Devlet Bahçeli; Kocaeli'de İftar Programına Katıldı
Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Devlet BAHÇELİ Kocaeli İl Teşkilatının düzenlemiş olduğu iftar programınnda konuştu.

MHP Genel Başkanı Bahçeli'nin iftar sonrası yaptığı konuşma şöyle:

Nerede yaşarsa yaşasın, nerede bulunursa bulunsun, kökeni ve yöresi ne olursa olsun tüm vatandaşlarıma iyi bayramlar dileklerimi iletiyorum. Türk-İslam aleminin hasretini çektiği esenlik, güzellik, huzur ve barış dolu günlere ulaşmasını Cenab-ı Allah’tan niyaz ediyorum.

Başı rahmet, ortası mağfiret, sonu ebedi azaptan kurtuluş olan mübarek Ramazan-ı Şerifin son günlerindeyiz. Öncelikle tuttuğunuz oruçların, yaptığınız ibadetlerin, verdiğiniz fitre, sadaka ve zekâtların kabulünü diliyorum. Biliyorsunuz, ahlakın sınırları bir bakıma dayanışmanın sınırlarıdır.Eğer bir toplumda, bir millette dayanışma varsa milli ahlak yaşıyor demektir.
Hamd olsun dayanışma duygularımız tüm tahribatlara karşı hala ayakta, hala dirençlidir. Bu nedenle umutlu olmak, karamsarlığa yüzümüzü dönmek durumundayız.

Merhum vatan şairimiz Mehmet Akif’in sözleriyle ifade edecek olursak; ‘milli ahlak, milli ruhtur.’ En büyük güvencemiz de milli ruhun sağlam oluşudur. Milli ve manevi değeri olmayan, kökünden kopan, öz değerlerine yabancılaşan toplumların tarihten silinmesi kaçınılmazdır. Tarihin harabeleri aslını yitirmiş, özünden uzaklaşmış, gelecek ülkülerini kaybetmiş millet ya da devletlerle doludur. Dini ve milli vecibelerimiz bizi biz yapan, bizi kökümüze bağlayan eskimeyecek, gevşemeyecek, kopmayacak kuvvetli bağlardır.

Ramazan ayında tuttuğumuz oruçlar manen bizi birbirimize bağlamaktadır. Müslüman Türk milleti Ramazan’ın bereketini, Ramazan’ın manevi mesaj ve muhabbetini hakkıyla, layıkıyla yaşamış ve yaşatmıştır. Nihayet yeni bir Ramazan Bayramına daha hep birlikte ulaştık. Bayram; kardeşliğin tebliği, kader ortaklığının tescilidir. Hatırlamanın, hatırlanmanın, hatır sormanın, gönül almanın, gönüllere girmenin, kalpleri onarmanın manevi fırsatıdır. Kocaeli bayramlaşırken Diyarbakır’da bayramlaşmaktadır. Kocaeli bayramlaşırken hüzün içinde de olsa Türkmeneli bayramlaşmakta, Bağdat, Şam, Trablus, Halep, Gazze, Ramallah, Sana, Mogadişu, Üsküp, Gümülcine, Kaşgar, kırım ve daha nice Türk-İslam yurdu bayram yapmaktadır.

Hakkari’li çocuklar yeni kıyafetleriyle sokaklarda gülüp oynarken; Manisalı çocuklar da aynısını yapmaktadır.

Şırnak’da ziyaretler esnasında ev sahipleri konuklarına misafirperverlik hünerleri gösterirken aynısı Yozgat’ta da gerçekleşmektedir. İzmir’den kalkan el Bingöl’de sıkılmaktadır. Mardin’de ikram edilen baklava Mersin’de tadılmaktadır.
Van’dan uzatılan şeker Trabzon’da yenilmektedir.Balıkesir’den çalınan kapı Bitlis’de açılmaktadır. İşte Türk milleti budur.

Türkiye milletini pervasızca ağızlarından çıkaranlar bu gerçeği anlayamayacaklardır. Gerçekten de içten bir bayramlaşmaya çok ihtiyacımız vardır. Bayrama gelesiye kadar çok net söylemek istiyorum ki, milletçe ızdıraplı, sancılı ve dramatik günler geçirdik. Ramazan ayı süresince; hepiniz gördünüz, hepiniz ibretle izlediniz. Ülkemiz kanlı terör döngüsünün içine hapsedildi.
Teröristler Ramazan’ı da kana buladılar. Bir saldırının yarasını sararken, bir diğerinin acısıyla kanadık, kavrulduk. Maalesef terör örgütleri Türkiye’yi mesken tuttular. Kimi zaman kurşun, kimi zaman da bombayla insanlarımıza kast ettiler. 

28 Haziran’da, İstanbul Atatürk Havalimanı’nda yaşanan terör dehşeti hepimizi derinden üzdü. Bu hunhar saldırıda 19’u yabancı ülke vatandaşı olmak üzere 43 kişi hayatını kaybetti. 239 kişi yaralandı, bunlardan 94’nün de tedavisi halen sürmektedir. İstanbul Atatürk Havalimanı’nda son nefeslerini veren kardeşlerimize bir kez daha Allah’tan rahmet diliyor, milletimize ve ailelerine başsağlığı diliyorum. Ülkemizi ziyaretleri esnasında teröre kurban giden yabancı ülke vatandaşlarının aile ve ülkelerine taziyelerimi sunuyorum.

Türkiye’miz şiddet sarmalındadır. Bizim de içinde bulunduğumuz geniş coğrafyalar kana boyanmış, ölüme havale edilmiştir.
Ortadoğu tarihinin en karanlık günlerinden geçmektedir. Dün bizimle barış ve adaleti yaşayan coğrafyalar şimdilerde barbarların, vandalların, insan canına kast eden katillerin tehdidi altındadır. Hem içimizde hem de çevremizde adeta kan nehirleri akmaktadır. İslam âlemi içe kapanmış, içine kıvrılmış, iç çekişme ve çatışmalarla boğulmuştur. Üzülerek söylüyorum, Müslümanlar arasındaki bağlar gevşemiştir. İslam coğrafyası zalimlerin oyuncağı haline gelmiştir.

Küresel emperyalizme kölelik yapan petrol şeyhleri, dolar milyarderleri haksızlık karşısında seslerini yükseltme cesaretini gösterememişlerdir. İslam ülkelerinde küresel senaryolara karşı tahammül edilemez bir sükûnet, katlanılamaz bir hareketsizlik hakimdir. Etnik, mezhep, ideolojik ve siyasi kamplaşmalar İslam’ın yaşadığı topraklara soluk aldırmamaktadır.
Hatırlarsanız İsrail Gazze’yi senelerce vurmuş, masumları acımasızca öldürmüştü. Filistin davası çok ağır yaralar almıştı.
Çoluk çocuk demeden, kadın yaşlı dinlemeden İsrail Gazze’yi bombalamış, kurşun yağdırmış, ölüm saçmıştı. İki yıl evvelki Ramazan ayında her türlü insanlık dışı vahşet İsrail yönetimi tarafından sergilenmişti.

Mescid-i Aksa’ya saygısızlık yapılmıştı. Kur’an-ı Kerim çiğnenmişti. Camiler imha edilmişti. Peki, bunca şiddet oluyorken, bunca vicdansızlık Müslümanları çepeçevre kuşatıyorken AKP hükümeti ne yapmış, neyi başarmıştır? AKP yönetimi mazlumların kanı üzerinden siyaset yapmaktan başka ne işe yaramıştır? Gazze’ye füzeler atılırken, AKP istismarla meşguldü.
Gazze’li yavrular katledilirken İsrail’e gürültüden başka bir anlama gelmeyen tepkiler gösteriliyordu. İsrail’e terör devleti diye kükreyenler, Hitler’i aştı diye yüklenenler; soykırımcı, hesap verecek, yargılanacak, yanına kalmayacak, döktüğü kanda boğulacak sözleriyle bindirenler sadece günü kurtarmanın telaşındaydı. İsrail her seferinde AKP’nin ikmal ve ikbal istasyonluğunu yapmıştı.

Gazze’nin çocukları ölürken, bakan ve başbakan çocukları deniz ticaretiyle İsrail’den para kazanmışlardı. Gazze’ye tonlarca bomba yağarken, Sayın Erdoğan Yahudi Cesaret Madalyası Ödülü’nü ısrarla boynunda taşıyordu. Mavi Marmara Gemisi’ne insanlık dışı bir saldırı gerçekleştiren İsrail, 10 vatandaşımızın ölümüne neden olmuştu. Bu saldırının bedeli ödetilecekti.
Bu saldırının intikamı alınacaktı.O tarihlerde insani yardım malzemesi taşıyan Mavi Marmara gemisinin Gazze’ye gidişine AKP hükümetinin izin verdiğini bizzat Sayın Erdoğan söylüyordu.Ancak aynı Erdoğan şimdi dünkü sözlerine sırt dönerek, “Gazze’ye insani yardım götürürken bana mı sordunuz” demektedir. Kendi ifadesiyle sabah başka, akşam başka konuşmayı sürdürmüştür. Sayın Erdoğan “duruşumuzda bir değişiklik olmadı” diyor. Obama’nın araya girmesiyle yeni bir sürecin başladığını söylüyor. Demek ki, 2013 yılının Mart ayından beri İsraille yeni bir süreç devreye sokulmuş. Ne var ki bu durum aziz milletimizden saklanmıştır.

Mavi Marmara gemisinin 31 Mayıs 2010’da saldırıya uğramasının akabinde, İsrail’e demediğini bırakmayan, adeta kıyameti kopartan Sayın Erdoğan’ın, 6 yıl sonra “bana mı sordunuz da gittiniz” noktasına gelmesi izahı mümkün olmayan bir U dönüşüdür. Mavi Marmara gemisi yıllar sonra manen batmıştır. 28 Haziran 2016 Salı günü, Türkiye-İsrail anlaşmaya varmıştır. Dünün düşmanı şimdi dost olmuştur. İsraille ilişkilerin normalleşmesi için 3 şart ileri sürülmüştü. Bunlardan birisi olan özrün, İsrail tarafından dilendiği söylenmiştir; ama bunu duyan yalnızca Erdoğan’dır.Bir diğer şart olan ve Mavi Marmara’da hayatını kaybedenlerin ailelerine verilmesi istenen tazminat meselesi de, İsrail’in vaat ettiği 20 milyon dolarla kapatılmıştır.

Ancak Erdoğan kanın rakamı olmaz demektedir.O zaman sormak lazımdır ki, kanın rakamı olmayacaksa tazminat talebinde niye ısrar edilmiş, bununla ne amaçlanmıştır? İsrail gerçekten de özür dilemiş midir? Yoksa basit ve cılız bir pardonla Erdoğan’ın gönlü mü edilmiştir? Dahası Gazze’nin nefes borusunu tıkayan deniz ambargosu kalkmadığına ve de kaldırılmayacağına göre; hükümetin dayattığı üçüncü şarta ne olmuş, nasıl yok sayılmıştır? Erdoğan kazan-kazan politikasından bahsetmektedir.

İsrail’de kazanacak Türkiye’de kazanacak demektedir. Şüphesiz iki ülkede kazanacaksa diyeceğimiz pek bir şey yoktur.
Fakat ortada kazanın kim olduğu gün gibi meydandadır. İsrail kazanırken, Türkiye ne üzücüdür ki, kaybetmiştir. Hükümet sözlerini yemiştir. Cumhurbaşkanı tüm diklenmelerini unutmuş, kuzuya dönmüştür. Yine söylüyorum, İsraille ilişkilerin iyileşmesinden rahatsız değiliz. Fakat onursuz bir anlaşmaya bel bağlayıp zafer çığlıkları atmaktansa, onurluca dik duruş göstermek, taviz ve teslimiyete set çekmek, bundan dolayı da gerekirse mağdur olmak Türk milletinin tarihi vasfıdır.
Tarih sayfaları kaybederken kazandık diyenlerin hazin sonlarıyla doludur. Türk milletinin sözünü yere düşürmeye, mahcup etmeye hiç kimsenin hakkı yoktur.

Bölgesel ve küresel hesaplar uğruna milli ilkelerimizin üzerini çizenler artık kaçamayacak, kurtulamayacaklardır. Bu hesap er geç millet vicdanında sorulacaktır. Sayın Erdoğan Gazze’yi milli mesele görüyordu. Asıl milli meseleleri yük ve kambur görüp Gazze’ye sığınanlar, şimdi Filistin davasına da tamiri imkansız zararlar vermişlerdir. Gazze ambargosu bizzat AKP tarafından teyit ve kabul edilmiştir. Bu tablo zulme ortaklıktır, katliamlara payandalıktır. Türkmen soykırımına sessiz kalıp Gazze’ye tutunanlar, bu konuda da fos çıkmış, tel tel dağılmışlardır. AKP, Myanmar demiş, Kerkük diyememiştir. Mısır demiş, Musul diyememiştir. Şimdi de Gazze’yi bir çırpıda kenara itmiştir.

Türk milleti vefasız değildir. Milliyetçi Ülkücü Hareket Türk ve İslam coğrafyasını asla unutmamış, unutmayacaktır. Kim ne yaparsa yapsın, hangi söz ve yeminlerini çiğnerse çiğnesin, biz ilke ve ülkülerimizin peşinden ayrılmayacağız.

Biliniz ki;

√ Ülkücü, Doğu Türkistan’daki mezalime direnen Gök Bayraktır.

√ Ülkücü, Batı Trakya’daki kimlik ve inanç mücadelesidir.

√ Ülkücü, Filistin sokaklarındaki mazlumların sesidir.

√ Ülkücü, Karabağ’daki çilenin, Hocalı’daki katliamın, Kerbala’daki vicdansızlığın, Kerkük’teki zilletin, Irak’taki cinayetlerin alacaklısıdır.

√ Ülkücü Türkmen yurtlarındaki acımasızlığın hesap sorma makamıdır.

√ Ülkücü, Bosna’da yıkılan ve yakılan hayallerin tamircisidir.

√ Ülkücü zulme sessiz kalmaz, zalime susmaz, zorbaya teslim olmaz.

Hele ki kanlı planlardan asla pısmaz, saldırı ve tahriklerden kesinlikle ürkmez. Türk milletinin sahip olduğu milli, manevi, kültürel ve tarihi değerlerini; yüce dinimiz İslam’ın emir ve yasaklarını kalbinde yoğuran bir zihniyetin herhangi bir şeyden korkması veya çekinmesi de zaten mümkün değildir.

Rusya’yla Türkiye arasında uçak krizinden beri bozulan ilişkiler Cumhurbaşkanı’nın Putin’e yazdığı özür mektubundan itibaren bahar havasına dönmeye başlamıştır. Soçi’de iki ülke dışişleri bakanları bir araya gelmiştir. Erdoğan ile Putin 29 Haziran’da telefonla görüşmüşlerdir. Bölgesel gelişmelerin boyutu ele alındığında pek tabiidir ki, iki ülke arasındaki buzların erimesi olumludur. Ancak bunun neyin karşılığı olduğu belli değildir. Rusya sadece dilenen özürle mi elini uzatmıştır? Rusya’ya bizim bilmediğimiz hangi ödünler verilmiştir? Düne kadar Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Rusya’ya karşı üst perdeden seslendirdiği öfkeli sözlerini nereye koyacağız?

Sayın Erdoğan düşürülen Rus uçağından sonra, aynısı olsun yine yaparız diyordu. Sabrımızın test edildiğini, değişen angajman kurallarından dolayı gereğinin tereddütsüz yerine getirildiğini söylüyordu. Rusya’nın ürünlerimizi almaması karşısında, “alsan ne olur almasan ne olur. Başka kapılar, başka kaynaklar çıkar” kararlığındaydı. Peki değişen ne olmuştur da, Rusya’ya birden bire el uzatılmıştır? 2015 yılının Kasım ayından beri bozulan ilişkilerin kime zararı dokunmuş, bu gerilimden kim kazançlı çıkmıştır? Bu sorunun cevabını milletimizin duyması en tabii hakkıdır. Elbette gelişmelerin içyüzünü bilmek ve öğrenmek istiyoruz. Demiyoruz ki, Rusya’yla keskinleşen kutuplaşma devam etsin. İstemiyoruz ki, Rusya’yla düşman kamplara ayrılalım. Ancak bu kadar karşılıklı restleşmeden sonra iki ülke arasındaki soğukluğun nasıl ve hangi güvencelerle düzeldiği ortaya çıksın düşüncesindeyiz.

Cumhurbaşkanı’nın bizzat devreye girerek tamir etmeye çalıştığı sorunlu Rusya politikası anlaşılan bazıları tarafından ters yorumlanmıştır. Partimizden Kemer Belediye Başkanlığına seçilen şahıs, düşürülen Rus uçağında son nefesini veren pilotun ailesine ev vaadinde bulunmuş. Bu izansızlığın, bu şuursuzluğun tarifi yoktur. Şehitlerimizi aklının ucuna dahi getirmekten bihaber bu belediye başkanının yaptığı tek kelimeyle parti ilkelerimize, davamızın emanetlerine saygısızlıktır.

Rus pilotunun ailesine ev vermeyi düşünen bu belediye başkanı, Türkmen katillerine, egemenlik haklarımızı ihlal eden mütecaviz emellere kucak açmıştır. Böyle bir şahsın Milliyetçi Hareket Partisi’nde yeri olmaz, olmayacaktır.

Türkmen Dağı’na bomba atıp, Bayır-Bucak Türkmenlerinin kanını dökenleri taltif etmeye cüret edenlerin bir saniye bile aramızda durması kendimizi inkardır. Ve bu belediye başkanı bizim için yok hükmündedir. Bu şahsın paradigma değişimcisi olması, Milliyetçi Hareket Partisi’nin nasıl bir saldırı ve oyunla karşı karşıya olduğunun en açık ispatıdır. Böylesi garabet kişiler, yeri gelirse PKK’lılara çiçek verir, yeri gelirse IŞİD’çi canilere ikramda bulunur, sırf döviz uğruna Türk düşmanlarına boyun eğer. İşte bu yüzden Milliyetçi Hareket Partisi temizlenecek ve kendine gelecektir.

Önümüzde arınma mevsimi vardır. Önümüzde iç muhasebe dönemi bizleri beklemektedir. MHP’ye layık olmayan, kutlu davamızın sorumluluk ve ülkülerini engel gören, gelenek ve geçmişimizden kopmamızı planlayan kim varsa, yakında kendi yollarını çizmek durumunda kalacaklardır. Çünkü bunlarla hiçbir ortak geleceğimiz olmayacaktır. Biz hiçbir dünyevi çıkar uğruna inaçlarımızdan vazgeçmeyiz. 

Ülkücünün fiyatı yoktur. Ülkücünün, ülkülerini pazarlık konusu yapması imkansızdır. Ülkücü nefsine tutsak olmayan, ona buna tamah etmeyen cesaret ve dirayet künhüdür.Bizim dünümüz Türk’tür, bugünümüz Türk’tür, yarınımız da Türk olacaktır.Doğru olacağız, vicdan ve dürüstlüğün çizgisinden ayrılmayacağız; davayı kişisel dürtü ve hedeflerine alet edenlere de fırsat vermeyeceğiz. Egolarına, hırslarına, küçük hesaplarına yenilip oyunlara alet olanları mutlaka aramızdan ayıklayacağız. Bir olacağız, diri olacağız, Ülkücü yaşayacağız, Türkiye’yi hak ettiği seviyelere Allah’ın izniyle taşıyacağız.

24 Haziran’da, Ankara 3. Asliye Hukuk Mahkemesi, 19 Haziran’da yapılan korsan kurultayda alınan kararlarla birlikte yapılan Tüzük değişikliklerini ihtiyati tedbir kararıyla askıya almıştır. Böylelikle korsan kurultay tüm sonuçları itibariyle kızaktadır, beklemeye alınmıştır. 27 Haziran’da, Çankaya 4. İlçe Seçim Kurulu Başkanlığı; 3. Asliye Hukuk Mahkemesinin tensip ve ek tedbir kararı karşısında, parti Tüzüğümüzün 63. Maddesinin 4. Fıkrasına aykırı olduğundan 10 Temmuz’da planladığımız 6. Olağanüstü Büyük Kurultayımızda seçim yapılamayacağına hükmetmiştir.

Yüksek Seçim Kurulu’na yapılan itirazlar da sonuçsuz kalmıştır. Oyunun önemli bir bölümü adaletin tecellisiyle çok şükür bozulmuştur. Bu şartlar altında; 10 Temmuz’da planladığımız 6. Olağanüstü Büyük Kurultayımızın gerçekleşmesi, Genel Başkan ve Genel Merkez Organlarının seçiminin ifası hukuken imkansızdır. 10 Temmuz bizim için amaç ve anlamını yitirmiştir. Artık önümüze bakacağız, oyalanmayacağız, Türkiye’nin temel ve hassasiyet dolu gündemine odaklanacağız ve de 18 Mart 2018’de Olağan Büyük Kurultayımızı kardeşlik ve ülküdaşlık hukuku içinde yapacağız.

Milliyetçi Hareket Partisi durmayacak, beklemeyecektir. Milliyetçi Hareket Partisi çıkarılan engelleri aşacak, oynanan oyunları bozmaya sonuna kadar devam edecektir. Biz Türk-İslam medeniyetinin kutlu günleri için varımızı yoğumuzu on yıllardır harcarken; işbirlikçiler fitne sofrasında karnını doyuruyordu. Her zaman sözlerimizde samimi olduk. Davamızdan ödün vermedik. Düşman çevrelere el açmadık. Hiç kimseye karşı el pençe divan durmadık. Kötülüğün kaybetmesi için milli şuur ve akıl sahibi kardeşlerim bir arada olmalıdır. İhanetin mağlup olabilmesi için vatanseverlerin, milletseverlerin, bayrak aşıklarının, Türkiye sevdalıların yürekleri mutlaka toplu atmalıdır.

Bu kapsamda merhum vatan şairimiz Mehmet Akif diyor ki: “Girmeden tefrika bir millete, düşman giremez; toplu vurdukça yürekler onu top sindiremez.” Tefrikaya karşı milli birlik, nifaka karşı milli inanç, değişim oyununa karşı Milliyetçi-Ülkücü duruş yegâne çare ve ihtiyaçtır. Büyük düşünürümüz Yusuf Has Hacip asırlar evvel bakınız bizlere nasıl seslenmiştir: “insan, insana daima yakın yaşar; kötüler olmasa, iyi yapacak bir iş bulamaz.” Hamd olsun iyiler, iyiliğin peşinde olan ahlak ve fazilet cevheri millet aşığı dava arkadaşlarımız sevdalarının yolunda, yüksek ülkülerinin imanla yolundadır.

Bu süreçte davasına sımsıkı bağlı kalıp sadakat ve samimiyet imtihanından alnının akıyla çıkan her ülküdaşıma şükranlarımı sunuyorum. Sizler yanımda olduktan, sağlam iradenizi koruduktan sonra yedi düvel üzerimize gelse de faydasızdır ve sonuç alamayacaktır. Yüce Allah’ın, büyük Türk milletini karşılıksız seven, yürekleri Türkiye için atan Türk milliyetçilerini muzaffer kılacağına inanıyorum. Bu duygularla hepinize huzur, sağlık, mutluluk ve başarılar diliyor, sizleri en derin sevgi ve saygılarımla selamlıyorum.

Sağ olun, var olun, Allah’a emanet olun.



Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
ülkücü 6 ay önce

ey bahçeli tayyip seni kurtarmaya çalışmıyo seni oyalayıp ssuriyelilere vatandaşlık hakkı verip oyunu pekiştiriyo vah zavallı bahçeli vah aç şu mhp nin önünü Allah aşkına

banner211