Hükümet, terörü Fransa'da kınıyor Türkiye'de anlaşıyor

Şefkat ÇETİN AKP hükümetinin Paris’teki terör ve Türkiye’deki PKK terörü karşısındaki çifte standardı  hakkında basın açıklaması yaptı.

AKP’DE AÇILIM İHANETİ YÜKSELDİKÇE MİLLİ VE MANEVİ DEĞER İSTİSMARI ARTIYOR

Fransa’daki terör saldırılarına karşı gösterilen tepkiler, hem batı ülkelerinin hem de Davutoğlu’nun şahsında AKP hükümetinin ikiyüzlü ve çifte standartlı politikalarını görünür hale getirdi. Avrupa ülkeleri her gün yüzlerce Müslümanı öldüren terör eylemlerini ancak kendilerine sıçradığında lanetlemekle kötü bir sınav verdiler. Davutoğlu ise Paris’te teröre karşı mücadeleye destek verirken, Türkiye’de çok daha fazla kan dökmüş PKK’yla müzakere masasında olmanın açmazını yaşamaktadır.

ABD ve Avrupalı müttefiklerin müdahaleleriyle sarsılan İslam dünyasını kasıp kavuran selefi radikalizmin ucu batı ülkelerine dokunduğunda gösterilen tepkilerin samimiyetinden şüphe duymaktayız. Tehdit nereden gelirse gelsin ve katledilen ya da hakkı gasp edilenin kimliği ne olursa olsun her masum insan için gösterilmesi gereken duyarlılığı, sadece batılı ülkelerin hakkı olarak kabul etmek mümkün değildir.

Batının müdahaleleri sonucu tırmanan şiddet yüzünden insanların sıradan bir rakam haline dönüştüğü Irak ve Suriye’de son yıllarda hayatını kaybeden insanların sayısı insanlık için utanç verici boyutlardadır. Birleşmiş Milletlerin raporuna göre, Suriye’de iç savaşın başlangıcından bu yana ölenlerin sayısı 191 bin kişiden fazladır. Bu rakama, çatışmalarda ölen 15 binden fazla isyancı, yaklaşık 17 bin cihatçı militan ve en az 22 bin hükümet gücü dâhil değildir. Fransa’da öldürülen 17 kişi kadar dikkat çekmese de sınır komşumuz Suriye’de yaşanan vahşette ölenler kadar, evini ve yurdunu terk etmek zorunda kalan milyonlarca insan söz konusudur. Sadece Türkiye’ye sığınan göçmenlerin sayısı iki milyonun üzerindedir. Aynı şekilde Amerikan müdahalesinin yapıldığı 2003 yılından bu yana Irak’ta katledilen insanların sayısının 750 binin üzerinde olduğu dile getirilmektedir. Boko Haram’ın Nijerya’da bir günde katlettiği iki bin kişi, Paris’te öldürülen 17 kişi kadar insandır. Gazze’te iftar vakti bombalananlar kadar, Telafer’de, Kerkük’te yok edilen ya da sırf Müslüman ve Türk olduğu için Çin’de idam edilenler de insanlık adına savunulmayı hak etmektedir. Gerçek bir medeniyetten beklenen, sayısı ne olursa olsun her türlü katliama ve insan hakları ihlaline aynı tepkiyi göstermesidir.

Bugün yeniden paylaşılmak istenen başta Suriye ve Irak olmak üzere İslam coğrafyası üzerine modern haçlı seferleri düzenleyen, besledikleri terör örgütleri sayesinde Müslümanı Müslümana kırdıran batı ülkeleri timsah gözyaşları ile kimseyi kandıramazlar. Suriye’nin tıpkı Cezayir gibi bir zamanlar Fransız kolonisi olduğu göz ardı edilmemelidir. Başta petrol ve doğalgaz olmak üzere yer altı zenginliklerine sahip olmak uğruna yüzbinlerce masum insanın gözden çıkarılması batının alışık olduğu önemsiz bir ayrıntıdır. Tıpkı Victor Hugo’nun dediği gibi, “Paris’te bir insan öldürülürse bu bir cinayettir, doğuda elli bin insan boğazlanırsa bu sadece bir meseledir”. Kendi vatandaşlarına ve ne yazık ki dindaşlarına karşı gösterdiği şefkati bilhassa Müslümanlardan esirgeyen medeniyetin tartışılması kaçınılmazdır.

Sovyet tehdidinin ortadan kalkmaya başladığı 1980’lerin sonundan itibaren “medeniyetler çatışması” tezini geliştiren emperyalist zihniyet, böylelikle bir tehdit olarak sunduğu İslam dünyasına karşı müdahalelerine meşruiyet kazandırmaktadır. Aslında yaşadığımız süreç tam anlamıyla yeni bir sömürge çağına işaret etmektedir. Son olaylar kullanılan radikalizm silahının ve terörün sadece İslam ülkelerini istikrarsızlaştırmakla kalmayacağını, eninde sonunda sahipleri olan emperyalist batıyı da tehdit edeceğini göstermektedir.

Medeniyetlerin kavşağında yer alan Türkiye ve bilhassa Avrupa’da yaşayan beş milyonu aşkın Türk nüfusu, bu çatışmalardan en fazla etkilenecek kesimler arasındadır. Yabancı düşmanlığının hortladığı pek çok Avrupa ülkesinde temel hak ve özgürlüklerini yeterince kullanamayan Türklerin can ve mal güvenliği tehdit altındadır. Türkiye’de etnik ayrıştırma peşinde koşan, kilise açılışlarında boy gösteren, azınlık mallarına avukatlık yapan AKP hükümeti, söz konusu Müslüman Türklerin Avrupa’daki kültürel hakları ve güvenlik meseleleri olduğunda süt dökmüş kediye dönmektedir.

Fransa’daki teröre karşı mücadeleye destek veren Davutoğlu, Türkiye’de 30 bin insanımızın katili PKK ile anlaşmayı tercih ederek müthiş bir tezat oluşturmaktadır. Başbakan Davutoğlu’nun teröre karşı mücadele için Fransa’da yükselttiği sesini Türkiye’de PKK’ya duyurmasını beklemek her Türk vatandaşının hakkıdır. Fransa’da terörü kınayıp Türkiye’de teröristle pazarlık yapmanın, ülkenin bir kısmının teröristlerin kurtarılmış bölgesi haline dönüşmesine müsaade etmenin kabul edilir bir yanı yoktur. Acaba Davutoğlu teröristlerle müzakere yapmaları için Fransa’ya öneride bulunabilmiş midir? Tıpkı ABD’nin El Kaide lideri Bin Ladin’le müzakere yapmadığı gibi Fransa’nın da aklına Kouachi kardeşlerle müzakere yapmak gelmemiştir. Dünyada elindeki silahı dahi teslim etmemiş teröristle teslimiyet anlaşması yapan Tayyip Erdoğan ve Ahmet Davutoğlu hükümetlerinden başka bir örnek yoktur.

Türkiye gündemini dilediği gibi belirleyen AKP hükümeti, kar kış haberleri ve Fransa’daki terör saldırılarına sarılmış ve bilhassa PKK müzakereleri ve Meclis’teki dört bakanın yolsuzluk dosyalarını arka plana düşürmüştür. Hâlbuki bu arada PKK ile görüşme trafiği son sürat devam etmektedir. Sahi sayın Davutoğlu PKK ile anlaşmanız ne durumdadır? Her konuda anlaşabildiniz mi? Terör örgütüne neler verdiğinizi Türk milletine ne zaman açıklayacaksınız? Hemen her gün ülkemizin bir parçasından terör eylemi haberi gelmeye devam ettiğine göre, bölücü teröriste sözünüzü dinletemediğiniz anlaşılıyor. Kandil’e ya da İmralı’ya şikâyet ettiğinizde, onlar teröristlerin kulağını çekip sizin için kamu güvenliğini sağlamıyorlar mı?

Tıpkı Fransa’nın içine düştüğü yanılgı gibi, bölücü PKK’yla anlaştığını zanneden AKP de bilmelidir ki terörizmle anlaşma olmaz. İktidarda kalabilmek için kullandıklarını düşündükleri kanlı örgütün Türk milletine gücü yetmez ama günü gelir ihanetlerine ortak olduğunuz için onlarla beraber hesap vermek zorunda kalırsınız.

AKP hükümeti, Irak ve Suriye’nin içerden parçalanmasını sağlayan örgütler gibi küresel güçlere hizmet eden bir proje değil ise, milletimizi etnik parçalara bölmeyi amaçlayan ihanet projesi olan çözüm sürecine derhal son vermelidir. İmralı’daki bebek katili ve Kandil’deki çetesi arasında mekik dokuyan AKP hükümeti, üçüncü devletlerin gözetiminde PKK ile Oslo’da yaptığı görüşmelerde Türkiye’nin eyaletlere bölünmesi başta olmak üzere hangi sözleri verdiğini kamuoyuna açıklamalıdır.

Türkiye’nin eşbaşkanlığında uygulanan ve 22 ülkenin siyasal ve ekonomik coğrafyasını yeniden düzenlemeyi amaçlayan BOP projesi sayesinde ülkemizin eyaletlere bölünmesi rahatlıkla konuşulur hale gelmiştir. AKP hükümeti bugüne kadar attığı pek çok adımla eyalet sisteminin alt yapısını hazırlamaktadır. Tayyip Erdoğan’ın başkanlık hırsı olarak sunulan ancak aslında çok daha büyük bir proje olan sistem değişikliği için tarımdan milli eğitime pek çok düzenleme hayata geçirilmiştir. İmralı canisinin demokratik özerklik olarak sunduğu eyalet sisteminin alt yapısı AKP hükümeti tarafından kalkınma ajansları ile hazırlanmıştır. 2015’ten itibaren faaliyete geçecek olan istinaf mahkemeleri ile her bölgenin kendi yargısının oluşmasının, her bölgeye yerel Yargıtay kurulmasının yolu açılmıştır. Büyükşehirlerin il sınırlarına kadar genişletilmesi, valilerin yetkilerinin belediye başkanlarına devredilmesi gibi yasal düzenlemeler eyaletler için yapılan öteki hazırlıklardır.

Emperyalizmin yüzyıllık hesabı olan sözde Kürdistan projesinde AKP hükümeti çok önemli adımlar atmakla birlikte, yaklaşan seçimler nedeniyle PKK müzakereleri geri plana çekilerek kamuoyunun dikkatinden kaçırılmaktadır. Kurulacak özerk bölgelerle ilgili PKK tarafından yapılan açıklamalara hemen makyaj yapılmakta, federasyon niyetleri dahi Osmanlı eyalet sistemi gibi kılıflarla millete sempatik gösterilmeye çalışılmaktadır. Devlet görevlilerinin İmralı’da bebek katiliyle görüşmelerinin sıradanlaştığı, PKK elebaşlarının Ankara’da ağırlandığı bir aşamaya girilmişken, Cumhurbaşkanının 16 Türk devletini temsil eden kıyafetlerle gösteri yapıyor olması manidardır. İhanet yükseldikçe örtmek için daha fazla milli ve manevi değer istismarına ihtiyaç duyulmaktadır.

1974’te Kıbrıs barış harekâtına gönüllü katılmak için askerlik şubelerinin önünde kuyruklar oluşturan toplumsal yapımız, bugün bölücü terörün baş tacı yapıldığı, etnik ve mezhep ayrıştırmasının körüklendiği ülkemizi bekleyen felaketler zinciri karşısında mutlaka uyarılmalıdır. Bölücü teröre teslim olan iktidarın geri dönülemez bir yolda ülkeyi daha fazla sürüklemesine müsaade edilmeyeceği iyi bilinmelidir. Bu çıkmazın içerisinde hem ihanet sürecini sürdüren hem de göz boyamak için Türklükten, İslam’dan, Osmanlı’dan faydalanan AKP zihniyetine Türk milleti gerekli cevabı Haziran’daki seçimlerde verecektir. Türklük alerjisini gizleyemeyen ve her fırsatta milliyetçiliği ayaklar altına atan AKP zihniyetinin seçim dönemlerine mahsus sahte milliyetçiliği işe yaramayacaktır. PKK’yla yaptıkları ittifakın yanı sıra yolsuzluk ve rüşvetten seçimlerde hesaba çekilecek AKP hükümetini muhafazakârlık ya da milliyetçilik gösterileri kurtaramayacaktır.



Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner211