MHP'li  Bozyel

MHP Genel Sekreter Yardımcısı Abbas Bozyel EtikHaber'e özel açıklamalarda bulundu. Bozyel "Eski diye mazimizi yok farz edemeyeceğimize göre, yeni diyerek de her rüzgâra yelken açanlara prim vermemiz de, söz konusu olmayacaktır."

Bozyel açıklamasında "Yeni MHP sözleriyle Türk milliyetçiliğinin ve ülkücü hareketin eksen kayması hedeflenmekte, değişim çağrılarıyla da bizi biz yapan dava ruhunun üzeri örtülmek istenmektedir."

Abbas Bozyel'in EtikHaber'e yaptığı açıklama şu şekilde:

‘Yeni MHP' Sözleriyle Ne Anlatılmak İsteniyor? ‘Değişim' Çağrılarıyla Neyin Üzeri Örtülüyor?

Milliyetçi Hareket Partisi 10.Olağan Büyük Kurultayı'na hızla hazırlanmaktadır. Bu demokratik yarışın erdem ve faziletle sonuçlanması, elbette ki samimi dava insanlarımızın ortak temennisidir.

Milliyetçiliğin demokrasiyle onlarca yılı aşan beraberliği, bu kongremizde milli vicdanların sesi, sözü ve mesajı olacaktır. Öncelikle buna derinden inanıyorum.

Şüphesiz her kongre; ‘heyecanın ve tazelenmenin' de bir miladıdır.

Bu anlamda, kongreler; ‘yüksek hedeflere, aydınlık ufuklara varma' iddiasının, teyit edilerek somutlaştığı demokratik ortamlardır.

Dolayısıyla bugün ülkemizde asıl anlam ve ruhundan koparılan demokrasi anlayışı, bilinmelidir ki yalnız; partimizin ve liderimizin ülke yönetiminde inisiyatif almasıyla doğal kulvarına girecek, doğru mecrasına kavuşacaktır. Düşüncem, hissiyatım ve tespitlerim bunu göstermektedir.

Bugüne kadar millet sevdasıyla yolunu çizen, vatan ve bayrak aşkıyla zorlukları geçen, şehit ve fedakârlıklarla her bedele seve seve katlanan Üç Hilal, bundan sonra da; milletimizin artan ilgi ve sahiplenmesine mazhar olmayı sürdürecektir.

Zira siyaseti; ilke ve inanç boyutuyla ele alan, dürüst ve düzgün hayatıyla milliyetçi-ülkücü hareketin önüne düşen Sayın Genel Başkanımız Devlet Bahçeli Bey, bu süreçte en büyük güvencemiz ve rehberimiz olarak bizi, yakın geleceğin kutlu başarılarına kavuşturacaktır.

Bu dilekten öte gerçekleşecek mukadder bir durumdur.

Pekâlâ, ben de kongre öncesinde bazı şahsiyetlerin genel başkanlık makamına talip olduklarını ve bu paralelde siyasi çalışmalarda bulunduklarını herkes gibi, yakından takip etmekteyim.

En tabii bu demokratik mücadelenin normal ve olağan şartlarda iki yönü olacaktır. Bunlardan birincisi usule, diğeri ise esasa yöneliktir.

Usul açısından konuya bakarsak, tarafların genel başkanlık iddiasını seslendirerek ortaya çıkmaları ve gerekli destek arayışına girmeleridir.

Yukarıda da vurguladığım gibi, bu tercih demokratik bir yarışın ve seçeneğin en yalın halidir.

Meseleyi esası bakımından irdelersek, adaylık süresince dile getirilen fikir ve görüşleri de masaya yatırmak zarureti, fazlasıyla kendisini gösterecektir.

Özellikle, Milliyetçi Hareket Partisi'ni kayyuma devretmeyi dahi göze almış bir zaafın sergilediği çelişkiler, her kalıba giren ifadeleri, kopya yöntemleri ve fırsatçıları harekete geçirmek için müracaat ettiği kof taktikleri üzerinde de durmakta, esas bakımından muhakkak ki yarar vardır.

"Yeni MHP" ve "Değişim" kavramları bu minvalde bizce malum çevrelerden ödünç alınarak pusula yapılmıştır.

‘Yeni-yeni diyerek' başkalarının eskittiği kelime oyunlarını 43 yıllık derin hafızaya giydirmeye çalışmakla, kimlerin dikkati çekilmek veya kimlere mesaj verilmek istenmektedir?

Herkesin dilinde pelesenk olan ve her kılığa sokulan ‘değişim' çağrılarından gerçek maksat acaba nedir?

Önce bunlar sorgulanmalı ve cevapları verilmeli, ardından da demokratik hakkın bu zihniyetler tarafından ne kadar meşruiyet ve ahlak ölçülerine sadık kalınarak benimsendiği tartışılmalıdır.

Yeni diye takdim ve çığırtkanlığı yapılan ifade kronolojik midir? Diğer bir deyişle, zaman itibariyle bize en yakın olan en yeni midir?

Bu soruya verilecek en tutarlı cevap şudur: Bugün aldığımız otomobil veya evi, dün aldıklarımızdan daha yeni kabul etmek lazımdır. Oysaki, burada yeni olan ev ya da otomobil değil, satın alma hadisedir.

Yeni, kullanılmamış mı demektir?

O halde 20 yıl evvel aldığımız ve hiç kullanmadığımız bir kumaş, bir ay önce aldığımız her neviden giysiden daha yenidir. Bu misalde de yeni olan şey kumaşın tarihi, rengi, deseni değil; yıpranmamış olmasıdır.

Yeni, gençlik ve tazelik midir?

Buna göre, doğuş ve serpiliş dönemlerinde genç olan medeniyetler, bugünkünden daha yeni sayılmalıdır. Yani yeni olan şey, bugüne göre değil, zamanına göre bir izafiyet ifade etmektedir.

Öyleyse yeni, daha sonra ve daha başka olan mı demektir?

Yaşlı bir kişi, ki çocukluk devrelerine göre hem daha sonra hem de daha başkadır, yeni sayılmalıdır. Burada yeni olan çocukluk daha sonra değil, daha evvel olduğu için yenidir.

‘Yeni', kendinden önce görülmemiş olan mı demektir?

Bu durum karşısında her eski şey yenidir. Zira eskidikçe, önceki haline benzemeyecektir.

‘Yeni', eskimemiş olan şey mi demektir?

Velhasıl bu soruya verilecek cevap, dünya asırlar evvel ve insanoğlu da başlangıcında yenidir şeklindedir. Ne var ki şimdi eskimişlerdir.

Yeni adına türettiğimiz değişik neviden sorular ve cevapları bir gerçeği açıklıkla deşifre etmektedir:

‘Yeni' esas bakımından kaypak ve aldatıcı bir kavramdır.

Fertlere, eşyalara bakarsak yeni olarak başladıklarını ve sonra da eskidiklerini görürüz.

Cemiyetler, fikirler, kültür ve uygarlıklar hem eski hem de bir o kadar da yenidirler. Türk milleti de eskidir, Türk milliyetçiliği de eskidir; ancak sürekli yenileşme patikasındadır.

Kendi kendimiz kalabilmek ve değerlerimizle rabıtamızı sağlamlaştırmak için tecrübeye ve olgunluğa ihtiyaç vardır.

Eski diye mazimizi yok farz edemeyeceğimize göre, yeni diyerek de her rüzgâra yelken açanlara prim vermemiz de, söz konusu olmayacaktır.

‘Yeni' diye yutturulamaya, ‘değişim' diye propagandası yapılmaya çalışılan muamma ve şaibenin; köklerimizden, kimliğimizden ve bizi biz yapan tertemiz ülkülerimizden alacaklı gibi hareket etmesi de; şu zamanın garip ve manidar bir cilvesi olsa gerektir.

Kendimizi tanımamız, hafızamızın ve hayallerimizin tuvalinde geleceğin ideallerini zirveleştirmemiz için, başkalarının ipine sarılarak farklılık göstermeye uğraşan kurnaz mizaçları iyi bellemek durumundayız.

Milliyetçi Hareket Partisi'nin başına ‘yeniyi', ülkücülerin önüne ‘değişimi' koymayı aklından geçiren siyaset üslubu önce bunları anlamalı, önce bunlar üzerine tefekkür zahmetine girmelidir.

İktidar anahtarını yanlış paspasın altında arayanlar; kendilerine verilen her krediyi, gösterilen her ilgiyi ve uzatılan her eli vefasızlıkla cevaplarken sadakat konusunda sınıfta kaldıklarını, böylelikle en önemli ahlaki değerimizden muaf hale geldiklerini inşallah kısa süre içinde idrak edebilirler.

Siyasi fikirler, siyaset kurumları ve simaları, her şeyden önce sadakati vazgeçilmez bir gereklilik, tayin ettikleri ilkelerine bağlı olmayı yeri dolmaz bir zorunluluk olarak görmelidir.

Tarihine sırt çevirenler, hatıralarını dışlayanlar ve yeni diyerek küresel çevrelerin gözüne ısrarla girmeyi amaçlayanlar ne kendi gibi kalabilecekler, ne de yerleşmeye çalıştıkları alanın yenisi olacakladır.

Bir insanın veya bir milletin yaşamak için değişmesi şarttır. Buna bir diyeceğim yoktur. Ancak üzerinde durmamız gereken husus, değişmeden sabit kalan yan ve tarafların ne olması gerektiği hususudur.

Elbette bizim her türlü değişim yozlaşmasından koruyup sakınacağımız tarafımız benliğimiz, ahlak ve şahsiyet ölçülerimizdir.

Bu ister birey, isterse de siyasi parti olsun böyle olmalıdır.

Milliyetçi Hareket Partisi de bunu başarmış, çilelere ve ihanetlere bu şekilde meydan okumuştur.

Merhum Başbuğumuz Alparslan Türkeş'in vasiyeti, liderimiz Sayın Devlet Bahçeli'yle yükseklere tırmanıyorsa inanın bu sayede olmuştur.

Biz hatırlarımızla bugünümüzü düne, bugünkü benliğimizi geçmişe bağlıyoruz.

Dava, millet ve vatan idrakini bu şekilde canlı ve diri tutuyoruz.

Hem Milliyetçi Hareket Partisi hem de Türk milleti, bana göre iki yolla varlığını idame ettirecektir.

İlk olarak sağlam ve samimi ellerin sorumluluk almasıdır. Bu hassasiyet, 14 yıl önce, Başbuğumuz sonrası Partimizde, Sayın Devlet Bahçeli'nin hareketimizin lideri olmasıyla; sağlanmıştır.

Sıra Sayın Genel Başkanımızın ülkenin yönetim ve iktidar sorumluluğunu demokratik vasıtalarla üstlenmesine gelmiştir.

Bunun için her milliyetçi-ülkücünün çalışması ve mücadelesi, telafisi olmayacak bir mecburiyettir.

İkinci olarak, kendi kendisi kalarak, geçmiş ve geleneklerine tutunarak bu devamlılığı sürdürecektir.

Hülasa diyeceğim odur ki, müphem kavram ithalatçısı ve MHP'nin omurgasını kaydırmayı yol olarak belirlemiş birisinin, bunların ne kadar farkında ve şuurunda olduğunu elbette bilmem çok zordur.

Ama bildiğim bir şey varsa o da şudur:

4 Kasım Kurultayında milliyetçi-ülkücü hareket yeni MHP uydurmasını ve değişim laçkalığını şüpheye yer bırakmayacak şekilde sandığa gömecek ve vicdanlarda aklanmayan isimlere gerekli ikazı, büyük bir coşkuyla yapacaktır.

Bu aynı zamanda 43 yıllık emanetin ehil ellerdeki devamlılığını tescil eden muhteşem bir milli hamle olacaktır.

Başlıkta sorduğum soruyu sonuçta cevaplayacak olursam şunu söyleyebilirim:

Yeni MHP sözleriyle Türk milliyetçiliğinin ve ülkücü hareketin eksen kayması hedeflenmekte, değişim çağrılarıyla da bizi biz yapan dava ruhunun üzeri örtülmek istenmektedir.

Ancak ikbal yolunda hakikatle yollarını ayırarak mağrurlaşanlar; para ve asılsız vaatlerle delegelerimizin aklını çeleceğini zannedenler, 4 Kasım'da büyük bir şaşkınlığa uğrayacaklardır.

Çünkü doğrunun, hakkın ve ülkünün muhterem temsilcileri, ne ‘liderlerinden' ne de ‘lider Türkiye' yemininden ayrılmayacaklardır.


Anahtar Kelimeler:
EskiMhp. YeniAbbas Bozyel
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner211