ÇÖZÜM SÜRECİ AKP VE PKK’NIN BİRLİKTE KAZANMA PROJESİDİR
 Milliyetçi Hareket Partisi Teşkilat İşlerinden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Şefkat ÇETİN, AKP hükümetinin ayrıştırmacı ve bölücü politikaları ile çözüm sürecinin arka planı hakkında basın açıklaması yaptı.

MHP Genel Başkan Yardımcısı Şefkat Çetin; "Türkiye’yi yönetiyormuş gibi yapan ancak milletin emaneti hükümet etme yetkisini bölücü terör örgütü PKK ile paylaşan AKP hükümeti meşruiyetini tartışılır hale getirmiştir. 6-7 Ekim’deki isyan provasıyla gerçek yüzünü gösteren PKK’ya elini veren ancak kolunu geri alamayan iktidar partisi, kamu güvenliği endişelerini çok çabuk unutmuş ve çözüm sürecine devam kararı almıştır. Hâlbuki bölgede devletin alan boşaltması son hızla devam etmekte ve boşluğu PKK doldurmaktadır. Hükümetin güvenlik endişesinden vazgeçerek sürece devam etmesinin anlamı, bölgenin PKK’ya tesliminin kabul edildiğidir. Güvenliğin sağlanması PKK’ya havale edildiyse, orada vergileri toplayacak, eğitim, sağlık hizmetlerini yerine getirecek olan kimdir? Güvenliği PKK’ya terk ettikten sonra devletin öteki fonksiyonlarını yerine getirmesi ne kadar mümkün olacaktır? AKP’nin PKK ile birlikte geliştirdiği ve henüz hiç kimseye açıklamadıkları çözümün içerisinde bölgesel özerklik ve federasyonun olmadığına kim inanacaktır?"dedi.

Şefkat Çetin 'in yaptığı basın açıklaması şöyle:

Çözüm sürecinin devamı için terör örgütü PKK’nın herhangi bir adım atmadığı bilindiği halde, toplumsal bütünlüğümüz ve kamu güvenliğimize yönelik tehdide rağmen AKP-PKK ortaklığı bitirilememiştir. Çünkü AKP’nin PKK ile seçim ittifakından başka çıkar yolu kalmadığı bilinmektedir. Kirli ve ihanet kokan AKP-PKK ittifakının esası, AKP’lilerin meşhur kazan-kazan prensibi üzerine kuruludur. Çözüm denen bu anlaşmadan hem AKP hem de PKK kazanacak, Türk milleti ise kaybedecektir. AKP’nin amacı bölücü terörden müsaade alarak seçimlerden hasarsız çıkmaktır. PKK ise her dediğini yapacak kıvama getirdiği AKP’den yararlanarak sözde Kürdistan için yeni tavizler koparmanın peşindedir.

İmralı’daki caninin iç savaş çıkarma tehdidi ve seçim öncesi Mart ya da Nisan’da silahsızlanma çağrısı yapacağı vaadine karşılık AKP her istenileni yapmaya hazır moddadır. Kanlı örgütünü bir zamanlar Suriye’de dahi olmadığı rahatlık içerisinde yöneten bebek katilinin talebi üzerine PKK’lı hükümlülerin asistan olarak adaya gönderilmesine AKP’nin müsaade etmesi “pes” dedirtecek cinsten bir uygulamadır. AKP’yi seçimlere kadar dilediği gibi kullanma fırsatı yakalayan bölücü örgütün Kandil’deki karargâhını, güvenliğini bizzat devletin sağladığı İmralı’ya taşıması şaşırtıcı olmayacaktır. İmralı ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını çeken bir mahkûmun cezaevi değil, devlete eş koşan paralel bir örgütün idare merkezi haline gelmiştir.

Milli ve üniter devlet yapısıyla hesaplaşmaya dayalı sorunlu AKP zihniyeti, bölücü örgüte ve Türkiye düşmanlarına hiçbir şart altında elde edemeyecekleri uygun bir ortam hazırlamıştır. Osmanlı imparatorluğunun parçalanışının ardından en azından son vatanımız Anadolu’yu kurtarmak için yapılan milli mücadele ve karşıtlarına dayanan ideolojik ayrılıklar bugünün Türkiye’sinde yeni bir hesaplaşmaya dönüşmüştür. O günlerin manda ve himayecilerine, İngiliz muhiplerine, Kürt Teali Cemiyetlerine, Hürriyet ve İtilaf Partisi’ne adeta yeniden hayat verilerek kendilerine rağmen istiklal mücadelesini kazanmış Türk milletinden yüzyılın intikamını almaları istenmektedir.

Ermeni tehcirinden bir soykırım çıkarmaya çalışanlara geçtiğimiz yıl hak veren bir tutum sergileyen Tayyip Erdoğan ve Davutoğlu, şimdilerde Dersim üzerinden Kürt ve Alevi alt kimliklerini kaşıyan yaklaşımlarla toplumsal bütünlüğün temellerini dinamitlemektedir.AKP hükümetlerinin etnik ve mezhebe dayalı ayrıştırmacı politikaları, 21. yüzyılın küreselleşme ideolojisinin bir uzantısıdır.Küreselleşme bir taraftan emperyalizmin kendi kültürünün, sermayesinin ve mallarının girişine engel olan ulus devlet sınırlarının aşındırılmasını, diğer taraftan ise etnik ve mezhepsel alt kimliklerin desteklenmesini emretmektedir. Bugün ülkemizde harfiyen uygulanan büyük milletleri yok edip küçük etnik gruplardan milletler türetmeye dayalı küresel ideoloji, Tayyip Erdoğan’ın daha 1991 yılında RP İstanbul İl Başkanı iken hazırladığı Kürt raporuna girmiştir.

İl Başkanı Tayyip Erdoğan’ın danışmanı Mehmet Metiner’e hazırlattığı ve Necmettin Erbakan’a sunduğu “Kürt Sorunu Raporu”nda, ülkemizin bir bölgesi Kürdistan olarak nitelenmektedir. Türkiye’de Kürt kimliğinin tanınması ve Kürt kültürünün geliştirilmesi için engelleyici tüm yasaların kaldırılması, Kürtçenin öğrenilmesi ve öğretilmesi için yasal imkânların hazırlanması, bütün bu hakların Türkiye’de yaşayan Gürcü, Laz, Çerkez, Arap gibi diğer halklara da tanınması gerektiğinin savunulduğu rapor ile AKP’nin 12 yıllık politikaları birebir örtüşmektedir. Rapor özü itibarıyla Tayyip Erdoğan’ın küresel bir projeyi yürüttüğünü ve Türkiye’yi etnik parçalara ayırmaya çalıştığını ortaya koymaktadır. Bugün Türkiye’de sözde Kürdistan lafının bu kadar rahatça telaffuz edilebilmesi, daha 1991 yılında bu işin kitabını yazmış ve belki de bu sayede yükseldiği başbakanlığı döneminde bu amaca hizmet etmiş Tayyip Erdoğan sayesindedir.

Eylül 2008 ile Ağustos 2009 arasında Oslo’da PKK ile aynı masaya otururken suçüstü yakalanan AKP hükümeti, İmralı’daki bebek katilinin görüşmelerde verdiği yol haritasını o günden bu yana uygulamaktadır. ABD Başkanı Obama’nın 6 Nisan 2009’daki Türkiye ziyaretinde Kürtleri azınlık olarak tarif etmesi, eğitim hakkı ve ayrıcalıkların verilmesi gerektiğine yönelik üstü kapalı sözlerinin ardından AKP hükümeti 1 Ağustos 2009’da Polis Akademisinde Kürt açılımını başlatmıştır. O yıllarda DTP’li Ahmet Türk’ün “Macun tüpten çıktı, artık geri dönüş olmaz” dediği süreç, dağdan inen PKK’lıların törenle karşılandığı ve çadır mahkemelerinde aklandığı Habur rezaletine rağmen durmamıştır. Anadolu’ya çıkan Yunan ordusunu hatırlatan bir şekilde gösterilerle geçiş yapan Barzani peşmergelerine müsaade edilen ikinci Habur rezaletine rağmen süreç devam etmiştir. İktidarı boyunca 100’ü polis, 730’u asker ve 150’nin üzerinde köy korucusu olmak üzere 1000’in üzerinde şehidimize rağmen AKP teröriste olan sevdasından vazgeçmemiştir.

Ortadoğu coğrafyasına yeniden şekil veren küresel gücün ülkemize de müdahale edebilmesi için gerekli alt yapı çalışmalarını AKP politikaları sağlamaktadır. Türkiye bugün etnik kimliklerden yeni devletler türetmeye çalışan küresel aklın hedefleri arasındadır. Bu amaçla her şeyiyle bizim olan, bizden olan insanlarımız devşirilmekte, provokatif ve kontrollü bir gerginlik siyasetiyle bin yıldır birlikte olan millete nifak tohumları saçılarak düşman kardeşler yaratılmaya çalışılmaktadır. Bugün Irak’ta Cumhurbaşkanlığının Kürtlere, Başbakanlığın Şiilere, Meclis Başkanlığının ise Sünnilere verildiği filli parçalanmışlık halinden Türkiye’yi yönetenlerin alması gereken önemli dersler vardır. İnsanlarımızın hiçbir etnik köken ve mezhep ayrımına uğramadan her türlü makamda görev alabildiği Türkiyemizin, tarumar edilen İslam dünyası ve Ortadoğu coğrafyasında bir vaha gibi duruşu ve biricikliğinin kıymeti bilinmeli ve özgünlüğümüz korunmalıdır.

Türkiye’de iktidar partisi tarafından uzun süredir uygulanan ayrıştırmacı politikaların nihai sonucu yeni azınlıkların yaratılması, kardeşin kardeşe düşürülmesi, milletin parçalara ayrılması ve kanlı etnik çatışmalardır. Etnik gruplardan yeni azınlıklar icat etmek ve hak aramaları için sahaya sürüklemek, bu insanlara yapılabilecek en büyük kötülüktür. Küresel güç kardeşi kardeşe düşürmekte, geleneksel parçala ve yönet politikasıyla sömürü düzenini devam ettirmeye bakmaktadır.

Malazgirt’te, Çanakkale’de, Kurtuluş savaşında Türk milletiyle birlikte olduklarını söyleyenler bugün samimiyetlerini ispatlamalıdırlar. Türkiye Cumhuriyeti’nde milletvekilliği yaparken Kürdistan diye bağırmanın bölücülük ve hainlik olduğu ve emperyalizme hizmet ettiği bilinmelidir. Türk milletinin sabrını ve hoşgörüsünü sınamaya kalkanlar, hiç bir şekilde kendimizden ayırmadığımız ve ekmeğimizi bölüştüğümüz halde ihanet edenler ve ihanete sessiz kalanlar bilsinler ki bu vatan öyle kolay kazanılmadığı gibi kolayca da teslim edilmeyecektir.

Milliyetçi Ülkücü Hareket, Türkiye’nin sürüklendiği ayrıştırmacı ve bölücü tehlikenin farkındadır. Bu topraklardaki kardeşliğe ve huzura karşı başkaldıran fitneyi ve destekçilerini ezebilecek güce ve dirayete milliyetçi ülkücü kadrolarımız ve siyasi organizasyonumuz Milliyetçi Hareket Partisi sahiptir. Türkiye üzerine oynanan ihaneti bozabilecek yegâne gücün MHP olduğunun farkında olan odakların her seçim öncesi olduğu gibi sahaya sürdükleri piyonları vasıtasıyla gücümüzü etkisizleştirme çabaları boşa çıkarılacaktır. Türkiye’nin beka ve milli güvenlik sorunları öylesine büyümüş ve aciliyet arz etmektedir ki, millet sevdalısı hiç bir aklın ve yüreğin basit ve kısır politik tartışmalarla uğraşma lüksü yoktur. Birbirlerinin kötü birer kopyası haline gelmiş iktidarın ve ana muhalefetin teslimiyetçi, etnik ırkçı ve mezhepçi politikalarına karşılık, milli ve yerli olma vasfıyla MHP Türk milletinin yanında saf tutmuştur. Bölücülere yaranmak için yarış halindeki siyasetin tek milli alternatifi, Türk milletinin birliğine ve bütünlüğüne iman etmiş, bu yola ruhunu ve bedenini koymuş Milliyetçi Ülkücü Hareket’tir.



Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner211