MHP?li Çetin; Egemen Güç Türk Milletidir

AKP hükümeti, açılım adıyla başlattığı süreci müzakere aşamasına getirdiğine göre, bu müzakerelerin mütarekeye dönüşmesi de bir zaman meselesidir. Bu kavramlar millet hafızasında kullanılmayalı o kadar uzun zaman oldu ki, birbirine karıştıranlar olabilir. Türk Dil Kurumu sözlüğü müzakereyi, bir konuyla ilgili görüşme olarak tanımlıyor. Mütareke ise, savaşan tarafların belli bir süre için ateşi kesmesi demektir. Tıpkı Birinci Dünya Savaşında hala on ayrı cephede savaşabilen Osmanlı'nın önüne galip devletlerin koyduğu Mondros Mütarekesi gibi. O zamanki mazeretimiz belli idi! Birlikte savaşa girdiğimiz Almanya yenilince biz de yenilmiş sayılmıştık! Öyle bir silah bırakma anlaşması imzalatmışlardı ki, 600 yıllık devletimiz yerle bir olmuştu. Cephede mağlubiyet bayrağı çektiremeyen, Çanakkale'yi savaşarak geçemeyenler bu mütarekeye dayanarak diledikleri yerleri işgal ettiler, Sevr gibi Türk milletini yok edecek bir anlaşmayı önümüze getirdiler. Türk milleti bu karanlık dönemi, ancak bir kurtuluş savaşı vererek sona erdirmeyi başarmıştı. Yeni devletimizi ve egemenlik haklarımızı, milletçe topyekûn bir milli mücadele vererek ve pek çok parçamızı geride bırakma pahasına kurmayı başarmıştık.

Şimdi bakıyoruz, milletçe bağımsızlık mücadelesi vererek kurduğumuz Türkiye Cumhuriyeti, adeta bir çadır devleti gibi yönetiliyor. Öyle hatalar yapılıyor ve tekrar ediliyor ki, kendi geçmişimizin dahi unutulmuş olduğu görünüyor. Bu bağlamda, dağdaki teröristin düz ovaya indirilerek sırtlarındaki üniformalarla karşılandığı, devletin mahkemesinin ayaklarına götürüldüğü Habur'daki rezaletler bizim milli mücadelemize ve devletimizin varlığına gölge düşürecek cinstendi. Habur'dan ders çıkarmak yerine AKP hükümetinin kafasının gerisindeki planını ısrarla uygulamaya çalıştığını Oslo görüşmelerinin kamuoyuna yansımasıyla öğrendik. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın daha İstanbul belediye başkanı olmadan önce diline doladığı Türkiye'deki etnik kimlikler söylemiyle, terör örgütünün aynı minvaldeki görüşlerinin örtüştüğü bir tabloyla karşı karşıyayız.

Recep Tayyip Erdoğan, milletin tepkilerinden çok emin olamadığı için bilhassa terör örgütü ile ilgili attığı adımları önceleri gizli saklı yapıyordu. Milliyetçi Ülkücü Hareket'in Tayyip Erdoğan'ın niyetini açık etmesi üzerine de, bu işleri yapanın şerefiyle ilgili çok büyük laflar ediyordu. Şimdi bakıyoruz, hiç gizleme gereği duymuyorlar ve ellerindeki silahları milletimize doğrultmuş uluslararası cinayet şebekesiyle müzakereler yapıyorlar. Terör örgütüne kapalı kapılar ardında neler veriyorlar ve karşılığında ne elde ediyorlar, belli değil. Ne oluyor, haberimiz olmadan biz bir savaş daha kaybettik de teslimiyet anlaşması mı imzalıyoruz? Bu işlerin baş müsebbiplerinden bir eski başbakanın deyimiyle "üç beş çapulcu", Türk devletini esir mi aldı? Irak'ın kuzeyi ve bilhassa Kerkük ve Suriye ile ilgili Amerika'ya nasıl bir diyet borcunuz var ki, küresel bir plana kendinizle birlikte Türk Devletini de alet ediyorsunuz!

Kanlı terör örgütünün silah zoruyla istediği talepleri her ne ad altında olursa olsun yerine getirmeyi kimse bize izaha kalkışmasın. Sadece bize değil, kamuoyuna, Türk milletine de bu rezaleti ne izah ne de kabul ettirebilirsiniz. Koskoca Türkiye Cumhuriyeti'ni terörist bir örgütle muhatap etmek asla kabul edilemez. Teröristbaşını ve örgütünü Türk devletinin muhatabı yapmak, ya devleti terör örgütünün seviyesine indirmektir; ya da terör örgütünü devletin seviyesine yükseltmektir.

Türk milletinin egemenlik hakları, hiçbir siyasi parti ve hükümet tarafından oldubittiye getirilerek bir başka güce devredilemez, paylaşılamaz, eş koşulamaz. Bu toprakların yegâne egemen gücü büyük Türk milletidir. Bu gücünü de masa başındaki değil, cephede döktüğü kanıyla sınır çizerek kazanmıştır. Anayasanın 66. maddesinde tanımlandığı üzere, Türkiye Devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türk'tür. Bu milleti değişik adlar altında ayrıştırmaya ve bölmeye çalışmak, o parçaların hiç birinin hayrına değildir. Türkiye'yi Irak'ın, Suriye'nin pozisyonuna düşürmeye cüret edenlerin hesabı yanlıştır, onlar yanılgıdadırlar.

Başbakan Tayyip Erdoğan ve ekibinin 90 sene sonra sahneye koyduğu müzakere tiyatrosunun ikinci perdesi olan mütarekeye geçilmeden önce biz uyarımızı yapalım. Şimdiye kadar sergilediğiniz tiyatronuzun dekorları dökülmeye, maskelerinizin ardındaki gerçek yüzleriniz görülmeye başlamıştır. Bir ay önce teröristle kucaklaştıkları için dokunulmazlıklarını kaldırmaya çalıştığınız BDP'liler sizin yanınızda daha masum kalmışlardır. Çünkü siz hem BDP'lileri, hem İmralı'daki bölücübaşını, hem de Kandil'deki uluslararası katiller çetesini kucaklamış vaziyettesiniz.

Bölücübaşının odasına bizzat başbakanın verdiği emirle televizyon koydurduğu bir ortamda, önceleri dile getirilen "yatla adadan alındığı, Amerikalılarla görüştürüldüğü, Bursa'da bir çiftlikte ağırlandığı" iddialarını da hafife almamak gereklidir. Kaldı ki, başbakanın talimatlarıyla en üst düzey devlet görevlilerinin neredeyse İmralı'da yatıp kalktıkları malumdur. İşin bununla da sınırlı tutulmadığı, Kandil'e de bir heyetle gidilerek pazarlıklar yapıldığı söylentileri ayyuka çıkmıştır.

MHP'nin sürekli olarak Kandil'e gidilmesi çağrısında bulunduğu Başbakan Tayyip Erdoğan, bozkurtları yine yanlış anlamıştır. MHP Mehmetçikle Kandil'e girilmesi gerektiğini dile getirirken, Tayyip Erdoğan İmralı-Kandil arasında elinde beyaz bayrakla koşturmaktadır.

Ve maalesef AKP hükümetinin artık gaflet aşamasını geçerek dalalete ulaşan aymazlıkları, Türk Devletini hiç olmadığı kadar zafiyete düşürmektedir. Devletin bütün kurumları salt meclis aritmetiğiyle teslim alınmış, STK'lar, aydınlar ve en önemlisi dördüncü güç medya üzerindeki etkiyle kamuoyunu diledikleri gibi yönlendirir hale gelmişlerdir. Gerçekte ne olduğu bu sayede rahatlıkla gizlenerek, insanlarımızın algısı ustalıkla yönetilmiştir.

İmralı süreci olarak adlandırılan müzakerelerden anlaşılmaktadır ki, Türkiye'de devlet AKP hükümetinin izlediği politikalarla savunmasız hale gelmiştir. Binlerce yıllık devlet geleneği olan bir büyük milletin, sadece idarecilerini teslim alarak devletini tasfiye edemezsiniz. Atatürk'ün dediği gibi, devletimizi temsil edenleri ikna etmiş ve onların şahsi menfaatleriyle büyük güçlerin siyasi emellerini birleştirmiş olabilirsiniz, bütün ordularımızı dağıtmış, tersanelerimize girmiş ve kalelerimizi zapt etmiş olmanız da yaşanmamış bir hadise değildir.

Ancak unutulmasın ki milletimiz, devlet olma idrakinden yoksun Damat Ferit'lerden mührü alarak asli sahibine tevdi etme ferasetine sahiptir.

BÖLÜCÜLÜK BELASI

Türk milleti daha 90 yıl evvel koskoca bir cihan imparatorluğunu bölücülük fitnesinin önünü alamayarak kaybettiği için, bugün bizim kamuoyunu en çok bölücülük tedirgin eder. Çünkü Osmanlı'nın yıkılışı esnasında eldeki bir avuç Anadolu topraklarını korumanın ve kaybedilenlerin bedelini bu millet çok ağır ödemiştir. Allah var, dünyanın en nadide toprakları olan Anadolumuzun başından da bölücülük belası hiçbir zaman eksik olmamıştır. Hele de zaman zaman alevlenen bölücülüğün üzerine şimdiki gibi gafil hükümetler eliyle su yerine benzin sıkıldığında, bölücülük azmış da azmıştır.

Elindeki silahla masumları katleden, devletin düzenini yıkmaya çalışan, milletin varlığına kast eden etnik temelli bölücülüğün çirkin yüzünü millet olarak yakından biliyoruz. Ancak Türk milletinin en büyük düşmanı olarak bölücülüğü işaret ederken, yalnızca etnik temelli ayrışmayı amaçlayan bölücülüğü kastetmiyoruz. İnsanımızın kanını döken, birliğimizi ve düzenimizi yok etmeye çalışan bölücü terör kadar tehlikeli başka bölücülüklerle de karşı karşıyayız. Milletin birlikte, bir arada olmasını engelleyen hangi düşünce olursa olsun bunun adı bölücülüktür.

Günümüzde bölücülüğü yalnızca etnik bölücülük veya mezhepçilik gibi algılayanlar veya irtica gibi sunanlar asıl büyük tehlikeyi küçülterek toplumu yıllarca uyuttular. Büyük Türk milletinin yaşadığımız coğrafyadaki birliğini beraberliğini ve geleceğini karartmaya yönelik her düşünce, her kavram bölücülük olarak nitelenmelidir. Etnik bölücüleri tehdit olarak sayacağız da, Avrupa'da din adına burası milli görüşçülerin camisi, burası Caferilerin camisi diye yüce dinimiz İslam bünyesinde bölücülük yapanları görmeyecek miyiz? Ailesinin rızkını seferber ederek eğitim almış, ülkesine hizmet için can atan liyakatli, kabiliyetli yetişmiş beyinlerimizi "Bu benden değil" diye dışlayanların yaptıkları bölücülük değil de nedir? Ticarette hak etmediği kazancı yandaşlarına verenlerin hak sahiplerini dışlayan tavırları en büyük bölücülüktür. Eğitim alan öğrenci başarılı olsa bile belli cemaatlerden veya fikirden olmadığı için ilerleyemiyorsa bu da bölücülüktür. Camilerin tarikatlar arasında bölüşülmesi, cemaatin ayrıştırılması, ticarette, sanatta ya da sporda hakkaniyetten uzaklaşılarak sırf yandaşlık çerçevesinde yapılan ayrımcılıklar da bölücülüktür.

Bölücülüğü sadece etnik bölücülük dar alanına hapsederek diğer bölücülüklerin görmezden gelinmesi, milletimizin bünyesine zerk edilen hastalıkların vücudu sarmasına, yabancılaşmaya ve çözülmeye sebep olmaktadır. Dünyadaki büyük devletlerin kendi toplumlarının ayrışmasına nasıl müsaade etmediğini ve milli kimliklerini yüceltecek ne gibi çalışmalar yürüttüklerini ibretle takip etmek gereklidir. Küreselleşme adı altında milli devletlerin sınırlarını aşındıranlar, bütün dünyaya kendi kültürel kimliklerini ve insan modellerini dayatıyorlar.

Ülkemizin coğrafi olarak bölünme tehlikesinden daha vahimi beşeri bölünmüşlüğümüz olacaktır. Bu yüzden Türk milletinin kendi kültürel kodlarını korumaya, toplumsal birliğini sürdürmeye büyük ihtiyacı vardır. Etnisiteye, mezhebe, tarikata ya da bölgeye dayalı ayrıştırmacı politikalara karşı Türk İslam kimliği bu topraklardaki en büyük birleştirici unsurdur. Bu maya bin yılı aşkın tarihi tecrübeyle damıtılarak bu topraklarda kök salmış ve bir daha ayrılması mümkün olmayacak bir şekilde insanlarımızı birbirine perçinlemiştir. Milli devlet yapımız, insanımızı çevremizdeki bütün diğer dindaşlarımızdan ve millettaşlarımızdan ayrıcalıklı bir konuma getirmiş, dört bir tarafımızdaki yangına rağmen korunak vazifesini şimdiye kadar sürdürmüştür.

Etrafımızda ardı ardına çıkarılan yangınların ülkemize sıçraması an meselesi iken, hangi amaçla ve görüntü altında olursa olsun insanlarımızın arasına nifak tohumları ekmek bu toprağa ve onun gerçek sahibine ihanettir. Farklılıklarımızı ayrılık ve nifak tohumları ekmek için bahane yapmak yerine, bütünlüğümüz içerisindeki zenginlikler olarak görecek bir zihniyeti ülkemizde hâkim kılmadığımız sürece bölücülük belasından da çekmeye devam ederiz.

ŞEFKAT ÇETİN

ORTADOĞU



Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner211