Devlet Bahçeli İzmir'de Partililerle Buluştu
Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Devlet Bahçeli, İzmir İl Teşkilatının düzenlemiş olduğu iftar programındaki konuşmasına muhterem İzmirliler diye başlayarak, 'Mübarek Ramazan ayının bu güzel ve maneviyat dolu havasında sizlerle birlikte olmanın bahtiyarlığını yaşıyorum.'dedi.

Bahçeli; iftar sonrası partililere yaptığı konuşmada, 'Bu akşam kurulan iftar sofrasında aşımızı paylaştık, ekmeğimizi bölüştük. Rabbim’e sonsuz şükrederek gönüllerimizi buluşturduk, heyecanlarımızı tutuşturduk. Ne mutlu bizlere ki, İzmir’in cömert ve kadirşinaslığına bir kez daha tanık olduk. Bugünkü iftar programını tertip eden İzmir İl Başkanlığımızı kutluyorum. Bu şehrimizde Üç Hilali en iyi şekilde temsil eden, fedakarca ve kararlı bir şekilde mücadele eden İl Başkanımıza, İlçe Başkanlarımıza ve tüm dava arkadaşlarıma teşekkür ediyorum.İnancım odur ki, verilen emekler zayi olmayacaktır.Bağlanan umutlar heba edilmeyecektir. İftar sofralarında yan yana gelip Orucumuzu nasıl ortak duygu ve bağlılıkla açıyorsak, birliğimizi ve kardeşliğimizi de o nispette savunacak, o derecede koruyacağız. Allah tuttuğumuz oruçları, ettiğimiz ibadetleri kabul etsin.
Bir hilal uğruna; ülke, millet ve vatan yolunda kahramanca mücadele ederken hayatlarını kaybetmiş bütün şehitlerimize, Son günlerde Türkmen Dağı’na yapılan yoğun saldırılarda hayatlarını kaybeden soydaşlarımıza, Partimizin kurucu Genel Başkanı Başbuğumuz Alparslan Türkeş başta olmak üzere, tüm ülkü şehitlerimize, ebediyete irtihal etmiş aziz dava arkadaşlarımıza Cenab-ı Allah’tan rahmet diliyorum.'dedi.

Devlet Bahçeli konuşmasını şöyle devam ettirdi:

Şehitlerimizin eşsiz hatıraları bizimledir. Geride bıraktıkları namusumuza emanettir. Çünkü biz vefayı, varlık ve vahdet sırrının özü biliriz.
Çünkü biz vefalı olmayı, ihlas, ilke ve iffet sahibi bir insan olmanın esası görürüz. Eşref-i mahlûkat lafla değil, taşınan haslet ve değerlerle yaşar ve yaşatılır. Şöhret ve servetimiz kadar değil, şahsiyet ve şerefimiz kadar adam oluruz. Marifet, gücü koltuktan almak değil, koltuğa hem güç hem de değer katmaktır. İşte Milliyetçi Ülkücü Hareket budur. Mukaddes davasının sorumluluğunu safiyene ve inanmışlıkla taşıyan her kardeşimin amacı da budur, bu olmalıdır.

Sevr’de planlanan yıkım, İzmir’de durduruldu

İzmir, Milli Mücadele yıllarının en canlı şahididir. İşgale direncin parlak yüzü İzmir’de görülmüştür. Atılan ilk kurşun burada adres ve yerini bulmuştur. Gazi Mustafa Kemal ve kurucu kahramanların faziletli ve cesur mücadeleleriyle düşman denize süpürülmüş, esaret toprağa gömülmüştür. İzmir Türklüğün onurunu çiğnetmemiştir. Çünkü İzmir Türk’tür, Türk milletinin göz nuru, kalp atışıdır. Hepinizin bildiği gibi; Mondros’ta yazılan oyun, İzmir’de bozuldu. Sevr’de planlanan yıkım, İzmir’de durduruldu. Türk milleti, kaderine pranga vurmak isteyen zalimlere taviz vermedi. Bağımsızlığına gölge düşürme emelinde olan ihanet ve istila kafilesine teslim olmadı. Çağdaşlaşma, batılılaşma, başkası gibi olma adına başlatılan kökümüzden kopuş ve savrulma oyunları tutmadı, amacına ulaşamadı. Ancak bugün Türkiye Cumhuriyeti ağır tehditlerle karşı karşıyadır. Kuruluş mirası, kurtuluş ruhu dayatmalarla tahrip edilmekte, zorlamalarla yıpratılmaktadır. Ülkemizin pek çok sorunu bulunmasına rağmen, siyasi iktidar başkanlık sistemi, bu olmazsa yarı başkanlık, bu da olmadı partili cumhurbaşkanlığını getirmek için sinir ve sabırları aşırı geren bir dayatma içindedir. Amaç Cumhurbaşkanı’nın devletin tüm yetki ve gücünü elinde toplamasıdır. 

İzmir’in vekaletini üstlenen, fakat İzmirlinin hassasiyetlerine oldukça yabancı duran yeni Başbakan’ın birinci görevi de bu olmuştur. Türkiye rejim ve sistem değişikliği konusuna kilitlenmiştir. Bu nedenle AKP, millet iradesi üzerinde kumar oynamaktadır. Türk milleti bir kişinin tasallutundadır.

Türkiye’nin geleceği; bir kişinin keyfine, konforuna, kibir ve kifayetsizliğine bağlanmıştır. Üstelik muhtemel anayasa hazırlığı mahsurlu sistem teklifleriyle perdelenmiş, geriye düşürülmüştür. Aslında AKP’nin, milletin taleplerine uygun şekilde anayasayı değiştirmek, demokrasiyi derinleştirmek, bireysel hak ve özgürlükleri zenginleştirmek gibi arayış ve kaygısı kesinlikle yoktur. 

Anayasa konusu, gizli gündemlerin icrası için bir kılıf, bir örtüdür.İstismarcılar anayasa değişikliği kozuyla Türkiye’yi tarihsel rotasından çıkarmayı, kuruluş sütunlarını birer birer kırmayı amaçlamaktadır. Artan toplumsal huzursuzlukları dert eden yoktur. Sosyal çözülmeyi, ekonomik çöküşü kafaya takan yoktur. Liseleri bile kuşatan ve nerelerden kontrol edilip yönlendirildiği meçhul olan tepkisel dalgalanmayı konuşan yoktur. 

Namertlik ve nankörlüktür

Milli güvenliğimizi, insan ve toprak bütünlüğümüzü doğrudan tehdit eden komşu coğrafyalardaki terör ve kan döngüsüyle nasıl başa çıkılacağını bilen ve söyleyen de yoktur. Kanlı terör her gün ocakları söndürürken koltuk sevdasına düşmek, Türkiye çok ciddi düzeylerde beka sorunuyla boğuşurken başkanlık fırsatı gözlemek, Aç yatıp aç kalkan milyonların feryatları gök kubbemizde çınlarken Türkiye Cumhuriyeti’nin milli ve manevi temellerini çürütmek için uğraşmak; bilinsin ki, namertlik ve nankörlüktür. Yegâne gaye, Recep Tayyip Erdoğan’ın kaçak sarayda başkanlıkla taltif edilmesi; kısaca yargı, yasama ve yürütmeye ambargo koyması mıdır? 

Oyunu gördük...

Amerikan tipi başkanlık sistemine dahi hazır olduklarını söyleyerek federasyona, eyalet modeline yeşil ışık yakanlar ne yapmaya çalışmaktadır? Bu zorlama niyedir? Bir yanda PKK terörü, diğer yanda AKP; Bir yanda iç ve dış karanlık odaklar, diğer yanda bölgesel ve küresel senaryolar Türkiye’yi mahvın eşiğine getirmişlerdir. Milliyetçi Hareket Partisi Türkiye’ye tuzak kuranlara korkusuzca direnmiştir. Hiçbir tehdide boyun eğmedik. Hiçbir yalan ve aldatmaya prim vermedik. Oyunu gördük, oyunu okuduk ve oyunları teker teker bozduk. Biliniz ki yine yapacağız.
Bizimle uğraşılması boşuna değildir. 

Milliyetçi Hareket Partisi Türkiye’nin temel taşı, Türk milletinin güvencesi, vatanın tavizsiz sevdalısıdır. Bu itibarla bizi engel görüyorlar. Zira biz olduğumuz müddetçe bayrağın inmeyeceğini biliyorlar. Biz olduğumuz sürece bölünmenin hayal olduğunu görüyorlar. İşbirlikçilerin rahatsızlığı bundandır. Hainlerin hazımsızlığı bu yüzdendir. Çürümüşlerin, satanların, çalanların, yolanların, soyanların, yolsuzluk çetelerinin sancı ve kuyruk acısı da bu kapsamda ele alınmalıdır. 

Milli kimliğin tartışılmasını kabul mü edelim? 

Milliyetçi Hareket Partisi millete hizmet ve sadakat yolunda dimdik durdukça amaçlarına ulaşamayacaklarını anlayanlar, yeni yol ve yöntemlerle sonuç almaya odaklanmışlardır. Türkiye’ye diş bileyen çevreler tam karşı cephemizdedir. Ve bizi yıllardır ikna etmek, akıllarınca yola getirmek, olmadı taviz koparmak için olmadık oyunlar oynanmıştır. Hatta bizden neyin istendiğini, nelerin beklendiğini belirli aralıklarla sorduk, sorguladık, ama hiç kimseden cevap alamadık. Milliyetçi Hareket Partisi’ne en hayasız suçlama getirenler, saldırıp iftira atanlar bizden ne ummakta, nelerden vazgeçmemizi gözlemektedir? Yapay azınlıklara seyirci mi kalalım? Milli kimliğin tartışılmasını kabul mü edelim? Atatürk’ü yok mu sayalım, Cumhuriyet’e sünger mi çekelim? İmralı canisine kadar uzanacak PKK affına göz mü yumalım? Sistem değişikliğiyle diktatörlüğe tamam mı diyelim? Kürdistan’ın kurulmasına sessiz mi duralım?

Milliyetçi Hareket Partisi Türk milletin ruh köküdür.

Yeni anayasa maskesiyle üniter yapının ve milli kimliğin tahribine sıcak mı bakalım? Türkiye’nin önüne koyulan bölünme reçetelerini demokratikleşme adımları diyerek sineye mi çekelim? Açılım, çözüm ve barış adı altında yıllardır oynanan rezil ihanet oyununa ortak mı olalım veya görmezden mi gelelim? Yoksa bin yıllık kardeşlik hukukunun çiğnenmesi ve sosyal dokunun bozulmasına kayıtsız mı kalalım? Nedir bizden istenen? İzmir’den söylüyorum, bu mübarek akşamda bir kez daha haykırıyorum: Türk milliyetçileri var olduğu sürece hiçbir hain hesap tutmayacak, hiçbir melanet emel gerçekleşmeyecektir. Milliyetçi Hareket Partisi Türk milletin ruh köküdür. Bu aziz dava Milli Mücadele’nin tek varis ve mirasçısıdır. Milliyetçi Hareket Partisi; aziz ecdadımızın izinden yürüyen, Türk asırlarını korkusuzca sahiplenen, ilkeli, inançlı ve ülkücü kadrolarıyla karanlığa meydan okuyan millet eseri, Türklük kudretidir. İnanmadığımız hiçbir yerde olmadık, olamayız. İlkelerimizle bağdaşmayan hiçbir karanlık ilişkinin içinde yer almadık, almayacağız. Haçlı heveslerine sözcülük yapanların oyunlarını bozar; Türk-İslam ülküsünün namusunu sancak yaparız. “Ne Mutlu Türküm Diyene” sözüyle geleceğin köprülerini kurar; milliyetsiz, kimliksiz ve köksüzlerin ipliğini pazara çıkarırız.
Kimler tarafından imal edildiğini bildiğimiz değişim borazanını, sıra sıra çalan çılgınlara tamam diyemeyiz, geleneklerimizden asla kopamayız.

Sizlere her zaman güvendim.

Ülkücü doğduk, ülkücü yaşadık, ülkücü de öleceğiz. Doğrudan ve davadan ayrılmayacağız. Milliyetçi Hareket Partisi; kardeşlik içinde geçen Türk tarihini gelecek bin yıllara ulaştırmakla mesul ve mükellef iman kafilesidir. Bu kafileyi yağmalamaya kimsenin gücü yetmeyecektir. Bu kafileye oyun oynayanlar başaramayacaktır. Sizler olduktan sonra fesat yuvaları sonuç alamayacaktır. Unutmayınız, oyunları bozacak sizsiniz.

Davayı geleceğin Türk ufuk çizgisiyle buluşturacak olan da sizlersiniz. Bilesiniz ki, sizlerle hep övündüm, sizlere her zaman güvendim.

Gün davanız için doğru adım atma günüdür.Gün oyunları bozma günüdür. Gün ilke ve ülkülerimize can pahasına sahip çıkma günüdür.
Bizim yolumuz doğru, yönümüz bellidir. Bu yol, Çin sarayını kırk yiğidiyle basacak kadar gözü kara Kürşad’ın yoludur. Bu yol, ölürsem kefenim olsun diyerek beyazlar giyen ve şehadeti şerefle karşılayan Alparslan’ın yoludur. 

Bu yol, kuşatılmış kaleye ulaşmak için tek başına düşmanı yaran Yıldırım’ın yoludur. Bu yol, milletin önüne düşmüş erenlerin, alplerin, ülkü erlerinin, gözü yaşlı yüreği yanık anaların, yol gözleyen aksakallı babaların yoludur. On binlerce ülküdaşımın aziz hatıralarından devraldığımız bu kutlu yolun bugünkü yolcuları olarak sizlere diyorum ki, fitne yaygın, oyun büyüktür. Milliyetçi-Ülkücü Hareket operasyonel ve şiddetli bir saldırı kıskacındadır. Ülkücünün ülküsüyle bağı kesilmek istenmektedir. Ülkümüzün milli kimlik, milli tarih ve milli kültürle olan zamanlar üstü bütünlüğü bozulmak istenmektedir. 

Elbette ki bu yol çileli ve meşakkatlidir. 

Başkalaşmamız, özümüze, geçmişimize ve ülkücü şuura yüz çevirmemiz projelendirilmektedir. Paradigma değişimiyle kast edilen bunlardır. Ülkü, bizlere bir fert olmanın ötesinde anlam kazandıran, ulaşılmasını hayal edip hedeflediğimiz yüksek değerlerin ifadesidir. Ülkücü ise, kendinden vazgeçerek varlığını ve geleceğini bağlandığı milletinin, vatanının, bayrağının devamına ve yükselişine adamış ve odaklanmış şuur sahibinin unvanıdır. Bu seçkin unvanın kıyamete kadar yaşamasına tahammülsüz olanlar yine ve yeniden devrededir. 

Millet namına ve millet için verilen bu mücadele engellerin birer birer aşılmasını gerektiren güçlü bir iradeyi de zorunlu kılmaktadır. Bu yüksek iradeye sahip olanlara biz “dava adamı”, bu niteliklerin cümlesine “dava adamlığı” adını da veriyoruz. Bu itibarla ülkücü, durağan, geride kalmış bir hayatın takipçisi değildir. İleriye doğru yol alan millet varlığının devamını ve başarısını hedeflemiş bir vizyonun yaşayan aktif bir temsilcisi olmalıdır. Elbette ki bu yol çileli ve meşakkatlidir.

Mücadele, adı üstünde, başa çıkmayı, aşmayı, çatışmayı, uğraşmayı, didişmeyi, çekişmeyi göze alabilmiş yüreklerin harcıdır. Dava adamlığında şekillenen bu hasletlere sahip olamayan, İrade gösteremeyen, Bedel ödemeyi göze alamayan,Kararının arkasında duramayan, Fikrini ve mücadelesini savunamayan, Soluğu kesilince geleceği reddeden, Zoru görünce kuytuya sinenlerin sahip olabilecekleri bir unvan değildir ülkücülük.

Ülkücüler, milletinin kendilerine ihtiyaç duydukları anlarda ortaya çıkarak millet ve vatan sevgisinin sınavını ölüm ve mahkûmiyet karşısında verebilmişlerdir. Onları ve mücadelelerini unutmak asla ve asla mümkün değildir. Şayet bugün sessiz duruyorsak unuttuğumuz için değil, acılarını, mücadelelerini ve aziz hatıralarını yüreklerimizde taşıdığımız içindir. 

Şehitleri unutmak mümkün müdür?

4 Ocak 1968’de, soğuk bir kış günü, henüz 22 yaşında bir fidan iken, Ankara’da kaldığı yurdun kantininde, iftardan sonra silahla vurulan ilk şehidimiz Osmaniyeli Ruhi Kılıçkıran’ı hatırlamamak mümkün müdür?  21 Mart 1970’de Ziraat Fakültesinde öğrenci iken Yüksek Öğretmen Okulunda mahsur kalan ülküdaşlarına yiyecek götürürken şehit edilen İstanbullu Süleyman Özmen’i unutmak mümkün müdür? 8 Haziran 1970’de işgal altındaki okuluna girmek isterken şehit edilen ve üç gündür aç olduğu anlaşılan, evlad-ı fatihanın neslinden İnegöllü Yusuf İmamoğlu’nu unutmak mümkün müdür? 23 Kasım 1970’de ciğerlerine bisiklet pompasıyla hava basıldıktan sonra üç günlük işkenceyle pencereden atılan Zileli Dursun Önkuzu’yu unutmak mümkün müdür? 13 Nisan 1979’da İstanbul’da camiden çıkarken bıçaklanan Tunceli’li Alper Tunga Uytun’u unutmak mümkün müdür? Biz unutsak bile tarihin tanıkları unutmaz.  Unutanları da Allah affetmez. pıçak gibi ayazlar, buz kesmiş duvarlar, karanlık ve izbe zindanlar, okula, yurda, şehitliğe açılan yollar, koşar adım gidilen kaldırımlar, Hakka uğurladığımız cami avluları ilelebet hatırlarız. Paradigma değişsin diyenler, hafızalarımızı aldırmamızı istemektedir.

Değişim olsun diyenler kutlu geçmişimizi silme merak ve arayışındadır. 

Bu nedenle Milliyetçi Hareket Partisi art niyetli, maksatlı, çok aktörlü kirli bir oyunun kuşatması altındadır. İç bünyemize fitne sokulması, birlik ve dayanışma ruhumuzun yara alması konusunda özel bir gayret vardır. Parti olarak 47 yıldır siyaset sahnesindeyiz. Şunu iyi biliniz ki, Türk siyasi hayatında üzerinde en fazla hesap yapılan, oyunlar oynanan parti Milliyetçi Hareket’tir. Karanlık eller her dönemde partimizin içini karıştırmak istemiştir. Önümüze her fırsatta taş koyulmuş, engel çıkarılmıştır.

MHP’siz Türkiye planladılar. 

12 Eylül sonrası bir parti çatısı altında buluşalım dedik, barajları yükseltiler, Meclis’te temsilimizin önünü kestiler. 1991’de ittifakla Meclis’e girelim dedik, bunu başardıktan sonra, bu defa grup kurmak için bir milletvekili ihtiyacımız varken, bir bahaneyle bazı milletvekillerinin partimizden ayrılmasını tezgahladılar. Büyüyelim, gelişelim, ülke yönetelim dedik; Türkeş’siz MHP, MHP’siz Türkiye planladılar. 

12 Eylül sonrası kapatılan partimizi 27 Aralık 1992’de yeniden açalım dedik, itiraz ve tahriklerle ayağımızdan çekiştirdiler, oyunlar oynadılar. 1999’da kurulan koalisyon hükümetine ortak olalım, milletimize hak ettiği güzelliklere ve gelişmişlik seviyelerine çıkaralım dedik; MHP’siz hükümet, MHP’siz Meclis oyununu kurdular. Tam on yıl sonra başlatılan demokratik açılım zırvası yıkımdır, PKK’ya tavizdir dedik, oyunlarla cevap verdiler. 

Ülkücünün hayallerini yıktırmayız dedik

12 Eylül 2010 Anayasa Referandumu tehlikelidir, Türkiye’yi felakete götürür dedik, AKP-Okyanus ötesi ittifakının oyunuyla karşılaştık. Partimize itibar suikastı yapıldı, müfteriler peşpeşe saldırıya geçti. Çözülme sürecine direndik, Erdoğan’ın maskesini düşürdük, milli şeref ve vakara sahip çıktık; oyunlara oyun eklendi. 7 Haziran sonrasında yüzde 60’lık PKK bloğuna girmeyiz, davayı iktidara satmayız dedik, şer oyuncular harekete geçti. İlkelerimizi çiğnetmeyiz, koltuk uğruna Ülkücünün hayallerini yıktırmayız dedik; haklı çıktık, ama oyunların sahnelenişini de gördük. 

Nihai hedefler hiç değişmedi.

Milliyetçi Hareket Partisi’ne hayırcı dediler. İktidardan kaçtığımızı uydurdular. Ne var ki, AKP’nin koalisyon hükümeti kurmaya yanaşmadığını, bunu aklından bile geçirmediğini bilemediler, bilmek istemediler. 1 Kasım’dan sonra tedavüle sokulan yeni oyunla, bu kez de kaleyi içten ele geçirme işine koyuldular. Siyasette gezmediği kapı kalmayan bazı isim ve şahsiyetler MHP’de hak iddiasında bulundular. Bunlar değişim olsun dediler.
47 yıllık mücadelemizde hiçbir pay ve alın teri olmayan paradigmacılar imza toplayarak, il il dolaşarak Türkiye’nin en nazik döneminde partimizi meşgul ettiler. Dahası Milliyetçi Hareket Partisi’ni mahkemeye verdiler. Okyanus ötesinin siyasi hedef ve tasavvurlarını MHP’ye taşımak için kurye olarak seçildiler. Senelerce, Milliyetçi Hareket’in altını oymayı amaçlayan karanlık ve işbirlikçi yüzler değişse de, nihai hedefler hiç değişmedi. 

Paradigma değişsin, parti içi demokrasi olsun diyenlerle, cüretiyle cehaletini kapatamayanların piyon oldukları oyunun asıl gayeleri; Siyasi çizgimizi saptırmak, fikri omurgamızı kaydırmak, MHP’yi marjinal konuma getirerek, siyasetten tasfiye etmek, Kutlu davamızı, Türkiye üzerinde iğrenç emelleri olan çevrelerin dümen suyuna sokmak, Milliyetçi Hareket’i sokağa çekmek ve operasyon partisi haline getirmektir. Oynanan oyunda ana hedef MHP’yi önce Meclis’in, sonra da Türk siyasetinin dışına çıkarmak ve etkisizleştirmektir. Siyasi güç odakları ve arkasındaki çıkar çevreleri bu oyunun içindedir. Devletin karanlık dehlizlerinde sinsi hesap yapan gruplar bu oyunun destekçisidir.

PKK, DHKP-C oyuncuların arkasındadır

Türk düşmanları, satılmış kalem ve siyasetçiler, bazı medya ve sermaye sahipleri, paralel artık ve küresel şiddet cephesi bu oyunun ana karargahındadır. Pensilvanya oyundadır. Kaçak saray oyundadır. İktidar oyundadır. PKK, DHKP-C oyuncuların arkasındadır. İçimizden devşirilmiş ve menfaatlerini davanın önüne geçirmiş bazı kiralık simalarla, isimleri kriz ve kavgalarla anılmış bir kısım eski siyasetçiler oyunun merkezindedir.Şu anda MHP’yle uğraşmadık neredeyse hiçbir çıkar lobisi kalmamıştır. Sahte ülkücüler, çıkarı davasından büyük olan Truva atları, milletvekili adayı olmadıklarından dolayı birden bire kurtarıcı rolüne soyunmuş sanal kahramanlar alayı birden değişimci kesilmişlerdir.
Gemlenemeyen ihtiraslarıyla MHP’yi kontrol etmek isteyenler şimdi 19 Haziran Pazar günü Olağanüstü Kurultay yapmaya çalışacaklardır.
Merhum Galip Erdem’in ifadesiyle, ülkücü geçinenlerle ülkücülükten geçinenler çıldırmış gibi tarlalara doluşmuş, tellerden tutunmuş, MHP’yi boğmaya teşebbüs etmişlerdir.

10 Temmuz günü başaracağız.

Yargıtay karar verse de, 19 Haziran bizim için yok hükmündedir. 19 Haziran oyundur, zorlamadır, ayak bağıdır.Oyuna gelme, kurultaya gel sözleriyle 19 Haziran’a davetiye çıkaranlar yalandır, dolandır, riyadır, aldatmadır. Çünkü bizim 6’ncı Olağanüstü Büyük Kurultayımız 10 Temmuz 2016 tarihinde Ankara Arena Spor Salonunda yapılacaktır. Tüm dava arkadaşlarımı, tüm ülküdaşlarımı, tüm delege kardeşlerimi 10 Temmuz’da Ankara’ya oyunu bozmaya çağırıyorum. Bilesiniz ki, her talebiniz benim için önemli ve değerlidir. Beklentileri biliyorum. İyi niyetli sitem ve sızlanmaların farkındayım. Hiç kimse merak buyurmasın, davamızın ruhuna uygun, meşru ve ahlaki her isteğin karşılanması haktır ve gereği zamanı gelince yapılacaktır.

Oyun bozulacak

MHP’nin önü açılsın, paradigmalar değişsin sloganıyla ortaya çıkanlar, MHP üzerinde oynanmak istenen büyük oyunun figüranlığını yapmaktadır.
Buradaki gizli amaç, MHP’siz bir siyaset ortamında bölücülüğün, hırsızlığın, diktatörlüğün önünün ardına kadar açılmasıdır. Buna izin vermeyeceğiz ve oyunu kökünden bozacağız. Bunu hep birlikte 10 Temmuz günü başaracağız. Milliyetçi Hareket Partisi, özünde karşılıksız bir vatan ve millet sevgisinden feyz alan gönül, inanç ve iman davasıdır. Bu dava kutlu ve kutsaldır. Değerini Türkiye ve Türklük sevdasıyla çarpan temiz yüreklerde ve tertemiz vicdanlarda bulmuştur. Milliyetçi Hareket’in fikri omurgasını kırmak, ülkülerini gölgelemek isteyenlerin sonu hüsrandır. Oyunu bozup, saldırıları püskürteceğiz. Oyunu bozup, Türklük davasının namus ve haysiyetini müdafaa edeceğiz. Oyun bozulacak, Milliyetçi Hareket Partisi baştan ayağa temizlenip paklanacaktır. Sözlerime son verirken, 2015-2016 Eğitim ve Öğretim Yılının bitimi münasebetiyle, karne almış öğrencilerimizi, emek vermiş öğretmenlerimizi ve değerli velilerimizi tebrik ediyorum. Bu hafta sonu LYS’ye girecek tüm kardeşlerime başarılar diliyorum.

Hepinizi saygılarımla selamlıyor, Allah’a emanet diyorum.


Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner211