerden de rahatsızdır. Başbakan ise milletin rahatsızlığının farkında olmasına rağmen misyonunu yerine getirerek kanlı elleri sıkarken, milleti ise tek devlet-tek millet edebiyatıyla aldatmaya çalışmaktadır. Terör örgütü konumuna düşürülen Türk Silahlı Kuvvetlerinin şerefli mensupları ile fotoğraf verecek kadar, şimdiye kadar yaptığı işlere aykırı adımlar atıyor.

 

AKP İLE PKK'YI BULUŞTURAN GÜÇ

 

Başbakanı PKK ile masaya oturtan, teröristlerle kol kola girmiş BDP ile anayasa yapma noktasına getiren telaşın ardındaki gerçeği doğru analiz etmek gereklidir. AKP'nin uluslararası bir büyük projenin en önemli parçalarından birisi olduğu açıktır. Bu partinin ve bizzat Tayyip Erdoğan'ın, küresel plana uygun bir şekilde Türkiye'nin dönüştürülmesi için gerekli alt yapının hazırlanması misyonunda sona yaklaşıldığı anlaşılmaktadır.

Türkiye hem kendi içerisinde hem de çevresinde pek çok ülkeyi içine alacak büyük bir dönüşümün içerisinde hızla sürüklenmektedir. AKP'nin izlediği politikalar sayesindeTürkiye, Amerika'nın jandarmalığında bir adım daha ileri çıkarak Suriye batağına saplanmak üzeredir. Suriye ki, bölgedeki dengeleri alt üst edecek ve pek çok ülkeyi işin içine katacak bir bombanın fitili konumundadır. Üstelik bu müdahalede Türkiye'nin taraf olmasının ve aktif rol almasının hangi milli çıkarlar ve ne uğruna olduğunun izahı yoktur. Suriye'deki ve Irak'taki yerleşik rejimlerin yıkılması ve sonrasında ortaya çıkan bölgesel yapıların Türkiye'nin menfaatleriyle örtüşmediği ve hatta bize yönelik tehdit içerdikleri açıktır. Suriye'de ve Irak'ta Türkmen'in adı dahi yoktur. Her gün patlayan bombaların soydaşlarımızı hedef aldığını gizleyenler bu suçun ortağıdır. Otorite boşluğunda semiren PKK uzantıları ise büyük sahiplerinin açtığı yolda ilerleyişlerini sürdürmektedirler.

Başbakanı telaşlandırarak hesapsız ve süratli adımlar attıran meselelerden birisi Suriye'dir. Çünkü Suriye ile ilgili olarak ABD'nin vereceği görev, Tayyip Erdoğan'ı zora sokacaktır. Şimdiye kadar Türkiye'de ve İslam âleminde bugünler için parlatılan Tayyip Erdoğan, kullanım vakti sona yaklaşırken gerçek yüzüyle arzı endam etmektedir. İslam'ın ve Türklüğün bağrına emperyal bir kuklanın kurtarıcı rolüyle sokulmasındaki amaç ortaya çıkmak üzeredir.

 

ORTAK NOKTALARI TÜRK DÜŞMANLIĞI

 

Suriye ile at başı giden iç gündemde ise bebek katili Apo'nun buyruğu ile Türk adının silinmesi ve milli devletimizin ortadan kaldırılması için Tayyip Erdoğan ve kadrolarının mesaisi hızlanmış görünmektedir. ABD, AB, Tayyip Erdoğan ve AKP, PKK ve BDP başta olmak üzere Türk adından hoşlanmayanların ittifakı var güçleriyle Türklüğe hücum etmektedirler.

Bu süreçte 2014 ortasında yapılacak cumhurbaşkanlığı seçimi kritik bir tarih olarak ön plana çıkmaktadır. Bu tarihe kadar başkanlık sistemini ve dolayısıyla federal yapıyı Türkiye'ye getirebilmek için son kozlar oynanacaktır. Meclis'te anayasa değişikliği için gerekli 367'yi bulamayacağı belli olan başbakan, BDP'nin desteğiyle 330'un üzerine çıkarak bu sistemi halk oylamasına götürecek kadar sıkışmış durumdadır. BDP ve PKK bu desteği Tayyip Erdoğan'a verirken muhakkak ki kafalarındaki özerkliği pazarlık konusu yapacaklardır. Hükümetin PKK ile yürüttüğü müzakerelerde bugüne kadar hangi tavizleri verdiği henüz tam olarak açıklanmamıştır. Ancak Paris'teki üç teröristin cenazesinin getirildiği Diyarbakır'ın terör örgütüne teslim edilişi dahi midemizi bulandırmaya yetmektedir. Başbakan hedefine ulaşmak için verdiği tavizlere Türkiye'nin bölünmesini de ekleyecek kadar gözünü karartmış olabilir. Ancak hesaplarının hiç birinin tutmayacağı ve hüsrana uğrayacakları bellidir.Referandum 12 Eylül gibi tartışmalı bir konuda olmayacak, doğrudan teröristin taleplerinin oylamasına dönüşecektir. Bu sayede Başbakanın bugüne kadar yürüttüğü ikiyüzlü siyaset de ortaya çıkarılmış ve Türk milleti tarafından gerekli cevap verilmiş olacaktır.

 

KIBRIS'TAKİ OYUN TÜRKİYE'YE UYARLANIYOR

 

Hükümetin takip edeceği siyaset ne olursa olsun, önümüzdeki mahalli idareler seçimi ve ardından yapılacak Cumhurbaşkanlığı seçiminin Türkiye'deki kötü gidişatı durdurmak için önemli bir fırsat olduğu ortadadır. Büyük Türk milletinin belki de kendi akıbetinin oylanacağı bu seçimlerle ilgili bilinçlendirilmesi çok önemlidir. Hatırlanacaktır, Annan Planı çerçevesinde KKTC'nin ortadan kaldırılması için oradaki Türklere 'evet' oyunu AKP hükümeti verdirmişti. Kıbrıs Rum kesiminin 'hayır' demesi sayesinde, bugün hala orada bir Türk devleti var. Bu hükümete kalsa idi, resmen tanıdıkları Rum kesimi Kuzey Kıbrıs'ın sahibi olacak, KKTC tasfiye edilecekti. Bu yüzden AKP hükümetinin ve Tayyip Erdoğan'ın misyonunu ve tavizde ulaştıkları seviyeyi hiç unutmamakta fayda vardır.

Türk milletini uyaracak ve bilinçlendirecek Milliyetçi Ülkücü Hareket'ten başka aktif bir milli güç kalmamıştır. Türkiye'nin milli ve üniter yapısının korunması konusunda gerekli hassasiyete sahip MHP dışında büyük bir siyasi oluşumun olmayışı, bizlerin üzerindeki sorumluluğu artırmaktadır. İktidar partisinin adeta işgal İstanbul'undaymışçasına izlediği teslimiyet politikalarının yanı sıra CHP'nin kendi içerisinde aynı konuyla ilgili kavgaya sürüklenmesi, MHP'nin üzerine yine tarihi bir misyon yüklemektedir. Altını çize çize söylemek gereklidir ki; Türkiye'nin varlık mücadelesinin verileceği bu süreçte MHP tek milli güçtür.

Basit bir terörle mücadeleden koca bir milletin teslimiyetine uzanan psikolojik operasyonu bozmaktan başka çaremiz kalmamıştır. AKP'nin kutsal değerleri kullanarak milletimiz üzerinde yaptığı narkoz etkisini sonlandırmak, tıpkı Kıbrıs'ta olduğu gibi Türk milletine kendi sonunu oylatacak bu gücün demokratik yollarla, millet eliyle sandıkta tasfiye edilmesini sağlamak tarihi ve vatani görevimizdir.



Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner211