Bahçeli:'Yapacağı değişikliği millete sorsun'
  MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, "Madem HSYK'da bir düzenleme yapılması gündemdedir, o halde AKP-CHP-BDP bir araya gelerek Anayasa değişikliğinde uzlaşmanın çarelerine bakmalıdırlar. Başbakan Erdoğan, milletin sandıkta kabul ettiği Anayasa'ya riayet etmeli, cesareti ve milli iradeye sadakati varsa yapacağı değişikliği millete sormalıdır" dedi.
Bahçeli, partisinin TBMM Grup Toplantısı'nda yaptığı konuşmada, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın "rüşvet ve yolsuzluk soruşturmasına ilişkin gerçeklerin öğrenilmesini kösteklemek, doğruların anlaşılmasını geciktirmek amacıyla olmadık hayali düşmanlar icat ettiğini" öne sürdü. Başbakan Erdoğan'ın rüşvetin, usulsüzlüğün, haksızlığın üzerine giden Cumhuriyet Savcılarını örgüt üyesi olmakla suçladığını ve görev yerlerini değiştirdiğini savunan Bahçeli, "Sözde darbe davalarında kullandığı savcıları bir zamanlar alkışlarken, şimdilerde oklar kendine dönünce alayını birden düşman safına koymuştur" dedi. 

Başbakan Erdoğan'ın TSK'nın yargılanmasına, terörle mücadele eden komutanların terör örgütü yöneticisi olmakla suçlanmasına sonuna kadar destek verdiğini ve ön açtığını iddia eden Bahçeli, bu kapsamda görev alan savcıları ise yere göğe sığdıramadığını belirtti.

Başbakan Erdoğan'ın geçen hafta partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmada "Bugün artık geçmişteki bazı yargılamaların da üzerinde çok büyük soru işaretlerinin oluştuğunu daha net olarak görüyoruz. Sahte ihbar mektuplarıyla, yasa dışı dinlemelerle, sahte delillerle tasarlanmış ve ayarlanmış bir kısım yargı mensuplarıyla insanların nasıl mahkum edildiklerini bugün çok daha belirgin şekilde görebiliyoruz" dediğini hatırlatan Bahçeli, şunları söyledi:

"Bu sözler, geçmişle kıyaslandığında son yılların en kahredici, en düşündürücü, en çelişkili itirafnamesidir. Bu kadar yıl sonra sözde darbe davalarındaki tezgah ve kumpasın bizatihi Başbakan tarafından doğrulanması, her şeyi berraklaştırmıştır. Başbakan Erdoğan'ın sahte ihbar mektuplarından ne zaman haberi olmuştur? Yasa dışı dinlemelerle ilgili ne zaman bilgilendirilmiştir? Tasarlanan sahte delilleri, ayarlanmış yargı mensuplarını kendisine kim ve hangi tarihte ihbar etmiştir? Başbakan ve hükümeti, sözde darbe davaları kapsamında başından beri yürütülen düşmanca operasyonu bilmesine rağmen ses çıkarmamışsa, hatta yargısal sürecin devamına önayak olmuşsa ortada çok büyük bir sorun ve suç var demektir. Milli ordumuz açıkça hükümet ve bazı mihraklar eliyle tasfiye edilmek istenmiştir. Bu alçaklığın, bu ihanetin hesabını, kim, nasıl verecektir? Başbakan Erdoğan, İmralı canisi, peşmerge, bölücüler, PKK, BDP, küresel mihraklar ittifak içine girerek Türk milletinin meşru ordusuna ve Mehmetçiğe, milli mücadele yıllarında yedi düvelin bile yapmaya cesaret edemediği kalleşliği nasıl ve hangi amaçla gerçekleştirmişlerdir? Bu sorunun cevabı netleşmeden, kumpasın şifreleri çözülmeden Başbakan, namertlikten kurtulamayacaktır. Asıl konuşulması gereken konulardan birisi de işte budur."

 

-"Başbakan ve hükümeti evrensel hukuk normlarına ötenazi uygulamaktadır"

 

Bahçeli, Başbakan Erdoğan ve hükümetin "rüşvet ve yolsuzluk iddialarını geçiştirebilmek için yargıyı sil baştan düzenlemek için faal halde olduğunu" ileri sürerek, TBMM Adalet Komisyonu'nda kabul edilen HSYK Kanun Teklifi'nin bugün Genel Kurul'a geleceğini hatırlattı. İktidarın, HSYK'yı Anayasa'ya aykırı olacak şekilde ve siyasi hedeflerine göre tasarlama arayışında olduğunu savunan Bahçeli, Anayasa'nın 138 ve 159'uncu maddelerinin hiç dikkate alınmadığını, hakim ve savcıların bağımsızlığının hesaba katılmadığını iddia etti. Bahçeli, şöyle devam etti:

"İlgili bakan, adaletin patronu, tek belirleyeni seviyesine çıkarılmıştır. Başbakan ve hükümeti panik halinde HSYK'yı baştan ayağa değiştirmekte, rüşvet ve yolsuzlukların soruşturulmasını sabote etmeye gayret etmektedir. 12 Eylül 2010 referandumunda yüzde 57,88'lik oy oranıyla kabul edilen HSYK'nın yeni yapısı, kanunla bozulmak istenmektedir. Çok değil, yaklaşık 3,5 yıl önce, bizatihi millet iradesinin evet oyuyla Anayasa hükmü olan HSYK'nın mevcut sisteminin, rüşvet ve yolsuzluk sisi altında hedefe konulması milletimizin tercihlerini yok saymak anlamına gelecektir. Başbakan ve hükümeti evrensel hukuk normlarına ötenazi uygulamaktadır. Bu yanlıştan dönülmelidir. Bu çıkmaz sokaktan vakit daha erkenken çıkılmalıdır. Elbette adaletin işleyişindeki sorunları görmezden gelmemiz düşünülemeyecektir. Elbette HSYK'nın dünden devraldığı sorunları inkar etmemiz de beklenmemelidir. Anayasa değişikliğiyle yapılan düzenlemenin kanun yoluyla, yürütme zorbalığıyla, Meclisteki sayısal çoğunluk marifetiyle değersizleştirilme teşebbüsü asla bugünkü meseleleri çözemeyecek, hortumcuları kurtaramayacaktır. Başbakan Erdoğan ve partisi HSYK'nın değil, haydutların, rüşvetçilerin, yolsuzluğa adı karışmış herkesin peşine düşmelidir. Madem HSYK'da bir düzenleme yapılması gündemdedir, o halde AKP-CHP-BDP bir araya gelerek Anayasa değişikliğinde uzlaşmanın çarelerine bakmalıdırlar. Başbakan Erdoğan, milletin sandıkta kabul ettiği Anayasa'ya riayet etmeli, cesareti ve milli iradeye sadakati varsa yapacağı değişikliği millete sormalıdır. Demokrasilerde, hukuksuz, ilkesiz, kuralsız, ahlaksız bir iktidarın yaşama şansı ne duyulmuş, ne de görülmüştür. Başbakan Erdoğan ülkemizi 'Ananas Cumhuriyeti'ne, kasaba devletine çevirenleri başka yerlerde değil, aynadaki akislerinde aramalıdır ve hukuktan kaçmamalıdır."

 

-"Şayet evladının bir usulsüzlüğü varsa bunun sorumlusu sensin"

 

Devlet Bahçeli, yolsuzluk iddialarının aydınlatılmasının milletin beklentisi olduğunu ifade ederek, Türkiye'nin topyekun temizliğinin şart olduğunu söyledi. Başbakan Erdoğan'ın 17 Ocak'taki konuşmasında "Çok açık net söylüyorum. Benim evlatlarımdan bir tanesi böyle bir yolsuzluğa karışsın bir saniye yanımda tutmam evlatlıktan reddederim" dediğini anımsatan Bahçeli, konuşmasını şöyle sürdürdü:

"Sayın Başbakan, senin evladından olmanı istemez ve arzu etmeyiz. Nasıl ki şeref konusunda giriştiğin bahsi kaybetmişsen, nasıl ki birçok sözünü yutmak zorunda kalmışsan, evladınla ilgili sarfettiğin sözlerin de senin peşini bırakmayacak, bir gün gelip başına çöreklenecektir. Sen ki hırsızlığın babadan oğula geçtiğini yıllar evvel, bir partinin il başkanıyken söylemiştin. Şayet evladının bir usulsüzlüğü varsa, ki savcılığın iddiası budur, bunun sorumlusu sensin ve sağladığın imkanlardır. Nüfuz ticareti yapmak, yetkiyi kötüye kullanmak, yasa dışı ekonomik menfaatlere siyaseti alet etmek çok ciddi bir vebal, çok ağır bir kusurdur. Bunun için hukuk karşısına baba-oğul halinde çıkmaktan çekinmemeli, kaçmamalı ve korkmamalısın."

 

-"Suriye'de resmen katliam yapılmaktadır"

 

MHP Genel Başkanı Bahçeli, Arap Baharı'nın tam terse döndüğünü ve eski devirleri bile aratır olduğunu belirterek, Suriye'de kanın gövdeyi götürdüğünü söyledi. Esad'a karşı mücadele eden Özgür Suriye Ordusunun, El-Kaide yapılanması olan Irak-Şam İslam Devleti'ne karşı savaştığını ifade eden Bahçeli, bir başka silahlı muhalefet grubu olan İslami Cephenin ise IŞİD'le mücadele ettiğini dile getirdi. Radikal grupların vahşi cinayetlerle, canavarca yöntemlerle insan öldürdüğünü bildiren Bahçeli, şu değerlendirmeleri yaptı:

"Artık uluslararası toplum Esad'ı ehven-i şer olarak görmektedir. Kaldı ki AKP'li Dışişleri Bakanı'nın bunca yaşanmışlıktan, bunca Esad düşmanlığından sonra geldiği nokta da budur. Küresel güçler Esad muhalifliğini yumuşatmış, Şam yönetimine karşı tolerans düzeyini artırmıştır. Her şeye rağmen muhaliflerin yanı sıra, Esad yönetimi de kan dökmeye devam etmektedir. Varil bombaları masum sivillerin canını almaktadır. İnsanlık Suriye'de rafa kaldırılmıştır. Bu ülke dört bir yandan ateş altına alınmıştır. Suriye'de resmen katliam yapılmaktadır. 22 Ocak'ta İsviçre'de başlayacak 2. Cenevre Konferansı'ndan önce böylesi kanlı bir sürecin yaşanıyor olması herkes adına uyarıcı ve dikkat çekici olmalıdır. AKP hükümetinin Suriye politikası çoktan çökmüştür. Başbakan'ın milli hak ve menfaatleri dışlayan siyasi hesapları tutmamıştır. Küresel platformda katil Esed, makbul Esad haline gelmiştir. Esad muhaliflerini destekleyen iktidar, bölgesel planda çok zor durumlara düşmüş, güvensiz bir konuma gerilemiştir. Hükümetin öngörü hataları, mezhepçi politikaları, terör örgütlerini kollayan tavır ve yönelimleri ülkemizin sorgulanmasına ve yalnızlaşmasına yol açmıştır. Türkiye hayalperest bir Başbakan'la, stratejik derinlikte boğulmuş bir Dışişleri Bakanı'nın elinde caydırıcılık vasfını yitirmiştir. AKP hükümetinin destek verdiği terör grupları, Türkiye için de başlıca sorun kaynağı haline gelmiştir. Yurtiçinde yapılan El-Kaide operasyonları bu kanaatimizin bariz ispatı olarak okunmalıdır. Türkiye'nin terörist unsurlara destek verdiği algısı gittikçe yaygınlık kazanmaktadır. Başbakan, bu yakın ve vahim tehlikeyi görmeli ve aleyhimize tecelli edecek adım ve kararlardan vazgeçmelidir."

 

-"MİT'in TIR üstündeki macerası nereye kadar devam edecektir?"

 

Son günlerde bir ihbar üzerine yollarda durdurulan TIR'larda artış yaşandığını belirten Bahçeli, Adana'da önü kesilen 7 TIR'ın gündemin başköşesine oturduğunu söyledi. Bazı TIR'lardaki yükün MİT'e ait olduğu tespit edildikten sonra yetkili savcının aramayı durdurduğunu ifade eden Bahçeli, şunları kaydetti:

"Hükümetin Hatay'daki TIR vakasını Bayır-Bucak Türkmenlerine yardım mazeretiyle kapatmasını hadi anladık diyelim, peki Adana'daki TIR'lara ne diyeceğiz? Acaba bu TIR'ların istikameti neresidir? AKP hükümeti bu MİT TIR'larıyla neyin sevkiyatını, kimlere yapmaktadır? Varsayalım ki kaygılanacak bir şey yoktur, o zaman TIR'ın güvenliğini sağlayamayan bir hükümetin ülkenin güvenliğini sağlaması nasıl beklenecektir? Son zamanlardaki bu TIR hareketliliğini neye yormak lazımdır? Başbakan ve hükümeti, Esad muhaliflerine silah ve mühimmat mı taşımakta, MİT de buna eskortluk mu yapmaktadır? Eğer ülkemizin milli çıkarları nam ve hesabına bir faaliyet esnasında TIR'lar yollardan çevriliyorsa bunu adı resmen bir rezalet, yok Suriye'deki iç savaşa silah taşınıyorsa bunun da tanımı aynısıyla kepazeliktir. Başbakan Erdoğan, bu karanlık süreci nereye kadar sürdürecektir? MİT'in TIR üstündeki macerası nereye kadar devam edecektir? Bize göre hükümet bu zamana kadar yaşananlardan ders ve sonuç almamıştır. AKP'nin Suriye muhalefetini silahlandırması, iki de bir otoyollarda önünün kesilerek maskara edilmesi, ülkemizin uluslararası alandaki prestijini olumsuz etkilemektedir. Başbakan Erdoğan ve hükümeti, devletin milli istihbarat kuruluşunu terör örgütlerinin kuryesi yapmamalıdır. PKK'sından PYD'sine ve El-Kaidesi'ne kadar Türkiye'nin kaderi terör örgütleriyle düşüp kalkmak değildir. Şunu unutmayalım ki dış politikada zaaf, açık, pervasızlık ve ufuksuzluk hezimete yol açacaktır. Sonuç olarak AKP hükümeti hezimetin tüm sonuçlarına, tüm emarelerine uzunca bir süredir ilk elden muhatap kalmaktadır. Başbakan Erdoğan sonunun Ortadoğu'nun zalim diktatörleri gibi olmasını istemiyorsa derhal aklını başına devşirmeli, yol yakınken Türk milletinden özür dilemelidir."


Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner211