Kimin tüketimini kısıtlayarak cari açığı kapatacaksın?
Hükümetin ekonomiden sorumlu kanadında yer alan Bakanlar tarafından son günlerde değişik aralıklarla dillendirilen bir husus bulunmaktadır ki epey zamandır sessiz ve derinden gündemi işgal etmektedir. Hem ekonomiden sorumlu başbakan yardımcısı Sayın Babacan, hem Maliye Bakanı Sayın Şimşek ve hem de Ekonomi Bakanı Sayın Çağlayan yaptıkları açıklamalarda ekonomiye bir çeki düzen verilmesi gerektiği halini işaret etmekte ve ısrarla çıkış yolu olarak tüketimin kısılması, tasarrufların artırılması konusuna yoğunlaşmaktadırlar.
Orta Vadeli Planın 2014 yılından itibaren ortaya konulmuş öngörülerine bakıldığında da düşük bir büyüme profiline olumlu yaklaşıldığı, cari açığın kapatılması açısından da tüketimin ve devamında da tüketici kredilerinin kontrol altına alınması üzerinde Hükümetin hem fikir olduğu görülmektedir.
Bu noktada ise, beyaz eşya ve otomobil de tüketici kredilerinin taksit sayılarının kısıtlanmasının soruna çözüm olacağı yaklaşımı ortaya konulmaktadır.
Daha önce yaptığımız basın açıklamalarında da değindiğimiz gibi bu hükümetin ekonomi politikaları ne yazık ki çözümsüzlük girdabında boğulmak üzeredir.
Tüketici kredilerinin baskılanması suretiyle tüketimin kısılmaya kalkışılması durumunda bundan en fazla etkilenecek kesim hiç kuşkusuz yoksul ve dar gelirli kitleler olacaktır.
Türk milletinin 2012 yılı hanehalkı tüketim harcamaları incelendiğinde hane gelirlerinin önemli bir kısmının (yüzde 26,0) konut harcamalarına yapıldığı görülmektedir.
Gıda ve içecek harcamaları ise yaklaşık yüzde 20,0 civarındadır. Ulaştırma ve haberleşme harcamaları da genel harcamalar içinde önemli bir yer tutmakta ve yüzde 17’yi biraz aşmaktadır.
Bu üç kalemi topladığımızda toplam tüketim harcamalarının yaklaşık olarak yüzde 63,0’ne ulaşılmaktadır. Geriye kalan yüzde 37,0’lık kısım ise eğitim, sağlık, sosyal güvenlik, giyim ve benzeri harcamalara yapılmaktadır.
Hükümetçe, tüketim harcamalarını kısması gerektiği düşünülen sosyal kesimlerin içinde yer alan dar gelirli ve yoksul kesimlerin ekonomik ve sosyal durumuna yakından baktığımızda ortaya çıkan manzara daha da içler acısıdır.
​ En alt gelir grubunda yaşayanlar gıda harcamasına yüzde 34,0 pay ayırmaktadır.
 Konuta harcamaları yine yüzde 34’e ulaşmaktadır.
 Ulaştırma harcamalarına ise gelirinin onda birini vermektedir.
Bir asgari ücretli üzerinden bu değerleri günümüze taşıdığımızda;
​ 804 TL olan net asgari ücretli;
 273 lirasını gıda harcamalarına,
​ 270 lirasını konut kirasına,
​ 72 lirasını da ulaştırma harcamalarına,
Kalanını da ısınma, barınma, ev eşyası vs. harcamalarına ayırmak zorunda kalacaktır.
O halde şunu sormak gerekmektedir;
 Asgari ücretli tek başına bile olsa bir adet simidin dahi 1.40 TL, bir bardak ayranın 1,5 lira olduğu bir ortamda, günde 9 liraya üç öğün nasıl beslenecektir?
Türkiye’de öğrencilerin kaldığı 1+1 daire/konutun kira bedelinin asgari 400 TL olduğu bir yapı içinde 270 liraya konutu acaba nerede bulabilecektir?
Günde ortalama 4 TL yol parası veren bir asgari ücretli 72 TL’den sonrası için tabana kuvvet yürüyecek midir? Varsa eşi ve çocukları hangi parayla yolculuk yapacaktır?
Bu rakamlar da göstermektedir ki araştırmalar gerçekleri yansıtmaktan çok ama çok uzaktır.
Buna ilave olarak, kredi kartı borçluları ve yoksulların tüketici gruplar içindeki durumu büyük bir felaketin de habercisidir.
Ekonomi yönetimi, vatandaşın aşırı borçlanmasının önüne geçmek isterken bunun sebebini bugüne kadar hiç sorgulamamıştır.
Bu yol kesme operasyonunun esas hedefi borçlarını zamanında ödeyemeyen veya bu süreçte ödemelerini düzenli olarak yapamayanlardır.
Hükümet bu duruma bir çözüm bulmak yerine suçlu avına çıkmıştır.
On bir yıldır iktidarda olanlar acaba “Türk Milleti Neden Borçlanıyor?” “Bunun Sorumluları Kimlerdir?” sorusunu hiç mi kendilerine sorma lüzumunu hissetmemişlerdir?
Bugün tüketici kredilerinin üçte biri, aylık geliri 1000 TL olanlar tarafından kullanılmaktadır. Tüketici kredisi kullananların yüzde 60’ının ortalama geliri 2000 TL’nin altındadır. Söz konusu grubun yüzde 51’i kamu görevlisidir. Bunların tüketimlerini kısarak cari açığa çare bulacağınızı mı sanıyorsunuz?
Aylık 2000 TL’nin altında geliri olanların neden bu borçlanma batağına düştükleri çok açıktır.
Bir kere bu insanlar kazandıkları paralarla geçinemiyorlar,
Onbir yıldır GSYH’dan kendilerine düşmesi gereken payı alamıyorlar,
AKP’nin yoksulluk siyasetine mahkûm ediliyorlar,
diğer bir ifadeyle de bu insanlar mecburiyetten borçlanıyorlar.
Çözüm, zar zor geçinen bu insanların kullandıkları kredilerin şartlarını ağırlaştırarak kısıtlamaya gitmek veya taksit sayısının azaltılmasını sağlamak değildir.
Çözüm, başta gösteriş ve şatafat olsun diye “Ak Saray” yaptıranlar olmak üzere tüm kamu ve özel kesim harcamalarının azaltmasından, yani ulusal tasarruf eğiliminin artırılmasından geçmektedir.
Çözüm, NEDEN BU İNSANLAR TÜKETİCİ KREDİSİ KULLANMAYA MECBUR KALMIŞLARDIR?Sorusuna cevap verebilmekten geçmektedir.
Hanehalkı tüketim harcamalarının GSYH içindeki payının yüzde 70,0’i aştığı, dolaylı vergilerin tavan yaptığı, zengin ve yoksulun birbirinden ayırılmadan aynı kefeye konulduğu bir

vergilendirme rejimi içindeki AKP Türkiye’sinde “ÜRETMEDEN TÜKETEREK, BU YOLA DAHA NE KADAR DEVAM EDEBİLECEĞİZ?” sorusu da elbette arkadan gelecektir.
Milliyetçi Hareket Partisi olarak biz her platformda bu konuların takipçisi olacağız ve buÇOK ÖNEMLİ BU İKİ SORU’nun cevabını hükümetten bekleyeceğiz.


Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner211