MHP'li Yalçın: Pontusçu zihniyetin mümessili...
Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkan Yardımcısı – İstanbul Milletvekili Prof. Dr. E. Semih YALÇIN’ın “AKP’li Yalçın Akdoğan ve Mahir Ünal’ın eleştirilerine cevaben” basın açıklaması yaptı.

Semih Yalçın'ın yazılı basın açıklaması şöyle:

AKP sözcüleri, 1 Kasım Seçimleri yaklaşırken en aşağılık algı yönetimi metotlarına başvurmaya başlamışlardır. Bunların; MHP hakkında koro hâlinde yalan, iftira ve karalama kampanyası yürütmelerinin, gerçek dışı iddiaları gündeme getirmelerinin sebebi bellidir.

AKP, günden güne eriyip küçülmektedir.

Milliyetçi ve muhafazakâr seçmen AKP’den ümidini kesmiş, halkı kandırdığını görmüştür.
Aldatma ve Kandırma Partisi olan AKP’nin kurmayları, MHP’nin yükselişinden telaşa düştüklerinden; çareyi belden aşağı yöntemlere başvurmakta görmüşlerdir.

Bu; aslında onlar için çare değil; çaresizlik, zavallılık ve düşkünlüktür.

Haddini ve hududunu bilmeden MHP Liderine Kanarya Sevenler Derneği kurmasını tavsiye eden AKP’li Yalçın Akdoğan’ın partisi AKP, 13 yıldır PKK Muhipleri Derneği gibi yönetilmiştir.

AKP; sırtlan, çakal ve baykuş sevmektedir. Bu hususta da benzersiz, eşsizdir.

Üstelik Akdoğan, AKP hükûmetlerinin PKK ile pazarlıklarında etkin rol oynayan isimlerin başında gelmektedir.
Kendisinden önce aynı konumda olan Beşir Atalay PKK’ya ve bölücü seviciliğe yeterince liyakat gösteremediği için, Pontusçu zihniyetin mümessili Yalçın Akdoğan bizzat Tayyip Erdoğan tarafından bu işe memur edilmiştir.

Akdoğan’ın sözlerine bakınca sanki çözüm süreci altında PKK’yı yüze çıkaran, şımartan, palazlandıran onun partisi değilmiş sanırsınız.
PKK’yı hoşnut etmek için Meclisten çıkarılan torba yasaları hazırlayan AKP değilmiş sanırsınız.

Başta Yalçın Akdoğan olmak üzere Mahir Ünal ve Efkan Ala’dan oluşan bu üç AKP’li 28 Şubat 2015’te PKK’nın siyasi kanadı olan HDP ile Dolmabahçe mutabakatını tezgâhlayan yıkım ekibinin başaktörlerindendir.

Dolmabahçe’yi imzalayan bu isimlerin Sevr’i imzalayan Hadi Paşa, Rıza Tevfik ve Halis Beyden oluşan üç isimden ne farkı vardır.
Akdoğan, İmralı canisine ricacı olmak ve onun “yüksek” görüşlerinden yararlanarak PKK’yı memnun etmek için Ada’ya kaldırılan ihanet gemilerinin rotasını ve yolcularını da belirleyenler arasındadır.

Türkiye’nin bütünlüğüne ve toplumsal barışa düşman kanlı bir örgütle pazarlığa oturarak Türk siyasi tarihinde kara bir sayfa açan, Oslo’ya ve Kandil’e “turistik” gezi düzenleyip gizlice eleman göndererek devletin ve MİT’in onurunu ayaklar altına alan Tayyip Erdoğan ve AKP hükûmetlerinin ayaza çıkmış pislikleri, alayının paçasına sıvanmıştır.

AKP’li Mahir Ünal da MHP Lideri hakkındaki açıklamalarıyla bu partinin yalancılığına ve sıkı palavracılığına “seçkin” bir numune olmuştur.
Bu şahsın; Genel Başkanımız Sayın Devlet Bahçeli’nin “Bu millet bizi ne uzatıyor ne kısaltıyor ne de olduruyor.” dediğine dair iddiası, tamamen uydurmadır.

Abileri Başbakan Ahmet Davutoğlu seçim gezileri ve toplantıları sırasında MHP hakkında gerçeğe aykırı beyanlarda bulunmakta, MHP Lideri Devlet Bahçeli’yi “hayır”cılıkla itham etmektedir.

MHP’yle ilgili iftira kampanyalarına hız vermeleri, Davutoğlu’yla birlikte AKP’nin bütün sözcülerine Kaçak Saray’daki “reis”leri tarafından tembihlenmiş olmalı ki artık hepsi aynı “çatal dil”le konuşmaktadır.

Oysa gecen haftaki televizyon programında Sayın Bahçeli, Davutoğlu ile görüşmelerinin iç yüzünü açıklamış, ülkenin çok ihtiyaç duyduğu sırada bir koalisyon hükûmetine asıl hayır diyenin Başbakan olduğunu ortaya koymuştur.

Üstelik büyük bir fazilet, siyasi nezaket ve ahlak örneği göstererek Davutoğlu’nun saklı kalmasını ısrar ve ricayla istediği beyanlarını ortaya sermemiştir.

Buna rağmen başta Ahmet Davutoğlu olmak üzere Yalçın Akdoğan ve Mahir Ünal gibi AKP sözcülerinin büyük bir nezaketsizlik ve çıkarcılıkla MHP Liderini suçlamaları, seviyeyi düşürerek belden aşağı vurmaları; bunların hepsinin ayinesinin kirli, yüzlerinin çirkin, yüreklerinin kapkara olduğunu göstermektedir.

İhanet senaryosunda başrol üstlenen bir siyasi partinin sözcülerinin, maçaları sıkışınca MHP’ye saldırmasını yadırgamıyoruz.
Çünkü bunların pisliklerini sayıp döken MHP’nin haklılığı ortaya çıkmıştır.

Bunun içindir ki açıkta ve cürmümeşhut hâlinde milletimize yakalanan AKP kurmayları, hanemize tecavüze kalkışmıştır.
AKP’liler, hem suçlu hem güçlüdür.

Mecliste azınlıkta kaldığı hâlde Anayasa ve yasa tanımaz Tayyip Erdoğan’ın güdümünde tek başına iktidardaymış gibi hükûmet eden, buna rağmen Türkiye’yi sorunlar ve terör sarmalından çıkarmayı beceremeyen bir partinin, asıl sorumluluklarını bir kenara bırakıp MHP’yle uğraşması; aczin, sefilliğin ve kepazeliğin yansımasıdır.

PKK, AKP’yi yönetenlerden Dolmabahçe’de, Oslo’da, İmralı’da ve Kandil’de verdikleri sözleri tutmalarını istemiştir.
Sözler yerine gelmeyince de PKK, 7 Haziran’dan sonra kanlı saldırılarına başlamıştır.

Başta Erdoğan, Davutoğlu ve Akdoğan olmak üzere AKP sözcüleri, sadece 7 Haziran sonrasındaki PKK eylemleriyle ortaya çıkan kanlı bilançonun sorumlusu değildir.

2002’den sonraki bütün cinayetlerin ve bitmek bilmeyen şehit cenazelerinin vebali de bu “yıkım ekibi”nin omuzlarındadır.
Bugüne kadar PKK’ya vermedik taviz, doğu ve güneydoğuda teslim etmedik alan ve terk etmedik icraat bırakmayanların; şimdi sorumluluğu başkalarına yüklemeye çalışmaları utanmazlığın en büyüğüdür. Siyasi aymazlığın, pişkinliğin dik âlâsıdır.

AKP; politikayı bayağılaştırmış, ahlaksızlaştırmış; yalan ve iftirayı siyasi propagandasının temel malzemesi hâline getirerek geleneksel değer ve birikimlerimizi ayaklar altına almıştır.

Hilekârlık, entrikacılık, yalancılık, iftiracılık ve dedikoduculuk; AKP’nin mezhebi, meşrebi, mesleği ve politik sıfatları hâline gelmiştir.
Türkiye; seçmen nezdinde inandırıcı görünmek için her beşerî değeri çiğnemekten kaçınmayan, insan haysiyetini ve şerefini göz ardı eden AKP marifetiyle sadece terör sarmalına değil, siyasi ahlaksızlık anaforuna da düşürülmüştür.

Ancak bilinmelidir ki mülevves ağızlardan çıkan sözlerin, milletimiz nezdinde kıymet-i harbiyesi ve karşılığı yoktur.
Adları ve varlıkları geçmişte kalan birçok parti gibi, AKP de adım adım tabela partisi olmaya, bitişe doğru sürüklenmektedir.
Çünkü yalan ve iftiranın hasadı hüsrandır.

Türk milleti 7 Haziran’da olduğu gibi 1 Kasım’da da AKP’ye “Hayır!” diyecektir. AKP tabelaları bir gün siyaset çöplüğünü dolduracaktır.
Türkiye’yi sorunlara boğan karanlık ampulü de sonsuza kadar sönecektir. Ama 46 yıllık köklü bir dava partisi olarak MHP, Türk siyasi hayatındaki onurlu mevkiini muhafaza edecektir. Türk varlığının, milletimizin birlik ve bütünlük azminin, hür ve bağımsız yaşama iradesinin sembolü olan üç hilalli bayrağıysa meydanları süslemeye devam edecektir.



Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner211