İstanbul Ülkü Ocakları:''MHP'ye Ve Miliyetçiliğe Yapılan Saldırıyı Kınıyoruz''

Cumhuriyet tarihi, Çağlayan'ın kimliğini gizlediği için bakan olabildiği tezini çürüten örneklerle doludur.
Değil bakanlık, bu ülkede "etnik köken" kimsenin Genelkurmay Başkanlığı'na, Başbakanlığına, Cumhurbaşkanlığına "engel" sayılmamıştır. Cumhuriyet ilan edildiği günden bu yana, ülkemiz ABD'de örneği görüldüğü gibi kemik veya kurukafa tarikatlarının değil Türk Milleti'nin mensuplarınca idare edilmiştir.

Ülkü Ocakları İstanbul İl Başkanı Gökmen Kantar hükümetin son günlerde MHP'ye ve milliyetçiliğe saldırılarını kınamak için Beşiktaşta basın açıklaması yaptı.

Açıklamaya Ülkü Ocaklarının yanı sıra partililerde destek verdi.Basın açıklamasında İstanbul İl Ocak başkanı Gökmen Kantar Şöyle Konuştu :

Türk Milliyetçilerinin, hain emellerine ulaşmaktaki tek engel olduğunu bilenler, milli birlik ve beraberliğimize açtıkları savaş kapsamında, son dönemde ülkücü-milliyetçi kişi ve kurumlara dönük saldırılarını da arttırmışlardır.
Her şeyden önce şu bilinmelidir ki;

Terör örgütü ve siyasal uzantılarından cesaretle girişilen bu tip saldırıların ülkücüleri yolundan döndürmesi bir ihtimal dahilinde bile değildir. Ülkücü Hareket, millet yoluna adanmış mücadelesinde, her türlü engeli ayaklarının altına almayı öğrenmiştir!


Hepinizin bildiği gibi, Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan, geçtiğimiz günlerde çıktığı Suudi Arabistan gezisi sırasında "Yıllardır Kürt olduğunu söyleyememiş biri" olduğunu ifade etmiştir.
Cumhuriyet tarihi, Çağlayan'ın kimliğini gizlediği için bakan olabildiği tezini çürüten örneklerle doludur.
Değil bakanlık, bu ülkede "etnik köken" kimsenin Genelkurmay Başkanlığı'na, Başbakanlığına, Cumhurbaşkanlığına "engel" sayılmamıştır. Cumhuriyet ilan edildiği günden bu yana, ülkemiz ABD'de örneği görüldüğü gibi kemik veya kurukafa tarikatlarının değil Türk Milleti'nin mensuplarınca idare edilmiştir.
Bu millete mensubiyetin şartı, tarihin hiçbir döneminde kafatası ölçüleri olmamıştır.
Bunu en iyi bilenin Sayın Bakan olması gerekir;
Zira bugün Türkiye'yi yöneten kadrolar bunun en belirgin delilidir!
Ayrıca;
"Devlet", "bakanlık" mertebesine gelmiş birinin kimliğini öğrenmek için “itirafı”na mı muhtaçtır ki; Sayın Çağlayan "gizlenerek" yükselebildiğini söylemektedir?
 
Çağlayan'ın haklı olduğu tek nokta vardır.
Diyor ki;
"Bugün konuştuklarımızı sekiz-on yıl önce konuşamazdık."
Haklısınız Sayın Bakan!
Konuşamazdınız!
Konuşmaya ihtiyaç duymazdınız!
Çünkü 8-10 yıl önce bu ülkede hiçkimse birbirinin etnik kökenini didiklemezdi, Kürt mü, Çerkes mi, Gürcü mü merak etmek aklına bile gelmezdi!
Konuşamazdınız!
Çünkü 8-10 yıl önce ihanet böylesine alenileşmemişti; terör örgütleri pazarlık masalarının baş aktörü haline gelmemişti!
Bugün ise bunlar siyasetin vazgeçilmezi hâline geldi.
Bir de kalkmışsınız, İmralı görüşmelerinin içeriğinin açıklanmasına "süreci sabote etmek" diyorsunuz. Açıklayanı "sabotajcı" ilan ediyorsunuz.
Bu mudur sizin tehlikeye düşmesinden korktuğunuz süreciniz!
 
Çağlayan neresinden tutsak elimizde kalan beyanını "Kafatası milliyetçiliğinin önüne geçmek gerekiyor. Eski Ülkücü olarak bunları söylüyorum.'' sözleriyle tamamlıyor.
Ülkücünün eskisi yenisi yoktur! Hangi ürünün eskisiyle yenisi arasında fark olduğu da herkesin malumudur!
Madem "ülkücülük" konusunda bu kadar duyarlısınız; o zaman siz önce şu soruya cevap verin Sayın Bakan:
"Eski ülkücü" namlı kişilerin, her seferinde, tam da AKP'nin emperyalist güçler tarafından verilen talimatları yerine getirdiği sırada, tam da yıkım politikalarını yürürlüğe soktuğu sırada sahne alması tesadüf müdür?

AKP,  bu ihanet sürecinde "ülkücük" kavramının arkasına gizlenmeyi mi planlamaktadır?
AKP, bölücü politikalarını, "ülkücülük" kavramının yarattığı güven duygusunu kullanarak mı meşrulaştırmayı planlamaktadır?
AKP, bu milliyetçi muhafazakar toplumun tepkisine karşı "ülkücülüğü" bir kalkan olarak mı kullanmayı planlamaktadır?
Ülkücülük, kimsenin aklanma aracı değildir!
Kaldı ki, bilim dünyası, binlerce vatan evladının kanı bulaşmış elleri "aklayacak" bir icadı henüz gerçekleştirmemiştir!
 
Sayın Bakan'ınki nasıl bir ülkücülüktür ki, Başbuğumuz Alparslan Türkeş'in "Biz ne kadar Türk isek, onlar da o kadar Türk'tür. Onlar ne kadar Kürt'se biz de o kadar Kürt'üz. Kız alıp kız vermişiz, etle tırnak gibiyiz. Kürtler bizim öz kardeşlerimizdir..." sözlerinden bihaberdir.
Ülkücü Hareketin temel duruşunu yansıtan bu sözlere rağmen, hiç utanmadan bizi ayrımcılıkla, ırkçılıkla suçlayabilmektedir.
Bu herkesten önce, Ülkücü Hareketin Kürt kökenli şehitlerine, gazilerine ve onların cefakar ailelerine saygısızlıktır!
Kaldı ki;
Hem Kürt hem de Ülkücü olduğunu söyleyen birinin bizi "kafatası milliyetçiliği" ile suçlaması kendi kendini çürütmeye yeterdir!
Sayın Çağlayan ,
Eski ülkücülüğünüz, Başbakan meydanlarda  "Önemli olan boy değil soydur, soy!" diye bağırırken niye depreşmemektedir?
Söyleyin, bu durumda asıl kafatası milliyetçisi kimdir?
Sayın Genel Başkanımız Devlet Bahçeli'nin de ifade ettiği gibi ülkücülerin hayatında zikzaklar yoktur. "Bakanlık koltuğu tatlı geldiği için" bu düz çizgiden sapmakta sakınca görmemiş biri zaten "ülkücülüğün" idrakine  varamamış demektir.
Sayın Bakan,
Nasıl olabilmiştir de, Başbakan, gözyaşları içinde şehidimiz Mustafa Pehlivanoğlu'nun son mektubunu okurken, onun son arzusunun ifadesi olan "Şunu hiç bir zaman unutmasınlar ki, Mustafa'lar ölür, Allah davası ölmez, milliyetçilik yaşar. Kellemi verdiğim bu yolun zaferi yakındır. Zafer her zaman Allah'a inananlarındır"  sözlerini sansürlerken, "eski ülkücülüğünüz" depreşmemiştir?
Şehidimizin aziz hatırasına yapılan bu saygısızlık sizi hiç mi rencide etmemiştir? "Eski ülkücülüğünüz" bu samimiyetsiziği sineye çekmenize nasıl imkan vermiştir?
Takdiri milletimizindir!
 
İkinci olarak;
Varlığını Türk Milletini ayrıştırmaya adayan Erdoğan'ın, trajikomik bir biçimde, partisinin son grup toplantısında  MHP'nin milli bir tavır sergilemediğini öne sürmesinden sonra, şu soruyu sormak elzemdir:
"Erdoğan hangi milletin milli tavrından söz etmektedir?"

Her çeşit milliyetçiliği ayaklarının altında ezdiğini söyleyen Başbakan  "milli tavır"dan ne anladığını izah etmeli, edemiyorsa ebed müddet Türk Milleti'nin emrinde olan Milliyetçi-Ülkücü camiaya dil uzatmaktan vazgeçmelidir.
Şehitlerin kemiklerini sızlatacak bir faaliyet içine asla girmeyeceğini söyleyip de şehide kelle, terörist başına sayın diyen kendisi değil midir?
Bir başka garabet de, Başbakan'ın "Sadece türkü söyleyen, acılarına ağıtlar yakan, barışın, kardeşliğin özgürlüğün ezgisini dünyaya duyuran sanatçıya Şivan Perver'e yönelik tehditler bizatihi hıyanet, bizatihi faşizm değil de nedir? Oysa Şivan Perver toprağına, vatanına sesleniyor" sözleriyle, bir Türk düşmanını masum gösterme gayreti içine girmesidir.

Başbakan, Şivan Perver'in ağıtlarının 30 bin insanımızın canına kasteden teröristler için olduğunu unutabilir ama bu millet;
"Türk milliyetçiliğini ayaklar altına aldık" diyen Başbakan'ın, "Türkler Türk Milliyetçiliğini bırakmalıdır" diyen Şivan Perver'le aynı çizgiye geldiğini asla unutmayacaktır.

Ülkücü hareket, bu "zihniyet ortaklığı"nın unutulmasına asla izin vermeyecektir!
Türk Milliyetçiliğini öldürmek, yok etmek mümkün de değildir; hiç bir beşerin harcı da değildir.

Üçüncü olarak;
"Savaş"  terör örgütü ile devlet arasında değil, eşitler arasında cereyan eden bir hadiseyken;
Bursa, Sakarya ve Afyonkarahisar'da Kürtlere yönelik saldırıların Ocaklarımız tarafından desteklendiği iftirasını atan,
Yalanını yüzüne vuran MHP milletvekillerine "Çirkin sesinizi çıkarmayın. Bu ülkede sizin politikalarınızdır ki bu savaş devam ediyor. Ret ve inkâr politikalarının yansımasıdır" diye saldıran Sırrı Sakık gibi kendini hiç bir devlete ait hissedememiş ve terminolojiden habersiz kimselerin TBMM'de "temsil" makamında bulunması milletimiz açısından hazindir.

Sakık'ın "Çanakkale'ye bakın. Orada sadece sizin atalarınız savaşmadı. Sonradan bu ülkeyi kendisine vatan edenler, Kafkaslardan, Boşnaklardan gelenler, siz bu ülkenin sahipleri değilsiniz. Haddinizi bileceksiniz. Oradan gelip, hele dağdan gelip bağcıyı kovma hakkına sahip değilsiniz. Hiç kimsenin bir tek halka hakaret etme hakkı yoktur." deyip sonra da "ret ve inkar"dan dem vurmasına ise sadece gülünebilir.
 

Son olarak;
Ankara Üniversitesi DTCF ve Siyasal Bilgiler Fakültesi, Marmara Üniversitesi, Muğla Üniversitesi ve Sinop Üniversitesi'nden sonra ülkücü öğrencileri hedef alan terörist saldırılar Kars'a da sıçramıştır. Maalesef kimi arkadaşlarımızın ağır yaralandığı, bütün bu "can alıcı" olaylar esnasında rektörlükler ve güvenlik güçleri manidar bir kayıtsızlık sergilemektedir. 

Kars'ta, KYK yurdunda, yurt müdürünün terör örgütü yandaşı saldırganları içeri alıp, saldırıya uğrayan ülkücü öğrencileri yurda almaması, saldırganlara ceza verilmezken, saldırıya uğrayan bir arkadaşımızın hala gözaltında tutulması, üzerinde düşünülmesi, soruşturulması gereken tutumlardır.
Ülkü Ocaklarına gelen polis müdürünün "Sürece zarar verecek bir eylem içine girmeyin, itidalli olun" sözleri bile, AKP'nin parçalama ve yıkım sürecinin nasıl sistemli işlediğinin, "devlet"in nasıl bu süreci meşrulaştırmak için kullanıldığının delilidir.
 
30 yıldan uzun zamandır, Türk Milleti'nin canının, malının ve manevi duygularının tahribatından sorumlu olan eli kanlı katil Abdullah Öcalan ile Türkiye Cumhuriyeti'nin geleceği üzerine masaya oturanlar şunu iyi bilmelilerdir:
"Biz; Türk-İslam ülkücüleri, birilerinin ayaklar altına almaya cüret ettiği milliyetçiliği hep el üstünde tutacağız."

Vatan, millet ve devlet düşmanları, onlara sempati ile bakanlar,
Biliyoruz ki varlığımızdan rahatsızsınız!
Garanti ederiz ki;
Son nefesimize kadar sizleri rahatsız etmeye devam edeceğiz!
Bu vatan, bu millet, bu bayrak, bu dil tektir ve bizimdir!


Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner211