“İktidar, zenginleşmek için bir vasıta değildir“
Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Bahçeli, "Bize göre Başbakan Erdoğan görevini kötüye kullanmıştır. Rüşvetçilere, hortumculara müsamahakar ve anlayışlı olan Başbakan, polise ve yargı mensuplarına acımasızdır" dedi.

Erdoğan görevini kötüye kullandı

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, "Bize göre Başbakan Erdoğan görevini kötüye kullanmıştır. Rüşvetçilere, hortumculara müsamahakar ve anlayışlı olan Başbakan, polise ve yargı mensuplarına acımasızdır" ifadelerini kullandı.

Bahçeli, partisinin Meclis grup toplantısında yaptığı konuşmada, herkesin yeni yılını kutladı. 2013'ün millet için kayıp bir yıl olduğunu belirten Bahçeli, 2013'te ülkenin krizlerle, kaoslarla boğuştuğunu ve vatandaşların dara düştüğünü savundu. AK Parti iktidarında işsizlik, yoksulluk ve yolsuzluk çemberinin gittikçe genişlediğini, milletin birlikte yaşama irade ve azminin zedelendiğini öne süren Bahçeli, "AKP iktidarı, 2013 yılını baştan ayağa harabeye çevirmiştir" dedi. 

Bahçeli, 2013'te siyasetin haddinden fazla kirlendiğini, Türkiye'nin uluslararası alanda itibar kaybettiğini, saygınlığından olduğunu ileri sürerek, sürdürülen dış politikanın Türkiye'nin yalnızlaşmasına sebep olduğunu ifade etti. Bahçeli, "Başbakan'ın akıl hocaları bu yalnızlığın başına 'değerli' sıfatını yakıştırsalar da evdeki hesap çarşıya uymamış, gaflete bahane arayışları dikiş tutmamış ve mızrak çuvala sığmamıştır" diye konuştu. 

2013'te Mısır'la ilişkilerin gerilediğini, Irak'la sürtüşmelerin arttığını, İran'la güvensiz ve Suriye ile sancılı bir temas kurulduğunu savunan Bahçeli, "Türkiye, AKP sayesinde güvenilmez, itibarsız, yaptırım gücü zayıflamış, olayların peşinden koşan, gelişmeleri lehine çevirmekten aciz, musibetler içinde yuvarlanan bir dış politikayla 2013'ü geride bırakmıştır. Uzun lafın kısası hükümet, dış politika alanında her bakımdan çökmüş ve bozguna uğramıştır" ifadelerini kullandı.

 

-"İktidar, zenginleşmek için bir vasıta değildir"

 

Bahçeli, siyasetin amacının insana hizmet olduğunu belirterek, insana hizmeti önceliğine almayan, insanın rahatını, refahını ve geleceğini düşünmeyen bir siyasetin kendi kendini tüketen bir organizmadan farkının olmayacağını söyledi. Dürüst, dengeli, doğru, adil ve ilkeli bir siyaset tarzının her şeyin başı olduğunu dile getiren Bahçeli, siyasetçi ve bürokratların milli kaynak ve milli sermayenin bölüşüm ve dağıtımını yönetirken kesinlikle hukuka uymak ve Allah korkusu ile hareket etmek mecburiyetinde olduğunu bildirdi. Bahçeli, şöyle devam etti:

"İktidar koltuğunda oturan kim olursa olsun, yetkisi dahilinde gerçekleştirdiği idari, siyasi ve ekonomik icraatları mahşeri vicdanla tenakuza düşmeden yerine getirmelidir. Bu nedenle devlet yönetiminde bulunanların her şeyden önce helal-haram ayrımını yapacak basirete, doğru-yanlış tasvirini sağlayacak samimi bir tutuma sahip olmaları asıldır. İktidar, zenginleşmek için bir vasıta değildir. İktidar, millete ait olan servet ve gelirlerin yandaş zümrelere peşkeş çekildiği yasa dışı nakil ve dağıtım merkezi değildir. İktidar, çalmak, aşırmak, yemek, içmek, gezmek ve cüzdan doldurmak için bir fırsat değildir. İktidar, kanun dışı ilişkilerin dokunulmaz zırha büründüğü ve çete mantığına göre dizayn edilmiş gayri ahlaki bir kazanç kapısı olarak da görülmemelidir."

Demokrasinin tam olarak taban tutmadığı, hak ve hukuka özen gösterilmediği, toplumsal yozlaşma ve siyasi ahlak konularında anormal açıkların görüldüğü ülkelerde devletin kaynaklarının yolsuzluk kuyruğuna girenlerin kasasına akacağını ifade eden Bahçeli, yolsuzluğa yakalanan iktidarların hiçbir zaman iflah olmadığını vurguladı. 

Yolsuzluğun önündeki en büyük engelin hakkı olmayan hiçbir şeye tenezzül etmeyen yüksek haslet, asalet ve karakter olduğuna dikkati çeken Bahçeli, "Şu günkü zaman zarfında ülkemizin asıl ve öncelikli kabusu, bu vasıflardan mahrum bir zihniyetin iktidarda bulunuyor olmasıdır. Bugünün Türkiyesinde, 21'inci asrın ikinci on yılında, hala yolsuzluk konusunda hatırı sayılır bir mesafe kat edemeyişimiz hepimiz açısından üzüntü vericidir" diye konuştu.

 

-"Hükümet, yolsuzluk tünelinde yolunu şaşırmıştır"

 

Bahçeli, "Halka hizmet Hakk'a hizmettir, kabulüyle iktidara gelen Adalet ve Kalkınma Partisi'nin, sonunda kendi cebine, kendi hesabına, kendi yararına hizmet eden bir çıkar ittifakına dönüştüğünü" öne sürerek, Türkiye'nin yolsuzlukla anılan bir iktidarın elinde "kıvrandığını" öne sürdü. İstanbul merkezli operasyonun aslında malumun sadece ilanı olduğunu savunan Bahçeli, bugüne kadar milletin defalarca yolsuzluk haberlerini dinlediğini ancak hiçbirinin 17 Aralık operasyonu kadar etkili, somut bilgi, belge, görüntü ve kanıtlara dayandırılmadığını ileri sürdü. Bahçeli, şöyle konuştu:

"Başbakan Erdoğan ve hükümeti için kaçacak yer ve herkesi ikna edebilecek mazeret kalmamıştır. Her şey ayan beyan ortadadır. Hükümet ,yolsuzluk tünelinde yolunu şaşırmıştır. Şüphesiz iddialar çok ama çok ciddidir. Yargı kesin hükmünü vermeden hiç kimseye suçlu muamelesi yapılamayacaktır. Şu an itibariyle meşakkatli de olsa, AKP hükümetinin çok yönlü saldırılarına uğrasa da yargısal süreç işlemektedir. Zanlıların bir bölümü tutuklanmış ve cezaevine gönderilmiştir. Fakat devam eden rüşvet ve yolsuzluk soruşturmasıyla ilgili verilen bazı mahkeme kararları ve savcı talimatları uygulanmamıştır. Nitekim şüpheli olarak ifadesine başvurulacak kişiler hükümet eliyle korunmuş, açıkça hukuksal yaptırım ve tedbir ihlal edilmiştir. Başbakan ve hükümeti, adli kolluk görevini yapmakla mükellef olanlara engel çıkarmış, şüphelileri adalete teslim etmeyerek suç işlemiştir. Hükümet rüşvet ve yolsuzluk iddialarının soruşturulmasından aşırı şekilde rahatsız olmuştur. Böylesi bir zor kullanma, böylesi bir güç gösterisi, böylesi bir yetki aşımı ancak ve ancak aşiret devletlerinde, dahası Ortadoğu emirliklerinde olabilecektir. Başbakan Erdoğan suçluluğun vermiş olduğu psikolojiyle hukuka karşı gelmiş, hukukçulara ateş püskürmüştür."

 

-"Başbakan Erdoğan ve hükümeti, 17 Aralık'la beraber şapır şapır dökülmeye başlamıştır"

 

MHP Genel Başkanı Bahçeli, Türk milletinin vicdanına güvendiğini, Türk milletinin engin sağduyusuna ve şaşmaz ferasetine inandığını belirterek, şunları söyledi:

"Başbakan Erdoğan ve hükümeti, 17 Aralık'la beraber şapır şapır dökülmeye başlamıştır. Bu tarihten dört gün sonra, yani 21 Aralık'ta, Adli Kolluk Yönetmeliği'nde yapılan korsan değişiklik, hükümetin niyetini, izleyeceği yöntemi gözler önüne sermiştir. Başbakan Erdoğan, hukuka saygı duyması gerekirken iddiaları önemseyip yargının işini kolaylaştırması lazımken peş peşe misilleme yapmıştır. Sadece verilen emirleri uygulayan polisleri ve polis müdürlerini hedef almış, İstanbul başta olmak üzere tüm yurtta yüzlerce emniyet mensubunu mağdur ve yerinden etmiştir. Bize göre Başbakan Erdoğan görevini kötüye kullanmıştır. Rüşvetçilere, hortumculara müsamahakar ve anlayışlı olan Başbakan, polise ve yargı mensuplarına acımasızdır. Anlaşılmaktadır ki rüşvet ve yolsuzluk iddiaları kendisine ve ailesine kadar dayanmaktadır. Başbakan'ın endişesi bundadır. Üstelik oğlunun üzerinden kendisine ulaşılmak istendiğini bir vesileyle açıklamıştır. Başbakan'ın şayet veremeyeceği bir hesabı, izah edemeyeceği hukuksuz ve gayri meşru bir ilişkisi yoksa panikleyeceği, korkuya kapılacağı bir halde olmayacaktır. Ne var ki bu zihniyet, 17 Aralık'tan beri terör estirmektedir. 'Rüşvet ve Yolsuzluk Soruşturması'nı saptırmak ve sorgulatmak amacıyla her türlü safsatadan, her türlü dedikodudan, her türlü kavramdan istifadenin derdindedir. 

Başbakan'a bakarsak, ortada komplo, tezgah, kirli ittifak, karanlık güçler vardır. AKP hükümetinin başarısını kıskananlar devrededir. Hızlı trenden gocunanlar, İstanbul'a yapılacak üçüncü köprüden ve üçüncü havaalanından, ekonomik büyümeden, çözüm sürecinden keyfi kaçanlar AKP'yi hedef tahtasına yerleştirmiştir. Başbakan'ın frenleri öylesine patlamıştır ki kendisine, hükümetine, milli iradeye yönelik küresel suikast ve dış bağlantılı saldırı yapıldığını yorulmaksızın üç haftadır dillendirmektedir. Başbakan'a göre yolsuzluk kisvesi altında Türkiye'nin yürüyüşü durdurulmaya çalışılmakta, çıkarları zedelenenler hükümete bindirmektedir. Anlayacağınız her yer komplo, her yer tuzak, her yer dışarının güdümünde bulunan yerli taşeronların tesiri altındadır. Devleti ele geçirmiş çeteler, örgütler, ajanlar, hainler Başbakan ve hükümetine savaş açmıştır. Yani yolsuzluk yalan, rüşvet hikayedir. İthamların hepsi yersiz, iddiaların alayı düzmecedir. Sanki hükümet yokmuş gibi, paralel devlet gulyabanisi oluşmuş, hükümeti kuşatmıştır. Bize göre Başbakan Erdoğan vehimlere kapılmış, yalanlara çakılmış ve akıl sağlığını kaybetmiştir. Sanal korkulara, yapay tehditlere, aslı astarı olmayan korkuluklara inanmış veya inandırılmıştır. Başbakan Erdoğan hem kendisini hem de aziz milletimizi kandırmaktadır. Dikkatleri asıl olayların üzerinden uzaklaştırmak, rüşvet ve yolsuzluk iddialarını unutturmak için canını dişine takmaktadır."

 

-"AKP'ye oy vermiş aziz vatandaşlarım bu defa Başbakan'a tereddütle yaklaşmaktadır"

 

"Ancak Başbakan'ın hesabı bu defa tutmayacaktır" görüşünü dile getiren Bahçeli, şöyle konuştu:

"Planlarını, saçmalıklarını, algı yönetimiyle zihinleri tutsak almasını yutacak ve hazmedecek kimseler kalmamıştır. AKP'li saygın, vatansever ve değerli milletvekili arkadaşlarım gelişmelere eminim ki içten içe isyan etmektedir. AKP'ye oy vermiş aziz vatandaşlarım bu defa Başbakan'a tereddütle yaklaşmaktadır. Her sorunlu dönemde yurtdışına gitmeyi adet haline getiren Başbakan Erdoğan, komploculuğu bırakmalı ve şu sorularımızın cevabını Uzak Doğu'dan dürüstçe vermelidir: Bu nasıl bir örgüttür ki bir bakan ve ailesi malum İranlı karanlık kişinin özel uçağıyla Umre'ye götürecek kadar zihinleri ve iradeleri ele geçirmiştir? Bu nasıl bir saldırıdır ki bakan çocuklarının yatak odalarından para sayma makineleri ve para kasaları bulunmuştur? Bu nasıl bir operasyondur ki bakanların her yeri rüşvet olmuştur? Bu nasıl dış mihrakların oyunudur ki bakanlar çantalarla, elbise kılıflarıyla gönderilen paraları cebe indirmiş, yüzbinlerce dolarlık rüşvet saatlere tenezzül edecek kadar alçalmış ve de parayla vatandaşlık dağıtmışlardır? Bu nasıl bir küresel suikasttır ki bir banka genel müdürünün ayakkabı kutusundan 4,5 milyon dolar para çıkmıştır? 

Sayın Başbakan, belgesi, kaydı ve nereden toplandığı muamma olan bu parayı kutulara paralel devlet mi, yoksa paralel bankacılarla mı yerleştirmiştir? Altın kaçakçılığını faiz lobisi mi yapmıştır? Evlatlarının da yönetiminde bulunduğu vakıflara usulsüz imar düzenlemesini malum medya kuruluşları mı, hadi bunu da geçtik, görünmez eller mi gerçekleştirmiştir? Kara parayı savcılar, hakimler, görevden aldığın polisler mi aklamıştır? Yüz milyar dolarla ifade edilen yolsuzluk meblağına kim ortak olmuş, mesela uzaylılar mı, mesela Amazondaki yerliler mi, mesela Antartika'da seni çekemeyen mihraklar mı, mesela Sibirya ormanlarında seni kabullenmeyen bazı kimseler mi tekerine çomak sokmuştur? Halkbank'ın peşmerge petrolündeki rolü nedeniyle hedef seçildiğini söylerken hakikaten de utanmıyor musun? Başbakan'a göre İran asıllı rüşvetçi hayırseverdir, banka müdürünün topladığı paralar da İmam Hatip ve üniversite yapımı için kullanılacaktır. Bu sözlere bırakınız aklından zoru olanların tebessümünü, kargalar bile kahkahayla gülecektir."


Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner211