Arınç:
Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç,  2014 yılı bütçe tasarısının yasalaşmasının ardından TBMM Genel Kurulu'nda teşekkür konuşması yaptı.

Sözlerine, "Kamer Genç hariç, hepinize saygılar sunuyorum" diyerek başlayan Arınç, TBMM Başkanı Cemil Çiçek, görüşmeleri başından beri dikkatli şekilde takip eden MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, partilerin grup başkanvekilleri başta olmak üzere, bütçeye katkısı bulunanlara teşekkür etti.

Arınç, bütçelerin Hükümet ve parlamento için önemli bir belge olduğuna işaret ederek, bütçe görüşmelerindeki düşünceler, eleştiriler, önerilerden yararlanmak istediklerini söyledi.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın, yoğun çalışma gündemi içinde Meclis'te olamadığına işaret eden Arınç, "Hükümetimiz olarak, bizler hazır bulunuyoruz. Bunlar, her zaman olagelen işlerdir. Daha önce de bildiğiniz gibi başka nedenlerle Başbakan, Meclis'te bulunamamış olabilir. Bunu, bir başka nedene bağlamak çok doğru değil" dedi.

Bu infiali haklı buluyorum

Arınç, görüşmelerde BDP'li milletvekillerinin, yüksek sesle bir konuyu protesto ettiğine dikkati çekerek, tutuklu BDP milletvekillerinin tahliye taleplerinin reddedildiğini anımsattı. BDP'li milletvekillerinin, bunun milli iradeye, seçmenlere, parlamentoya karşı saygısızlık olduğunu dile getirdiğini anımsatan Arınç, sözlerini şöyle sürdürdü:

 "O arkadaşlarımızın nezdinde seçmenlerin büyük bir infial içinde olduğunu söylediler. Ben bu infiali haklı buluyorum. Arkadaşlarımız, bir yanlış uygulama sonucunda milletvekillerinin hukukunu korumak için bunu protesto edebilir, infial gösterebilir, düşüncelerini açıklayabilir. Arkadaşlarımıza bu davranışları nedeniyle herhangi bir tacizde bulunmak doğrusu mümkün değil.

Ancak bu protestolarını, Meclis Başkanımızın şahsına, onun şahsında Başkanlık Divanı'na adeta tehdid dönüştürmeleri ve Sayın Başkanımızı belli konuda açıklama yapmaya davet etmeleri, hiçbir zaman doğru değil. Meclis'in ne içtüzüğü ne teammüllerinde ne de Başkan'ın şahsında Başkanlık Divanı'na böyle bir eylemin yapılması kesinlikle mümkün değil. Daha sonra arkadaşlarımız bu davranışlarından vazgeçtiler ve hükümetimizin de bu konudaki düşüncelerini almak istediler.

Sıralarından konuşma yapan arkadaşlarımızı takip ettim. AK Parti Grup Başkanvekili Ahmet Aydın, tam takip edemedim sanıyorum CHP'den Akif Hamzaçebi,  bunun yanlış olduğunu ifade ettiler. MHP'den bu konuda bir görüş duymadım. Bir eksiklik değil, onların tavrıdır. Hükümetimizi ilgilendiren boyutu ne olur diye düşündüğümüzde, verilen bir yargı kararıdır. Savcıların bile tahliye talep ettiği bir hususta, mahkemelerin kendilerine göre bir sebeple 4 yılı aşkın bir zamandır tutuklu bulunan milletvekillerinin bu hallerinin devamına karar vermelerinin, hükümet ile ne ilgisi olabilir? Elbette bir ilgisi bulundu. Ben de Sayın Başbakanımız ile görüşerek, bu konuda hükümetimiz adına açıklama yapmanın doğru olacağını ifade ettim. Kendileri de uygun buldular."

En ağır durumlarda bile

Başbakan Yardımcısı Arınç, şahsi düşüncelerini herkesin bildiğini belirterek, birkaç yıldan bu yana özellikle milletvekillerinin durumları, uzun tutukluluk halleri, yargılamanın uzaması gibi nedenlerle hak ihalleri yaşandığını, şahsi düşünceleri olarak ifade ettiğini anımsattı.

Üzerinde hükümet sözcüsü sıfatı bulunduğu için genelde bu konuşmalarının hükümet adına yapılmış gibi kabul edildiğini dile getiren Arınç, "Bugünkü sözlerimi, geçmişten bu yana yaşadığımız süreçle ilgili olarak tekrar arz etmek istiyorum" dedi.

Arınç, Türkiye'nin bir hukuk devleti olduğuna işaret ederek, şunları kaydetti:

"Hukuk devletinin gereklerine uyulmalıdır. Bağlı olduğumuz, yargı yetkisini kabul ettiğimiz ve anayasa gereğince uluslararası sözleşmeler, Meclis tarafından da uygun bulunup, kanun haline geldikten sonra doğrudan uygulanma gerekliliğini de dikkate alarak, bu sözlerimi ifade etmek istiyorum. Sadece avukatlık yapmış bir hukukçu kardeşiniz olarak değil, eminim mesleği işletmecilik, diş tabipliği olan da herkes bilir ki tutukluluk bir tedbirdir. Bu tedbirin istisna olması gereklidir. Ceza Muhakemesi Kanunu'nda bunun usulleri gösterilmiştir. Özel yetkili mahkemeler de olsa diğer mahkemeler de olsa aslında bunları bilmekle beraber asıl kaidenin serbest olmak, tutuklamanın da bir istisna olduğudur.

Dolayısıyla bu tedbire başvurduktan sonra en kısa zamanda, bana göre iddianame tanzim edildikten sonra, sorgular yapıldıktan sonra, deliller tartışılmaya başlandıktan sonra en ağır durumlarda bile tutukluluğun sona erdirilmesi gerekir. Bu hukukun evrensel prensiplerinden biridir. Tutukluluk cezaya dönüştürülmemeli, tedbir olarak kalmalıdır. Bu konuları, son yıllarda açılan bir çoğu siyasi nitelikli davalar için de geçerli olarak söylüyorum. Adını söylemeyeceğim ama şu, şu, şu davalar için de bu gerekliliği hepimizin bildiği kanatindeyim. O günden bu yana, biz bunları söylediğimizde yargı tarafından itirazlarda, çok sanıklı davaların olduğu, çok davaların biraraya gelerek birleştiği, belki kaçma ihtimallerinin bulunduğu gibi birtakım gerekçeler yayınlandı. Bunların hiçbirisi söylediğimiz asıl prensip karşısında güçlü değildir."

Klişeleşmiş gerekçelerle

Arınç,  mahkemelerin, tutuklarken de kendilerine göre bir gerekçe bulmaları, tahliye taliplerini reddediyorlarsa da bu gerekçeyi doyurucu, ikna edici bir şekilde yazmak zorunda olduğunu vurguladı. Bunun kanunda, eskiden bu yana olduğuna işaret eden Arınç,  dosya ve delil durumuna göre başlayıp, üç satırda biten, basmakalıp, klişeleşmiş gerekçelerle hem tutuklamanın mümkün olduğunu hem de tahliye taleplerinin reddedildiğini belirtti.

Arınç, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Zannediyorum 3. yargı paketi çıkarken, bunları düşünerek bir madde eklendi. Yargıçlar kararlarını verirken, bu basmakalıp, üç maddelik veya üç satırlık sözlerle değil, doyurucu, ikna edici gerekçelerle bu kararı vermelidir. Üzülerek itiraf ediyorum, madde yazmasına, yazılı hukuk bunu gerektirmesine rağmen yine biz eski usullerle tutuklama ve tahliye taleplerinin reddini gördük. Ne 4. yargı paketi ne onun öncesi bu konudaki taleplerimizin hukuk yoluyla karşılanmasına yetmedi. Bunları milletvekillerimiz açısından da konuşabilirim, sivil şahıslar bakımından da yani adil suçlar işlemiş insanları da dikkate alarak, tutukluluk halini görüşmemiz lazım.

Aslında milletvekillerimiz açısından durum daha da vahim. Aday gösterilmiş, yanlış olabilir ama millet seçmiş. Millet seçtikten sonra yargılama devam etmek, hüküm noktasında, hüküm giydiği takdirde de gel bakalım denmek şartıyla tutuklu hali sona erdirilebilir. Çünkü kanatimce milletvekili seçildikten sonra yeri parlamentodur. Görevine başlamalıdır, and içmelidir. Bunlar da dikkate alınmadı. Şimdi hukuk açısından ne yapılabilir diye konuşuldu.

CHP, BDP bu konuda hassas, MHP'den de bir değerli milletvekilimiz var. Onun durumunu düşünerek bir orta yol bularak, kişiye göre özel düzenleme değil, genel düzenleme yapmak mecburiyetindeyiz. O zaman denildi ki bir kayıt koyalım, 2, 3 seneyi geçmez. Özel yetkili mahkemeler veya katalog suçlarında esasen böyle bir süre var. O süreyi indirebilirsiniz ama karşımıza bir olay çıktı. Sanırım 2012'nin son aylarında  o süreyi dolduranlar  için tahliyeler başladı. Kamuoyu ayağa kalktı, onların içinde ırz düşmanları, bilmem hangi örgütün elemanları var vs. O zaman hepimiz şaşırdık, dur bakalım dedik. Kişiyle özel düzenleme yapamıyorsak, genel bir düzenleme yaptığımızda da o genel düzenlemeden hiç istenmeyen, arzu edilmeyen, vicdanların kabul edemediği uygulamalar da olabilir. O zaman herkes durdu. Arkasından birtakım iyileştirmeler yaparak, zannediyorum 4. Yargı Paketi'ndeydi, basın yayın yoluyla işlenmiş, fikir ve düşünce açıklamasıysa 5 yıla kadar tecil getirdik. O tecilden de bir milletvekili yararlandı. Meclis Başkanlığı'nda zannediyorum 1 yıl 8 aylık kesinleşmiş bir mahkumiyeti vardı. Burada okunduğu takdirde milletvekilliği düşecekti, genel düzünleme yaptık, arkadaşımız ondan yararlandı. Ama bu esas meseleyi çözmeye de yeterli olmadı."

Adeta imdata yetişti

Arınç, bu sıkıntılar içinde Anayasa Mahkemesi'nin bireysel başvuru üzerinde verdiği kararın adeta imdada yetiştiğini kaydetti.

Bireysel başvuru yoluyla da olsa Anayasa Mahkemesi'nin verdiği kararda başvuran açısından uzun tutukluluk hali olduğuna karar verdiğini anımsatan Arınç, farklı görüşlerin bulunduğunu belirtti. Arınç, "Bireysel başvuru üzerine verilen kararlar, o kişi hakkında hüküm ifade eder" denildiğini anımsatarak, kendisinin de içinde bulunduğu diğer bir görüşün de "Hayır. Aynı noktada, aynı konuda, eşit şartlar içinde bulunan herkesi de ilgilendirir" olduğunu  söyledi.

Arınç,  AİHM kararlarına, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne, bütün yazılı belgelerde uzun tutukluluk hallerini eleştiren pek çok kararın neden verildiğine dikkat edeceklerini belirtti. Arınç, şunları kaydetti:

"O zaman bence savcı bile tahliye talep ettiğine göre o kişilerin isminin ne olduğuna bile bakmaksızın, en azından 4 yıldan aşağısı yoktur, tutukluluk halleri devam eden insanların neyle suçlandıklarını, eğer suçları sabitse ne kadar ceza alacaklarına da bakarak bir göz ucuyla, tahliye kararlarının verilmesi gerekirdi. Bugün Diyarbakır'da ise o mahkemenin verdiği kararların, eşitlik ilkesine tamamen aykırı olduğunu düşünüyorum. Bu yanlış bir işlemdir. Yargı derhal bu hatasını düzeltmelidir. Bunun siyasi sonuçları farklı olabilir. Arkadaşlarımız, feryatlarını ifade ederken halkın çok büyük infial içinde olduğunu, sokakların karışacağını, belki de bunu bir endişe ile söylüyorlar. Onu da anlayışla karşılamak lazım. Ama bu tehditler bir tarafa yargının verdiği karara karşı biz hukuk açısından ne yapabiliriz bundan sonra onu düşünmeliyiz. 4 parti bence bu konuda Sayın Bahçeli de izin verirlerse, grup başkanvekillerimiz lütfen biraraya gelsin, biz de hükümet olarak bu konu üzerinde çalışalım eğer bir yasal düzenleme gerekiyorsa en kısa zamanda gerçekleştirelim, hukuksuzluğu, adaletsiziği ortadan kaldıralım."

Bunu hak etmedik

Arınç, son yaşanan olaylar sebebiyle Hükümet'in tamamı hakkında suçlayıcı, linç kampanyasına dönüşen hakaret kampanyası olduğunu belirtti. Arınç, "Bunu hak etmedik, bu doğru değil, Türkiye'de her zaman ta Özal zamanından başlayarak da değil, öncesinde de bazı bakanlar hakkında iddialar olmuştur. Yapılacak şey ikidir; hukuk ne diyor ona bakacağız, siyasi etik ne diyor ona bakacağız" dedi. 

Yolsuzlukla mücadelenin Hükümet'in varlık sebebi olduğunu kaydeden Arınç, "Yolsuzluk kimden gelirse kim işlerse, kiminle birlikte yapmışsa lanetli bir iştir, onunla mücadele edeceğiz. Onun için de söylenir veya söylenmez; neden bu zamanda, hangi yanlışlıklar yapıldı, kim hangi maksatla hareket etti. Lütfen bırakın onları da söyleyeyim veya birileri de söylesin.  Bu sırada yapılan her türlü işlemi bütün siyasi patilerin de takip etmesi gerekir. Yolsuzlukla mücadele hepimizin ortak kavgasıdır. Bu konuda MHP de CHP de BDP de süreci ciddiyetle takip etmelidir, yanlışlıkları ortaya koymalıdır. Bizi de mücadele noktasında her zaman teşvik etmelidir. Ben sadece bunu istiyorum" diye konuştu. 

CHP Tunceli Milletvekili Kamer Genç'in "delillerin hepsini kararttınız" diye laf atması üzerine Arınç, "Sabır gösterin, bu her zamanki halidir. Hükümetimizin bu konu üzerinde ciddiyetle mücadele edeceğini, sizin eleştirilerinize her zaman açık olduğumuzu,  bunun sonucunun Türkiye ve Türk siyaseti için hayırlı olacağını düşünüyorum" dedi.


Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner211